BİSİKLET CENNETİ

7 saat rötar ve Schiphol Havaalanı’ndaki kar nedeniyle uçağımızın iptal olmasına rağmen, bir gün geç başlayan iki buçuk günlük kaçamağımız, yine de ilaç gibi geldi. Her türlü aksilikle başlamasına rağmen sevdiğin arkadaşlarınla birlikte çıktığın tatilin tadı ve anıları da bir başka oluyormuş.


Bu yurt dışı seyahatinde bir geleneği bozarak, ev kiralamak yerine otelde kalmayı seçtik. İşte bu noktada size www.priceline.com’u öneriyorum. Sistem “teklif verme” mantığı üzerine çalışıyor; ancak küçük bir hatırlatma; sadece fatura için Amerika’da bir adres vermek gerekiyor. Biz bir arkadaşımızın adresini kullandık. İstediğiniz otel özelliklerini seçip (yıldız sayısı, merkeze yakınlık gibi) ekrana gelen seçeneklere kendi ödemek istediğiniz rakamı sunuyorsunuz. 5 yıldızlı, merkeze çok yakın bir otelde geceliği ortalama kişi başı 50$ gibi rakamlara konaklayabiliyorsunuz. Sitede bir de hızlı teklif (express deal) seçeneği var. Bu bölümde otelin bölgesini ve yıldız sayısını veriyor eğer beğenirseniz teklifi kabul ediyorsunuz. Otelin ismini o aşamadan sonra öğreniyorsunuz. Biz bu bölümü kullandık. Otel araştırırken bu siteye bakmanızı tavsiye ederim. Biz NH Barbizon Hotel’de konakladık. Özellikle üst kattaki odaların ahşap üçgen çatılı tavanları kendimizi tam da Amsterdam’da hissetmemizi sağladı. Temizlik ve lokasyon açısında da kesinlikle tavsiye edebileceğim bir otel. Normalde oda fiyatları yüksek kalmaktadır, biz teklif vererek uygun rakama konaklayabildik.


Uçağımız iptal olduğundan otele bir gece geç giriş yapabildik. Aslında biraz da şansımızı denemek için Priceline’ın Amerika’daki müşteri hizmetlerini aradık ve durumumuzu anlattık; müşteri hizmetlerinde çalışan bayan hemen otelimizi arayarak, konaklamadığımız gecenin ücretini kartımıza iade etti. Promosyon fiyatlarında bile bu davranışta bulunmaları özellikle dikkat çekici ve memnun ediciydi.


Yola çıkarken kültürel amaçlı hareket ettiğimiz pek söylenemez, o nedenle yazımda müzelerle ilgili çok detaylı bilgiler bulamayabilirsiniz; ancak gezdiğimiz yerleri elimden geldiğince özetlemeye çalıştım.


Amsterdam’da herşey insanın rahatlığı düşünülerek tasarlanmış. Uçaktan iner inmez, havaalanından başınızı çıkarmadan trenle 15 dakikada şehrin göbeğinde olabiliyorsunuz. Yazıları takip etmeniz yeterli. Otomatik bilet gişeleri her yerde. Kredi kartı veya nakit kullanabiliyorsunuz, kişi başı 3,80€. Ve tabii istasyondan adım atmaz sizleri sokaklarda yüzlerce bisiklet karşılıyor. İnsan kendini gerçekten özgür ve mutlu hissediyor bu şehirde. Bir bisiklet hayal edin; önünde sepeti, sepetin içinde soğuktan üşüse de kardeşiyle oturmaktan mutlu sarışın mavi gözlü 2 çocuklar ve o bisikleti kullanan bir anne (yaşı kaç olursa olsun). Bu kareden yüzlercesi sizi karşılıyor. Ankara’da bisiklete binerken çukurlara takılmamak ve ezilmemek için gösterdiğim çabayı düşünüp hayıflanıyorum…


İstasyon Dam Meydanı’na 10 dakika yürüme mesafesinde. Şehrin düzenine, binaların güzelliğine bakana kadar kendinizi şehrin göbeğinde buluyorsunuz. Dam Meydanı birçok ülkedeki meydana göre nispeten küçük; ancak çevresindeki tarihi binalar ve başlayan Noel hazırlıkları, meydana “kimliğini” kazandırmıştı bile. Kanallar ve kanallara bakan evlerin içindeki sade dekorasyonlar insana huzur veriyor.


Dam Meydanı, Leiden Meydanı, Red Light gibi turistik bölgenin biraz dışına çıktığınızda Amsterdam çok daha güzel bir şehir oluveriyor birden. O yüzden özellikle Jordaan bölgesine gitmenizi tavsiye ediyorum. 17. yüzyıldan kalma evler, kendine özgü dükkanlar ve kafeleriyle; kendinizi “gerçek” Amsterdam’da hissedebileceğiniz bir bölge. Biz burada, akşam yemeği için “La Oliva”ya gittik (http://www.laoliva.nl/). Güzel bir müzik eşliğinde, sıcak bir ortamda, arkadaşlarınızla lezzetli bir akşam yemeği yiyeceğiniz şirin bir restoran. Yemek fiyatları (et-balık) ortalama kişi başı 15 Euro civarında. Tapas’ları ise gerçekten lezzetli. Bu restoranı değişik tatları sevenler için özellikle öneriyorum. Etler ve balıklar genelde tatlı soslarla geliyor. Damak tadı o kontrasta alışkın olanlara, güzel bir ziyafet. Şarabı şişe yerine ev yapımı sofra şarabı istedik. Şu ana kadar kötü bir şarap geldiğini hiç görmedim. Özellikle tatlı menüsünü de denemenizi tavsiye ederim. Menüde onlarca seçenek yok, olanlar ise gerçekten çok lezzetli. Biz çok keyif aldık, özellikle de bölgenin gündüz ve gece atmosferi bizi etkiledi. Anne Frank House bu bölgeye çok yakın (2.Dünya Savaşı boyunca günlüğünü yazdığı ve saklandığı ev, Prinsengracht no:263 www.annefrank.nl). Merkez istasyona yaklaşık 15 dakika yürüme mesafesinde. O müzeye uğrarken Jordaan bölgesini gezebilirsiniz.


Gelelim Amsterdam’ın yerel lezzetlerine. Haring ve Kroket (Kroketten). “Haring” lakerdaya benziyor ki bence daha az tuzlusu ve tadı daha az baskın olduğu için daha lezzetli. Genelde kanal kenarlarında bulunan küçük büfelerde ekmek arası olarak yiyebileceğiniz güzel bir atıştırmalık. Marketlerde konserve haring’ler yer alıyor. Seven için güzel bir hediye bence.


Kroketler ise (kroketten) acıktığınızda atıştırabileceğiniz bir diğer lezzet. Yine yol kenarlarındaki küçük dükkanlarda (Febo) bunları rahatlıkla bulabilirsiniz; ancak size tavsiyem, kroketi bir de Het Beurs van Berlage Café restoranında yemeniz (http://www.beursvanberlage.nl/cafe/) Ahşap ağırlıklı kendine özgü bir dekorasyona sahip, biraz orta çağ havası var. Masalardaki dev orkideler çok dekoratif. Kroketlerin yanında getirdikleri hardal, ekmek ve tereyağı ile ritueli tamamlayıp, lezzete lezzet katmanızı özellikle tavsiye ederim. Fiyatı ortalama 12€ civarında.


Turistik bölgede Warmoesstraat caddesi üzerinde birçok restoran var. Özellikle et yemekleri (steak) hiç fena değil. Domuz eti yiyenler için tavsiyem domuz kaburgasını (baby back rips) denemeleri. Görüntü ve lezzet olarak cezbediciydi. Fiyatı ortalama 15€ ve tabii ki yemeğe eşlik eden güzel bir sofra şarabını istemeyi unutmayın.


Heineken Müzesi’ne 3 saatinizi ayırabilirsiniz. Biranın tarihi, üretim aşamaları ve sonunda ikram edilen taze soğuk bira(lar), katılabileceğiniz 5 boyutlu simülasyon, çeşitli oyunlar ve Heineken şişesinin üzerine isminizi yazdırıp alabileceğiniz bir şişe bira ile vaktinizin nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. Müzeye giriş 15€. Pazartesi-Perşembe saat 19:30 kadar açık, diğer günler 20:30. (http://www.heineken.com) Bira şişesine adınızı yazdırmak ayrı bir ücrete tabi, yanlış hatırlamıyorsam 6€ civarındaydı.


Gelelim Amsterdam’ın ucsuz bucaksız parklarına. Bizim zamanımız olmadığı için sadece Vondelpark’a uğrayabildik (Stadhouderskade Museum Quarter), baharda elinize kitap/dergi alıp saatlerce uzanabilir, uzun yürüyüşler yapabilirsiniz. Parka girdiğinizde sonunu görememek ve sonu yokmuş gibi gelen yeşilin verdiği huzur soğukta bile çok güzeldi. Vondelpark, Rijksmuseum ve onun önündeki meşhur “I Amsterdam” yazısına çok yakın. Müzede; Rembrant, Vermeer gibi ressamların 400’den fazla eserini sergilenmektedir. 13 Nisan 2013’te restorasyonu tamamlanacak olan müze Hollanda’nın Orta Çağ’dan itibaren tarihini de yansıtmaya devam edecektir. 13 Nisan ve sonrasında orada olacak şanslılara imreniyorum… (https://www.rijksmuseum.nl/en?lang=en&gclid=CJ3G6dn3gLUCFYVb3god3FsAYg)


Bir diğer alternatifiniz ise tabii ki Van Gogh Müzesi. Dünyanın en geniş koleksiyonuna sahip; ancak küçük bir hatırlatma, bu müzedeki eserler de 25 Nisan 2013’e kadar Hermitage Müzesi’nin içerisinde sergilenmektedir. Giriş ücretleri 15€’dur. Van Gogh ve Hermitage Müzesi’ni birden gezmek isteyenler için bu ücret kişi başı 17,5€ olmaktadır (http://www.vangoghmuseum.nl/vgm/index.jsp?lang=en).


Amsterdam’da yürürken vakit geçirebileceğiniz bir diğer yer yer ise çiçek pazarı (Bloemenmarkt- Singel No:1013). Yüzlerce çeşit çiçek tomunu, bahçe/balkon dekorasyonu ve gökkuşağı renklerinde cümbüş. Hava kapalı ve soğuk bile olsa, gülümseten bir dokunuş… İşte size valizinize doldurulacak bir hediye daha.


Ve tabii ki peynirler. Henri Willing’i gezmenizi tavsiye ederim (www.henriwilling.com) evet biraz turistik; ancak gezerken bütün peynirleri tadıp satın alabiliyorsunuz. Güzel bir hediye daha, hem kendinize hem de sevdiklerinize… Beğendiğiniz peynirleri ve onlarca çeşit sosları bulacağınız marketleri ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Biz ağırlıklı olarak Albertheijn’lara girdik (http://www.ah.nl/).


Küçük bir hatırlatma; Red Light’ta fotoğraf çekilmesi yasak, makinalarınızı lütfen yanınıza almayın ki gerginlik olmasın. Marketler ise 2 şekilde çalışmaktadır ya sırf nakit ile ya da sırf kredi kartı ile. Amsterdam’da “herkes” çok iyi İngilizce konuşuyor, dil sorunu olmayacaktır.


Amsterdam’da sadece yürüyün veya bisiklete binin. Tıpkı bir açık hava müzesi gibi. Binaların estetiği ve renkleri gerçekten etkileyici. Türkiye tekstil ve ayakkabı cenneti, mağazalarda vakit kaybetmeye hiç gerek yok. Bu özgürlüğü yakalamışken bırakmayın derim. Ayrıca boş valizinizi kitap, çiçek pazarından alacağınız soğanlar, peynirler ve soslarla doldurmanızı tavsiye ederim. Bunlardan başka ne önemli olabilir ki? Tabii bir de güzel anılar ve yüzlerce kare fotoğraf…

11 yorum

  • arkutbay dedi ki:

    Verdiğiniz linklere tek tek bakıyorum , çok eğlenceli . Peynirciye bayıldım . Bir daha yolum Amsterdam’a düşerse mutlaka uğrayacağım . Müzeler için aydınlatıcı bilgiler hayati öneme sahip . Demek ki müzeler için bu ay gitsek hiçbir şey göremeyecektik . İşte sitemizin çok yazarlı olmasının bir üstünlüğü daha . Ellerinize sağlık . Ama resim isterük 🙂

  • GIO dedi ki:

    Teşekkür ederim youmlarınız için. Fotoğraflar hala eşimde 🙂 Sıradaki ilk işim olacak.

  • Dodi dedi ki:

    Önümüzdeki günlerde Amsterdam seyahati planlıyorum. Otel ve uçak rezarvasyonları tamam, Restaurant ve peynir bilgileri eksikti, yazınızı okuduktan sonra onlarda tamamlandı. La Oliva’ya çok hoşuma gitti, tam bana göre. Çok teşekkürler.

  • arkutbay dedi ki:

    Bir lokanta da ben önereyim : Lucius (lucius.nl) . Özellikle deniz ürünü sevenlere .

  • Dodi dedi ki:

    Teşekkürler hocam, Morina balığı denenebilir.

  • tutu... dedi ki:

    Kendimi tam da Avrupa’da hissettim. Bu arada Neruda’nın ”o ” şiirini, der ya, morir lentamente….”yavaş yavaş ölür seyahat etmeyenler…” ben de çok severim…

  • gezmen dedi ki:

    Yazınızı beğeniyle okudum, Amsterdam için önemli ip uçları vermişsiniz. Fotoğrafları merakla bekliyoruz. Elinize sağlık.

  • GIO dedi ki:

    Katkılarınız ve yorumlarınız için yürekten teşekkür ederim.

  • NEŞE dedi ki:

    Bilgi dolu,çok keyifli bir yazı…Gideceklere çok güzel yol gösterecek..Teşekkürler….

  • Midgard dedi ki:

    Şehirlerde bisikletin ana ulaşım araçlarından biri olarak benimsenebilmesi, sanırım en çok özendiğim şeylerden biri. Bir gün olur umarım… Elinize sağlık.

  • amsterdam dedi ki:

    Harika yazı! Elinize sağlık.
    http://www.amsterdamda.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*