BİR YALNIZLIKTIR DOĞU: YOLBOYU KÖYÜ

KÖY HİKAYELERİ.2

BİR YALNIZLIKTIR DOĞU: YOLBOYU / UZUNZAİM


 


1980 İhtilalinin ardından, 1983 yazında okulumuzu bitirip Ağustos ayında mecburi hizmet kuralarımızı çektiğimizde her birimiz savruk uçuşlu kırlangıçlar gibi dağıldık Anadolu’ya. Bana da Kars ili, Susuz ilçesi Yolboyu Köyü Sağlık Ocağı düşmüştü. İzmir nire Kars nire. Eylül ayının 26 sında  Doğu Kars otobüsüne binip, yanımızda bir bavul ve yatak dengim otuz üç saat sonra vardık. Kars’a. O gece Kars’ın iki otelinden biri olan garajın yanındaki otelde konakladık. Sabahta eşyalarımızı otel emanetine bırakıp Sağlık Müdürlüğünde göreve başlamamızı yaptırdık. Artık 657 sayılı kanuna bağlı devlet memuru ve Yolboyu Köyü Sağlık Ocağı tabibiydim Susuz Kaymakamının isteği ile –Yolboyu Köyü Sağlık Ocağı ve lojmanları onarımda olduğu ve Susuz’da hekim olmadığı için- Susuz’da göreve başlatıldım..




Göreve ilk başladığım gün: Susuz S.O bahçesi
 


Susuz, Kars merkeze 25 km mesafede Ardahan yolu üzerinde 3000 nüfuslu bir ilçe. Adının tersine bol sulu bir yer. İlçenin ortasından tertemiz bir su akıyor. Her yer kavak ağaçları ile yemyeşil. Eski Cılavuz Köy Enstitüsü olan Kazım Karabekir Öğretmen lisesinin misafirhanesine yerleşiyorum. Manyetolu telefonla çevirerek santrale – ilçe PTT Santrali- sağlık ocağını bağlatıp cip istiyorum. Sağlık ocağı ilçe merkezine 2 km uzakta kavaklar arasında dere kenarında kurulmuş. Sonbaharın döktüğü sarı, kızıl kavak yaprakları, galvaniz saç kaplı çatılardan yükselen tezek kokulu dumanlar, sokaklarda bağırış çığırış sürüler halinde dolaşan kazlar, ağaçların tepelerinde kendilerini göremediğiniz ama etrafı yaygaraya boğan karga sesleri, karşımda eski Türk filmlerinden çıkma kıyafetleri ile hemşire ve ebelerim. Manzara gerçekten çok romantik. Bakalım iki yılımı nasıl geçireceğim.




Köy girişindeki köprü karakolu askerleri ile
 


Akşam yemeğini Okul Müdürü Hamit Beyin konuğu olarak okul yemekhanesinde öğrencilerle birlikte yiyoruz. Önce sofra duası “Tanrımıza hamdolsun,Vatanımız sağ olsun….”  İlk gecenin menüsü Kapuska. Yemekten sonra yemekhanenin hemen yanındaki alt katı çamaşırhane olarak kullanılan lokale geçiyoruz. Gıcırdayan tahta merdivenlerden çıkıp, kapıyı gıcırtıyla açınca soluk bir ışığın aydınlattığı, pencereleri kalın, şal desenli gri perdelerle örtülmüş, 4-5 okey masasının olduğu bir salona giriyoruz. Hamit Bey beni içeridekilere tanıştırıyor. Öğretmenler, ilçe Tarım Müdürü veteriner Necdet Bey, kaymakamın özel Kalem Müdürü, Tonyalı bir savcı, yerli halktan lokale girme ayrıcalığı olan petrol ofis bayi Resa Bey, Jandarma bölük komutanı astsubay… Biraz sonra kaymakam beyde geliyor. Mekân tam bir şehir kulübüne dönüyor. Mekân ve zaman duygum kayboluyor, bir an nerede olduğumu algılayamıyorum. Susuzda geçireceğim bundan sonraki yaklaşık bir buçuk ay bu mekânda geçiyor.



Sağlık Ocağımın ve lojmanların tamiri bitince köyüme geçiyorum. Köy Karsa 25 km mesafede Arpaçay yolu üzerinde. 200 – 250 hanelik büyükçe bir köy. Mezra köyünden aşağı sallanıp, köprüyü geçip sağa dönüşle Kars çayını takip ediyorsunuz. Köye girişte sizi bir karakol karşılıyor. Karakolun karşısında Ruslardan kalma taş köprü mevcut. Karakoldaki bir manga askerin görevi herhangi bir saldırıda köprüyü imha etmek. Köprünün hemen yanında kavaklar arasında bir ev ve su değirmeni mevcut. Evde köyde dolmuşçuluk yapan ve aslen Trabzonlu olan Mustafa ve ailesi oturuyor. Burayı geçince yaklaşık beş yüz metre sonra köye giriyorsunuz. İki – üç kilometre boyunca yolun iki tarafına sıralanmış toprak damlı taş evlerden oluşuyor Yolboyu. Herhalde ismini de buradan almış. Arada tek tük galvaniz saç çatılı modern evler var. Bunlardan biri Tarım Kredi Kooperatifinin binası imiş diğerleri de Almancıların evleri.




Köyün ulaşımı sağlayan tek aracı ve Trabzon’lu Mustafa
 


Sağlık Ocağı ve lojmanlar köyün tam ortalarında bir yerde, ilkokul ve ortaokul binası ile aynı bahçede. Sağlık Ocağı ve ortaokul binası betonarme, ilkokul binası ise Ruslardan kalma taş bir bina. Lojmanımdan çıkınca sonsuz bir düzlüğe ve çayıra bakıyorum. Yeşil ve mavi ufukta buluşuyor. Lojmanın en sevdiğim yeri tuvaleti. Çünkü penceresi batıya bakıyor ve ben gün batımını en güzel oradan izliyorum.




Köyün girişinden Kars Çayı,ileride ağacın olduğu yer su değirmeni
 


Yolun tam karşısında köyün tek bakkalı Cibo ( Cebrail) Dayının dükkânı var. Dükkânda ise patates soğan, tuz, şeker ve çocuklara yönelik şekerleme ve çiklet dışında bşr şey yok. Herkes ekmeğini kendi yaptığı için ekmekte yok ve ben ekmeğimi hafta sonları Kars’tan bir haftalık alıyorum.


 


Köyde evlerde su da yok. Yedi tane köy çeşmesi var ve sadece kadınlar kuyruğa girip bidonlarla ve kovalarla su taşıdıkları için ben de iki tane 25 kiloluk bidon alıyorum ve iki çocuk ayarlıyorum; benim yerime kuyruğa girip her sabah bana su getiriyorlar. Ben de suları çöpünü samanını süzüp kaynatarak içiyorum.


Yolboyu sağlık ocağının bahçesinde diz boyu kar ve yalnızlık


 


Evlerin bahçelerinde tezek kümeleri adam boyu. Yıl boyunca genişçe bir yerde biriktirdikleri hayvan dışkılarını temmuz ayında bel ile tabaka tabaka kesip kurumaya bırakıyorlar. Eylül ayında da koni şeklinde yığıp üzerini dışardan tezek ve çamur karışımı harçla sıvıyorlar.




Yolboyu köyünün panoramik görünümü

 


Her evin önünde serbest köpekler ayrıca içerde bahçede bağlı kangallar var. Gece hava kararınca zincire bağlı kangallarda serbest bırakılıyor. Bir gece ilerleyen saatlerde belki de sabaha karşıydı acil bir hasta için bir eve gittik. Ellerinde fenerleri ve dirgenleriyle dört koruma eşliğinde gidebildim. Mecburi durumlar için çıkmamız gerektiğinde güçlü bir el feneri ve demir çubukla çıkıyorduk.




Yolboyu köyü sağlık ocağı ve lojmanları
 


Kars çayı kenarında Ruslardan kalma ikinci bir su değirmeni vardı. Bir gün onu ziyarete gittim. Dereye bakan taş ve ahşap karışımı bir binaydı. İki katlı, dereye bakan cephesinde boydan boya balkonu olan, evin içindeki kerevetler ve gardıroplar dahi Ruslardan kalma ve tek çivi kullanılmadan ağaç geçmelerle yapılmış mobilyaları olan kavaklar arasında bir evi vardı.


 


Bu köyde üç yılımı geçirdim kah düğünlerine kah cenazelerine katıldım; bazen kavgalarında arabuluculuk yaptım bazen dini nikahlarında ve çeyiz asmalarında nikah şahidi oldum Kahvaltı sofralarına konuk oldum ya da gençleriyle Kars çayına serpme atıp balık tuttum. Futbol takımı kurup at arabası ile komşu köylere deplasmana gittik.  Zaman geldi bir halk ozanını, aşığı ağırladık, zaman geldi Tacettin Öğretmenle sazı kapıp başka köye atışmaya gittik.


 


Ve bu üç yılın, 25 yıl sonra kalan tortusu çıkarsız dostluklar ve özlem şiirleri ile dolu bir şiir kitabı oldu



Yazı ve Fotoğraflar: Dr.M.Cengiz TÜMER

** Bu yazı sevgili Oğuz UÇAK “EYLÜLADA” ya ithaf olunur. 


 

16 yorum

  • Kedim dedi ki:

    Koy ekmeklerini severim. Keske yapmayi ogrenseymissiniz. Zormudur acaba?Sanirim ates yakma kismi, firin isi biraz zordur. Elinize saglik.

  • EYLÜLADA dedi ki:

    Sevgili Doktor, son satırdaki sürprize ne diyeceğimi bilemiyorum. Sağolasın… /// 25 yıl öncesinin tortusunu okurken, Susuz’daki kapuska ziyafetinden (ironi yapmıyorum, bayılırım) sonraki lokal bölümünde aklıma Necati Cumalı’nın romanları geliverdi: Kasabanın ileri gelenleri eksiksizdi çünkü. Ve betimlemeler ve gözlem gücünüz de Cumalı ustayı düşündürdü işte bana. /// Bunun dışında 1) Fotoğraflara birer resimaltı yazsanız… 2) Dere fotoğrafı neden iki tane, yoksa benim kör gözlerim mi seçemiyor… 3) Bir de askerlik fotoğrafı var arada?!. 4) Keşke Ruslardan kalma ahşap evin de fotoğrafı olsaydı… 5) Bütün o insanlar acaba şimdi neredeler ve ne yapıyorlar; Trabzonlu Mustafa, Resa Bey, Bakkal Cibo ve diğerleri…

  • abt_smyrna dedi ki:

    Anılar ve anılar geçmişe giden bu yelpaze için teşekkürler.

  • asust dedi ki:

    Yazınız şiirsel, çok anlamlı…Aslında çok iyi bir öykücüsünüz de…Anadolu’nun asırlardır gözardı edilen gerçekleri bu denli güzel anlatılabilirdi.Okurken köyün kokusu, renkleri, havası tüm canlılığıyla yerleşiyor insanın belleğine….Kutluyorum. Teşekkürler ve tabi ki10 puan.

  • rome_o dedi ki:

    ne kadar güzel bir hikaye .. bu yazıyı okumak bir zevkti ..

  • çitlembik dedi ki:

    İlk paragraf ve ilk fotoğrafta yazı beni aldı götürdü o yıllara… Bugünlerde kendimi hiç bu kadar kaptırarak bir solukta okuduğum bir yazı olmamıştı. “Hey gidi günler” demek bana düşmez ama içimden öyle demek geldi…

  • tütü dedi ki:

    Sayın doktor,
    Bugün fırsat buldukça birbirinden güzel yazı ve fotoğraflarınızın peşindeydim.Çeşme’den Lizbon’a,Şavşat’tan Afrodissias’a,Kiraz’dan Stockholm’e ; hepsi özenli,bilgi verici,özendirici.Ama size bu yazınızdan seslenmek istedim.Efes yazınızı Yamaç Evleri de dahil fotoğrafsız bırakmayın
    lütfen. Şanghay’lı Kadın’a gelince; o çok eski bir filmde Rita Hayworth
    olarak kaldı,benim yazımda ise sadece bilinçaltı bir çağrışım.
    Bütün paylaşımlarınız için teşekkürler.

  • karyal dedi ki:

    Merhabalar…Yazınızı keyifle okudum diğer arkadaşlar gibi….Ancak beni diğer arkadaşlardan ayıran bir özellik var bu da yazınızda yer alan bölgede bir ay önce bir hafta yaşadım.Arpaçay ilçesine bağlı Kuyucuk köyündeki Kuyucuk gölünde düzenlenen 1.Kuyucuk Doğa ve Kuş Festivali amacıyla…biliyormusunuz aslında değişen hiç bir şey yok..Bir kaç ayrıntının dışında..selamlar

  • tugaypaşa dedi ki:

    Ben Tahsin hikayanizi ve resimlaerini çok beğendim hatta!duygulandım.Ben o BAKKAL CIBONUN yeğeniyim ve yolboyu köyündenim.17 yaşıma kadar orda yaşadım.Şimdi İstanbuldayım.20 yıldır görmemiştim sizin resimlerinizle eskiyi yadettim,anılarım aklıma geldi,KARS Çayını,Değirmenini,CIBO DAYI’nım dükkanını çok özledim ama artık dükkanı boş!Sizi hatırlıyorumve size çok teşekkür ediyorum böyle bir şey yaptınız için.,,.,..SEVGİLER.,,.,.,
    YAZAR:TUGAY(TAHSININ OĞLU)

  • EYLÜLADA dedi ki:

    Bu yazınız için; şimdi tüm o insanlar acaba neredeler ve ne yapıyorlar diye yazmıştım hatırlarsınız… BAKKAL CİBO’nun yeğeni ve oğlunun yazınızı okuması, bir anlamda da sizi bulması konusunda ne hissettiğinizi merak ettim. Bence çok anlamlı bir buluşma…

  • yolboyu dedi ki:

    köyümüzle ilğili gerekli bilgileri tamamiyle vermişsiniz teşekkür ereim. ben Hakan TÜT Nuri tit ün ogluyum yazınızı zevkle okudum insanın cocuklugunun geçtiği yerleri bir kaynaktan okuması resimlerine bakması güzelmiş be hocam ellerinize saglık gerek yazdıklarınıza gerekse 30 yıl önce yaptıgınız hizmetler için teşekkürler hocam
    saygılarımla

  • zuhtu1983 dedi ki:

    sayın cengız abı hatırlarsan sana bı sekılde ulasıp telefon acmıstım.sana ulasmak ıstemememın sebebı de aynı kaderı paylasmamızdı. ben de 2006 yılındamecburı hızmetımı yapmak ıcın kars susuz yolboyu koyu sağlık ocağına tayın olmustum. kıtapları karıstırırken senın 25 yıl once yazdığın bı mektubunelıme gecmıstı. senın bu yazını okuyunca orada yasadıklarım tek tek gozumun onune geldı. hersey ıcın saol.

  • izmitliemre dedi ki:

    selam bende ö köydenim ismim nejmi benim babamda saglık ocaginda görev yapiyodu ismi musa balkay köyde lakap olarak doktor musa derlerdi sizin yazinizi okudum biran oralara gelmek istedim bir özlemdir bir yangindir oralar icimde cok özledim 8 yaşinda cıktım ögün bügündür gitiyim yok kendi köyümüz gibisi varmi ah keşke oralarda olabilsek tekrar oralara alişabilsek o zanki kişilikleri örfleri atetleri geri getire bilsek ama şehir bozdu bizi insalıktan koptuk şehirde kimse kimseye gelmez bir misafrin geldiyinde eskiden tavuk keserlerdi bazende kuzu keserlerdi ama şimdi nerde bir ekmek fazla gidecek diye hesap yapar olduk kurban olurum köydeki insanlara suyuna topragina insanlıgına herkese sevgilerimle hoşcakalın alaha emanet olun sevgili abilerim hemşerilerim kardeşlerim

  • Semiha Gider dedi ki:

    Sevgili Doktor, öykünüzü tesadüfen okudum. Anlattıklarınızla Susuz’u ve Yolboyu’nu gözlerim buğulanarak yeniden yaşadım. İki yıl Kazım Karabekir Öğretmen Lisesi’nde T. Dili ve Edebiyatı öğretmeni olarak görev yaptım. 1980-1981 eğitim öğretim yılında (darbeden hemen sonra) Yolboyu Köyü Ortaokulu’na gönderildim. Sağlık Oağı lojmanlarının okuldan taraftaki kısmında kalıyorduk, ev arkadaşımla birlikte. Belki de aynı lojman… O yalnızlığı o kadar iyi tanıyorum ki… Oralarda genç bir bayan olmanın zorluğu da cabası… Köyün en renkli mekanıydı, Bakkal Cibo’nun dükkanı. Yüreğinize, kaleminize sağlık. Ben vaktiyle oralarda yaşadıklarımın romanını yazmak istemiştim. Şimdi sizden öyküsünü okumak beni alıp o günlere götürdü; gözyaşlarımı tutamadım.

  • aslancan dedi ki:

    köyüme ta uzaklardan gelip himet eden değerli dr cengiz bey,izmir nire uzunzayım-yolboyu nire bu vatan bizim sen benim köyüme dr olmaya ben senin iline görev yapmaya bende vatani görevimi izmir jan.bölge kom.lığında yaptım bu işler kutsal hemde başta sağlık-eğtim ve güvenlik olursa biraz duyusal yakaştın hizmetin gec geldiği yerlerdir anadolu bizler soğuk bölgelerin sıcak insanlarıyız bizim oralara tayin olup gelenler bir gelirken ağlarlar birde tayin olurken ağlarlar gelmeden,görmeden karar vermemek gerek kars ın kış gecelerini kaz gecelerini misafir perverliği dünyayı dolaştım hic bir ülkede görmedim güzeldir çalışkandır duygusaldır yardımseverdir benim memleketim

  • Mertcan ayebe dedi ki:

    Cengiz bey bende yolboyu koyundenim kitabınızı duydum arastirirken bu yazınıza ulaştım luftefen size nasıl ulaşa biliriz kitaninizi nerden bulabiliriz geri dönebilir misiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*