Bir ülkeye aşık olmak.. Pakistan..

Öncelikle belirtmeliyim ki, bir çok kaynakta Pakistan’ın Türk vatandaşlarından vize istemediği belirtilmiş, doğru değil. Vizeyi Pakistan Moskova Büyükelçiliğinden aldım. Tüm evraklarım tam olmasına rağmen beklemem gerekti. Zira konsolosun kendisiyle görüşmem gerekiyormuş. Konsolos o anda ülke dışındaymış.. ‘’Diğer yetkililer vizeyi imzalamak istemiyorlar, korkuyorlar.. Konsolosla konuşursan, imzalayabilir.. Ben görüşmeni sağlayacağım’’ dedi vize yetkilisi. Ben başvuruda bulunurken vize için gelen Times muhabirine ‘’Git, dışişleri bakanlığından mektup getir’’ dediler. Bu diyalogu gördükten sonra umudum söndü zaten. Ancak konsolosluk çalışanlarının ilgili tavırları bir nebze içimi serinletti. Zaman geçip, artık iyiden iyiye vize alamayacağımı düşünürken konsolosluktan aradılar.. Konsolosun geldiğini, acilen konsolosluğa gelmemi istediler. Konsolos ilgiyle karşıladı. Bana neden Pakistan’a gitmek istediğimi vb. sorular sordu. Ben de içtenlikle nedenini ve nereleri göreceğimi vs söyledim.

Usame Bin Ladin ile ilgili durumu bilip bilmediğimi, şu anda bölgenin tehlikeli olabileceğini söyledi. Ama benim kararlı olduğumu görünce ilgililere talimat verip hemen vizemi hazırlattı. Dubai’den Pakistan uçağına bindiğimde alışılmış pilot anonsu şu şekilde başladı : ‘’Euzubillahimine şeytanirracim.. Bismillahirrahmanirrahim…..’’ İster istemez ‘’aha yandık şimdi’’dedim. Sonun başlangıcı.. İslamabada gelisim sorunlu bir döneme denk geldiginden sıkıntılı bir yolculuk yaptığımı söylemem gerek. Gerek söylenenler ve gerekse kafamdaki izlenim beni taş devri görünümlü, elleri kalaşnikoflu, kendilerine benzemeyeni horgören insanların karşılayacağı duygusuna soktu.

Havaalanında bana çıkarabilecekleri zorlukların listesini ve cevaplarımı hazırlamaya koyuldum kafamda. Uçaktaki keskin ayak kokusu iyi düşünceler içerisine girmemi zorlaştırıyordu. Böylesi duygularla geçen 3 saatin sonunda indiğimiz küçük, eski, farklı bir ifadeyle köhne görünümlü havaalanı içimde kalan son iyi niyet kırıntılarını da yoketmeye yetti. Bir an içimde müthiş bir geri dönme isteği uyandı. Bilmediğim coğrafyanın, kötü izlenimli insanlarının beni sarsmalarına, sorgulamalarına, uydurma bahanelerle didik didik etmelerine tahammül edemeyeceğimi düşündüm. Ama düşündüklerimin hiç biri olmadı. Yabancılara ayrılmış pasaport masasında rutin işlemler.. hızlı ve sorunsuz.. gumruk görevlilerinin düzgün tavrı. Utandım.

Ancak birkaç saatte çıkabileceğimi düşündüğüm havaalanından on dakikadan az bir süre içerisinde çıkıverdim. Beni yoğun bir sıcak hava dalgası, insan kokusu ve devasa bir kalabalık karşıladı. Gerçek anlamda aşırı sıcak hava.. üstelik gecenin üçü.. birkaç kişi yanıma “taksi” diye sokulduysa da o an için sigara içmekten başka bir şeyi düşünmediğimden “hayır” dedim. Üstelemeden uzaklaştılar. Yine tanıdık bir utanma duygusu.. “ben bu ülkeyi seveceğim!” Uçakta ve havaalanında “turist” göremedim. Çok seyahat edince turisti diğerlerinden ayırabilecek yetiye ulaşıyor diye ukalalık edebilirim ama doğrusu şu ki turist kendini zaten hemen belli ediyor.. yüzüne de yansımış rahat tavırlar, herşeye ve herkese yukarıdan bakan, sürekli kusursuz hizmet bekleyen, gittiği her yeri, ülkeyi, kültürü aşağılama hakkını kendinde bulan, turist olmayı açık ayakkabı ve diz altında biten şort ya da adı herneyse giymekle eşdeğer sayan daha çok avrupalı andavallar..

Şehre doğru yol alırken yoksulluğun izleri de hayal metal bile olsa seçilebiliyordu. Çok sıkı korunan askeri bir merkez ya da üst düzey bir devlet binası girişini andırıyor otelin girişi.. otelin kendisi değil sadece girişi.. daha doğrusu girişteki güvenlik önlemleri, kontroller.. bariyerler, her giren aracın didik didik aranması, silahlı muhafızlar, çevreleyen yüksek duvarlar ve dikenli teller, bir kaygının, sorunun, tehlikenin ve belki de korkunun belirtisi, hatta hepsi ve ta kendisi.. Beklentimin üzerinde rahat bir otel. Sadece yaşanan çok sık elektrik kesintilerinden dolayı otomatik jeneratörün devreye girmesine kadarki bir saniyelik karanlık biraz can sıkıcı..tümüyle yanıldığım ilk izlenimlerimden sonra artık beni hiçbir olumsuzluğun etkilemeyeceğini biliyorum.

Bir an önce sabah olsun isteğiyle uyuyakalıyorum. İlk olarak güzel manzarası olduğu söylenen tepeye gittim. Burada hem Pakistan ulusal anıtı hem de gelen her devlet başkanının ağaç diktiği bir alan var. Güzel bir bahçe.. Manzarası çok güzel. Temiz korunmuş. Aileler çevrede piknik yapıyor.


Bizden 3 devlet adamının tabelasını gördüm. Kenan Evren’in isminin yanlış yazılmış olması güzel bir tesadüf.. 1981 yılında dikilen ağacın bu kadar küçücük kalması da başka bir mizah.
 

Pakistan Ulusal Anıtı da çok hakim bir alana konumlanmış. Hem İslamabad’ı hem de Rawalpindi’yi görebiliyorsunuz. Pakistan’ın dört eyaletini simgeleyen üst yapısı ve Bayrağını simgeleyen tabanı ile ilgi çekici. Duvarında bu anıtın yapımında emeği geçenlerin el izleri bulunuyor ki bu da çok hoş bir olay.


Şehirden geçerek Faysal Camisine gittim. Farklı mimari yapısıyla güzel ve oldukça ama oldukça büyük bir camii.. Suudi Arabistan kralı tarafından Türklere yaptırılıp Pakistana hediye edilmiş. Bu yüzden kralın adı verilmiş. Hava öylesine sıcak ki, zeminin mermer taşları ayakları yakıyor. Ancak serili halı-yoldan yürünebiliniyor.


Caminin bahçesinde ise sade ve bakımsız Ziya Ül Hak mezarı. Sanki öylesine bir köşeye bırakılmış.. Bir döneme damgasını vurmuş, daha doğrusu bu ülkede bir dönemi –darbeyle- bitirip yeni bir dönemi açmış bir devlet adamının mezarına benzemiyor.

Pakistan’da çok çarpıcı renkli çiçekleri olan ağaçlara adım başı rastlamak mümkün. Kırmızı ve eflatun çiçeklerle bezeli ağaçlar gözalıyor. Islamabad’dan Texila’ya giderken tarihi İpek Yolu’nun orijinal bir parçasını da görme fırsatım oldu. Hemen bu yolun başlangıcında ise bir kamyoncular konağı veya durağı. Rengarenk işlenmiş kamyonlar. Dışında gösterilen özen içine de yansımış. Söylenene göre bazıları arabanın fiyatı kadar para harcıyormuş bu süslemelere.. Şaşırmadım. Ama çok etkilendim.


İslamabad’a yaklaşık 40 km mesafede bulunan Texila çok eski uygarlıklara ait kalıntıların bulunduğu bölge. Gerek müzesi gerek açık kazı alanları tertemiz. Hayran olunacak kadar tertemiz ve düzenli. Böylesini hiçbir yerde görmedim. Asıl şaşkınlığım müzede gördüğüm eski Yunan uygarlığına ait eserle oldu. Bilmiyordum Yunanlıların buralara kadar geldiğini.. Meğerse Büyük İskender bilfiil gelmiş buraya. Ancak aşırı sıcaklardan etkilenen ordusunun yarısını da kaybetmiş. Uygarlıklarının izlerini de bırakmışlar doğal olarak. Müzenin içerisinde fotoğraf çekmek yasak. Bayan görevli kimse görmeden bir kaç fotoğraf çekmeme izin verdi. Ben de abartmadım. Ama o kadar zengin bir müze ki, tamamının resmini çekemediğime üzüldüm.

Ama özellikle söylemeliyim ki, beni asıl etkileyen konu bu turistik alanların temizliği, tertipliliği.. Ne yazık ki turist yok. Bölgede bulunan Hindu tapınaklar aynı özenle korunmuş. Restorasyon çalışmaları o kadar titizlikle yapılmış ki aslından ayırdetmek zor. Bazı kısımlarda orijinal ile restore edilmişi belirten işaretler koymuşlar.. Müzenin hemen yanı başına turizm bakanlığı bir de lokanta kurmuş. Çok uygun fiyata yemek veriyorlar. Son derece de lezzetli. Eskiden en azından Japon turistler geliyormuş.. Son 3-4 yıldır onlar da kesilmiş, üstelik devletin can güvenliği konusunda garanti vermesine rağmen, diyor garson. Dönüş yolunda otobüslerin kamyonlardan daha fiyakalı süslendiğini gördüm. Dayanamadım. Otobüsü bekleyip fotoğrafladım. Ama otobüsten inen kadınlar olduğundan çok detaylı çekemedim.



Islamabad’ın yeni ve küçük bir şehir olduğu söyleniyor.Büyük bir alana yayılmış olmasına rağmen şehir merkezinde gezerken bunu daha iyi anlıyorsunuz. Kuyumcular ve mağazalardan oluşan küçük çarşısında soğuk soda-limon içilebilecek kafeler var ve kadınlı erkekli burada oturup dinleniyorlar. Bu içeceğin içine toz tarçına benzer bir baharat da koyuyorlar. Sıcak havada serinlemek için ideal.

Pakistan’da kadınların süslenmeye çok meraklı oluşundan dolayı çok fazla kuyumcu olduğunu söylüyor çevremdekiler. Yerel damatlık kıyafetler 300 dolardan başlıyor. Ama çok şık. Almak istedim, hazır satılmadığını, katalogdan beğenip diktirmek gerektiğini söylediler.. E damatlık bir durumumuz da yok zaten. Kadınların çoğu yerel kıyafetler giyiyor. Peçe, burka türü şeyler çok nadir görülüyor. Ayrıca gençlerin daha çok avrupai giyindiği de bir gerçek.

Geldiğim dönem Usame Bin Ladin’in öldürüldüğü zamana denk geldiğinden genelde konuşulan konular da bu yönde. Kimse inanmıyor Usame’nin uzun zamandır orada yaşadığına. Hatta öldürüldüğüne bile. Amerikan yalanı, diyorlar açık açık. Her konuştuğumun farklı bir gerekçesi var. Konuya bir kesinlik, açıklık kazandırmaya karar verdim. Gidip yerinde inceleyeceğim. Bu Sabahattin Teksoy kararlılığı ile bir tur firmasından şoforlu bir araç istedim. Gideceğim yeri öğrenince güldüler ama reddetmediler. Avis’in temsilcileri aynı zamanda. Bana yaşlı bir şöför ve genç bir araç verdiler. Yaklaşık 150 km civarında. Avis’in müdürü Jamil Mir giderken farklı dönerken farklı yolları kullanmamız ve uğrayacağımız yerler konusunda şöförü iyice tembihledi. Bu sayede daha fazla yer göreceğimi söyledi.

Abbotabad’a Texila üzerinden gidip Murree (Mari okunuyor) üzerinden döneceğiz. Sabah çok erken saatte çıktık yola. Abbotabad’da dinsel kimliğin daha yoğun yaşandığı hemen görülebiliyor. Şehirde olağanüstü bir hava yok. Dolaşan yabancılar göze çarpıyor. Hepsinin gazeteci olduğu söyleniyor. Halkın aldırış ettiği yok,yaşamını tüm olağanlığıyla devam ettiriyor. O sırada oldukça fazla gazetecinin şehirde olduğu söylenmişti. Şehirde oyalanmadan Usame’nin öldürüldüğü iddia edilen mahalleye yöneldik. Villalardan oluşan şık bir mahalle. Ama polis ve asker iki halka olarak mahalleyi tümüyle tutmuş durumda. Sözkonusu evi uzaktan bile görme imkanım olmadı. Şöför yaşlılığının verdiği avantajla polisten rica etti, gazeteci olmadığımı, sadece ‘’meraklı bir turist’’ olduğumu söyledi, ama polis kendisinin bırakması halinde bile 2 adım sonraki askeri kordonu geçmemizin mümkün olmadığını, hatta orada sorun bile yaşayacağımızı söyledi. Öyle bir kuşatmışlar ki, uzaktan görmek bile mümkün değil. Orada yaşayanlar da kontrollü olarak evlerine gidiyorlar. Polisin içten tavrı bizi ikna etti ve geri dönmek zorunda kaldık.


Abbotabad aynı zamanda Pakistan’ın askeri şehri.. Askeri enstitüler, istihbarat bölge komutanlıkları, ordu karargahı hep bu şehirde. Hem de bu mahallenin hemen bitişiği.. Usame’nin hemen burada bu kadar süre dikkat çekmeden yaşaması pek olası görünmüyor.. Yüzünü dünyada bilmeyen yok herhalde. Tabii bilfiil Pakistan tarafından korunmuyor idiyse ki, bu da pek olası değil. Ama emin olmak da mümkün değil. Siyasette taraflar her an değişebiliyor. Dönüşümüz dağlardan geçerek Murree üzerinden Islamabad.. Murree sömürge döneminde ingilizlerin sayfiye olarak kullandıkları bölge.. Dağlık bölge oluşundan dolayı hava nispeten serin. Muhteşem bir manzarası, doğası var.. Halan ingilizlerden kalan evler kullanılyor.

Yolda çok fazla maymun gördük.. Halk besliyor.. Dolayısıyla insandan kaçmıyorlar.. Aksine arabanın üzerine doluşup elimzdekileri kapmaya çalışıyorlar.. Yolda bir de yağ imalathanesine uğradık. Adını bilmediğim bir tohumdan üretiliyor. Bağlanan bir öküz dönerek bunları bir kabun içinde eziyor ve yağı çıkarılıyor. Adam saça iyi geldiğini söyledi. Gerçekten iyi mi geliyor yoksa benim kel oluşuma mı gönderme yaptı, ayırdedemedim. İstemeyerek de olsa Islamabad’dan ayrılma zamanım geldi.

Bu bölgeye en azından 10 gün ayırmak gerek. Kuzeye gitmek gerek. Afgan sınırına yakın dağlık bölgede hiçbir dine inanmayan bir halkın yaşadığı söyleniyor. Tıpkı amerika’daki (dikkat edilirse amerika ve ingiliz kelimelerinin ilk harflerini küçük yazıyorum!) amishler gibi uygarlıktan (!) uzak yaşıyorlar.. Son derece sakin, misafirperver insanlar olmalarından dolayı inançsızlıklarına rağmen Pakistan halkının sevgisini kazanmışlar. Pakistan gibi dini yönü ağır basan bir ülkede sorduğum herkesin bu insanlardan sevgiyle bahsetmesini hayretle karşılıyorum. O bölgeye araçla gidilemiyor. Son derece zor bir yolculuk gerektiriyor katırlarla. Bir dahaki gelisimde mutlaka gideceğim.

 
Bir şey daha öğrendim : Pakistan’ın yüzde 20si İsmaili tarikatından. Şiiliğin bir kolu olduğu söyleniyor. Ağa Han’ın önderliğinde Pakistan’a yayılmış bu anlayış büyük baskılara maruz kalmış, ancak son 5 yıldır rahata erebilmişler. Daha çok Karachi ve Islamabad bölgesinde bulunuyorlarmış.



Islamabad havaalanında didik didik arandım. Ama bu beni sinirlendirmedi, üzmedi. Çantamdaki herşeye en ince ayrıntısına kadar bakıldı. Ama son derece saygılı bir tavırla ve elli defa özür dilenerek. Aramalar bitince bütün eşyaları tekrar özenle hatta benden daha da özenerek çantalarıma yerleştirdiler.. Lahore bir başka cenneti Pakistan’ın. Kelimelerin ifade edebileceğine emin değilim. Muhteşem bir tarih, muhteşem bir doğa. Adını 5 büyük nehrinden alan Penc (beş) – ab (su) Pencap eyaletinin başkenti.



Birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış ve hala aynı canlılıkla bu izleri gururla taşıyan bir şehir. Oldukça büyük, oldukça kalabalık ve oldukça sıcak. 47 dereceyi gördüm burada. Şehrin tarihi mimarisine Moğol ve ingiliz etkileri hakim. Moğollar bu bölgede uzun yıllar hüküm sürmüşler ve büyük eserler bırakmışlar. İngilizler de aynı şekilde. Tac Mahal’in sahibi ünlü Moğol hükümdarı Şah Cihan’ın babası Cihangir Şah hük sürmüş bu bölgede. Büyük Cami , Şiş Mahal (Aynalı Saray), Divan e Aam (Büyük Saray ki bu saray fillerin hareket ve büyüklükleri esas alınarak yapılmış), Şah Cihan türbesi bu dönemin en parlak eserlerinden. Halen bütün azametiyle bu dönemi yansıtıyor. Çok iyi korunmuş.. Gerçek bir başyapıt.. Pencereler mermerden oyma. Daha dogrusu mermer bir tablaya delikler açılmış (Bkz. Fotograflar)..Bu sayede bir soğutma sistemi oluşturulmuş. Pencerenin açık olan kısmına elinizi tuttuğunuzda sıcak hava gelirken bu mermerli kısma elinizi tuttuğunuzda serin hava geliyor. Hem de o olağanüstü sıcak havada..

Büyük caminin yüksek minareleri dışa doğru hafif eğimli inşa edilmiş. Gözle de farkedilebilen bu eğimin sebebi deprem bölgesinde bulunan bu şehirde deprem durumunda bu minarelerin dışa doğru devrimesi, cemaatin üzerine düşmemesi!

Lahore müzesinde olması gereken eserlerin çoğunun Londra ve yeni Delhi’deki müzelerde olduğu söyleniyor. Buna rağmen olağanüstü bir müze. Müthiş zengin. Gelmiş geçmiş bütün uygarlıkların eserleri büyük özenle sergilenmiş. Cihangir Şah’ın türbesi büyük, yeşil bir alana konuşlanmış görkemli bir türbe. Mükemmel bir eser. Buradaki rehberden Cihangir Şah’ın öyküsünü de dinledim. Anladığım ve aklımda kaldığı kadarıyla aktarayım : Cihangir Şah bir gün halk kızı Nurcihan’ı görür ve aşık olur. Ancak Moğol geleneklerinde bir soylu ancak yine bir soyluyla evlenebilmektedir. Bu sebeple babası Cihangir Şah’ın bu isteğine şiddetle karşı çıkar. Bu yüzden evlilikleri gerçekleşemez. Ancak bu engel bu iki gencin aşkını öldürmez. Nurcihan, ailesi tarafından moğol ordusundan bir generalle evlendirilir, bir de çocuğu olur. Bir süre sonra da kocası ölür. Cihangir Şah ise yine saraydan biriyle evlendirilir. Onun da çocukları olur. Cihangir Şah’ın babası da ölüp yerine Cihangir Şah imparator olunca Nurcihan’a haber salar. Evlenme teklif eder. Evlenirler. Nurcihan Şah’ın Cihangir Şah’tan çocuğu olamamasına rağmen ölene dek büyük bir tutkuyla birbirlerini severler. Cihangir Şah ölünce yerine oğlu Şah Cihan (Tac Mahal) geçer. Nurcihan güçlü bir kadın olduğundan, Şah Cihan’ın çevresi onu bir tehlike olarak görür ve Şah Cihan’ı işlemeye çalışır. Ancak Nurcihan Şah, Şah Cihan’a mektup yazarak ‘’Ben belki senin üvey annenim ama senden tek isteğim, Cihangir Şah için bir türbe yapıp ölene kadar bu türbenin yanıbaşında kalmamı sağlamandır’’ der.. Şah Cihan ise cevaben ‘’Sen benim annemsin. Her isteğin yerine getirilecektir’’ der ve gereken parayı ve imkanları Nurcihan Şah için seferber ederek türbeyi yaptırır. Saray çevresinin hiçbir zaman istemediği Nurcihan Şah bir kez daha kazanır. Ölünce de yine aynı bölgede bir türbe yapılır. Daha sonra ölen öz kızı da aynı yere gömülür.

Hikayeyi tam olarak veya doğru olarak anlamamış veya aktaramamış olabilirim. Benim bu hikayeden anladığım ve vurgulanan en önemli nokta, o dönemde imkansız kabul edilen bir aşkın yaşanması ve her türlü engele rağmen kavuşmanın gerçekleşmesi. Bunun yanısıra Şah Cihan’ın delikanlı tavrı da övgüye değer tabii. Bu arada belirtmem gerek ki, Nurcihan Şahın türbesi henüz restore edilmemiş.. Sırada bekliyormuş. Bu yüzden biraz bakımsız. Giderseniz türbenin altındaki tüneli de görmeyi ihmal etmeyiniz. Görevli kilitli olan bu tüneli açıp gösteriyor. Mezarın ilginç yerleşimi ve nasıl talan edildiğine dair de bilgi veriyor.

Islamabad’da olduğu gibi Lahore’da da güvenlik açısından en ufak bir sıkıntı yaşamadım. Halk son derece ilgili, yardımsever.

Yemekleri çok güzel. Zengin bir mutfakları var. Hint yemeklerinden bir farkı yok. Zaten Hintliler ve Pakistanlılar aynı halk. Tek fark dini inanış. Kendileri bu şekilde söylüyor. Ancak küçük hediyelik eşya açısından çok kıt. Pek turist gelmediğinden olsa gerek bu açıdan pek gelişmemiş. Yine de alınabilecek çok güzel ağaç ve gümüş işlemeler, halılar, kashmir vs var. Bundan sonraki durağım Karachi.. Ancak görüştüğüm herkes gitmememi şiddetle öneriyor. Öncelikle pek fazla görülecek yer olmadığını belirtiyorlar. Ama herşeyden önemlisi haftada minimum 100 faili meçhul cinayetten ve yüksek terör hareketlerinden dolayı Karachi’nin şimdilik gidilmemesi gereken bir şehir olduğunu söylüyorlar.

 
Pakistanlıların bile şu an için o bölgeye gitmekten imtina ettiklerini ifade ediyorlar. İkna oluyorum. Şansımı çok da zorlamam gerektiğini biliyorum. Bir şey daha biliyorum ki, bu, benim Pakistan’a son ziyaretim değil. Daha geniş bir programla geleceğim. Belki o zamana kadar konjonktur de değişir..

Şimdiye kadar gördüklerimden, yaşadıklarımdan çıkardığım sonuç : Pakistan bir cennet ! Mutlaka gidilmesi gereken bir ülke. Ama geniş program yaparak ve daha çok zaman ayırarak..

18 yorum

  • sailor_34 dedi ki:

    slm shadowtr yazının okudum ve sıradışı buldum.herkes deniz güneş güvenli ülkeler tercihederken sizin pakistan seçiminize çok şaşırıdım..bu tarz sorunu ülkelerde turist olmak çok zor ve heyecan verici.sanırm sizde benm gibi adrenalin tutkunuzusnuz:)..bende bi süreligine afganistanda yaşıyorum..bu taraflara gelmenizi tavsiye etmem kesinlikle can ve mal güvenliginiz olmuyor..bu taraflara gelirseniz size yardımıcı olmaya çalışırımm..heyecan doluu serüvenlere görüşmek üzere…

  • Zeynep dedi ki:

    pakistanı seçmeniz şaşırtıcı ama bir o kadar da güzel sayenizde güzel bir pakistan yazısı okuduk ellerinize sağlık

  • nevra_isik dedi ki:

    Pakistan çok ilginç bir seçim. Çok da güzel anlatmışsnız. Aklıma bu ülke için hep negatif hisler vardı, yazınızı okudukça ne bazı düşüncelerim değişti. Vize konusundaki bilgilendirmeniz için ayrıca tşkler

  • NEŞE dedi ki:

    Yine güzel ve ilginç bir yazı…Artık üslubunuzu öğrendim.Afgan sınırında yaşayan ilginç halk “Kafiriler”..Bir belgeselde izlemiştim..Bu halkın kökeninin,Büyük İskender in doğu seferi sırasında,geri dönmeyip burada kalan bir kısım Makedonyalı asker olduğu söyleniyor,açık renk gözlü ve çok beyaz tenli olanlar var..Teşekkürler..

  • niyaziahmed dedi ki:

    rusyaya gitsem şimdi pakistan vizesi alabilir miyim?

  • shadowtr dedi ki:

    Pakistan vizesini Türkiye’den daha kolay almak mümkün diye duydum. Ben Rusya’da yaşadığımdan oradan aldım. Ayrıca benim gittiğim günler Usame Bin Ladin’in öldürüldüğünün hemen ertesi idi.. Sıkıntının kaynağı bu. Yoksa Pakistan’ın vizede zorluk çıkaracağını sanmıyorum. Dönüşte hem geldiğimi haber vermek hem de teşekkür etmek için konsolosun yanına gittim. Çok memnun oldu. Müsait bir zamanında gel yıllık vize verelim dedi.. Bu bile benim Pakistan hakkındaki düşüncelerimi haklı çıkarmaya yeter sanırım.

  • karablacksea dedi ki:

    güzel anılar güzel yazıyı oluşturmuş. tebrik ederim. Ancak şu da var ki; Pakistan gibi 3. dünya ülkesi, fakirlikten kırılan insanların olduğu, pislikten mikrop kapılan, terörün kaynağı, çingenelerin vatanı, aciz bir devletin vize istiyor olmasına anlam veremedim.

  • NEŞE dedi ki:

    Bir ülkenin bizden vize istiyor olması için bu saydığınız özelliklere sahip olmaması gerekiyor diye bir kural yok…Hukukçu olarak diplomaside “mütekabiliyet” esasının ne olduğunu biliyorsunuz,bu işler karşılıklı oluyor..

  • karablacksea dedi ki:

    Mütekabiliyet ilkesi devletlerarası ilişkilerde eşit şartlarda benzer somut olaylara uygulanan soyut kuralların uygulanmasında uygulanır. Pakistan ile Türkiye; insan hakları, ekonomik gelişmişlik, strateji, diplomasi ve daha bir çok konuda eşit şartları teşımadığından karşılıklı vizelerin kaldırılmasını bizim parlamentomuzun onaylaması gibi bir husus söz konusu olmaz. Ancak Pakistanın bu saydığım noktalarda geride olduğunu düşündüğü ve özellikle turistik gelirlere muhtaç olduğunu da varsayarsak Türkiye’ye tek taraflı vize muafiyeti uygulaması gerekirdi. Shengen bölgesi ülkelerden bizim vize uygulamamız ancak onların bizden vize uyguluyor olması gibi..
    Besin zincirinde, insan skalasında en gerideki Pakistan bu kafayla giderse geri kalmış ülkelerin başını daha çook çeker.

  • mesut_2010 dedi ki:

    Yazınız güzel fakat keşke fotoğraflar ekleseymişsiniz.Yüksek derecede hayal gücü gerektiriyor. “turist” yorumunuza katılmamak elde değil.Ve afganistan,sri lanka,pakistan vb. ülkelere gitmek,gitmeyi düşünmek ciddi anlamda zor.Tabuları yıkan bir yazı.teşekkurler..

  • shadowtr dedi ki:

    kesinlikle haklısınız.. Fotograf yukleme konusunda sıkıntım vardı..Firefox yuklemek gerekiyormus. Hemen yazıyı fotograflarla guncelliyorum..

  • yasemin_yasemin dedi ki:

    harika bir anlatım…. gitmiş gibi hissediyor insan….arkadaşım ısrarla pakistana davet ediyor beni ama… nasıl olur nasıl gidilir hiç bir fikrim yok hala… BİR KADIN tek başına gitmesi nasıl karşılanır ki oralarda? yazıdan sonra ne kadar zor olduğunu anladım umutlarım kırıldı:) .. pakistanı hep sevmişimdir… civa civa pakistan şarkısı hala kulaklarımda:) islam coğrafyasında belkide tek dosta yakın ülke…… gitmeliyim ama nasıl!!!!

  • NEŞE dedi ki:

    Sevgili Yasemin_yasemin,çok şanslısınız,çünkü Pakistan gibi bir ülkede arkadaşınız var….Hemen bir uçak bileti alıyorsunuz,THY en yakın şehir olarak nereye uçuyorsa , arkadaşınıza gidiyorsunuz ve onun rehberliğinde şahane geziyorsunuz.fazla düşünmeyin ,harika bir gezi olacak,ertelemek yok….Sevgiler….

  • yasemin_yasemin dedi ki:

    sevgili NEŞE… yazdığınız bir kaç satırlık cümle beni rahatlattı:) fakat çevreden pakistanda iç savaş olduğunu ve çok tehlikeli olduğunu söyleyip duruyor… korkutuyorlar insanı… tehlikeli bir durum olmadığını bilsem….. birde vize olayı var tabiii. uğraştırıcı olacağa benziyor… ama gitmeliyim gitmeliyim…….

  • NEŞE dedi ki:

    Sevgili Yasemin-yasemin ,vize konusu Pakistan için sorun olmaz,bizi seviyorlar,hemen olur o iş,Pakistan da arkadaşınız olduğuna göre onun rehberliğinde güzel yerlere,büyük şehirlere gidersiniz,nasıl olsa onun korumasındasınız ,o bilir sizi şahane yerlere götürmeyi ,ben olsam hemen giderim.Sevgiler..

  • NEŞE dedi ki:

    Sevgili Yasemin-yasemin ,vize konusu Pakistan için sorun olmaz,bizi seviyorlar,hemen olur o iş,Pakistan da arkadaşınız olduğuna göre onun rehberliğinde güzel yerlere,büyük şehirlere gidersiniz,nasıl olsa onun korumasındasınız ,o bilir sizi şahane yerlere götürmeyi ,ben olsam hemen giderim.Sevgiler..

  • gulliblecow dedi ki:

    pakisanda büyük ve güzel kıta olan asyanın bir parçası ve yazını büyük bir keyifle okudum.bu kıta üzerinde her zaman ortak değerler çok fazla şah cihan ın sevgisi anadalodaki aslı ile kerem gibi özü aynı.yüksek tepede yaşayan hiçbirşeye inanmadıklarına inanan topluluk ve halkın onlara saygı ve sevgi duymaları başka bir güzellik.ben yazından çok keyif aldım teşekkürler.

  • biocihan dedi ki:

    Merhabalar
    Yazınızı keyifle okudum.
    Ben de bu yaz Pakistan´a gitmek istiyorum.. İlk seyahatim, ilk rotam olacak Pakistan (okulun gönderdiği Litvanya´yı saymazsam)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*