BİR RÜYADIR ABANT

Gezip görmek… İnsanın kanına bir
kez girdimi bu heyecan yine gideyim ister, neresi olursa olsun yine yolda
olayım… Sadece bakmayım aynı zamanda göreyim, dokunayım, hissedeyim ister. Yol
kısa da olsa, bir günde dönecekte olsam fark etmez. Çünkü aslında o gün benim
için 24 saatten uzun sürmüştür, şaşırır insan daha sabah mı gelmiştim buralara.
Nasıl olur ama bu, zaman ne kadar da bereketli ve bir okadar da dinlendirici. İnsan
hiç oturmadan, yürürken, koşarken, yağmurda sırılsıklam
ıslanırken nasıl bu kadar dinlenebilir?



Nasıl mı? Yürürken bastığım yer o
büyük şehirdeki kalabalık cadde değil, göl kenarı yürüyüş yoluyken; sağa sola
baktığımda etrafımda gördüklerim çok katlı binalar değil, renk renk ağaçlarken;
başımı göğe kaldırdığımda gördüğüm sis hava kirliliği değil, dağların başındaki
dumanken…



Merhaba burası Abant!

Doğanın cömertliğini sonuna dek
yaşadığımız, yeşilinden sarısına, kırmızısından turuncusuna renklerin cümbüşüne
şahit olduğumuz bir cennet.


Hoşgeldiniz burası Abant!

Sonbaharın tam ortasında ekim
ayında, tamda mevsimin tadı yaşanıyor burada. Gerçi her mevsim güzel ya abant.
Kışın bembayaz, yaşın yemyeşil, baharda ebruli.

Yazarak daha fazla haksızlık
etmemeli belki de, fotograflar anlatır herşeyi. Tabi daha etkileyici olanı
gidip görmektir ne zaman olursa olsun, yeter ki karar verin hem İstanbul’a
yakın hem Ankara’ya.



Hoşçakalın burası Abant!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*