BİR PİZZACININ PEŞİNDE GÜNEY İTALYA; BÖLÜM 3

SORRENTO, POSITANO, AMALFİ, CAPRİ

 


Under the Toscana Sun ” ya da Kızgın Güneş filmini duymuştum. Bir
bölümünün Positano’da çekildiğini de duymuştum ama izlememiştim. Bugün bilgisayarımın
başına oturup da Sorrento bölümünü yazmaya niyetlendiğim de dün Oğuz’un ”
Under the Toscana sun ” benim başucu filmlerimdendir; yazdığı aklıma
geldi. Yazmaya başlamadan filmi izlemeye karar verdim. Gerçekten benim de çok
sevdiğim romantik komedi türünde bir filmdi. Ayrıca Frances Mayes’in (Diane Lane)
  in
yürüdüğü plajda yürümüş olmak, Marcello’nun evine tırmanan yokuşu tırmanmak,
seramikçiden magnetleri almak ayrı güzel duygulardı.

 

Sorrento’ya
ulaşıp otelimize yerleştikten sonra bir şeyler yemek için şehrin ana caddesi
Corso İtalia’ya çıkıyoruz. Şehri boydan boya geçen her iki tarafı marka
alışveriş dükkanı, restoranlar ve barlarla dolu bir cadde. Otelimize gelirken
de bu caddeyi boydan boya yürümüştük ve yol üzerinde gördüğümüz English Inn
hoşumuza gitmişti. Bir İtalyan restoranından çok İngiliz publarına andıran bara
giriyoruz. Kalabalık içinde kendimize masa ararken bardan sesleniyorlar.
İtalyan barmen hemen yanımıza gelip ilgileniyor, masamıza oturuyoruz, menüyü
inceleyip yemeğimizi seçerken sıcakkanlı, neşeli barmenimizle muhabbeti
koyulaştırıyoruz. Bu dostluğumuz Sorrento da kalacağımız üç gün içinde geçerli
olacak, bir gece dışında English Inn’deki dostumuz Fabio’ya ya ihanet
etmeyeceğiz. Ertesi gün Trabzon maçını da birlikte seyredeceğiz.

 

Yemek
sonrası Sorrento’nun taş döşeli ara sokaklarına dalıyoruz. Dar sokaklar bizi
iki tarafında çok güzel iki otel olan ve denizden yaklaşık 60 – 70 metre yükseklikteki falezlerin
üzerindeki bir meydana çıkarıyor. Bu otellerde dar sokak aralarında gördüğümüz
barlar, restoranlar ve yazlık butikler gibi kapalı. Sezon 29 Martta başladığı
için her yerde bir terkedilmişlik ve yalnızlık var. Sanırım yazın buraları
cıvıl cıvıl oluyordur.

 

Sabah
kahvaltı sonrası Sorrento’daki planımız Capri’ye geçmek. Hava simsiyah bulutlarla
kaplı, yağmur ha yağdı ha yağacak. Yürüyerek limana iniyoruz. Capri feribotu
09.35 de, 13.90 € / kişi ve yolculuk yarım saat sürüyor. Capri’de feribottan
indiğimiz Grande Marine’nin hemen karşısında şehir merkezine çıkan funiküler
var. Funiküler biletini liman çıkışından hemen sağa döndüğünüzdeki bilet
gişelerinden alıyorsunuz. Yalnı sezon olmadığı için mi, yoksa arızalı
olduğu  için mi bilmiyorum Funikuler
çalışmıyor. Onun yerine minibüsler koymuşlar.( kişi başı 1.80 € ) 10 dakikalık
bir yolculuktan sonra limanı kuşbakışı gören, etrafı dağlarla çevrili küçük bir
meydanda iniyoruz. Kısa bir süre manzaranın keyfini çıkardıktan sonra meydana
ve Akdenize bakan kafede bir kahve molası veriyoruz. Sabah gökyüzünü karatan
buluıtlarda dağlara çekildi. Parçalı bulutlu, ılık bir hava var. Kahve molası
sonrası P.Emanuelle meydanından Caprinin dar sokaklarında kayboluyoruz. Burası
muhteşem bir yer. Küçük butik dükkanlar kapalı olsa da, oteller sezona hazırlık
yapsa da bu dar sokaklarda dolaşmak huzuru ve mutluluğu hissetmek insana
kendisini muhteşem hissettiriyor. Denizde 90 – 100 metre yüksekteki
falezlere kurulmuş küçük sevimli bir parka geliyoruz. Parkın küçük meydanında
bir heykel var, CAPRİLİ AFRODİT. Heykelin plakasına bakınca bir Türk sanatçının
adını görmek sürpriz oluyor.Semiramis ZORLU 1997.



 Tekrar dar sokaklara vuruyoruz kendimizi. Dar
sokakların arasında zaman zan karşımıza çıkan bahçeler limon ağaçları ile dolu.
13.15 teki Feribotu yakalamak için Minibüse binip limana iniyoruz. Feribot
biletlerini alıp gişeden çıktığımızda yağmur başlıyor. Bize Capri’yi gezmemize
izin verdiği için Tanrıya şükrediyoruz.

 


Feribottan
indiğimizde sabah indiğimiz rampayı nasıl çıkacağımızı düşünüyordum. Ama
endişelenmeme gerek kalmadı. Hem şehir merkezine çıkan shuttle otobüs var hem
de asansör. Biz dört kişi için 5.20 € vererek otobüsle çıktık ve otobüsten iner
inmez English Inn’e dostumuz Fabio’nun yanına gittik. Aperatif bir şeyler
atıştırdıktan sonra akşam görüşmek üzere ayrıldık. Ben otele istirahate
giderken ekibin kadın kısmı alışveriş için ayrıldı.

 


Yağmur
nedeniyle akşam yemeğine geç kaldık, English Inn’e girdiğimizde Trabzon maçını
son on dakikası idi ve 1 – 0 yeniktik. 90 + 3 te 2. golü de yiyince Fabio Aydan
Afet’in söylediği iki birayı da nazire yaparcasına getirdi benim önüme koydu.
Yemek sonrası Sorrento yağmurun da feci şekilde ıslanarak otelimize döndük. (
Feci şekilde dediğime bakmayın, hiç de şikayetçi değildik, Sorrento yağmurunda
ıslamıştık ta.)

 

Sorrento’daki
ikinci günümüzün programında Positano ve Amalfi var. Sabah dün gecenin aksine
çok güzel bir havaya uyanıyoruz. Kahvaltı sonrası 10 dakikalık yürüyüşle SİTA
otobüslerinin kalktığı İstasyonun önündeki küçük meydana varıyoruz. Otobüs
biletleri de istasyon girişindeki büfede satılıyor. Biz Sorrento -Positano,
Positano – Amalfi ve Amalfi – Sorrento için dört kişi için toplam 21 € ödedik.
09.15 te kalkan otobüsümüz 10.05 te Positano’da bizi indirdi ve Amalfi’ye devam
etti. Sorrento Positano arası yol muhteşem mi desem, korkunç mu desem
tanımlayamıyorum. Denizde 60 70
metre yüksekteki uçurumlara inşa edilmiş, kimi yerde yol
açmak için yeteri kadar alan olmadığından uçuruma doğru teraslar yapılmış,
arkasını göremediğiniz virajlarla dolu, Sevgili Arman’ın bloğunda yazdığı gibi
Navigasyon cihazına kafayı yedirten ama manzaralar muhteşem ötesi, fevkaladenin
fevkinde..

 

Otobüsümüzden
indikten sonra dik yamaçlara adeta yapıştırılmış biblo gibi evlerin manzarası
ve sol yanımızda Akdeniz, kasabanın merkezine doğru iniyoruz. Sağ tarafta küçük
, şirin bir kafe dönüşte burada soluklanıp soğuk bir şeyler içmeliyiz.
Parıldayan güneş ve mavi gökyüzü altında yavaş yavaş ilerliyoruz. Sağ tarafta
bir seramik dükkanı. Girip Positano ile ilgili magnet ve objeler alıyoruz.
Kasabanın küçük meydanından sola dönüp daracık sokaklardan kumsala iniyoruz.
Sağımızda solumuzda küçük dükkanlar, restoranlar ama hepsi 29 Marta randevu
vererek kapatmışlar. Kumsalın hemen başında Santa Maria Assunta kilisesi. Yerel
söylenceye göre 13. yy da Bizanstan korsanlar tarafından çalınan Siyah Madonna ikonu
gemi ile kaçırılırken Positano açıklarında fırtına patlar, şiddetli fırtınadan
çok korkan korsanlar ikonu sakladıkları yerden ” Posa, Posa ” ( Koy,
Koy ) diye ses duyarlar ve İkonu denize atarlar. Şu anda bulunduğumuz kumsalda
karaya vuran İkon, kıyıya ulaşır ulaşmaz fırtına diner. Bu ikonun karaya
vurduğu yere işte bu kilise yapılır.


 Kumsalda soluklanıyoruz, Akdenizi ve başı
bulutlu yamaca yaslanmış Positanoyu seyrediyoruz. Yazın muhtemelen cıvıl cıvıl
olan bu sahil kasabasını ılık bir şubat gününde bu sakin haliyle daha çok
seviyoruz. 12.20 otobüsünü yakalamak ve rampanın ortasındaki kafede Akdenize
karşı bira keyfi yapmak üzere tırmanmaya başlıyoruz.

 


Otobüsümüz
tam zamanında geliyor. İstikamet Amalfi. Yine bol virajlı, bol manzaralı yolda
yaklaşık yarım saat gittikten sonra Amalfi’ye iniyoruz. Büyükçe bir meydana
sırtını vermiş yüksek dağlar yine karşımızda. Yamaçlarda yapışık gibi duran
evler, aralarında limon bahçeleri şubat güneşiyle parlıyor. Şehrin merkezine
doğru ilerliyoruz. Sağımızda solumuzda küçük restoranlar, dondurmacılar,
limoncello ve her türlü limona ait hediyelik eşyalar ( limon şekerlemeleri,
limon şeklinde sabunlar vb ) satan dükkanlar. Daha ufak çaplı bir meydana
geldiğimizde devasa basilicayı görüyoruz. Yolun ilerlediği yere kadar ilerleyp
küçük meydana geri dönüyoruz karnımızda acıktı şimdi yemek vakti.


Amalfi
de sezon sonu sakinliğini yaşıyor. Bir çok düükan kapalı ya da tadilatta.
Yemeğimizden sonra sahile çıkıp kıyı boyunca yürüyoruz. Otobüs saatimize kadar
rıhtımdaki kanepede sıcak Amalfi güneşi altında miskinlik yapıyoruz.

 

Sorrentoda
son günümüzde saat 14.30 kadar vaktimiz var Sorrento’yu tekrar bir dolaşıp
huzuru içimize çekiyoruz. English Inn’e uğrayıp vedalaşıyoruz. Saat 14.41 treni
ile önce Napoli’ye sonra da 16.48 treni ile Roma’ya ulaşıyoruz.


Yarın
Uçak saatine kadar tekrar bir Roma gezisi, taksi ile havaalanına transfer ve
sonra ver elini İstanbul/ İzmir.

Bir
haftalık tatili dolu dolu gezerek, Akdeniz insanının sıcak dostluğunu
paylaşarak, dingin kasabalarda iç huzurunu hissederek geçirdik.

Darısı
nice gezilere

Sağlıkla.

 

MERAKLISINA NOTLAR:

 

* Bu programı yaparken Güney İtalya ve özellikle Napoli hakkında çok
olumsuz şeyler okuduğumuz için açıkçası endişeliydik. Ama emin olun biz hiç bir
olumsuz bir şey yaşamadık ve dolaşırken bu tedirginliği hissetmedik. Yine de
tedbiri elden bırakmamak gerekir ama risk Barcelona’dakinden fazla değil.

*
Güney İtalya’nın insanları tam bir Akdeniz insanı, sıcakkanlı, yardımsever.
Napoli Centrale’de Circumvezuviana tren istasyonunun inişini ararken sorduğumuz
taksi kahyası işini bırakıp gişeye kadar bize eşlik etti. Keza Sorento’da
kaldığımız Hostelin personeli ve English Inn’in barmeni Fabio da aynı şekilde dost
canlısı ve yardımseverdi.

*
Roma’da konaklayacak olursanız, ihtiyacınız olduğunda resepsiyondan taksi
istemeyin. Biz ilk gün Roma Termini’ye gitmek için sorduğumuzda 20 € dediler.
Bana çok geldi. Şimdiye kadar olan tecrübem 7 – 8 € yu geçmemesi gerektiğini
söylüyordu ve nitekim ana caddeye çıkıp taksiye bindiğimizde taksi ücreti 6.70
€ tuttu.

*
Şu an ki tecrübeme göre aynı geziyi tekrar planlayacak olsaydım. Geliş / Dönüş
Romada birer gece konaklar. 2. gün Napoliye geçer, bagajları emanete bırakır,
Napoliyi akşama kadar gezer, sonrada bir saatlik yolculukla Sorrento’ya
geçerdim. Üçüncü günde sabah erken trenle, yarım saatlik yolculukla Pompei
Scavia’ gelir öğlene kadar pompei’yi dolaşır, öğleden sonrada Vezüv milli parkı
turuna katılırdım. Böylece yaklaşık beş saat ve kişi başı 25 € kar ederdik.

 

 

 

9 yorum

  • NEŞE dedi ki:

    Yazınızın her bölümünden ayrı zevk alarak,anılarımı tekrar yaşadım.Biz ,bir mayıs sonunda aynı plan-programı yaparak ,güneye Sicilya ya devam ettik kiralık araba ile ve böylece güzellikleri iki hafta yaşadık.Ellerinize sağlık,çok teşekkürler

  • arkutbay dedi ki:

    Nedense gözden ırak , gönülden ırak kalmış bu bölgenin aslında ne kadar kolay gezilir olduğunu hatırlattınız bizlere . Fotoğraflarını da koyunca görecek insanlar aslında nelerin kaçtığını . Ellerinize sağlık sevgili meslektaşım , sevgiler .

  • NEŞE dedi ki:

    Haydi,fotolarınızla şenlendirin bizi….

  • mctumer dedi ki:

    Fotoğraflar da hizmetinizde…

  • arkutbay dedi ki:

    1 yıl önce görmüştüm bölgeyi , insan bu kadar çabuk özler mi , fotoğrafları görünce doyamadım . Ama elinizi verdiniz kolunuzu alamazsınız bizden 🙂 , yazı formatını değiştirme şansımız var mı acaba , malum yaş 47 .

  • mctumer dedi ki:

    Yazı formatı konusunda haklısınız. Hem yazı boyutu küçük hem de paragraflara ayıramadığım ve metin içi fotoğraf yerleştiremediğim için okuması sıkıntılı. Nasıl yapacağımı bulamadım konuyla igili Sayın Gezmen’e mesaj attım. Yanıt geldiğinde yeniden düzenleyeceğim.

  • NEŞE dedi ki:

    Capri deki “VİA KRUPP”çok güzel fotoğraflanmış,mayıs ayında kapalıydı bu yol,acaba siz bu yoldan denize kadar inebildiniz mi ??Tüm fotolar neşe verdi,çok teşekkürler…Ayrıca Amalfi katedrali nefis..

  • arkutbay dedi ki:

    Gezmenden cevap gelmiştir muhtemelen ama ben de kısa bir bilgi vereyim . Mozilla üzerinden yazarsanız istediğiniz şeyi sağlayabilirsiniz . Sevgiler .

  • tutu... dedi ki:

    Adı ”binrota” değilse de, bu rotada buluştuk yine :)) mel ve oymakas zaten burada, eylülada, enise, tercümanlar,honeyseller ve diğer eski dostlar gelirse, 2010 öncesindeki gibi, yine burada gezip yazmaya devam edebiliriz…..Yazıyı bloğunuzda okumuştum, şimdi bir konuya takılıp yollara düşmenin keyfine vurgu yapmak istiyorum. 2008 yılında internette gördüğüm Endülüs’te bir dağ köyü GAUCİN’e gidişim de böyle bir şeydi…”Açık havalarda köyün tepesindeki kaleden bakınca Fas’ın dağları gözükür” cümlesi, yetmişti rotayı Gaucin’e çevirmeye..(Hava yeterince açık değildi o başka ama, bir hedefe daha varmanın mutluluğunu yaşamıştım)

tutu... için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*