Bir Masal Gibidir Abant…

Bir Masal Gibidir Abant…


Güneş yeni doğmuş. Etraf az da olsa ışımış fakat gecenin soğukluğu hâlâ etrafta. Buna rağmen harika bir gün bugün. Nedenini soran meraklı gözler görüyorum. Sizi daha fazla merakta bırakmadan nedenini söyleyeyim: Bugün okulumuzla birlikte Abant’a gideceğiz. Evde kahvaltı yapıp, gecikmemek için okulun yolunu tutuyorum. Okuldayız. Herkes gelmiş. Fakat otobüsümüz ortalarda gözükmüyor. Bir buçuk saat bekledikten sonra nihayet geliyor otobüsümüz. Yolculuğumuzun başında şoförümüz kısa bir bilgi veriyor: yolculuğumuz dört saat sürecek. Sonunda kalkıyor otobüsümüz. Bu arada güneş; yüzünü gösteriyor, içimiz az da olsa ısınıyor. Yolculuğumuz boyunca bir kere yarım saat süren bir mola veriyoruz.

Ve nihayet Abant’tayız. Karşımızda yemyeşil çimler, tepesi karlı dağlar ve yıllarca akmaktan yorulmuş bir dere görüyorum. Manzara harika. Rüyada mıyım yoksa? Kız arkadaşlarımız ve hocalarımız yemekleri hazırlarken biz erkekler de maç yapmaya başlıyoruz. İki saat maç yaptık. Yemekler nihayet hazır. Karnımızı bir güzel doyurduktan sonra hocalarımız ve 5-10 kişilik bir grupla keşif turuna çıkıyoruz. Çiçeklerin arasında, yemyeşil çimlere uzanırken fotoğraf çektiriyoruz. Keşif turumuzu tamamladıktan sonra geri dönüyoruz. Herkes kendine bir arkadaş bulmuş bir şeyler anlatma derdinde. Ben de hamakta uzanmışım. Sessiz, sakin keyfime diyecek yok. Yemekler hazırlanıyor. Mangalda pişen nefis köfteleri yedikten sonra ben ata binmek için atların yanına gidiyorum. At sahiplerinin her biri farklı bir fiyat söylüyor.  Ben “Prenses” adını verdikleri siyah, irice bir ata biniyorum. Hayatımda ilk defa ata bindim. Çok farklı bir duygu. Attan indikten sonra karşıma bir faytoncu çıkıyor. Yine bir ilki gerçekleştirip, faytona biniyorum. Kendimi Osmanlı zamanında hissettiriyor fayton bir anda bana. Faytondan indikten sonra karşımıza ilkinin aksine dinç, şırıl şırıl akan bir dere çıkıyor.

Sonunda zamanın hızla geçmesinden dolayı hiç istenmeyen kalkış vakti geldi. Otobüste herkes yorgun; bazıları uyumuş bile. Fakat her şeye rağmen ben Abant’ta kendimi masalda gibi hissettim. Beni o kadar çok etkiledi ki Abant belki ilerde evimi buraya kurar, burada yaşamaya başlarım.


 


                                   ERTUĞRUL BURAK ÖZKÖK

4 yorum

  • SEVDAM dedi ki:

    Çok şirin bir yazı olmuş keşke resimlerle zenginleştirseydiniz:) Tebrik ederim.

  • Binrota dedi ki:

    Binrota.com’ a ilk yazınızla hoş geldiniz. Bu paylaşımınız için teşekkür ederiz. Yeni yazılarınızda görüşmek üzere…

  • Zeynep dedi ki:

    Kuş sesleri içinde muhteşem bir göl manzarası ve çam ağaçları arasında kalmış bir doğa abant… bu güzel paylaşım için teşekkürler

  • handep dedi ki:

    ne kadar sakin bir yazı 🙂 akmaktan yorulmuş dere beni meraklandırdı..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*