Bir ERZURUM Hikayesi-1

BİR ERZURUM HİKAYESİ- 1

 

Gezenlerin anlattıkları hikayeler birer ninni gibi gelir güzel bir uykuya dalar gidersiniz. O hikayenin içinde olmak istersiniz. Peşinden gitmek için uykuya bir an önce dalmak istersiniz. Uyandığınızda ise tatlı bir bir mutluluk bırakır size uykudan kalanlar.

Peki ya hikayeyi gerçekten yaşamak istersiniz işte o zaman uyku size dar gelir düşersiniz yollara. Yollar sizi götürür hikayenin kahramanlarına, mekanlarına.

İşte böyle başladı doğu gezileri, uyandım çıktım yola.

Bu yazımda Dadaş diyarından benim penceremden gördüklerimi paylaşmak istedim.

Erzurum; Palandöken’in yamacında sizi bekler bütün haşmetiyle. Hem karayolu, hem de demiryoluyla gitmenin şansını elde etmiş biri olarak dördüncü gidişimde bir kez daha Erzurum’u keşfetmenin güzelliğini paylaşmaya ne dersiniz.

Hikayenin birinci bölümünde ellerin marifeti “oltu taşından” tesbih yapımı seyri alemini paylaşmak istiyorum.

Erzurum’a geldiğinizde Taş han’a uğramadan dönmeyen yoktur. O büyülü dünyanın içine girdiğinizde nasıl ve ne zaman çıkacağınızı bilemezsiniz. Alır sizi götürür oltu taşının muhteşem güzelliği sizi istediğiniz hayal dünyasına.

Birden sizi kocaman bir tesbih karşılar buyurun ya sabır çekmeye der gibi. Ya sabırın nedeni, her bir mağazanın vitrininden nasıl ayrılacağınızı bilememizdendir.

Tesbih taneleri gibi dizilmiş mağazaların görsel şöleni sizi bekler.

İşte bitmeyen masalın bu büyülü dünyasından nasıl çıkabilirsiniz bilmem ama ben hemen sizi bu büyülü dünyayı bizlere sunan ustaların ellerinden çıkan güzelliklerin nasıl olduğunu paylaşmak isterim.

Gittiğim her şehrin sokaklarını gezerim hiç yorulmam. Bilinmeyen her sokak sizi başka bir maceranın içine alır. Bilmezseniz eğer keşfetmiş olmanın keyfini çıkarmak için o anlar sizin için hiç unutulmaz. İşte otu taşı imalathaneleri de benim için öyle oldu. Sokaklarında gezerken Erzurum’un birden kendimi bu imalathanede buldum.

İzin isteyerek girdim içeri, kısa bir merhabadan sonra sağolsunlar hem sohbet etmeme hem de resim çekmeme izin verdiler. Her saniyesi inanılmaz sabır dolu hayretler içinde izlediğim ustaların ellerindeki marifeti.

İşte size sabrın, göz nurunun, el marifetinin kısa ama muhteşem yolculuğunun görsel şöleni.

 İşte böyle vitrinlerde sunulmayı bekleyen tesbihlerin sabırsız bekleyişinin küçük hikayesi.


 

Hikayelerin içinde yaşamak için çıkılan yolda karşınıza çıkanları o anları yaşamanın ve o güzellikleri paylaşabilmek güzel değil mi? Bin Rota dostları.

İkinci bölümde, lezzetine doyum olmayacak CAĞ KEBABI hikayesinde görüşmek üzere…

4 yorum

  • incialp dedi ki:

    Erzurum’a bir kere gitme fırsatım olmuştu ve çok sevmiştim. Oltu taşında yapılan tesbihler takılar beni büyülemişti. ellerinize sağlık, cağ kebabı yazınızı da merakla bekliyorum.

  • Corto_Turco dedi ki:

    Hem şiirsel hem de belgesel tadında bir yazı olmuş. Erzurum’a güzel bir giriş yapmışsınız. Çağ kebabı bölümünü şimdiden merakla ve iştahla bekliyorum.

  • Zeynep dedi ki:

    ortaokul yıllarım da gitmiştim bu güzel anlatımınızla tekrar gitmiş kadar oldum oltu taşından yapılan tesbihleri,takıları ne kadar övsem az kalır hatırlıyorum da gezerken babama büyüdüğümde bana hepsinden alırsın dimi diye sormuştum hepsinden olmasa da ilerleyen yıllarda bir tane almıştı :)) yazınızı devamının merakla bekliyorum

  • ayse kubra dedi ki:

    ben küçükken erzurumda yaşamıştım fakat tekrar gitmeyi çok isterim

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*