Bir Doğu Gezisi – 2 (Nahcivan)

Nahcivan’a gitmeden bir gün önce Kars’tan Iğdır’a gelip yerleşiyoruz Öğretmenevi’ne. Aynı gün Iğdır’ı biraz gezme fırsatı buluyoruz. Haydar Aliyev Parkı’nda dondurma yiyoruz ki bir dondurma ancak bu kadar güzel olabilir. Iğdır’ın iklimi oldukça değişik etrafına göre, daha sıcak ve ılıman bir iklime sahip… Şehir olarak daha gelişmiş. Orada bir gece kalıp, yola devam… İstikamet, Nahcıvan…


Nahcıvan’a Iğdırlı Turizm gidiyor. Asıl amaçları yolcu taşımaktan ziyade, ucuza benzin almak. 12 kişi dolmadan sınırdan geçemiyorlar zaten, dolayısıyla bekliyorsunuz ki o otobüs Nahcivan’a devam edecek mi? Otobüsteki görevliler Azerilere çok sert davranıyorlar, içi acıyor insanın adeta. Türkiye’nin muamelesi de iç sızlatıyor Azerilere… Azerbaycan(yani Nahcıvan) tarafında, gümrükte X-Ray cihazına kadar her şey tamamen elektronikken, Türkiye bavulları tek tek açtırmak gibi ilkel ve insanlık dışı bir yol izliyor. (2008 bu, bugün değişmiş midir?) Azeriler de refleks olarak oldukça sert davranıyorlar Türkiye Türklerine… Azeriler rüşvete düşkün bu arada, “şirinlik” diyorlar rüşvete… “Hörmet edin” diye diye alıyorlar paraları uyanık olmazsanız. Azerbaycan’ın Türkiye’den hala vize istiyor olması ne kadar ayıpsa, Türkiye’nin Azerilere ancak bir ay izin vermesi o kadar ayıp…


Sekiz yıl önce Bakü’de bir ay kalmış ve Azerbaycan’a hayran kalmış biri olarak Nahcıvan da aynı şekilde büyülüyor beni. O eski araçlar, eski binalar, belli bir havası var Azerbaycan-Nahcıvan’ın. Orada yaşayanlara sorsanız, “dışı seni, içi beni yakar” derler.




İnsanlar Türkiye’yi, insanları çok seviyorlar, politikacıları sevmiyorlar.. Yine de Türkiye Türklerine dair genel olarak büyük bir sempati hakim. (Oranın Mit’inin, yani Milli Tehlükesüzlük Nazirliğinin fotoğrafını çekme gafletinde bulundum, içeriden fırlayan polis ise Türkiye’den geldiğimi öğrenince fotoğrafı kibarca sildirip, teşekkür etti.) Halk ya çok fakir, ya çok zengin. Sovyet dönemi alışkanlıklarını atamamışlar üstlerinden, devletten bekliyorlar her şeyi, birçok toprak ekilmemiş biçimde duruyor.


İlk günümüzde biraz caddeleri dolaşıyoruz. Geniş caddeler, tek tip binalar hakim manzaraya.



Pek de geliştiği söylenemez bu bölgenin. Azerbaycan’la ayrı olmalarının bedeli bu biraz da sanki. Bakü çok özensiz de olsa, hızla gelişiyormuş örneğin. Nahcivan’da ise böyle bir şey yok. Evler, binalar dışarıdan çok güzel, fakat içine bir bakıyorsunuz, şok oluyorsunuz. İşte bir apartmanın girişi:



Yemek yerken biraz gözünüzü kapamanız gerekebilir. Çok temiz yerler de var, fakat aynı oranda özensiz noktalar da. Biz ilk gün yemeğimizi “NahşiCihan” denilen yerde yiyoruz. Et isterken, eğer ki kemiksiz et istiyorsanız “sümüksüz” şeklinde ayrıca belirtmeniz gerekiyor.


Ertesi gün biraz daha caddeleri dolaşıyoruz. Mömine Hatun Türbesi’ni, Halı Müzesi’ni geziyoruz. Halı Müzesi’nin içinde fotoğraf çekmek yasak deniyor, peki diyoruz.






Halı Müzesi’nde en eskisi 18. yüzyıla ait halılar sergileniyor. Kuş deseninden tutun, Aliyev portlerine kadar halılar var. Hüseyin Cavid isimli Azeri yazar-şair’in müze evini geziyoruz.


Halamın daha önceden tanıdığı taksici Ziyafet Bey’i arayarak, bizi Badabat’a götürmesini istedik.


Badabat tepede harika bir yer, çiçekler, doğa şahane, havası şahane… Yol iyi geçmiyor, araba zaten eski, Ziyafet Bey de bir o yana bir bu yana kullanıyor arabayı. Badabat’a varana kadar akla karayı seçiyoruz, ama değiyor.




Bir de Bakü’ye kara yoluyla gitmek istiyoruz, ama otobüsle 16 saat sürermiş. Arada Dağlık Karabağ bölgesi var çünkü, Nahcivan’la Azerbaycan’ın ilişkisini kesiyor.. Nahcıvan da özerk olduğundan kendi haline bırakılmış, Azerbaycan’a göre bile daha az gelişmiş söylediğim gibi.


Bir de unutmadan Nahcivan ya da Azerbaycan’a yolunuz düşerse eğer, en önemli önerilerimden biri şu ki “Yeddi Gözel Şarabı” alın. Nahcivan’da çok aradık ve sonunda Tema Market’te bulduk.





HÜSEYİN CAVİD’in Müze Evi 



Nahcivan’da 2 gece yattıktan sonra Kars’a dönüyoruz ve sonrasında istikamet Ankara… İçimiz yıkanmış bir şekilde iniyoruz Ankara’ya trenden… Arkamızda bıraktığımız Ağrı Dağı, Kars, Iğdır, Ardahan, çiçekler, sular, doğa, karlar, şelaleler, koyun-inek sürüleri… Harika bir doğa, muhteşem bir manzara… Mutlu hayat…


Taksiyle eve giderken tren garından, Tunalı Hilmi Caddesi bölgesinde bir araba sinyal vermeden önümüze çıkıyor, ani fren yapıyor taksi… “Hoşgeldin stres, hoşçakal doğal hayat…”

Büyükşehir’den soğuyor insan…. Hele bu zamanda.



Not: Fotoğraflar kaliteli değil, farkındayım. Bu gezimizin fotoğraflarını bilgisayarımın dışında, harici bir hafızanın içinde saklıyorum, kolay ulaşabileceğim bir yerde değil şu an. Borcum olsun, yakın bir zamanda galeri halinde de olsa, daha başka fotoğrafları paylaşmaya çalışacağım.

4 yorum

  • NEŞE dedi ki:

    Aksine fotolarınız da,yazınız da çok güzel…Nahcıvan ın durumu gerçekten tam isole vaziyetinde,herşey orada daha geriden gidiyor..Mümine hatun kümbeti sınav sorumdu benim,akrabayı görmüş gibi oldum..Teşekkürler..

  • Midgard dedi ki:

    Fotoğrafların orijinalleri değil bunlar, Facebook hesabımdan kopyalayıp eklediğim için güzel gibi gelmiyor bana. Teşekkür ederim ben de Neşe Hanım yorumunuz için..

  • sadiye dedi ki:

    Bence şahane bir gezi olmuş, benimde çok istediğim bir bölge,yararlı bilgiler ve güzel fotoğraflarınız çok teşekkürler..

  • misha dedi ki:

    selamun aleykum arkadaslar.. Nahcivan guzel bir yer Havasi suyu insanlari. Eger ki kimse nahcivani gezmek icin gelirse bana yazsin misafirim olur. mushfiq07@bk.ru

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*