Bir çığlığın peşinde: Tijuana

Bu aralar Meksika ile ilgili hoş bir haber duymak mümkün değil. Uyuşturucu kartellerinin polisle ve kendi aralarındaki mücadeleleri üzerine bir dolu masum Meksikalı’nın katledilmesine dair haberler giderek kanıksanıyor. Ülkeyi bir kaç kez görmüş ve kalbinin bir kısmını orada bırakmış biri olarak içim acıyor elbet. Marihuana yasallaşsa ya da Amerikalılar uyuşturucu tüketmeyi bıraksa  Meksika’da daha mı az kan dökülür bilmiyorum fakat  bu büyüleyici  ülkenin insanları şiddet kangrenine karşı ülkelerine gelen gezginlere oldukça candan ve yardımsever yaklaşıyor.  Tijuana Meksika’daki en büyük uyuşturucu kartellerinden birinin kontrolü altında. ABD’nin San Diego sahillerini Tijuana sahillerinden kumsal boyunca çakılmış ahşap direkler ayırıyor. Sınırın geri kalanına büyük tepkiye rağmen  yapılmaya başlanan duvarıyla karşılaştırıldığında araları hayli açık direklerin işgalindeki bu plajda olmak daha keyifli elbette. Önce ayağımı atıyorum, bir foto…Korkma devam et diyor Betto, ve öte taraftayım. Başka bir foto..Gökyüzünde tur atan polis helikopterleri biraz tedirgin ediyor ve tekrar Tijuana’dayım. Ve  mutluyum…

Los Angeles’in en güvenli yerlerinden Westwood’dan çıkıp bir saat bir süren bir halk otobüsü yolculuğu sonrası gerek hizmet ve temizlik  gerek dakiklikte bizim otobüs firmalarını mumla aratan Greyhound terminaline gitmiştim.Terminalde Tijuana ( ya da kısaca TJ) yönüne gidecek otobüsler Crucero firmasına devrediliyor ve neyse ki  sadece bir saat rötarla biniyorum otobüse.  Biletinizi Tijuana olarak kestirirseniz biraz daha pahalı oluyor zira TJ havaalanına dek gidiyorsunuz fakat San İsidro da yani sınırda inerseniz yürüyerek TJin turistik kısmına gitmeniz çok daha kolay. Zaten karasal ulaşımı kullanınca ABD yönünden geldiğiniz için vize soran yok, elimi kolumu sallayarak giriyorum. Demir parmaklıklı turniken de geçtiğimde artık Meksika’dayım. Niye buradayım? Çünkü Meşhur el Grito’nun ya da bir çığlığın peşindeyim. Meksikanın özgürlük tarihinin bir parçası olan ve İspanyollar’a karşı ayaklanmaya davetin bir simgesi olan bu çığlık 200 sene önce Hidalgo adında bir rahibin Dolores adlı bir kasabada halkı örgütlemesi çabasının bir sonucu.  Guanajuato şehrindeki Dolores kasabasının bu meşhur çığlığı her sene 15 Eylülde başkent Meksiko City’de devlet başkanının zili çalmasının ardından savaştaki kahramanlarının ismini sıralamasıyla ve sonunda üç kere Viva México!  ya da yaşa Meksika diyerek atılıyor.  Başkente gitmeye ne vaktim ne param olduğu için en ucuzundan bir çığlık duyayım istemiştim sadece…fakat bana şehri gezdirmeyi teklif edip o akşam da otobüsle Veracruz yollarına düşecek arkadaşım Andresin dalgınlığı sonucu şehir meydanına geç gelmiştik. Neye niyet neye kısmet diyerek meydandaki çılgın kalabalığının her fırsatta atmaya devam ettiği tipik meksika çığlıklarını dinlerken bayrak renklerine boyanmış hindistancevizli şekerleri ve acı pulbibere banılmış mango dilimlerini tatmış ve harika bir havai fişek gösterisi izlemiştim.Çok da moralim bozulmamıştı açıkçası zira kendimi ait olduğum bir yerde hissediyordum.

Bu gecenin gününe dönersem : Sınırı geçtiğimde karşıma bir McDonalds çıkıyor ve yanında dizi dizi eczaneler sıralanmış. Reçetesiz ve ucuza satılan ilaçlar için böyle bir piyasa oluşmuş. Oradan da en turistik bulvar olan Avenida Revoluciona varıyorum.TJ’in şehrin sembolü haline gelmiş arkı hemen her yerden görebilirsinz, arkı bulduğunuz sürece kaybolmak yok. Benim gibi güvenliğinizi riske atıp safça dolar bozdurmak yerine dolarla da her işinizi görebileceğinizi unutmayın .

 Couchsurfing üzerinden yazıştığım arkadaşlarla buluşmak için daha vaktim olduğundan yürümeye karar vermiştim. Benim gibi tek başına etrafa meraklı gözlerle bakıp hele de fotoğraf çekere yürüyen yoktu tabii ki. Yine de bir şehri tanımanın en iyi yolu yürümek değil midir? Kaybolarak bulmak yolunu şehri de bulmak demek değil midir? Ve biraz da gezginin kendini yitirip kendini bulmasıdır…

 TJ’in başka bir sembolü de siyah çizgilerle boyanmış zebraya benzetilmiş TJ eşeği; fotoğrafçısıyla beraber sokakları arşınlıyor hayvancağız. Geniş caddeler boyunca göbek şeklinde meydanlar ve Abraham Lincoln’ünkü de dahil heykeller de görüyorum.  ABD’deki çoğu zincir hazır yemek restoranı burada da var. Ben yine de bildiğimden şaşmıyorum İspanya da da çok yaygın olan VIPS’te enchiladas yiyorum. Asla düşkırıklığı yaşatmaz. Yürümeye devam ediyorum. İnsanları ve ispanyolca tabelalar olmasa hala ABDde olduğuma yemin edebilirim. Hoş, Los Angeles’ın belli semtlerinde de aynı yemini Meksika’da olduğuma dair edebilirdim. Bu hissim bir camisiz minareye gelene dek devam ediyor fakat minare sadece Agua Caliente Otel ve Gazinosu’nun bir parçasıymış. Yanında tel örgülerle çevrili ve etrafında silahlı güvenlikçilerin devre gezdiği bir lise görüyorum.Latin Amerika ülkesinde yadırganmayacak bir durum.

Tj’de tekilaya ve eğlenceye  (ve muhtemelen ota ve hapa) doyacağınız sayısız bar var, tedbiri elden bırakmayıp bir grupla gittiğim barda duvardaki meryem tasvirlerini hala hatırlarım.  Tj merkezi geride bırakıp kıyı boyunca güneye yol aldıkça önce Rosarito plajına geliyorsunuz, bir çok otel ve restoran var, geniş  sahilde at binebilirsiniz. Burası açmadıysa biraz ileride yol kenarında park edip Mirador’daki manzaraya rahatça bir saatinizi ayırabilirsiniz. Daha sonra da Tj’e  oranla daha ferah,temiz  ve güvenli olan  Aşağı Kaliforniya’nın incisi Ensenada’ya varirsiniz. Her gün kruvazerlere ev sahipliği eden Ensenada’da yarım saatlik bir tekne turu da yapmak da mümkün.  Buralılar Ensenada’ya gelip Hussongs’a uğramadan olmaz diyorlar. 1888’de ABD’ye yerleşen bir Almanın açtığı Hussong’s tüm  Kaliforniya’nın en eski cantina’sı. Ensenada’dan  tatlı bir vedayla ayrıldığımızı düşünürken park yerine gittiğimizde kötü bir sürprizle karşılaşıyoruz. Sırt çantamı yanıma aldığıma minnettarım zira aralarına katıldığım Amerikalı bir genç ve iki Alman gençkızın içlerinde sadece kıyafet ve ayakkabı olan çantaları bagajdan çalınmış. Luzy en çok çantayla beraber giden eskiz defterine üzülüyor. Dönüş yolunda arabamız muhtemelen uyuşturucu arayan askerler tarafından durduruluyor. San Diego’da yol arkadaşlarımdan ayrılıyorum Meksika’nın bir köşesini daha  görmenin verdiği keyifle…

 

4 yorum

  • maden dedi ki:

    bu güzel gezi yazınız ve fotoğraflarınız için kaleminize sağlık

  • abt_smyrna dedi ki:

    Bizi o kadar korkutmuşlardı ki sınır hakkında. San Diego’ya gelip sınıra dahi yaklaşmamıştık korkudan. Bir de ABD Meksika’ya çıkınca bizim vizemizle geriye almıyormuş vs. Yoksa ben de çok görmek isterdim ama korkudan gidemedim.
    elinize Sağlık.

  • NEŞE dedi ki:

    Çok keyifle okudum..Sınırdan hemen sonraki “eczane” bolluğunu bir filmden hatırlıyorum..En son fotonuza bayıldım..Çok çok teşekkürler “latin Amerika” uzmanımız,şaka değil,gerçekten sizi öyle görüyorum Saudade !

  • rome_o dedi ki:

    91 -93 arası san diegoda yaşadım her hafta sonu tijiuana daydım , dünyanın en eğlenceli yerlerindendir ,yemekler harikadır bizim damak zevkimize çok yakındır puerto nuevo da 6 dolara istakoz yemek mümkün .Ensenada halen görüştüğüm meksikalı arkadaşlarım var dünyanın en güzel coğrafyası .. özlemişim 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*