Bilhorod yada bilinen adıyla Akkerman Kalesi

Odessa ‘ya yaklaşıyoruz. Yol üzerindeki binaların bakımsızlığının yanı sıra çoğunun boş olması dikkat çekici. Eşime göre şimdiye dek geldiğimiz en sefil kent olacak bu. Göreceğiz.


Akkerman Kalesi

Akkerman Kalesi


İniyoruz. Sabahın körü ve çoğu yer kapalı. Açık olan yerlerden birinden kruvasan alıp kafede vakit geçiriyoruz. Bu saatte hostel bizi almaz. Zaten Odessadaki hosteli bulurken epeyce zorlanacağız. Bunu hissediyorum. Bagajımızı emanete bırakıyoruz. (20 grivna)Amaç Bilhorod otobüslerini bulmak. İlk sorduğum minibüs oraya gidiyormuş. Atlıyor ve en arkaya oturuyoruz. (adambaşı 23 grivna)


Yolculuk yaklaşık üç saat sürüyor. Yol kimi zaman bozuk kimi zaman da idare eder şekilde ilerliyor. Ama bitmek bilmiyor. Kim bilir kaç kez sordum yol boyunca. Nerede ineceğimize dair en ufak bir bilgim yada tahminim yok.


Akkerman Kalesi

Akkerman Kalesi


Nihayet bir terminalde indirdiler bizi. Burada hemen küçük bir dükkanda hamur işi bir şeyler yedik. Ben sade, eşim ve oğlum patatesli- soğanlı hamur işi bir şeyler yedik. (20 grivna toplam). Doyduk. Ortam da iyiydi. Çat pat İngilizce bilen dükkandaki kadınlar gerçekten çok neşelilerdi.Yola koyulduk. LP ‘ye göre parkı geçip biraz yürümemiz yetecek. Parkın ortasında yaşlıca ama saçlarının neredeyse yarısı maviye boyanmış kadına sorduk mesafeyi. Ne aptalım, burada İngilizce geçmiyor ki. Neyse not defterime bir kale resmi çizdim. Anladı ve ters yönden gelen imama benzer bir adamı durdurup bir şeyler söyledi.


Akkerman Kalesi

Akkerman Kalesi


Adam Almanca biliyor musun dedi. Bu kez ”zo zo” deme sırası bende. Adamda da Almanca çok iyi değil. İdare eder düzeyde anlaşıyoruz. Adam yaşından umulmayacak şekilde beni bile zorlar durumda hızlıca yürüyor. Sıklıkla genelde en az elli metre geride kalan ve muhtemelen saydırıp duran eşime “Yıldız az kaldı” yalanlarıyla moral destek veriyorum. Adam dayanamayıp “maşin ” diyor. Muhtemelen “araba neden tutmadın be evlat” anlamına geliyor bu tek kelime. Bir hareket yapıyorum ve “kafamı …..” diye kendi kendime saydırıyorum. Bu yolun bir de dönüşü olacak. Gerçi adam her geçtiğimiz yoldaki parkı ve dikkat çekecek yapıyı iki üç kez gösterip bana da mutlaka tekrarlatıyor. İyi bir rehber.


Akkerman Kalesi

Akkerman Kalesi


En sonunda beni işaret edip “Türk” diyor. “Evet” diyorum.Eliyle göğsüne vurup “babuşka, gagavuz” diyor. Onu işaret edip “Sen de Türksün” diyorum. Muhtemelen eşimin adından anladı Türk olduğumuzu. Binlerce yıldır fazlaca değişmeden günümüze gelen ortak kelimelerden biri yıldız. Halen kasabada Gagavuz aileler varmış.Sonunda kale görünüyor. Adam bizi kapıya kadar getiriyor. Hepimize bakıp teker teker elimizi sıkıp vedalaşıyor. Sonra ilerilere doğru yoluna devam ediyor. Acaba para verse miydim? İstemedi ki. İma bile etmedi. Aklıma Fastaki o o… çocuğu geliyor. “Acaba 1500 TL parama kıyıp gidip adamın gırtlağını kesip gelmeli miyim?” diye düşünüyorum. Ne varsa bizim millette var.


Akkerman Kalesi

Akkerman Kalesi


Akkerman şehir olarak günümüzde Bilhorod olarak biliniyor. Gerçi Akkerman da aynı anlamda yani “Beyaz Kale” olarak çevrilebilir. Sokaklarda yürürken Akkerman adının halen yaşadığını görebilirdim. Ne yaparsanız yapın. Bazı şeyleri yok edemezsiniz. Yok olmaz.Kale 13. yy da Moldavyalılar tarafından yapılmış. Sonrasında Cenevizliler ele geçirip tahkim etmişse de 2. Bayezıd zamanında bizimkilerin ele geçirmesine engel olamamışlar. Defalarca el değiştirip durmuş. Uğruna dökülen kanın haddi hesabı yoktur sanırım. 1812 ‘de Bükreş anlaşması ile Ruslara teslim edilmiş. Yani dedeler bırakıp gitmemiş, diplomatlar masada vermişler genelde olduğu gibi. Oğluma dediğim gibi kaleyi alırken yada savunurken ölen atalarımızın haddi hesabı yoktur ve muhtemelen bizim ailemizden de çok sayıda kişi burada şehit düşmüş olmalı. Onca yolu geldiğimize değdi diye düşünüyorum kaleden içeri ilk adımımı atarken. “Dede seni unutmadık!”


Akkerman Kalesi (iç kale)

Akkerman Kalesi (iç kale)


Günümüzde iki km kadar olan sağlam duvarları ile beraber Ukraynanın en büyük ve en iyi korunmuş kalesine giriş byk 20, çck 10 grivna şeklinde.Kale sağlam bir kale imiş. Nereden anlıyoruz. Fatih Sultan Mehmet iki kez kuşattığı halde direnmiş. Boğdan prensi anlaşma karşılığı serbest şehir statüsüne sokmuş kentini. Fatihte Osmanlı kıyılarında serbest ticaret yapabilme izni vermiş. 2. Bayezıd gidip almayı tercih etmiş.


Kale çok büyük bir alan kaplamakta. Ama Türklere ait en ufak bir iz yada işaret yok. Zaten tuvalet diye kullandıkları şeyi, sistemi görünce çok fazla bir şey beklenmeyeceğini anlayabiliyorsunuz. İlk önce deniz surlarının yanından sonuna dek yürüdük. En son noktada Ukraynalı arkadaşlar “şuradan, buradan inin” diye yardımcı olmaya çalıştılar ama gözümüz kesmedi hiç.


Akkerman Kalesi (surlar)

Akkerman Kalesi (surlar)


Eşimi geride bırakıp Mete ile iç kaleye girdik. Kimse yok bizden başka burada. Mete soruyor ben cevaplıyorum. İleride deniz, geride derin bir hendeğin arkasında uzanan surlar. Oğluma sadece hayal etmesini istediğimi söylüyorum. Sadece karadan ve denizden çevrili olduğunu, top ve tüfek ateşleri arasında kalede olduğunu düşünmesini istiyorum. Surların yüksek bir noktasındayız. Çocuğun söylediği etkileyici bence. “Düşünecek bir şey yok, savaşılacak o zaman”Aşağı iniyoruz. İç kalede tırmanma çalışmaları yapıyoruz ama nafile. Bizden rahatsız olan güvercinler uçuşuyorlar. İç kale çok sayıda mazgalı ile kendinden beklenmeyecek bir ölüm kapanı. Surlar aşıldıktan sonra içkaledekilerin bir şansı yada uzun süreli bir direnişinin olabileceğini hiç sanmıyorum. Sadece Türk usulü, malum olan sona doğru düşmanı olabildiğince duraklatıp verilebilecek zayiatı verip diğer birliklere zaman kazandırmak sadece. Ötesi yok.


Çıkıyoruz. Eşim her kadının vazgeçilmez alışveriş eşyası olan magnetlerden almaya çalışıyor. İstasyona dek yürüyor ve sabahki kadınlara uğrayıp gene bir şeyler atıştırıyoruz. Bazan kendi kendime soruyorum. Acaba bazı küçük salaş yerler mi mükemmel lezzetler yaratabiliyor ama çok az insan bunları biliyor yoksa insanların içinde bulunduğu normal üstü durumlar beğeni çıtasını mı düşürüyor. Her neyse, ortam iyiydi, yemekler basit ama lezizdi. Akkerman hüzünlü geldi.

4 yorum

  • NEŞE dedi ki:

    Sevgili Bora,Türk dünyası senden sorulur,yine ilginç yerlerdeyiz…Kırım bölgesindeki diğer Ceneviz kolonilerini de merak ediyorum…Odessa limanında Potemkin savaş gemisini görünce ben de çok heyecanlanmış ve ünlü filmi hatırlamıştım bir kez daha…Mete nin eğitimi devam ediyor,ne varsa eğitim de var….

  • arkutbay dedi ki:

    Ellerine sağlık arkadaşım , dedelerimizi unutmadık ama onlar bizi görüyorsa eğer hiç mutlu değillerdir sanırım . Bir de magnet alanlara karşı daha anlayışlı olalım lütfen . Sevgiler .

  • edelweiss dedi ki:

    Yazını okuyunca ben de hüzünlendim.Sizi tebrik ederim, kaleminize, emeginize sağlık.Ayrıca örnek bir gezgin aile olduğunuzu düşünüyorum.Ne mutlu oğlunuza.Güzel gelecekler ve gezgin günler dilerim.

  • bora arasan dedi ki:

    Temennileriniz ve yorumlarınız için çok teşekkürler…

    Abi, magnet deme bana gözünü seveyim 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*