BEYRUT GEZİMİZ 1. GÜN

Yaklaşık 1
aydır ha bugün ha yarın yazacağım, yazmaya başlayacağım diyerek sonunda çok
şükür vuslata erdim ve yine güzel bir geziyle karşınızdayım. 2012 yılının son
günleri hafta sonuna gelince, bunu bir tatil fırsatına dönüştürmek için
harekete geçtim. En önemli sorun, nereye gitmek olduğuydu? Malum tatil kışa
gelince, her yer soğuk. İlk önce rotayı Avrupa’ya çevirdik. Hamburg fena olmaz
diyerekten sevgili Gezgindir Gezenin Adı Serap’tan fikirler aldık. En önemli
sorun olan uçak biletlerini de bir çırpıda kolayca hallettik, otele’de
rezervasyon yaptırdık. Bir tek valizi kapıp, gitmek kalmıştı. Ama o da ne?
Hamburg’da hava kar, kış kıymet olunca, biranda U dönüşü yaparak vazgeçtik. Bir
kere niyetine girmişiz, bir yere gidilecek derken, aklıma Beyrut geldi. Olur mu?
Olmaz mı? Acaba uçak bileti bulabilir miyiz derken, bir bakmışız ki uçak
biletimizi almışız. Ver elini Beyrut. Arkamızda yağmurlu bir İstanbul  bırakarak, akşamüstü 15:00 civarı, Beyrut’a
indik. Havaalanı çok büyük değil, ilk işimiz para bozdurmak oldu. Her yerde
dolar kabul etseler de, cebimizde bulunması için bir miktar bozdurduk.
Bavulumuzu aldığımız gibi kendimizi dışarı attık. Karşılaştığımız manzara inanılmazdı.
Biranda karşımıza 10-15 tane adam taksi taksi diyerek bize yöneldi. Biz şaşkın
bakışlarla, neye uğradığımızı şaşırmıştık. İçlerinden birine taksi kaç para
diye sorduğumuzda,  taksi ücreti 40$ ‘dan
açıldı, derken 35$, bir diğeri ben 20$’a götürürüm derken işi 10$’a bağlamanın
huzuruyla, eski tip Mercedes’e bindik. O zaman neymiş, arabaya binmeden önce
pazarlık yapmak farzmış. Bu arada bir hatırlatma, Beyrut’ta toplu taşıma yok,
var da yok gibi. Burada her arabası olan taksici olunca, ay yolda kalır mıyım
acaba? Korkusu imkansız. Tabi bu kadar taksi olurda korna sesi olmaz mı?
Allahım tam bir felaketti, anlamlı anlamsızca sürekli bir korna çalma sevdası.

 Otelimiz Hamra bölgesinde olunca, taksiciye
otelin ismini ve adresini verdik. Fakat sütçü beygiri gibi dönmekten başka bir
şey yapmadık. Döndük döndük ama oteli bir türlü bulamadık. Nihayet aynı
sokaklarda dolanarak otelimiz Elysee Residence ulaştık. Birkaç detay da
otelden, gözüm kapalı tavsiye edebilirim. Temiz ve merkezi tanımlamaları
yeterli kalır herhalde. Bavulları odaya koyar koymaz, kendimizi dışarı attık.
Sokaklarda dolanıp, etrafı kolaçan ettik. Nerede, ne yeriz, orası burası derken
karşımıza vitamin bar kıvamında bir büfe çıktı. Burada enerji takviyesi için
mola verdik. Tezgâha dizili çeşit çeşit meyveden seçim yapıp, istediğinizi
sıktırabiliyorsunuz.  Ben fazla çeşidi
karıştırmak istemeyip, çilek, elma ve mangodan oluşan karışımı içtim. Tadı
güzel, katkısızdı.

 Hava kararmaya başlayıp, birde üzerine yağmur
yağmaya başlayınca. İstikamet otel diyerek, biraz dinlenip, akşam yemeği için meşhur
Abdel Wahap’ı keşfetmek üzere yola koyulduk. Herhalde Beyrut’a gidip de Abdal
Wahap’a gitmeyen yoktur diye düşünüyorum. 
Ara sokakta özenle hazırlanmış bir mekan. Kapıdan girer girmez,
karşımıza rezervasyonunuz var mı? Diye bir soru yöneltildi. Şey, hımm,
rezervasyon mu, yok ama falan derken; o zaman kusura bakmayın, sizi içeri
alamam cevabıyla biz dumur olduk. Nasıl yani! Türk aklı hemen devreye girdi. Ya
işte biz biranda karar verdik de, alt tarafı 2 kişiyiz falan fıstık derken, bir
baktık ki bir masaya oturmuşuz bile. Eee napalım ilk gece acemiliği işte. Bu
geceden sonra nereye gidersek gidelim rezervasyon yaptırmayı ihmal etmedik. Siz
siz olun Beyrut’a gidince rezervasyonsuz adım atmayın.

Evet,
nihayet masamıza oturmuştuk, dolayısıyla keyfimizde yerine gelmişti. Bide yemek
siparişi verirsek değmeyin keyfimize diyerekten olayı bağlamaya çalışıyorum.
Öncelikle şöyle söyleyebilirim  Abdel
Wahap’ta hiç kendimizi yabancı diyarlarda, boynu bükük hissetmedik desem yeridir
herhalde. Şimdi siz bana haklı olarak diyeceksiniz ki, neden? Çünkü Abdel
Wahap’ta önüm arkam, sağım solum Türktü de ondan. Sanki İstanbul’da Develiye ya
da Günaydına gelmişiz gibi bir ortamdaydık. Sanırsam tüm tur firmaları burayla
anlaşmalı olacak ki, sanki sözleşmiş gibi hepimiz oradaydık. Lafı fazla
uzatmadan gelelim neler yediğimize.

Daha ne
yiyeceğimize karar vermeden, isteseniz de istemeseniz de masaya çerez tabağı
geliyor.  Burada tüm restaurantlar da bir
tür gelenek bu çerez tabağı. Çerez tabağının içinde tuzlu fıstık, taze badem ve
taze bakla vardı.  Başlangıç çerez olur
da yanına ne arkadaşlık eder? Evet, doğru cevap, arak!

Öncelikle
menüye bir göz gezdirdik, daha ilk geceden mide fesadı geçirmemek adına azar
azar gitmeye karar verdik. Mezelerden muhammarayı denemek istedik.  Malzemelerde bir değişiklik olmasa da ceviz
tadı baskındı ve daha önce yediklerime nazaran kıvamı katıydı.

Ve mezelerin
kralı humus masadaydı. Bizde genellikle humus tek tip hazırlanılır, üzerine
zeytinyağı gezdirilip, servis edilir. Fakat burada humusun birçok çeşidi vardı.
Etlisi, balıklısı, sadesi, fıstıklısı seç beğen al yani. Biz etli ve fıstıklı
humus siparişi verdik.  Beyrut’ta olduğum
sürece hiç kötü humus tatmadım diyebilirim. Adamlar bunu yapmasını çok iyi biliyorlar.
Humusun malzemesi çok basit olsa da kıvamını tutturmak maharet ister. Burada
tattığımız humus geçekten kıvamı olsun tadı olsun çok güzeldi.

Ve gecenin
son bomba mezesi de çiğ köfte.  Menüde
kebbeh nayeh yani çiğ köfteyi görünce, sipariş verelim dedik.  Masaya geldiğinde kısa süreli bir şok yaşadık
desem çünkü çiğ köfte harbi çiğdi. Bildiğiniz kıymanın içine maydanoz ve bulgur
konulmuştu. Tabak masaya gelince bir an için yesem mi yemesem mi diye
düşünmedim değil hani. İlk önce bir çatal alıp tadına baktım. Kıyma çiğ olduğu
kadar içindeki bulgur da kıtır kıtırdı. İkinci denemem de biraz lavaşın içine
koyup yedim ama ne yalan söyleyeyim daha fazlasını yiyemedim dostlar.

Tabbule, İstanbul’
dada karşımıza çıkan, tadına aşina olduğumuz bir lezzet. Bol maydanoz, bulgur
ve domatesle hazırlanan salata, limonla da tatlandırılınca harika bir şey
ortaya çıkmıştı. Lavaşa benzer pideyi suyuna bandıra bandıra yedik. Bu salataya
tadı veren esas güzellik maydanoz.  Buranın maydanozu bizim Türkiye deki
maydanozlardan farklıydı. Daha ince yapraklı ve tadı alışılmışın dışında buruk
değil, tatlıydı.

Soğuk
mezeleri yavaştan yerken ara sıcaklarda masamızda yavaşça yerini almaya
başlamıştı. Kebbeh yani kızartılmış içli köfte, her zaman ki gibi damağımızın
alışık olduğu bir tattı ve İstanbul’daki benzerleri arasında pek bir fark
yoktu.

Sırada daha
önce tatmadığımız bir lezzet vardı. Sosisin her türlüsünü tatmıştık fakat burada
hazırlanan sosis bizdeki sosislerden farklıydı. Menüdeki ismi makanek olan
sosis, döküm sahanın içinde pişirilmişti ve sıcak sıcak masaya getirilmişti.
Yağı az, bol limon sosunda pişirilen sosisin tadı gerçekten çok güzeldi
diyebilirim.  

Bu
yediklerimiz midemizi doldurmuştu ama ana yemekten de kusur kalmayalım diyerek
menüdeki ismi masbaha dehabiyyeh olan bir yemek söyledik. Yağsız kıymanın şişe
geçirilmesiyle yapılan bir kebaptı. Açıkçası benim pek damak tadıma uymadı.
Kıyma yağsız olunca, kebap pek bir yavan oluyor fikrindeyim.

Neyse yedik,
içtik yemekler fazla gelince tatlıya yer kalmadı maalesef. Artık diğer günler
nasılsa acısını çıkartırız diyerekten hesabımızı ödedik. Genel anlamda yemekler
fena değildi ama İstanbul’da da bu tarz restaurantlar çoğunlukta olunca bize
pek bir cazip gelmedi diyebilirim.

Taksiye
atladığımız gibi istikamet Hamra, biraz etrafta dolanalım dediysek de amaç
yediklerimizi eritip, geleceklere yer açmaktı. Dolana dolana şans bu ya,
karşımıza bir tatlıcı çıktı, bizde tatlı yememiştik, bari burada bir şeylerin
tadına bakalım diyerek dükkânın içine girdik. Çok fazla büyük bir yer değil.  Sanırsam paket servisi makbuldü ki içeride
masa sandalye olmadığı gibi servis tabakları bile yoktu. Kapı köşesine
koydukları ufak bir masa vardı o kadar. Bizde tatlılara bir göz gezdirip,
burada oturup yiyebilir miyiz? Diye sorarak, oturduk.  O kadar çok çeşit vardı ki, gözümüz döndü
desem yeridir herhalde. Neyse ki ortaya karışık bir şeyler yaptırdık. Tatlılar
bizim alışık olduğumuz tat dışında şerbeti az ve kuruydu. Birde bazı tatlıların
içinde gül suyu vardı. Eğer ki gül suyu sevmiyorsanız, sormakta fayda var.

Resmi
incelerseniz şayet, servisin kağıt tabakta yapıldığını fark etmişinizdir. Bunun
dışında gelelim tatlıların açıklamasına. Kadayıftan yapılan ve yuvarlak olarak
kesilen tatlılar bildiğimiz Halep burması. Biri bademli, biri de Antep
fıstıklıydı. Burada tatlılar da badem ve Antep fıstığını bol bol kullanıyorlar.
Yine kadayıftan yapılan belluriye ise antepfıstıklı ve gül suluydu. Tabakta bir
tek değişik tat ise, maamoul mad. Lübnan’ın geleneksel tatlılarından biri olan
bu tatlı, irmikten yapılıyor. Çift kat irmik tatlısının içine değişik bir krema
ve çeşidine göre antepfıstıklı, kakaolu, bademli, incirli hazırlanıyor. Yerken
yoğun tereyağı tadını hissetmemek mümkün değil. Bir dilim yedik ve inanın yoğun
tadı sayesinde bir tanesi bile fazla geldi diyebilirim.

Beyrut’ta
ilk günümüz daha çok ortam keşfi ve yemekle geçmişti. Bakalım ikinci günümüz
nasıl geçecekti? Lakin yarın ki programımız yoğundu. Kısa zaman sonra Beyrut’ta
ikinci günümüzle karşınızda olacağım. Görüşene kadar afiyetle kalın.

 

www.gezenyer.com dan
sevgilerle.

10 yorum

  • enisnuhoglu dedi ki:

    bu yazıya acılen fotograf ve yazıyı ayırma talep edıyorum bellı kı cok faydalı bır gezı.

  • enisnuhoglu dedi ki:

    yazınız http://www.gezenyer.com da cok daha guzel:)

  • NEŞE dedi ki:

    Gezenyer lütfen yazıyı paragraflara ayır ve puntoları büyüt…bu şahane yazıyı okuyamıyorum,çıldırıyorum….Benim yaşımdakileri de düşünmek lazım gençler….

  • gezenyer dedi ki:

    Neşe hanım ve enisnuhoglu çok haklısınız fakat paragraflara ayırıp, puntoları büyüttüğüm halde yazı bu şekilde görünüyor. Bir yerde yanlışlık mı yapıyorum anlayamadım. Yoksa bu şekilde okumak zorluyor insanı:(

  • enisnuhoglu dedi ki:

    yazınızı mozilla uzerınden yukeyın duzelır

  • gezenyer dedi ki:

    Nihayet yazıyı düzeltebildim:) Teşekkürler enisnuhoglu.

  • gezenyer dedi ki:

    Neşe hanım artık yazıyı rahatlıkla okuyabilirsiniz.Keyifli okumalar:)

  • NEŞE dedi ki:

    Ağzım sulanarak okudum..”.Yediğiniz içtiğiniz sizin olsun ,gördüklerinizi anlatın” diyemedim doğrusu…ikinci bölümde gördüklerinizi bekliyorum,teşekkürler..

  • gezmen dedi ki:

    2 defa niyetlenip gidemedik Beyrut’a. Çok iyi hazırlanmıştım,notlar,haritalar,gezilecek yerler, kısmet değilmiş. Abdal Wahap’da yemek için ne kadar ödediğinizi merak ettim. Paylaşımınız için teşekkürler.

  • gezenyer dedi ki:

    Gezmen, abdel wahap’da 2 kişi bahşişle birlikte 70 Dolar hesap ödedik.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*