Beyoğlu’nun Bilmediğim Tarihi

Önsöz:


 


Yıllardır Beyoğlu’nda dolaşırım. Ama her bir sokağın ve her bir binanın bir hikayesi, bir tarihi olduğunu Sevgili Tülay (tütü) sayesinde anladım. Öncelikle meslekdaşıma teşekkür ediyorum. Bana daha dikkatli olmayı öğrettiği için. Beyoğlu’nda, tabi ki İstanbul’un bir çok yerinde tarih kokan binlerce sokak ve yapı var. Ben  ancak Beyoğlu’nun çok ufak bir bölümünü bilgilendirmeye çalıştım fakat fırsat buldukça da buna benzer yazılar yazmak istiyorum. Ancak bu tür yazılar bir araştırma yapmayı da gerektirdiğinden oldukça zaman alıcı oluyor. 


 


Yazımdaki bilgilerin bir çoğu Yapı Kredi Yayınlarından çıkmış bir derleme olan “Bir Beyoğlu Fotoromanı” adlı kitaptan edinilmiştir.


 


Hafif yağmurlu bir İstanbul günü. Metronun, yeni açılan Şişhane durağında iniyorum. Durağın Tünel çıkışı Şahkulu Bostan sokağına açılıyor. Sağımda, cumhuriyet dönemi mimarisiyle, eskiden evlendirme dairesi olan, şu anda ise  hocaların hocası Tarık Zafer Tunaya’ya  ithaf edilmiş kültür merkezi.  Hava her ne kadar uygun değilse de canım Beyoğlu sokaklarında biraz dolaşmak istiyor. Çantamdan fotoğraf makinemi çıkarıp hoşuma giden binaların resmini çekmeye başlıyorum, hep  gördüğüm ama fark etmediğim yerleri. Beyoğlu’nun sessiz güzelliklerini.


 


Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi

Sokaktan aşağıya doğru yürüyorum. Sağda 140 yıldan beri eğitim veren Alman Lisesi var. Bu kısa yol boyunca yoğun bir restorasyon faaliyeti var. O daracık sokaklara kocaman kamyonlar binbir zahmetle girip çıkmaya çalışıyor. Yolun bitimi İstanbul’un en güzel apartmanlarından biri olan Doğan Apartmanına ev sahipliği yapan Serdar-ı Ekrem sokağına çıkar. 1892 yılında Helbig apartmanları adıyla inşa edilmiş olan bu bina 1942 yılında Doğan Sigorta tarafından satın alınınca ismi Doğan apartmanı olmuş. Doğan ismi, Yapı ve Kredi Bankası’nın kurucusu Kazım Taşkent’in 1939 yılında eğitim için gittiği İsviçre’de kayak yaparken ölen oğlu Doğan’ın anısına bir çok yerde kullanılmıştır. Benim de çocukluğumda severek okuduğum Doğan Kardeş çocuk dergisi de bunlardan biriydi. İstanbul’un bu çok özel apartmanı Galata restorasyon projeleri sayesinde yeniden eski ihtişamlı günlerine döndürülmüştür.



Doğan Apartmanı                                                                          Alman Lisesi

Zaten Galata ve civarı dolaşıldığında her sokakta mutlaka birkaç tane restorasyon projesiyle karşılaşıyorsunuz. Bundan 10 sene öncesine kadar yıkık dökük olan yapılar baharda açan çiçekler gibi gün yüzüne çıkıyor. Her ne kadar bordür ve yol çalışmaları tam benim istediğim gibi olmasa da yine de eski halinden daha iyidir diye teselli buluyorum. 


Sokağının bitiminde Galata Kulesi tüm heybetiyle çıkıyor karşıma. Sağa dönüp  Yüksekkaldırım’dan yukarıya Tünele’e doğru çıkıyorum. Müzik aletlerinin kalbinin attığı bu sokağın önemli binalarından biri de Teutonia’dır. Dışardan biraz bakımsız görünen bina İstanbul’da yaşayan Almanların sosyal ve kültürel etkinliklerini sürdürdükleri bir merkez. Binanın yapım tarihi 1875’lere dayanıyor. Vakti zamanında Alman İmparatoru II. Wilhelm ve Alman propaganda bakanı Goebels tarafından da ziyaret edilmiş bir yapı.


 


Galata Kulesi                                                                  Teutonia

Yüksekkaldırım’ın İstiklal caddesiyle kesiştiği yerde ise herhalde Beyoğlu’nun en eski yapılarından biri olan Galata Mevlevihanesi ve Divan Edebiyatı Müzesi bulunur. Şu sıralar onarımda olan müze ziyarete kapalıolan Mevlevihane’nin haziresinde  Şeyh Galip ve İbrahim Müteferrika’nın mezarları da var.


 


Galata Mevlevihanesi

Artık Cadde-i Kebir’deyiz. Solumuzda bulunduğumuz yere ismini veren dünyanın en eski 3. yer altı toplu taşıma sistemi olan Tünel var. Londra ve New York’tan sonra 3. Ancak o şehirler daha sonra kilometrelerce metro ağı yapmalarına karşın biz senelerce 573 metrelik bu funikülerden başka bir şey yapmamışız. 1875’de açılan Tünel’in mimarı Eugene Henri Gavand adlı bir Fransızmış. Tünelin makine dairesi ise hemen karşısındaki Tünel Pasajı binasının mahzenlerindeymiş. Binanın hemen yanındaki baca da o dönemden kalma.


 


 Tünel Binası ve karşısındaki bir zamanlar tünelin makinelerinin çalıştığı bina


Tünel Pasajı ya da eski adıyla Asmalı Mescit Pasajı da o yıllara dayanan bir yapı.. Pasajda şu anda İstanbulluların sıkça uğradığı güzel cafe ve restoranların dışında bir de antika mağazası var.


Bacalı binanın yanından, yani ismi gibi Ensiz sokaktan Şişhane’ye doğru aşağıya Beyoğlu Belediye’sinin bulunduğu binanın yanına iniyorum. Sağ tarafımda yeni yeni restore edilmiş cafe ve restoranlar var. Eski bir bina butik otel haline getirilmiş. Eskiden mezbelelik olan bu yerler şimdilerde şehrin gözde mekanları.




Yeni restore edilmiş mekanlar

Belediye Binası 1883 yılında ilk başkan Edouard Black Bey tarafından İtalyan mimar Barborini’ye yaptırılmış. Bina ilk haliyle Altıncı Daire Belediye Müdürlüğü olarak geçiyor. 19. yüzyılın ortalarında belediye hizmetleri konusunda önlemler alınmasıyla başlayan süreçte 14 bölgeye ayrılan İstanbul’da Pera – Galata örnek belediyecilik açısından pilt bölge seçilmiş ve batılı anlamda başkentlere özgü bir görünüm verilmesi için Altıncı Daire o dönemde örnek çalışmalar yapmış.



Beyoğlu Belediye Binası
 


Belediye binasının etrafından dönüp tekrar Tünel Meydanı’na geliyorum. Yıllarca dolaştığım bu semte hiç bu kadar dikkatlice bakmamıştım şimdiye kadar. 


Tünel Meydanı’nın en içler acısı binası ise Narmanlı Han. Bu han başlarda Rusya Elçiliği ve elçilik yeni binaya taşınınca da 1933 yılına kadar konsolosluk binası olarak hizmet etmiş, elçilikler Ankara’ya taşındıktan sonra da konsolosluk elçilik binasına geçerek burayı boşaltmış. Binayı alan Narmanlı Kardeşler ise burayı tadil ederek hana çevirmişler ve dükkanları tek tek kiraya vermişler. Bir zamanlar Ahmet Hamdi Tanpınar’ın oturduğu, Bedri Rahmi’nin ve Aliye Berger’in atölyelerinin bulunduğu bu güzel bina son zamanlarda eski cazibesini yitirdiği için harap vaziyette.



 Narmanlı Hanın ve avlusunun içler acısı durumu



Yağmur çisil çisil. Yağsam mı yağmasam mı hava karar vermiş değil. Beyoğlu sokakları gün batmaya doğru hareketliliğini artırmaya başlamış durumda. Kestaneciler tezgahlarını sıcak kestanelerle doldurmuş kokularıyla geçenleri cezbetmeye çalışıyor. Şemsiyeciler ise her köşede, yağmurdan medet umuyorlar. Mağazaların ışıkları yavaş yavaş yanmaya başladı bile. Cafelerde hararetli konuşmalar yapılıyor belki de yaklaşan seçimlere dair. Ben ise yürümeye devam ediyorum etrafımda dönen dünyayı seyre dalarak. 



Sırasıyla Hollanda, Rus ve İsveç Konsoloslukları

İsveç Konsolosluğu, Asmalı Mescit sokağı derken  Hidivyal Palas çıkıyor karşıma.  Bina 1841 menşeyli. Pera’nın ilk Avrupai oteli olan Hotel Angleterre bu binada açılıyor. Pierre Loti’nin de kaldığı bu otel 1895’de el değiştirip sırayla Hallas Kardeşler, Mısır Oteli ve Hidiv Oteli adını alıyor. Binanın önemi Beyoğlu’nun en ünlü pastanelerinden Löbon’un belli bir dönem burada hizmet vermesi. Yüzyılın başında karşıdaki Markiz pastanesinin yerinde açılan Löbon’un müdavimleri arasında Namık Kemal, Şinasi, Yunus Nadi ve Salah Birsel varmış. Bina ellili yıllarda hana çevrilip Hidivyal Palas adını alıyor.


 


Hidivyal Palas

Markiz’e uğradım, dört mevsimden süzülmüş bir konyak içtim


Düzeltip arada bir bıyıklarımı


Uçları hafifçe ıslak                    Edip Cansever


 


 


Bir özlemdi Markiz Beyoğlu severler için. 20 yıl kapalı kalan bu zarif mekana kapanmadan önce bir kez gitmiştim. Biraz lüks yapalım diyen dört arkadaş cebimizdeki bütün parayı pastanede bırakıp evlere gitmek için epey bir yol yürümüştük. Ama yine de değmişti doğrusu. Beyoğlu’nun 70’li yıllarda sönmeye tutan o ihtişamının kıyısından az da olsa yakalamıştık.


Duvarlarını süsleyen üç adet mevsimi betimleyen fayans tablolar mekanın en güzel süsleridir. Rivayet odur ki, 1940 yılında, Löbon’un yerine,  Avedis Çakır tarafından kurulan bu pastaneye bunlardan dört tane sipariş edilmiş ancak teki yolda kırılmış. Markiz’e ev sahipliği yapan Şark Pasajı da zamanında oldukça önemli kişi ve kuruluşlara ev sahipliği yapmış. Fransız Posta Ofisinin yanı sıra bir çok ünlü kitapçı ve Marmara adlı ilk Ermeni gazetesinin bürosu da bu pasajdaymış.



Şark Aynalı Pasaj
 


Yağmur şiddetini artırıyor gibi. Acele etmeliyim. Daha  Galatasaray’a kadar yolumun üstünde çok bina var. Gaspar Fosatti’nin eseri olan Rus Konsolosluğunun önünden geçiyorum. İnşaatında Rusya’dan getirilen toprağın da kullanıldığı söylenir .  Konsolosluğun hemen ise çaprazında Suriye Pasajı var. O da 1908 yılında yapılmış. Rumca basılan Apoyevmatini Gazetesi 1925’ten beri  hala burada basılıyor.


 


Biraz yürüyünce hemen karşı sırada ise Santa Maria Draperies  Kilisesine ulaşıyorsunuz. 1767’de yanan eski kilise, Avusturya Macaristan İmparatorluğunun resmi kilisesi olarak yeniden inşa edilmiş. 1660 yılında Galata’da yanan kiliseden kurtarılan Meryem Ana tablosu kilisenin ana sunağı üzerinde asılıdır. (Kilise içinde resim çekmek yasak olduğundan bu tabloyu çekemiyorum.)



Santa Maria Draperies


Suriye ve Elhamra Pasajları


Saint Antoine
 


Aynı yasaklarla Saint Antoine ve Fransız Sarayında da karşılaştım. Fransız Sarayı’nın önündeki görevli burası diplomatik bir bina resim çekemeyeceğimi söyledi. 


Ama Cadde’de resmi çekilecek çok bina var. Elhamra Pasajı bunlardan biri.  1999’da bu neoklasik yapı yandığında çok üzülmüştüm.  Neyse ki aslına uygun olarak  eskisinden daha güzel bir şekilde restore edildi. 1923’te açılan  pasajdaki Elhamra Sineması Atatürk’ün gittiği sinema olarak ünlüdür.   


İstiklal Caddesinin en güzel apartmanlarından biri de Mısır Apartmanıdır. Mısır Hidivi Abbas Halim Paşa için Mimar Osep Aznavuryan tarafından 1910 yılında yapılmış. Cephesi  heykellerle süslü bu binada bir zamanlar M. Akif Ersoy da ikamet etmiş. En üst katında şimdilerde İstanbul’un en güzel manzaralı restoranı 360 var. 


Mısır Apartmanının geçince de yine caddenin zarif yapılarından günümüzde Beyoğlu Anadolu Lisesi olarak kullanılan binaya gelirsiniz. 1901 yılında eskisinin yerine yapılan bina İngiliz elçilik mensuplarının çocuklarının gittiği ortaokul olarak hizmet etmiş. Uzun yıllar hizmet veren okul MEB’e devredildiği 1979 yılından bu yana Anadolu Lisesi statüsünde eğitimine devam ediyor.


  
Mısır Apartmanı ve Beyoğlu Anadolu Lisesi



Yağmur şiddetini artırdı. Hava da iyice kararmaya başladı. Çiçek Pasajının yanından Balıkpazarına giriyorum. Bu sokağın coşkusuna hayranım. Balıkçılar, kokoreççiler midye tavacılar. Bütün bu kokular az ilerideki meyhanelere varmadan sarhoş ediyor insanı.



Çiçek Pasajı ve hemen arkasında bulunan Üç Horan Ermeni Kilisesi


Avrupa Pasajı ve Balıkpazarındaki balıkçı tezgahı


 


Gittim baktım şıkır şıkır Balıkpazarı


Üç tek attım sarhoş oldum ayak üzeri     Oktay Rifat



 


 

12 yorum

  • mctumer dedi ki:

    Sevgili Arman, çok keyifli bir yazı, sevgili tülay’dan sonra senin kaleminden ve objektrifinden okumakta çok keyifli oldu. Binrota’nın bir katkısı günlük koşuşturma içinde görmeden geçtiğimiz değerleri yeniden keşfetmek ve bunları paylaşmak oldu sanırım Elinize sağlık

  • tütü dedi ki:

    Şehrimizin özellikle İstanbul’un güzelliklerini paylaşmak bir zevk,bunu sen de yakalamışsın sevgili oymakas.Evet, her evin bir hikayesi var,her taşın bir hikayesi olduğu gibi. …Mevlevihane’nin bahçesinde yine bir kedi var( Ne zaman geçsem bir kedi görürüm) ..Güzel açılarla yakaladığın fotoğraflar ve yazın için ayrıca girişteki cümlelerin için teşekkürler meslekdaşım…

  • rome_o dedi ki:

    harika yazmışsın sevgili arman .. bu yazıdan sonra tekrar tütü nün yazmış olduğu beyoğlu yazısının da okudum ve sayenizde kendimi iyi hisettim ..

  • EYLÜLADA dedi ki:

    Ciddi bir araştırma sonucu ortaya çıktığı her satırından belli olan, yoğun emek ve özen gösterilmiş nefis bir anlatı denemesi. Ufkuna ve kalemine sağlık Arman Babam!

  • MIYU dedi ki:

    çok çok güzel, kesinlikle tam puanı hak eden bir yazı olmuş.
    Ellerinize sağlık!

  • Honeyseller dedi ki:

    Okudum,donandım,gezdim.Teşekkürler Arman bey

  • abidindemir dedi ki:

    Güzel BeyoğlU’nu bu güzel yazı ve resimlerinizle okumak ve seyretmek çok keyif verdi. Ellerinize sağlık.

  • OyaErWilkes dedi ki:

    Istanbul’u ozluyorum kapali.

  • abt_smyrna dedi ki:

    ah Beyoğlu ahhh!

  • Ladino dedi ki:

    Severek okuduğum bir Beyoğlu yazısı daha.Taksim Galatasaray arası hep daha hareketlidir ama,yazılacak yerler G.saray Tünel arası daha çok galiba ve Galata bölgesi tabii.Güzel yazınız ve fotğraflarınız için teşekkürler.

  • enise dedi ki:

    Sevgili Arman Bey eline yüreğine sağlık.Kaç zamandır yoktum.Yazınızı okumak bana iyi geldi…

  • Gokhancoktan dedi ki:

    Çok güzel anlatmışınız ellerinize saglık…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*