BEYAZ GECELER














BEYAZ GECELER

ST.PETERSBURG




St. Petersburg’un serin gökyüzünde ağır ağır sönen akşam güneşine bakarken Dostoyevski’nin “Beyaz geceler”ini nasıl anımsamaz insan?
Kısacık gecelerin sadece dördüne sığan o büyülü aşk öyküsü ve Nastenka nasıl unutulur?
Akşamın çok geç saatinde batan güneş bir süre sonra yeniden beliriverince karşınızda; dünyanın bir küre olduğunu, yaz aylarında kuzeye çıktıkça güneş ışınlarının uzun süre bu küreyi aydınlatmaya devam ettiğini düşünmek istemezsiniz.Doğa sizi esir almıştır ve kendi istediği biçimde imgeler oynaştırır beyninizde…
Alacakaranlık hüznüyle çökerken, güneşin ilk ışıkları umudu da yakar içinizde…
Kosmosa değin geometri kurallarını bir kenara bırakıp olabildiğince tadını çıkarırsınız Beyaz Gecelerin.

                  ***

Yıllar boyu kıpkırmızı bir orak çekiçten ibaret olduğunu düşündüğümüz kuzey komşumuzun bulunduğu yöne bile bakmaya korkarken, bir an da onun yüreğine yaptığımız yolculuk çok heyecan vericiydi.
Moskova’dan başlayarak Volga Nehri üzerinde İki Bin km.boyunca kayar gibi yol alırken, gördüklerim düş dünyamı alt üst etmeye yetti.
Komünizm insanları hiç mutlu etmemiş. Hatta yok saymış.Güvensiz bir hali var sokaktaki insanın. Aklı karışmış. 75 yıl aynı evi, tuvaleti, banyoyu kullanan insanlar bu değişime ayak uydurmaya çalışıyor.
Ancak, duruşları, hayata karşı bakışları çok farklı. Görünümleri tertemiz. Aldıkları ciddi eğitimin izleri göze çarpıyor hemen. Dünyanın en ünlü markaları Nevski Caddesinde ışıl ışıl parlıyor.
Halkın alım gücü çok düşük ama karşı kaldırımda elinde incecik bir sap çiçekle bekleyen kadını görünce, Tchaikovski’yi, Starvinski’yi anlamaya başlıyorum.
Kadının zarafeti, beden dilindeki ince duruş, bakışları az bulunur bir şey değil St. Petersburg sokaklarında…Sanatçıları etkileyen o gülüşler, duruşlardır işte… 
Araba merakı ise almış başını gidiyor.Trafik korkunç. Milim milim ilerliyorsunuz. Zaman zaman On şeride yaklaşan bu yollarda komünizm varken kim araba kullanıyordu? Diye sormadan edemiyorsunuz.





LEONİD SOBOLEV GEMİSİ’NİN KAPTANI MİHAİL LAZAREVİÇ’LE BİRLİKTE…







STALİN KÜLTÜ, SANAYİLEŞME VE TARIMDA KOLEKTİVİZM


Stalin devrine ait yapıları, mermer sütünlarıyla Moskova Metro’sunu, Volga nehri boyunca Petersburg’a giderken deniz seviyesine inebilmek için /161m./ açılan su kanallarını, su havzalarını ve onlarca gemi havuzunu görünce hayrete düşüyorsunuz. 
O yıllardan başlayan  sanayileşme, tarımda kolektivzmle başarılan ürün artışı, komünizmin tam anlamıyla yerleşmesi, Balkan ülkeleri başta olmak üzere dünyada yaygınlaşması, Stalin’i bir kült haline getirmiş. Kırk Milyon cana malolan projeleriyle anıtsal heykelleri, övgülerle yüceltilen efsaneleri dilden dile dolaşmış.
Üstelik ülkede yaşanan açlık ve kitlelerin acımasızca tasfiyesine rağmen Stalin hep kahraman olarak kalmış.
Ne zamanki /1989/ Gorbaçov 3 yıllık Genel Sekreterlik döneminden sonra Glasnost ve Perestroika demiş, artık o andan başlayarak Lenin’in de, Stalin’in de önce heykelleri kaldırılmış, sonra Leningrad; St.Petersburg, Stalingrad’sa Volgagrad olmuş.
Hepimizin bildiği gibi Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra ülke, Rusya adını alarak, orak çekiçli kızıl bayraklarının yerine; kırmızı, beyaz, mavi renklerin süslediği yeni bayraklarıyla dünya ülkeleri arasındaki yerini aldı.
Rusya’da şaşırtıcı olan On yıl içinde ciddi şekilde özelleştirme yapılması.
İlk yaptıkları iş dev bir sigara fabrikasını Japonlara satmak olmuş. Yabancı sermayeye kapılarını açmış.
On yıl öncesinin Komünist ülkesi Liberal ekonomiyi öğrenmiş bile…

VOLGA VOLGA

Gemimiz Alman yapımı bir nehir gemisi…
Moskova Limanından kalkarken hafif bir yağmur çiseliyor, gökte üç tane gök kuşağı beliriyor ve Volga Volga halk şarkısı çalınıyor kulaklarımıza…
Yukarıda resmini gördüğünüz(nedense resimler çok puslu çıkmış, tümüyle benim hatam…)
Balalayka gurubu mahalli giysiler içinde küçük bir konser veriyorlar.
Yedi gün Yedi gece yol alacağımız nehrin iki yanını yemyeşil ormanlar kaplıyor. Moskova Kanalından çıkıp Uglich su havzasına geliyoruz. Bu arada tam sekiz adet havuza girerek deniz seviyesine iniyoruz.
Gemi bir asansör vasıtasıyla aşağıya inerken ağaçlar, tepeler, bayırlar yukarıda kalıyor. Suyla dolu kapaklar aşağıdaki nehrin seviyesine gelince açılıyor ve yolumuza devam ediyoruz.
Rybınsk,Aşağı Sheksna, Yukarı Sheksna,Beyaz Göl, Kovza Nehri, Volga Baltık kanalı, Onega Gölü, Svır Nehri, Ladoga Gölü ve Neva nehri bizi St. Petersburg’a ulaştırıyor.
Yol boyunca uğradığımız köyler, kentler, geleneksel Rus müziğiyle , alışveriş tezgahlarına doldurulmuş Matruşkalar, şallar, örtülerle karşılıyor bizi.
 Kostrama’da İpetyevsky manastırını geziyoruz.
14.yy.dan kalma şehrin klasik mimarisi aynen duruyor.
Goritzy’de Aziz Kiril Manastırını, Yaroslavl’da başka bir manastırı gezerken artık isimleri unutmaya başlıyoruz. Petro’nun onca Kilise yıkımına karşın hâlâ
binlercesinin varoluşu şaşırtıyor.
Kızhy’ye gelince dünyanın en sessiz adasında olduğumuzu anlıyoruz.UNESCO TARAFINDAN KORUNMAYA ALINMIŞ olan adada tahtadan yapılmış yollar ve köy evleriyle bir peri masalını andıran 22 kubbeli Tecelli Kilisesi içimizi huzurla dolduruyor.
Mondrogy’de piknik var. Ancak yağmur planları bozuyor. Yine bir manastır gezisi olduğunu duyan herkes, “yine mi? “diyerek gemide kalmayı tercih ediyor.

ST.PETERSBURG’UN KURULUŞUNUN 300. YILI

BİZİM TARİHİMİZDE “DELİ”,  DÜNYA TARİHİNDE “BÜYÜK PETRO” OLARAK GEÇEN
Petro’nun 300 yıl önce kurduğu kentte 200’den fazla saray var.
Petro Petersburg’u başkent  yapmak için öyle sıkı kanunlar çıkarmış ki Moskova’da yaşıyan asıllere bu şehirde taştan birer saray yaptırmalarını emretmiş.
Çok geçmeden kuzeyin Venediği adını da alan Petersburg ,42 ada üzerine kurulu.
Sarayları, Katedralleri, geniş caddeleriyle, kısa alacakaranlığın içinde bile ışıldıyor.
Komünist rejim sanata ve tarihe çok önem verdiğinden tüm saraylar çok bakımlı.
Hermitage Müzesi Büyük Petro ile başlamakla birlikte, II. Katerina’nın eseri sayılıyor. Çarların geniş koleksiyonlarına ev sahipliği yapan müze göz kamaştırıcı…Tam Dokuz milyon obje bulunduğu söyleniyor.
Her objenin önünde 45 saniye durursanız, müzeyi ancak 25 yılda tamamlayabilirmişsiniz.
Rönesans ve empresyonistlere ait  resim bölümünü yarım günde gezebildik.
Yazlık saray Peterhof, Puşkin Müzesi, Nevsky manastırı, Nevski Caddesi, Resim galerileri, ressamlar sokağı görülmeye değer..
Kırmızı Matruşka’da öğle yemeği yerken Kırmızının aynı zamanda “güzel” anlamına geldiğini de öğreniyoruz.
Petersburg’dan ayrılırken rehberimiz Kristina ağlıyor: “Sizi özleyeceğim,” diyor.
Bizi sıcak kanlı ve dakik bulmuş.
“Biz Türkler öyleyizdir, ” diyoruz. “İnsan canlısı, dosta düşkün, paylaşmayı seven insanlarız…”
Her gece Tarkan’ın “yakalarsam” şarkısıyla dans eden Maşa ise, boynumuza sarılırken,” sizi belki de hiç göremeyeceğim ama çok sevdim, “diyerek hüzünleniyor.
Uçak pistte koşarken güneş hâlâ tepede duruyor. Güneye doğru indikçe hızla hava kararıyor, gece oluyor.
 Beyaz geceleri ardımızda bırakarak Karadeniz üzerinde uçmaya başlıyoruz…
İstanbul’a geldiğimizde beyaz geceler de yavaş yavaş kararacaktır artık. Ancak yıllar sonra sanki; “en güzelini biz yaşamıştık,” diyeceğiz.

5 yorum

  • OyaÖzgen dedi ki:

    Ben de Moskova’dan trenle StPetersburg’a geçtim. ENKA’nın Moskova sorumlusu ve en iyi mimarının arkadaşımın eşi olması avantajıyla mimari,tarih,resim ve edebiyat konularında hızlandırılmış bir eğitim programı gibi olan bu harika yolculuğu sayende yeniden yaşadım.

  • justinian dedi ki:

    Yazılarınızda, gittiğiniz yerin tarihini ve sosyolojik öğelerini ayrıntısıyla anlatmanızı takdir ediyorum. Bu güzel yazı için teşekkürler.

  • Zeynep dedi ki:

    yazınızda gittiğiniz yerlerin tarihi bilgilerini de yazmanız çok güzel kaleminize sağlık

  • EYLÜLADA dedi ki:

    Yazıyı okuyup bitirdim ve öylece kaldım. Ne demeli bilmiyorum? Tek bildiğim, fakültedeki o sınavı iyi ki kaçırmışsınız demek olacak ama, sınavı verseydiniz de biz yine de bir şekilde sizi okurduk.

  • TALYA dedi ki:

    Gecikmeli bir okuma yazma tarihinize göre…aynı bölgeyi tersinden Petesburg-Moskova olarak yaptığım tüm anılarım canlandı gözümde..evet en iyi geziyi,en güzelini biz yaşamıştık….

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*