BEYAZ ELBİSELİ,KIRMIZI ŞAPKALI-LİZBON

İspanya –Endülüs-Portekiz turundan LİZBON


Bu sabah erkenciyiz. Yapacağımız kahvaltıdan sonra Porto’dan ayrılıp, Portekiz’in Başkenti Akdeniz’in en güzel şehirlerinden biri olduğu söylenen Lizbon’a hareket edeceğiz. Yol boyunca rehberimiz gene hiç susmadı.


Gideceğimiz yerler hakkında, genel bilgiler veriyor..


Bir adı da “Beyaz Kent”miş Lizbon’ nun. 1755 de büyük bir deprem atlatmış. Kente gelenler İstanbul’ la aralarında büyük benzerlik olduğunu söylermiş. Porto,  Douro nehrinin iki yakasında kurulu idi,  Lizbon’ da Tajo nehri kenarında kurulu . Rehberimiz;  Lizbon’da en keyifli balık Tajo nehri kenarında Fado müziği eşliğinde yenir, dedi.  Fado < Kader > demekmiş. (Bu müzikte hasret duygusu,  gidip de gelmeyen sevgiliye, denize açılıp, dönmeyen eşler için söylenen hüzünlü nağmeler varmış.) Rehberin sesi bu sefer bana ninniye dönüşünce uyumuşum.  Lizbon’ a girişi de göremedim. ): Otele yerleşmeden şehir turu başladı. Yakın yerler yürünecek, uzaklara otobüsle gideceğiz..


Başladık gezmeye; İlk gittiğimiz yerlerden biri, etrafındaki binalardan yüksek olan, camdan Gloria Asansörü oldu. Camdan olmasının nedeni turistler yukarı inip-çıkarken asansör ile şehri daha rahat görebilmesi için miş . Pompal ve Baxia bölgesi; Lizbon’un Unesco dünya miras listesinde yer alması için önerilen şehir merkezi. 1755 depreminde en fazla yıkımın,  en fazla can kaybının olduğu, bölge imiş. Bu şehir çok büyük deprem atlatmasına rağmen mimari yapısı korunarak yeniden inşa edilmiş .. Rua Agustayı takip ederek Ticaret Meydanına sonrada Limana çıktık. Dolaşırken şunu fark ettim, Portekizli’ lerin hiç acelesi yok, sakin insanlar. Sebebi, çok balık tüketmeleri olabilir mi?….Neyse… Tepelerden biri olan Alfama Bölgesine daracık sokaklardan kıvrıla kıvrıla çıktık. Alfama Arapça’ da ki Alhamma’ dan  gelmekteymiş. Portekizce’ de < Al > hecesiyle başlayan bütün kelimeler ise Arapça kökenlidir diyor, rehberimiz. Elbette! en iyi Lizbon manzarası da buradan izlenirmiş.. Doğrusu, Liman’ ın görüntüsü ve beyaz binaları, kırmızı çatıları ile şehir manzarası çok güzel. Bir yerlerde bu görüntüyü; zamanın zarif hanımefendilerine benzetilerek,  beyaz elbiseli, kırmızı şapkalı kadınlar diye okumuştum. Alfama tepesinde St George kalesi var. Kaleye girdiğiniz de sizi ufak bir meydan karşılamakta. Bu meydanda soluk alabileceğiniz cafeler var.  Bu cafe’ ler den birinde kahvelerimizi içerken, rehberimizde; bu tepenin diğer adının Geçmişe Yolculuk Tepesi olduğunu söyleyerek, hayal gücü ve tarih bilgisi olan kişi geçmişi biran burada yaşayabilir, dedi. Geçmişi yâd ettikten sonra ayrılıyoruz, kaleden. Rehberimiz uzakta bir yer göstererek “bu kuleyi daha önce gören var mı? “diye sordu. Ama cevabını da kendisi verdi. İstanbul’ daki kız kulesi. Geziye İstanbul’ dan katılanlar, hayretle benzerliği onayladılar. Kız kulesine benzeyen bu kule  Belem Kulesi;  Tagus nehrinin denizle birleştiği noktada, beyaz taşlardan yapılmış. Kule şehrin önemli tarihi yapılarından biri..Eskiden sefere çıkan denizcileri gözlemleme amacıyla  yapılmış. Zamanımız var, kulenin içini görmeliyim diyerek 5 € verip bilet aldım. Kule’ nin merdivenleri çok, çok dar yani diyeceğim daracık. Kulenin zemin katına inen, gözlem kulesine çıkan da aynı merdivenleri kullandığından, kule içi gezim ıstıraba dönüştü. Kendimi dışarıya zor attım. Neyse; kule ile aynı sırada ön kısmı denize, arka kısmı ise çok güzel bir parka bakan, bir uçak var. İşte o !, Okyanusu geçen ilk uçak . Biraz ilerisinde de Kâşifler Anıtı duruyor. Gittiğimiz diğer iki yer den birisi, Jeronimos Manastırı; Burada Portekiz edebiyatının üç önemli ismi olan Luis Vazde Camoes- Alexandre Herculano ve şair Fernando Pessoa ayrıca gemici Vasco da Gama’ nın mezarları var. İkincisi Lizbon Katedrali; Lizbon’daki en eski kilise. 1147 yılında inşasına başlanmış. Bir çok deprem atlatmış, her defasında aslına sadık kalınarak, yenilenmiş.


Lizbon’da iki gece kalacağımız “Hotel Alif” e yerleştik, diyemeyeceğim. Attık valizleri odalara rehberimiz eşliğinde bindik taksilere (Lizbon’ da ulaşım rahat aslında, her yerde metro istasyonu var.) Doğruca Bari Altoya giderek. Gündüz mezarını ziyaret ettiğim, Portekizli ünlü şair Fernando Pessoa’ nın da sık gittiği Cafe Brasilia’ da kahvelerimizi içtik. Cafe’ nin etrafı çok hareketli. Gloria asansörünün gece görüntüsünü de seyrettikten sonra, güzel geçen gün ve gecenin sonunda otele nihayet döndük. Çok yorgunum…Aslında turlar yorucu mu oluyor ne??


Yorgun luk, morg unluk. Yarın Ekstra tur var. Aklımda kalmamalı, katılmalıyım.


 O zaman yarın Sintra’ ya gidiyorum…




Genel görüntü


Park içinden  1


2


Şehir içi

     



Jeronimos Manastır :Mezar 1



2



Okyanusu Geçen Uçak



Belen Kulesi


Gloria asansörü




Fernando Pessoa ve ben



(Açıklama: Gezi fotoğraflarını cd. ye yüklen kişi, nasıl olmuşsa fotoğraflarımı yok etmiş. Ne yaptılarsa olmadı. Üzüldüm. Fakat iki yıl sonra, hafıza kartından eskilere ulaşıldı; Ancak bazıları yok, olanlarda çok kötü. Görüntü kirliliği olacak ama zaman zaman sizlerle paylaşacağım, bu fotoğrafları. Hoşgörünüze sığınıyorum. Bilgi bazında paylaştıklarım sevgili rehberimizin anlatıları olup, gezimi tur program  sırasına göre  paylaşacağım sizlerle.. )



12 yorum

  • EYLÜLADA dedi ki:

    Porto yazını okuyunca, “bu cumartesi Konak’tan önce, Lizbon’da buluşalım Ablacım!” demiştim. Buluştuk işte… Ufkuna sağlık! 1) Porto’ya giderken uyuyanlar gibi olmuşsun Lizbon’a girerken… 2) Belem’i, pek Kız Kulesi’ne benzetemedim ben… 3) Bu kamera kayıtlarını yazıya aktarmayı nasıl başarıyorsun? 4) Yarın Konak’tan sonra Sintra’da da buluşuruz elbette…

  • enise dedi ki:

    Canım zaten sen c.tesi öncesi gidelim dediğin için gaza geldim yazdım.İnan ki ,bu defa ben uyumuşum..Kız kulesini ben bilmediğim için o konuda yorum yapamıyorum,özür.3.mad.anlamadım yarın karşılaşınca sor oldumu canım.Sintra konusuna gelince yavaş yavaş canım ,biliyorsun ki yazma konusun da çok yavaşım.

  • abt_smyrna dedi ki:

    Enise Abla çok güzel aktarmışsın. Anlatım diline hayranım:)
    Yarın Lizbon’da dğeil de Çiğli’de buluşalım!

  • oymakas dedi ki:

    Lizbon ilk görüşte aşkın var olduğunu kanıtlayan kendine özgü nefis bir şehir. Size iyi buluşmalar iyi eğlenceler.

  • Alinda dedi ki:

    Lizbon senin yazınla daha bir güzel Enise Abla. Teşekkürler.

  • MIYU dedi ki:

    ne güzel Enise’ciğim, o sıcacık samimi anlatımınla ben de Lizbon’u seninle gezmiş kadar oldum. Ellerine sağlık!

  • abidindemir dedi ki:

    Elinize sağlık. Şahane anlatmışınız. Teşekkürler

  • Honeyseller dedi ki:

    Ablacığım,hani bir şiir vardı AYTEN.
    Hoşuma gitmiyorsa rengi denizlerin
    Biraz Ayten sürüyorum güzelleşiyor

    Sen de öylesin ablacığım,nereye gitsen orası ENİSE oluyor bir güzelleşiyor.Ellerine sağlık ablacığım

  • mctumer dedi ki:

    Enise Hanım, ben,m de ilk göz ağrım Lizbonu kısa ama öz anlatmışsın. Başlığı okuyunca yeniden düşündüm, kaleden bakınca gerçekten kırmızı başlıklı bir kentti Lizbon eline sağlık

  • BÜLTER dedi ki:

    lizbona bayılmıştım, ablamdan okuyunca ne kadar haklı olduğumu gördüm. elinize sağlık.kameradan aktarımlarınız çok güzel. benim aktardıklarımdan on katiyiler. ama sanırım kameranız digital ve yüksek çözünürlüklü.

  • ayşegül- dedi ki:

    Lizbon’un güzelliği belki de gerçekten İstanbul’a benzemesi ve şehrin insanı sarıvermesi… Yok hakkını yemeyelim gerçekten harika bir şehir Lizbon. Yokuşları, antika tarmvayları, asansörü, Belem sahili,kat kat mahalleleri, eski şehre girerken hayranlık uyandıran anıt kapısı… daha anlatmakla bitmez. Ablacığım anlattıkça daha tatlandı Lizbon. Saygılar…

  • enise dedi ki:

    Sevgili Bülent bey sorunuzun cevabını hemen yazamadım,çünkü makinamı Sevgili Cengiz beye gösterdim yüksek çözünürlüklü imiş..Arkadaşlar ilginize,Teşekkürler…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*