Berlin: Tarihe Tanıklık Etmek İsteyenler İçin..



 Berlin’ in ihtişamı daha tren garında sizi karşılamaya başlıyor. Avrupa’ daki tarihi tren garlarının aksine Berlin Tren Garı 4 katlı bir alışveriş merkezi. İçerde dönerciden balıkçıya, çiçekçiden Swarovski mağazasına kadar her şeyi bulmak mümkün. Zaten hemen önünden akan Spree Nehri kenarında barlar bulunuyor. Yalnız unutmayın, çimlerde mangal yakmak yasaklanmış!


 


 Tren Garından merkeze doğru yürürken Hükümet Binası “Reichstag” ve önündeki uzun turist kuyruklarını görüyorsunuz. Kuyrukların sebebi binaya girişlerin ücretsiz olması. Bu mimarlık harikası bina 1894 yılında yapılmış ve üzerinde yazdığı gibi (Dem Deutschen Volke) Alman Halkına ithaf edilmiş. Adolf Hitler’ in iktidara gelmesinden sonra  27 Şubat 1933 tarihinde binada yangın çıkmış ve Komünistler, Hitler tarafından bu yangının suçlusu ilan edilmiş. Faşist politikasını uygulayabilmek için bu yangının Hitler tarafından çıkarılmış olma ihtimali hala tartışılıyor.  


 


1791 yılında yapılan Brandenburg Kapısı (Brandenburger Tor) zamanında şehir girişi olarak tasarlansa da, 1961 yılında Berlin Duvarının yapılmasıyla doğu ve batı bölgelerinin kesişme noktalarından biri olmuş. Üzerinde 4 atlı bir tanrıça heykeli bulunuyor, bu heykelin de değişik bir hikayesi var. Heykelin orijinalinde atları süren Roma mitolojisindeki Zafer Tanrıçası Viktoria, Napoleon tarafından 1806 yılında alınarak Paris’ e götürülmüş. Napoleon’ un Almanlara yenilmesinin ardından tekrar 1814 yılında Berlin’ e getirilen Viktoria’ ya  demirden bir örtü örtülmüş ve Yunan mitolojisindeki Zafer Tanrıçası Nike’ ye dönüştürülmüş. Heykelin bu yorucu yaşamı bununla da bitmemiş, Berlin’ in birleşmesinden önce yüzü Batıya dönük olan Tanrıça, sonradan ters çevrilmiş.


 


Brandenburg Kapısının bulunduğu Pariser Platz’ dan devam ettiğiniz zaman kendinizi uzun bir bulvarda bulacaksınız, Unter den Linden Bulvarı adını sağlı sollu kuşatıldığı ıhlamur ağaçlarından alıyor. Bulvardan devam ederken “Bebelplatz” da yere bakan turistler görürseniz şaşırmayın, çünkü “Yakılan Kitaplar Anıtı”na bakıyorlar. Bu anıt bildiklerimizin aksine, yere gömülü. Mayıs 1933’ te Nazi öğrencilerinin Sosyalist ve Yahudi yazarlara ait 20 bin adet kitabı yaktığı bu yerde, boş kütüphane raflarına yerdeki bir pencereden bakabiliyorsunuz.


 


Bebelplatz’ ın arkasında görmeniz gereken bir meydan daha var: Gendarmenmarkt. Berlin Senfoni Orkestrasının çaldığı Konser Binasının bulunduğu bu meydanda, iki adet katedral da bulunuyor. Bu ikiz katedrallerden biri Fransız, diğeri  ise Alman katedrali.

Opera Binası





Fransız Katedrali

 


 


Unter den Linden’ de yürümeye devam ettiğinizde Müzeler Bölgesine geleceksiniz. 4 adet müzenin bulunduğu bu bölgede gezeceğiniz müze kişisel tercihinize kalmış. Biz Alman tarihi müzesini gezdik. Alman tarihinin bölümlerine göre odalara ayrılmış müze gerçekten çok başarılı. Özellikle Nazi dönemi kısmında, Yahudilere ait eşyalara bakarken Hitler’ in sesini dinlemek insanın tüylerini diken diken ediyor.


 Berlin Duvarı’ nın yıkılması için yapılan gösterilerden pankartlar




Nazi Kamplarını anlatan maketin bir bölümü




Nazi levhaları


Yeniçeri zırhı


Bulvarın sonunda Berliner Dom’ un önünde dinlenme zamanı. Yapımına 1895 yılında başlanan bu büyük katedral, Vatikan’ daki St. Peter’s Bazilikasının Protestan eşiti olarak nitelendiriliyor. 2.Dünya Savaşı’ nda hasar görmesi nedeniyle 1975 yılında yeniden yapılandırılmaya başlanmış ve 1993 yılında kapıları tekrar açılmış.



 


Berlin Dom’ un sağ tarafından fotoğrafa giren bu kule ise TV Kulesi. 1969 yılında Doğu Almanya’ nın 20. kuruluş yıldönümü nedeniyle Batı’ nın teknoloji tekelini kırmak için yapılan bu çirkin kule 368 metre yüksekliğiyle Avrupa’ nın 4. en uzun kulesi. Bu kulenin bir ilginç yönü daha var, güneş kulenin çelik yüzeyine yansıdığı zaman bir “haç” görüntüsü oluşuyor. Ateist bir hükümet tarafından yaptırılan kulenin bu sürprizi Hristiyanlar tarafından “Papa’ nın intikamı” olarak adlandırılıyor.


 


Tarihe tanıklık edeceğiniz bir diğer meydan da “Checkpoint Charlie” . Berlin Duvarı üzerindeki üçüncü kapı anlamındaki bu ismi, fonetik alfabedeki “Charlie-C-3” ilişkisinden geliyor. Meydanda “sektör değiştirdiğinize” dair levhalar, bir adet temsili kulübe ve kulübenin önünde size giriş-çıkış damgası vuran bir adet asker bulunuyor, tabi belli bir ücret karşılığı. Zamanında insanların karşı tarafa, özgürlüğe, sevdiklerine, hayatlarına kavuşmak için aşmaya çalıştıkları duvarın bulunduğu yerde yaşanan bu turistik olaylar insanın canını acıtıyor. Rus ve Amerikan askerleriyle yan yana fotoğraf çektirip, insanların tırnaklarıyla kazdığı Berlin Duvarının parçalarını “Euro” karşılığı satın alıp buzdolabınıza yapıştırmanız için her imkan sunulmuşken, kendinizi  “neden?” diye sorgularken buluyorsunuz.








 


Biz Berlin’e maalesef bir gün ayırmak zorunda kaldık; fakat gezilecek daha çok yeri var. Açıkçası bu bir gün de bile tüm önyargılarım silindi, ben daha soğuk, sevimsiz bir şehir bekliyordum. Berlin, tarihle moderni bir arada yaşatabilen bir kent. Geniş sokakları, uzun bulvarları, yemyeşil parklarıyla tahmin ettiğimden daha yaşanabilir bir yer. Bir gün bile olsa mutlaka görülmeli.


 


 


 


 

12 yorum

  • ayse dedi ki:

    Yakın tarihi -olumsuz anılara karşın- unutturmama çabalarını takdir ettim ama değindiğiniz gibi bunlar da “turistik” hale getirilip paraya dönüştürülünce insanın aklı karışıyor…

  • borae dedi ki:

    gayet keyifle okunan bir yazı olmuş, eline sağlık. Bora…

  • justinian dedi ki:

    Harika bir yazı. Bu yazıyı okurken iki şey dikkatimi çekti.
    Birincisi Avrupalıların Greko-Romen mimarisi ve kültürü ile hristiyanlık üzerine inşa etmiş oldukları ortak medeniyet. Berlin’deki opera binasının bir benzerini ben Paris’te gördüm. Dört atlı heykelinin de aynısı Venedik’teki San Marco meydanını süslüyor. Roma’nın pagan (Mitolojik) inançlarını hala yansıtırken, ne kadar mezheplere de bölünmüş olsalar hristiyan değerlerini ortak bir potada eritebiliyorlar. Birbirleriyle içten içe bir medeniyet yarışı halindeler…
    İkinci şeyse Almanya’nın tarihini ne kadar acı olursa olsun sergilemesi. Yahudilere yaptıkları zulmü kendileri de kabul ediyorlar açıkça.
    Eline sağlık arkadaşım.

  • camkenari dedi ki:

    teşekkür ederim =) Dediğin gibi gezdiğimiz müzede adeta günah çıkartıyor gibilerdi. Avrupada gezerken “ben bu heykeli bir yerden hatırlıyorum” dediğim çok yer oldu. Dört atlı heykeli Paris’ te de görebiliyorsun mesela =)

  • justinian dedi ki:

    Evet Louvre müzesinin bahçesinde de vardı :)) Taklitçi bunların hepsi ya 😛 Bu arada bu 4 Atlı heykellerinin en eski olanı Venedik – San Marco’daki diye biliyorum. Onu da hamilik ettikleri 4.Haçlı seferi sırasında İstanbul- Sultanahmet’teki Hipodrom’dan alıp götürmüşler Venedikliler biliyomuydun?

  • camkenari dedi ki:

    evet orijinali istanbuldan çalınıp venedik’e götürülmüş..interrail öncesi araştırmalarda öğrendim =(

  • cagritem dedi ki:

    merhabalar, berlin almanyada en çok merak ettiğim şehir, belki doğu ile batının kesşim noktası olması neden buna.. yazı ve fotoğraflar harika, teşekkürler.

  • mstbilge dedi ki:

    Kıymetli bir yazı olmuş , tebrikler

  • oserdaroglu dedi ki:

    Selam, Berlin, yeryüzündeki aşklarımdan biridir. 1 gün bile gezmek, Berlin’in havasını almak çok özel birşey. Benim fotografımın fonunda da Reichstag var.
    Ağaçlar da ıhlamur bu arada (Linden) 😉

  • camkenari dedi ki:

    evet bir yerlerden yanlış bilgi aldığımı ıhlamur çayının üzerinde yazanları okuyunca anlamıştım değiştirmeyi unutmuşum, hatırlattığın için teşekkür ederim =)

  • hakangeziyor dedi ki:

    Berlin’e 2007 ve 2009 yıllarında iki kez gittim. Güzel bir şehir ama ben biraz da tarihi mekanlara ilgi duyduğum için beni hayal kırıklığına uğrattı diyebilirim. Gerçi 2. dünya savaşındaki bombalar ve Berlin Duvarının yıkılması sırasında duvara duyulan hınçla etrafındaki yapıların da yıkılmış olması bunda ciddi bir etken. Gene de görülmesi gerekir. Elinize sağlık..

  • NEŞE dedi ki:

    2.Dünya savaşının son günlerinde Berlin de kedi- köpekleri bile yemişlerdi açlıktan.Savaşın sonunda şehirde taş üstünde taş kalmamıştı.Bugünkü haline bakınca aklınız duruyor.Tabii en büyük yapısal gelişme duvarın yıkılmasından sonra oldu ve yılların özlemi olarak “Büyük Almanya”nın başkenti buraya taşındı.Şu anda görülen bütün dev yapılar yarışmalar sonucu kazanan çok ünlü mimarların eserleri.Güzel bir yazı,teşekkürler…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*