berlin duvarını yıkan ve berlin duvarının yıktığı hayata-bakış-açılarını gözlemlerken…

    Ana sayfaAvrupaAlmanyaBerlinberlin duvarını yıkan ve berlin duvarının yıktığı hayata-bakış-açılarını gözlemlerken…

16102010


saatim oniki:ellibeş. istanbul’dan berlin’e giden uçaktayım.
‘uçak yemeklerinin çoğunlukla leziz olmadığı’ genel-yargısına katılmıyorum ben.
*
‘yaş-otuzbeş-yolun-yarısı’nı dillendireceğim ülkenin, ilkgençlik yıllarımın türkçe dışındaki ilk ve bana ‘yabancı’ dilinin anayurdu olacağını tahmin edebilir miydim acaba, bundan üç ay önce?
yirmidört yıl önce, otuz-kişilik bir sınıfın tahta sıralarında, dergilerden ve kitaplardan tanıştığım ülkedeyim anlayacağın. berlin duvarının, hitler’in, marks’ın ülkesi. türk göçmenlerin, schumacher’in, nina hagen’ın, bismarck’ın, nietzsche’nin ülkesi…
*
yağmurlu ve gri-bulutlu bir gökyüzüyle karşılıyor berlin beni…
*
yedi günlük kullanımı olan şehiriçi ulaşım kartı alıyorum havaalanında. (1). sonrasında bir otobüse binerek yirmi dakika içinde şehir merkezine geliyorum.
genelde sırt-çantalıların kalmayı tercih ettiği meininger oteldeyim. (2). ama paylaşımlı odada kalmıyorum. ‘özel-alanımı’ korumak istiyorum bu gezide.
otel, merkezi tren istasyonu ‘hauptbahnhof’ yanında bulunuyor. tren istasyonu ise bir terminalden ziyade büyük bir alışveriş merkezini andırıyor aslında.
*
karanlık çöküyor hızlıca. ve bu akşam hissettiğim: ‘ich bin sehr müde!’:)))

17102010

saatim on:sekiz. bir saatten fazla rastgele dolaştım şehirde.
şu anda kahve içiyorum steinecke’de. bir pazar sabahının bomboş yollarını izliyorum. yeni açılan restoranların bir cumartesi-gecesinden kalma garsonlarının yeni-uyanan-hareketliliğini bir yandan.
bir marketten alarak kahvaltı yaptığım ikili sandviç paketi doyurucu. (3).
*
ö
ğle saatlerine doğru ddr müzesine gidiyorum. alman-olmayan turist olduğum için almanlardan daha fazla veriyorum biletine.(4).









müzenin salonlarından birisine bir bakış


eski-komünist-doğu-almanya’daki günlük ve politik yaşama dair nesneleri ve siyah-beyaz-fotoğrafları ile oldukça bilgilendirici ve bu nedenle ilgi çekici.
‘interaktif bir konsepte’ dayalı olarak hazırlanan müzede en çok ilgimi çekenlerden birisi ‘trabi’ oluyor. yirmialtı beygir gücündeki, maksimum yüz kilometre hıza ulaşabilen eski doğu alman yapımı arabalar…
*









spree ve berlin katedrali


kırkbeş dakikalık müze ziyareti sonrasında müzenin hemen karşısındaki katedrale (berliner dom) giriyorum. (5).
ancak iç dekorasyonu, dışı kadar etkileyici değil bu protestan tapınağın.









katedralin kubbesi


*
güniçinde saatlerce ‘spree’ boyunca yürüyorum.
*
barlarda, restoranlarda ‘ich möchte ein beck’s!’ demenin değeri genelde üç euro civarında:)
*
almanca-konuşan turist ağırlığı dikkatini çekiyor kulaklarımın. öğrendiğime göre berlin’e gelen turistlerin %altmışını almanlar oluşturuyor.
*









kiliselerden birisi


modern zamanlar kendi özgün tarihini berlin’in doğusunda yaratmış kendisine…
*
farkettiğim kadarıyla, spree’de tekne turları, şehiriçinde otobüs turları çok-fazla-popüler…
*
akşam yemeği için ‘chips und fish gross’ aldım. hauptbahnhof içindeki bir restoranda. (6). leziz ve doyurucu.
*
saatim akşam sekiz civarında şu anda. ne çok yoruldum bugün. hele gözlerim.
ddr müzesinden sonra müze adasındaki dört farklı müzeye girebilmek için bir bilet aldım. sesli rehber istersen ek ödeme yapman gerekiyor. (7). ben almadım, ama ‘alsaydım keşke!’ dedim sonra.









binlerce yıl öncesine ilgi:)


önce yeni-müzeye girdim. mısır tarihinin eserlerini yine büyük bir hayranlıkla izledikten sonra çıktım. aslında daha iki kat daha vardı gezilecek. ama yoruldum cidden. ve zaten berlin’de en-çok görmek istediğim yer: pergamon-müzesi.









bergama altarı


müzeden içeri girer-girmez başım dönüyor. bergama altarının geriye kalanları bile insanı bir başka zamana taşımaya yetiyor. orijinaline oldukça yakın görüntüler karşımda…









antik-yunan kişilikleri


sonrasında biraz daha yunan ve roma. tapınaklarıyla, heykelleriyle…
ardından asur zamanı. iştar kapısının görkemi karşılıyor beni. zihnimin ne gördüğünü algılayabilmesi için biraz zamana ihtiyaç duyuyorum. algılıyorum sonunda. ve ancak alışamıyor gözlerim, bu canlı renklerin ve aslan kabartmalarının uyumuna…









iştar kapısı


*
benim burada: ‘evet ya hocam, bak işte! adamlar bu güzelim tarihi eserleri memleketimizden kaçırıp kendi memleketlerinde sergileyerek ne paralar kazanıyorlar!’ tipik refleksini sergilemeyeceğimi ‘hüzünle’ bilmeni isterim. çünkü: bir: o eserler, senin bugün sahip olduğun ve geçmişte kendini ait hissettiğin kültürün bir parçası değil. iki: tam aksine onlar senin ‘düşman’ olduğun bir kültürün ve halkın ürettikleri. sonuç: bırak gevezelenmeyi!
*
gece ‘matrix-club’a gidiyorum. kapısındaki iki türk koruma ile sohbet ettikten sonra, giriş ücretini ödeyerek giriyorum içeriye. (8). keyifli zaman geçiriyorum birkaç saat…


18102010









zamanın bir başka ‘üzgün’ noktası…


öğlene geliyor zaman. daha iki on-yıl öncesine kadar iki ayrı dünya arasındaki yasal geçiş noktalarından birisi olan ‘charlie’s checkpoint’ yakınında, açık hava bir barda güneşlenirken yudumluyorum biramı. bitburger pilsner, üçyüzotuz mililitre. (9).
sabah kahvaltı olarak ‘currywurst’ yemiştim. berlin spesiyali. (10).
*









duvardan arta kalanlar


saatlerce yürüdüm yine bugün. berlin duvarından arta kalanları ve şehrin uzun zamandır simgesi olan ‘brandenburg’ kapısını gördükten sonra ‘bana daha ne vermesini beklerim bu şehrin?’ diyorum kendi kendime. haksızlık ediyorum belki de…









bir de benim pozum olsun kapının önünde değil mi ya:)))


*
‘friedrichstrasse’ çok önemli berlin’in yirminci yüzyıl tarihinde. daha yirmi yıl öncesinde sonlanan bu tarih, nasıl da ‘aykırı’ bugünün tarihine…
*
hava güneşliydi bugün. ne güzel.
*
bu gece ‘pub-crawl’ turuna katılıyorum. diğer turist-gezginlerle birlikte. (11). gece boyunca dört-beş ayrı bara götürüyor bizi bir avustralyalı rehber. ‘zapata’ bardan başlıyoruz dolaşmaya ya da eğlenmeye. keyifsiz geliyor ancak bana. ‘turist-tuzağı’ olarak algılıyorum bunu. gittiğimiz mekanlarda berlinlilerin değil sadece berlin’e gelen avrupalı ve amerikalı turistlerin olması bu algımın nedeni. her neyse, tecrübe tecrübedir her zaman…

19102010

dünya
‘nın tanımlarından birisi: gezilecek/görülecek yerler bütünü…
*
taksiler mercedes şehirde. değilse volkswagen.
*
pekçok yerde rastlayabileceğin şehir-tuvaletlerinin kullanım kılavuzunun dört dilinden birisi: türkçe.
*
‘spree’ bir kez daha yaşamın suya verdiği değeri anlatıyor. eğer kulak verirsen…
*
boşuna aldığımı farkediyorum yedi-günlük ulaşım kartını. hem o kadar büyük bir alana yayılmıyor ‘görülecekler’ hem de zaten yürümeyi ulaşım aracına tercih ederim ben, keşfederken herhangi bir yeniyi
*
şehrin doğusundaki sosyalist cadde ve meydan isimleri, yeni-çağda da korunmaya devam ediliyor: rosa luxemburg, karl liebknecht…


20102010


ne güzel ve mistik bir tarih bugün. pekçok açıdan…


22102010


saat onaltı:on. odadayım. büfeden aldığım yarım litrelik beck’s içiyorum. (12).
bugün iki saatlik bir ‘sightseeing’ tura katıldım, adetim-olmadığı üzere. ‘east-side-gallery’deki berlin duvarının üzerindeki grafitileri görmek hoştu yine de.
*
bavyeralı bir restoranda ‘weissbier’ ve ‘weisswürsten’ ile öğle yemeği. (13).
*
dün akşam bundestag (reichstag) gezisi.
sonrasında tepesindeki restoranda akşam yemeği.









bundestag


parlamento binasının berlin’de en çok ziyaret edilen ikinci yer olduğu söyleniyor. ilkini söylememe gerek yok elbette:)









sovyet askerlerinden kalan


benim en çok ilgimi çeken: ikinci dünya savaşında bu binayı işgal eden sovyet askerlerinin duvarlara yazdıklarının almanlarca hala korunuyor olması. hakaret içeren yazılar silinmiş elbette…
*
sokakta bira içmek serbest şehirde/ülkede. bu özgürlüğü birkaç günlüğüne deneyimlemek bile hoş bir duygu:)
*
eskilerden bir melodi dilimde: ‘deutschland deutschland über alles!’:)
*
jägermeister keyfi. %otuzbeş alkol oranı. marketten alıyorum yüz mililitrelik şişeyi. (14).
*
‘wir sind ein volk’ yazısına takılıyor gözlerim. otobüslerin üzerinde…
*
çok geniş bir metro ağı var şehirde…
*
bisiklet-dostu şehirde evsizlere ve dilencilere nadiren rastladım.
*
sigara, barlarda serbest berlin şehir-eyaletinde. ama öyle rahatsız edici bir dumana rastlamıyorum genelde. sigara kullanımı düşük olduğundan belki.
*
spree üzerinde ne çok köprü bulunuyor.
*
karl-marx caddesini arşınlıyorum bugün.
*
dün ziyaret ettiğim alman tarih müzesinde ‘hitler-ve-almanlar’ konulu sergi oldukça bilgilendirici. alman ulusunun kendi tarihiyle hesaplaşma çabalarından birisi.
*
akşamüstü bir diğer turist-çekim merkezine ‘alexanderplatz’a uğruyorum. yüzyıldan fazla bir zamandır birbirini selamlayan alman ve fransız katedrallerinin yer aldığı meydan.









fransız katedrali


24102010

bugün ayrılıyorum bu tarih-yoğun şehirden. dörtte-üçü savaşta yıkılmış ve bugün üç milyondan fazla insanın yaşadığı şehirden. onüçüncü yüzyıldan beri tarih sahnesinde bulunan, almanya’nın onüç eyaletinden birisi olan şehirden…
*
metrolarda turnike yok. ama söylenen o ki, görevliler tarafından arada bir yapılan kontrollerde, biletsizlere kesilen para cezaları caydırıcı etkiye sahip.
*
türkiye dışında hiç bu kadar çok türkçe konuştuğumu hatırlamıyorum. özellikle taksi şoförleriyle elbette:)
*









hauptbahnhof


ışık festivali zamanı şehirde.
*
yarım litrelik kolanın fiyatı ile suyun fiyatı aynı marketlerde. (15).
*
istanbul uçağına binmeden hemen önce tanıştığım bir grup uşaklı öğretmen, avrupa birliği tarafından finanse edilen bir proje kapsamında gelmişler almanya’ya. ortak izlenimleri pek ‘türkçe’: ‘memleketimizde herşey daha güzel. bilerek ingilizce konuşmuyor almanlar. hiç de yardımsever bir toplum değil buradaki!’ onlarla aynı fikirde olmadığımı anlatıyorum. ama beni umursadıklarına olasılık vermeden…
*

harcama bilgileri:


(1) 26 euro ödüyorum.
(2) gecelik 65 euro ödüyorum. ucuz değil, biliyorum.
(a) 1 euro veriyorum kahveye.
(3) 3 euro vermiştim.
(4) 1 euro fazla, yani 5.50 euro.
(5) 5 euro.
(6) 3.50 euro.
(7) 14 euro. sesli rehber 5 euro.
(8) 5 euro.
(9) 3.50 euro ederinde.
(10) 3.50 euro.
(11) 12 euro ödüyorum.
(12) 1.50 euro.
(13) beyaz biraya 3.90 euro, kaynatılmış ve tatlı hardalla tüketilen sosise 6 euro ödedim.
(14) 4.50 euro.
(15) 2.50 euro.

10 yorum

  • incialp dedi ki:

    öncelikle hoş geldiniz diyorum.. her ne kadar genelde Türklerin çalışmaya gittiği Alman şehirlerinden biri olarak bilinsede duyduğum Berlin gerçekten gezilip görülmeye değer şehirlerden biri. yazınızla da bunu görmüş oldum. Pergamon müzesini özellikle görmek isterim bende. bir de tabi Berlin duvarını. teşekkürler.

  • Zeynep dedi ki:

    öncelikle hoşgeldiniz…ve bu güzel berlin yazınız için teşekkürler

  • mertakinci dedi ki:

    güzel yazın bilgilerin ve fotoğrafların için eline sağlık ayrıca katedralin kubbesi muhteşemmiş …

  • rome_o dedi ki:

    değişik bir yazı tarzı .aslında tam bana göre kısa net ve bigli içeriyor .

  • ibnbattuta dedi ki:

    teşekkürler bu hoş karşılama mesajlarına!:)

  • NEŞE dedi ki:

    Önce “hoşgeldiniz” diyorum,sonra adınızı çok beğendiğimi ve “günün mana ve ehemmiyetine”çok uygun olduğunu söylemeliyim…Anlatım stiliniz ilginç,kısa cümleler akılda kalıcı…Berlin i ilginç noktalardan yakaladınız,teşekkürler.

  • ibnbattuta dedi ki:

    teşekkürler bu motive edici mesaj icin Neşe hanim:)

  • Corto_Turco dedi ki:

    Yazınız “Berlin’e giriş” yazısını niteliğinde. Berlin’e gitmek isteyenler mutlaka göz atmalı. Elinize sağlık.

  • karablacksea dedi ki:

    gezgincinin faydalanacağı kısa bilgiler de olan bir yazı olmuş. Daha uzun yazıar bekliyoruz Berlin ile ilgili.. elinize sağlık.

  • karablacksea dedi ki:

    gezgincinin faydalanacağı kısa bilgiler de olan bir yazı olmuş. Daha uzun yazıar bekliyoruz Berlin ile ilgili.. elinize sağlık.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*