Berlin, du bist so wunderbar…

Ne zamandir birseyler yazmayi istiyordum, kismet bugüneymis…

2012’ye merhaba dedigim sehir, ayni zamanda 2012’de gittigim en son sehir oldu. (Tabi her sene noel icin gittigim Strasbourg’u saymiyorum)

Berlin benim icin Avrupa’nin Strasbourg’la birlikte en özel sehirleridir. Herseyden önce her iki sehri tek bir kaliba sokamazsiniz, diger avrupa sehirleri gibi.

Strasbourg biraz almadir, biraz fransiz. Avrupa Birligi’nin temel taslarindan biridir. Tarihi boyunca kitanin iki büyük ülkesi Almanya ve Fransa arasinda el degistirip durmus Alsace bölgesinin merkezidir. AB’nin kurulmasinda ve kitada barisin saglanmasinda kuskusuz en önemli faktör Alsace’in artik ‘rahat birakilmasi’dir. Bunun en büyük sembolü ise Avrupa Parlamentosu’nun Strasbourg’da kurulmasi  ve Avrupa Konseyi, AIHM vs. pek cok uluslararasi kurumun burada kurulmus olmasi.

Yüzyillar boyunca savasmis bir kitada, baris icin birliginin, temelleri atilmis olsa da, soguk savasla bölünmüs bir kita söz konusuydu. Bu bölünmüslügün en cok göze carpan yeri ise dogu ve bati olarak bölünmüs Berlin’di.

Kitada mutlak bir barisin olmasi yönündeki diger en önemli temel taslarindan biri bunun icin Berlin’dir. Cünkü duvarlarla bölünmüs bir sehir, aslinda bölünmüs bir kitayi temsil ediyordu. 1989’da duvarin yikilmasiyla basta Almanya olmak üzre Avrupa’da sancili da olsa, yepyeni bir dönem baslamis bulunmakta.

Evet Berlin’de politik tarihiyle (Alsace’a göre kisa bir tarih süreci olsa da) diger avrupa sehirlerinden kendisini ayiriyor, tipki Strasbourg, nasil tek kaliba sokulamazsa, Berlin de tek bir kaliba sokulamaz. Berlin biraz dogudur, biraz bati be tipki Strasbourg gibi biraz tarih ve biraz da gelecektir.

Garip bir giris oldu belki yazi icin ama Berlin’in benim icin farkini anlatmak istedim…

Sanirim dünyada en cok gittigim sehirdir Berlin. Cocuklugumdan beri defalarca gitmisimdir ve gitmeye de devam edecegimdir. Her gidisim de bana ayri bir mutluluk ve heyecan verir. Cikolataya nasil insan hayir diyemiyorsa kolay kolay, ben de asla Berlin’e hayir diyemiyorum.

Cuma günü icin normalde Strasbourg’a gitmem gerekiyordu. Bu arada belirtmem gerek sanirim, babam Fransiz, ondan dolayi her sene Noel’de tüm aile Strasbourg’da büyükannemde bir araya gelir. Burdan da Strasbourg’la baglantim ortaya cikiyor iste.

Nerde kalmistik, haa cuma Strasbourg’a gidecektim. Avusturya havayollarinin her iki hafta da bir ‘Red Monday’ kampanyasi vardir. Pazartesi bileti alir, cuma da ucarsin. Böyle spontan gezileri pek severim. Gectigimiz pazartesi Berlin vardi bu kampanya dahilinde. Avusturyali arkadasim aradi ”Haftasonu Berlin’e gidelim hadi” dedi. Ben de dayanamadim ”OK gidelim.” dedim. O sirada Amsterdam’da olan kardesimi aradim; ”Sen de Berlin’e gel, sonra birlikte eve gideriz” dedim. Ondan da OK’yi aldiktan sonra Berlin’deki arkadaslarimizi aradik ve ”Biz geliyoruz” dedik.

Tabi tekrar bir heyecan basladi. Avusturyali arkadasim Mario’nun yeni sevgilisi daha önce hic Berlin’e gitmemis. Onun icin biraz turistik bir plan yaptik.

Hemen gitmeden, Sir Norman Foster imzali Reichstag’in kubbesine cikmak ve Berlin’i biraz yikaridan seyretmek icin, Reichstag’in web sayfasindan rezervasyon yaptirdik. Bunun disinda önceden yapilmasi gereken baska birsey yoktu. Cuma sabahi Berlin’e gitmek icin havaalani yollarina döküldük.

Bu yaziyi yazmadan Berlin hakkinda yazilmis, bir kac yazisi okudum. Hemen hepsinde, Tegel Havaalaniyla ilgili bir kac satir hayal kirikligi dile getirilmis. Evet tegel havaalani kücüktür, hatta cok, cok kücük bir havaalanidir. Dünyanin en güclü ülkelerinden birinin baskentine yakismayan bir havaalani gibi gelse de, benim cok ama cok sevdigim bir havaalanidir.

Büyük havaalanlari aslinda zaman kaybindan baska birsey degildir. Eger bagajiniz yoksa ve Schengen ici ucuyorsaniz, pasaport kontrolü de olmayacagi icin, ucaktan indikten 5 dakka sonra taksiye, otobüse binersiniz. Inanilmaz pratik bir olay, ki dönüs icin de ayni sey gecerli. Tabi sehir merkezine de yakin olmasi ayri bir güzelliktir.

Bir sürü sey yazdim ama Berlin’le ilgili pek birsey yazmadim gibi.

Neyse Schöneberg’de oturan arkadasimiza geldik, güzel bi kahvalti yaptik. Kardesim aksam üstü gelecekti, onunla bir yerlerde bulusuruz nasilsa diyerek, kendimizi sokaga attik. Kurfürsten Strasse’de kaliyorduk, hava da güzel olunca Potsdamer Strasse üstünden yürüyerek Potsdamer Platz’a gittik. Giderken de yolun solunda bulunan Gämeldegalerie (Dürer, Raffael, Tizian, Rembrandt, Ruben vs. eserlerinin bulundugu bir müze) girdik. Gercekten de Tavsiye edebilecegim yerdir, eger sanat tarihiyle ilgileniyoraniz.

Ardindan da Potsdamer Platz’e geldik. Burasi da özellikle Mimariyle ilgilenenlerin ilgisini cekebilecek bir bölge. Sony Center ise, en ilgi cekici yer, ki burasi Berlinale’nin de merkezidir, ayni zaman da burda bir film müzesi de bulunur. Hemen sag tarafta ise Arkaden vardir, burasi özellikle alisveris yapmak isteyenler icin ideal diyebilecegim bir alisveris merkezi. (Aslinda Berlin’de alisveris dendigi zaman akla gelen ilk yer kesinlikle Schöneberg’de bulunan KAWEDE’dir. bu sefer gitmesek de, gidilip görülmesi gereken bir yerdir.)

Arkaden’in arka kisminda Berlin’in en ünlü ve Almanya’nin hala tartistigi kisilerinden biri olan Marlene Dietrich’in adinin verildigi meydan vardir. Deitrich hayranlarinin mutlaka gitmesi gereken yerlerden biridir. Ayni zaman Schöneberg’de Leberstrasse 65 numaradada dogudu ev bulunmaktadir.

Marlene ve Potsdamer Platz demisken, Sony Center ve Arkaden arasinda bulunan meydan da Boulevard der Stars – Yildizlar Bulvari bulunur, burda Almanya’nin sinema dünyasina damga vurmus kisilerinin (Klaus Kinski’den, Romy Schneider’e, Marlene Dietrich’ten Fatih Akin’a) isimlerinin yazili oldugu yildizlar vardir.

Potsdamer Platz’da ayni zamanda eskiden ordan gecen Berlin duvarinin bir kac parcasi bulunur, gerci duvar simdi sakiz dubari olmustur ama yine de eski siniri belirttigi icin de anlamlidir.

Sol tarafa dogru gittiginizde (Eber Strasse) Branderburger Tor’a ulasirsiniz. Amerikan Büyük elciligne gelmeden de ikinci dünya savasi sirasinda ölen yahudiler icin yapilmis aniti görebilirsiniz. Caddenin karsi tarafinda ilerde ayni dönemde öldürdürülmüs olan escinseller aniti vardir. Neyse biraz ilerledikce karsiniza Branderburger Tor cikar. Berlin’in göbegindesinizdir artik.

Branderburger Tor’un önde ‘Strasse des 17. Juni’ caddesi bulunur, bu caddenin ortasinda da Sigessäule bulunmaktadir. Branderburger Tor’un arkasinda da ünlü Pariser Plaz ve devaminda da yine ünlü Unter den Linden – caddesi bulunur. Burda bir de ünlü tarihi Hotel Adlon bulunmaktadir.

Unter den Linden caddesi insaat halinde, gerci berlin her zaman insaat halindedir ya, pek keyifli degildi onun icin ama orda bulunan Berlin Tarih Müzesi’ne kisa bir giris yaptik. Berlin hakkinda kücük ama bilgilendirici özel bir müze. Ilk kez gittim ve de begendim.

Friedrich Strasse’ye geldigimizde müzeler adasina dogru yol aldik. Ilk adres tabi ki Bergama Müzesi’ydi. Arkadasimin yeni sevgilisi daha önce hic gelmedigi icin turistik bir gezi olacakti bu, ki cok da iyi oldu. Genelde cok gittigim sehirlerde, müzelerin ana kolleksiyonlarini bir defa görmüsümdür, sonrasinda sadece ilgi cekici bir sergi varsa onlari gezmisimdir. Bundan dolayi bu defa Berlin’de sergilerden cok müzelerin kalici ana kolleksiyonlarina zaman ayirdik.

Bergama müzesi özellikle Türkler icin biraz ic burkucu bir müze. Alsinda bu müzenin özellikle Türk vatandaslarina bedava olmasini düsünmüsümdür her zaman.

Ardindan da Alte Nationalgalerie’ye gittik. Burasinin da özellikle Türkler icin ilgi cekici bir kismi var, o da; müzenin kolleksiyonlari arasinda Osman Hamdi Bey’in ‘Sokaktaki Iran Halilari Saticilari’ tablosu bununmakta. Bir de Müzenin ön terasindan baktiginizda karsinizda Berlin Katedrali ve Televizyon kulesini görüyorsunuz.

Bu arada biz fazlasiyla yorulmus haldeydik ve kardesim de Berlin’e gelmisti. Alexander Platz’da bulustuk onunla. Berlin’in dünyaca ünlü iki meydanin biridir. Güzel degildir ama kendine öz bi havasi vardir. Buram buram Berlin kokar, canli ve hayatin aktigi bir yerdir. Noel oldugu icin Noel pazarlari kurulu. Söyle bir meydanin havasini suluyup hemen birer Berlin’in olmazsa olmazi ‘Curry Wurst’unu yedik.

Bu sadece minik bi atistirmaydi. Cünkü yemek icin Edd’e gidecektik. Edd’s yine Schöneberg’de bulunan Tayland yemekleri yapan harika bir restoran. Berlin’in diger pek cok sehre göre en güzel yani ucuz bir yer olmasi. Özellikle yemek, icmek konusunda, diger sehirlerle kisayladiginizda iyi bir restorana gitmek burda her kisi icin ödenebilir fiyatlar sunuyor.

Benim icin Berlin’in istanbul’la birlikte gece hayatinin en güzel oldugu sehirdir. Inanilmaz keyifli lokaller ve partiler vardir ama ilk gece bir arkadasimizin evinde verdigi bir partiye gittik. Baska arkadaslarla orda görüsüp muhabbet edip bol bol ictik.

Viyana’dan beraber geldigim iki arkadasim daha sonra disari cikti, ben de kardesimle kaldigimiz eve geldik. Biraz muhabbet iki kadeh sarap derken ev sahibi arkadasim Patrick geldi ve yeni bir sise sarap acildi…

Ertesi gün, biraz gec kalktik sonucta yorgunduk. Güzel bir kahvalti sonrasi direk Reichstag’a gittik. Reichstag’a vardigimizda hava normaldi ama kubbeye cikinca kar yagmaya basladi. Hava kötü oldugu icin sehri bu sefer yukaridan göremedik. Asagi indigimizde ise her taraf bembeyazdi.

Berlin karlar altinda baska bir güzel oluyor. Brandenburger Tor’dan gecip Unter Den Linden caddesinde bulunan Deutsches Historisches Museum’a (Alman Tarihi Müzesi) gittik. Müze cikisi Friedrich Strasse’de biraz alisveris ve ardindan da Checkpoint Charlie. Burda ayni zamanda Mauer Museum (Duvar Müzesi) bulunmakta. Berlin’e gelenlerin mutlaka ugramalari gereken bir müze. Dogu Almanya’dan kacmaya calisan insanlarin, neleri göze aldiklarini, bu kacisin ne kadar zor olduguna dair bilgilere ulasabiliyorsunuz.

Duvar demisken de, bundan sonra kalip en uzun duvar kalintilarinin bulundugu East Side Gallery’e gittik. Bir zamanlarin utanc duvarinin kalintilari artik basli basina üstündeki grafittilerle sanat duvarina dönüsmüs bulunmakta.

Bu duvar olayi aslinda pek ironik birsey, normalde etrafi kapanip, örülen Bati Berlin, yani özgür Berlin. Etrafin Duvarla örülmüs, izole dilmis bir hapisane ama baktiginda asil hapisane Dogu Almanya. Insanlarin disari cikamadigi, kacmak istedikleri bir hapisane…

Berlin ayni zamanda biraz Türk’tür. Ordan Kreuzberg’e geciyoruz. Kreuzberg basli basina ayri bir dünya. Kötü veya iyi diyemem ama Berlin’in en farkli yeridir. Türkler icin kendinizi evinde hissedebilirsiniz ama bazeen bu his kendinizi kötü hissetmenize neden olabilir; ‘Bir dakka. ben nerdeyim yaaa???’ dersiniz…

Hazir Kreuzberg’deyken Türk Yemegi yiyelim dedik, Hasir’a gidecekken, Patrick aradi;Ne yapiyorsunuz?” diye, ”Yemek yiyecegiz” dedik, o da; ‘‘Yaa ben de istiyorum” derken aklima Schöneberg’deki Hisar geldi. Hem kaldigimiz eve de yakin, hemen Peter’e ”Biz oraya geliyoruz, Nollendorfplatz’a bulusulalim” dedim. Böylece Hasir’a niyet, Hisar’a kismet oldu.

Yemek sonrasida eve gidip üstümüzü degistirdikten sonra, önce yine Nollendorferplatz’daki Green Door’a gidip cocktaillerimizi ictik ve ardindan da Hackescher Markt’in orda Bohannon Club’a eglendik.

Pazar günü yorgun argin ama mutlu bir sekilde uyandik. Her gelisimde mutlaka ugradigim bir yer vardir, Berlin’de bir parca Viyana yasamak icin; O da, Cafe Einstein Stammhaus. Kurfürsten Streasse’de bulunur bu cafe ve Viyana Kahvelerine esinlenerek kurulmustur. Cok hos bir villada yer alir. Bence Berlin’e giden herkesin ugramasi gereken bir yerdir. Patrick de ayni caddede yasadigi icin pek pratik olur, Einstein’a gitmek. Orda güzelce kahvaltimizi yaptiktan sonra Charlottenburg’daki Helmut Newton Stiftung Im Museum Für Fotografie’ye gittik. Fotograf meraklilarinin mutlaka gitmeleri gereken bir adres.

Yavas yavas Berlin’deki saatlerimizin sonralrina dogru gelirken, gidecegimiz son yer bana göre Berlin’deki en iyi müze olan Hamburger Bahnhof. Günümüz sanatinin en iyi örneklerinin sergilendigi bir müze. Müzenin en önemli eserleri arasinda bolca Warhol, Lichtenschtein, Rauschenberg bulunmakta. Müzede en ilgimi cekense Martin Honert’in Kinderkreuzzug sergisiydi. eger ki yolunuz 7 nisan kadar Berlin’e düserse mutlaka Hamburger Bahnhof Müzesindeki bu sergiye gitmenizi tavsiye ederim.

Müze cikisinda da Almanca konusulan ülkelerde ve Fransa’da da ünlü olan Viyanali asci Sarah Wiener’in müzede bulunan cafesine gidip yemegimizi yedik. Sarah Wiener’in Berlin’de bir kac mekani bulunmakta. Agirlikli olarak Avusturya – Viyana mutfagi ve bio yemekleri vardir, siddetle tavsiye ederim.

Yemek sonrasi eve gidip esyalarimizi topladik, arkadaslarim Viyana’ya dönmek icin Tegel havaalanina dogru, bense kardesimle birlikte merkez istasyonuna gidip, trenle önce Paris’e, ardindan da Strasbourg’a gitmek icin, kisa süreligine Berlin’le vedalastik, cünkü her zaman gidecegim bir yer, simdiden gelecek sefer icin heyecanlaniyorum…

PS: Yazinin basligi cok sevdigim Kaiserbase’in ‘Berlin Du bist so wunderbar’ sarkisinin adidir.
Bu arada fotograflari telefonumla ‘öylesine’ cektigim icin cok iyi degiller. Umarim yazmis oldugum bi ilk yazi da sizleri sikmamisimdir.   

4 yorum

  • arkutbay dedi ki:

    Berlin’in bohem yüzünü tanıttınız bize . Daha derine inebileceğinizi düşünüyorum ; haksızmıyım ?

  • tutu... dedi ki:

    Berlin’i bir Berlin’li gibi anlattınız. Biliyor musunuz, sitede hiç Strasburg yazısı yok. Baba şehrini de sokak sokak anlatırsınız bize herhalde?

  • NEŞE dedi ki:

    Fotolarınıza bayıldım,tabii yazınıza da…Reichstag ın cam kubbesinin içinde yer alan panellerin bilgisayara bağlı olarak güneşin yönüne göre haraeket ettiğini duymuştum,acaba doğru mu ?Dostlarla geçirilen güzel günlere bizi de ortak ettiniz çok teşekkürler..

  • gillar dedi ki:

    @arkutbay Elbette daha derinlere inebilirdim ama genel olarak Berlin’in benim icin ne anlama geldigini ve özellikle son gidisimdekileri baz alarak yazdim bu yazisi. Bir daha ki sefere daha detayli anlatirim Berlin’i

    @tutu Kesinlikle bir ara uzun ve güzel bir Strasbourg yazisi hazirlayacagim.

    @nese evet dogru kubbenin icindeki paneller bilgisayar destekli hareket ediyor, kubbenin altinda Alman Meclisinin toplandigi bölüm yer aliyor ve salon isiklandirmasi bu paneller sayesinde yer aliyor. Gün isiginin cok fazla oldugu zamanlarda bu paneller hareket ederek, icersinin cok fazla aydinlanmasini ve de isinmasini engelliyor.

    Tüm yorumlariniz icin cok tesekkür ederim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*