Benim kocabebeğim:İZMİR

    Öyle bir şair olmak isterdim ki İzmir için yazılmış en güzel dizeleri sıralayıvereyim ya da ne bileyim bir  yazar öyle ki üslubuyla İzmir’in büyüsünü yaşatsın okuyuculara.Naif ressamların yaptıgı gibi cıvıl cıvıl olurdu benim tuvallerimde İzmir.



    İzmir’den  öğrencilik için ayrıldıgım zaman ki hüznü  diğer zamanlarda  da hep taşıdım içimde.Her ayrılık bir kabus olurdu benim icin İzmir’den.Ya kavuşmalar ?Ne zaman ki Sabuncubeli veya Belkahve  yokuşları  bitsin İzmir çıkıversin karşıma, kalbimin   sevinçli carpıntısı her zaman olur.Aynı hasret çeken iki insanın birbirine kavuşması ve sarılması gibidir benim İzmirimle   kavuşmam  ve sarılışım.Dario Moreno’nun kadife sesindeki yumusaklık gibi benim İzmir’i sevmem.Anne’nin bebegini kucaklaması gibi benimde İzmir’i kucaklayışım.Abartmıyorum bu aynen böyle.Ne zaman imbatın esişini hissedeyim yüzümde nasıl hoşuma gider , kollarımın arasına sığıversin  isterim bu koca bebegin.



 
İzmir’e hayatında bir defa gelmiş insanların yüzüme bir şamar gibi vurdugu ‘öf be o ne kokuydu be ağbicim deyip körfezin  kokusunu söyleyerek bana Izmir’i bildigini göstermesi beni nasıl üzerdi.Ama artık o koku yok.Ne güzel oldu oralar artık.Yürüyüş parkurları , spor alanları gelin buraya yürüyün ve spor yapın diyor adeta.Yıllarca Meles Çayına tüm atıklarını bırakan ve körfezdeki canlı hayatı neredeyse bitirme noktasına gelen  deri fabrikalari yıkıldı. Meles Çayı’nın ıslah edilmesinde  her belediye başkanı üzerine düşen görevi çok iyi yaptı.Bu arada İzmir’in tüm kanalizasyonunun büyük kanal projesiyle arıtılıp  körfeze  bırakılması altı temiz bir kocabebeğe daha bir hazla sarılmamı sağladı diyebilirim.



    Ç
ok tartışılmış olan Kordon yolu ise bana göre olumlu bir çalışma oldu.Kim ne derse desin eğer bir şehirde , herhangi bir tarihi yapıya  veya buna benzer kültürel bir varlığa zarar verilmeden itici bir görüntü oluşturmayacak şekilde yapılacak hoş degişikliklere  aynı zamanda bir arkeolog olarak hiç karşı degilim.Kordon yolu eski haliyle de güzeldi belki bir sürü  anıları bıraktı arkasında  dalgalı zemin taşlarıyla ve  kısın oturduğunda insanın kıçını üşüten fayanslı ,hantal oturma gruplarıyla(!) ama kabul edelim ki   sığışamıyorduk o yola artık  .Restorantların arasından yürümekte olmuyordu yani.



   Canım Kemeraltı hep orda.Gidip onu sevmenizi bekliyor.Benim yaptığım gibi gözünüzü mağazaların ikinci katlarına çevirin .  Kestane Pazarında geçmiş  dünyaların gizi yoktur size o an.  Ayyy  , mayyy yiyemem içemem  cart  curt gibi hanım evlatlığını  bırakıp  Köşedeki Kemeraltı turşucusundan



 turşu suyunuzu için , korkmayın temizdir ,İzmir usulu  kimyonu bol kokoreç önce yenmeli tabii, Karaburun midye dolmayı az limonla yerseniz tadı nefistir. Eğer  yazın oralardaysanız  tarihi Kemeraltı Şerbetçisinden muhakkak  karadut suyu içmeli ve  hatta o tada hasretseniz bir bardak daha içmeli ve arkasından da  bir oohhh  çekmelisiniz.



İzmir’in Kahveci efendisi de  Hüseyin Efendidir.(Farkında mısınız ne efendi insanlar şu kahveciler.)hemen Kemeraltı polis Karakolunun yanıbasındadır.Her zaman  doludur orası.



  
Göztepe ve Karşıyaka meselesine gelince ne yazsam bilmiyorum.Onları biz kendi hallerine bırakalım bence , matematiğin derin kurallarında boğulacaklar bir gün tamdı buçuktu derkene(!)



     
İzmir de  iyi balık yemenin yeri Kordondaki  balık restoranlarıdır diye düşünmeyin sakın.Alsancak’tan binin Güzelbahçe otobüslerine ve kırkbeş dakika sonra ordasınız.Güzelbahçe balıkçılarından uygun fiyatla alabileceğiniz balıkları oradaki balık restorantları size cok uygun fiyatla  pişirip size servis yapacaklardır.Ben oralarda hic ‘İÇKİSİZ LOKANTA’ tabelası görmedim.Yani aklınızda bulunsun diye yazıyorum.Bu sizin seçimiz.



  
Yine bu yol üstünde   Babam bizi çocukken  emektar Anadolumuzla Urla’ya  götürürdü.Zeytinyağı almaya ve oraya giderken biz Pazar sabahları , muhakkak Altınoluk Mandırasına uğrardık ballı yogurt yemek icin . Çok mutevazi bir yerdi orası gecenlerde gordum ki İzmir’in en lüks arabaları park etmis oraya.Hiç emektar Anadol yoktu…(!)


  


 


Tüm bunlardan sonra İzmir’i ayni bir İzmirli gibi sevin.Alın o kocabebegi kucağınıza öyle sevin bakın göreceksiniz size nasıl karşılık verdiğini…

    
Geçen sene gazeteden kestiğim ve Dinçer Sümer’in şiiriyle bu yazıyı  noktalamak iyi olacak diye düşünüyorum


 


İZMİR SEVGİLİM


 


Ne zaman özlesem o İzmir


Saclarında nice asklara tanık bir imbat.


Gözlerinde gece yıldız yagıyor denize


Ve elinde nergisleriyle


Tenha otelime o küçük kadın gibi


Gelir soyunur sevisir sezsizce


 


Belki de adı İzmir bir sevgilidir


Rüzgarıyla deniziyle nergisleriyle gelen


Belki de sevgilim işte bu şehir


 En eski sarabını sunar ince elleri


Yasarım gur sularla soylu cografyasıyla


Eskir opucukleri


 


 


Asklar ve kentler birlikte yasar


Birlikte soluk alır sarı fotograflarda bile


İkiye bolebilir misiniz bir hasreti


Bir sarkıyı  ,maviyi, sevinci


Ayrı koyarsanız İzmir’le İzmirliyi


Kırılır tuz-buz olur billurlar gibi


 


Ey Dinçer dogdun gezdin sevdin ne guzel


Sen Homer’den beri İzmirliydin


Yuzun gunesiyle yanık icin nergisiyle serin


Hani elele koşmuştunuz ya vapura bir gun


Kazı duvarına ‘Tesekur ederim’diye


Pasaport’taki.


         


 


  

9 yorum

  • deryagazel dedi ki:

    Geçenlerde İzmir’in günün farklı saatlerinde çekilmiş fotoğrafları geçti elime, inanılmaz güzeldi. Şehri geniş açı ile ışıl ışıl çekmişler. Ben çocukluğumdan bu yana İzmir ve Seferihisar’a sık giderim. O yüzden benim için çok önemli ve ayrı bir yeri vardır İzmir’in. Kordon’da yürüyüş, Alsancak’ta sıcak bir kahve keyfime keyif katar. Yaşamın İzmir’de ne kadar kolay olabileceği ile ilgili düşlerim de vardır. Elinize sağlık, yazınız anılarımı tazeledi.

  • flyleaf dedi ki:

    ilerde yerleşmek istediğim şehir… ne güzel anlatmışsınız, iyice gidesim geldi. sevgiler.

  • travellinggirl dedi ki:

    caanım izmiri öyle bir anlatmışsınız ki gerçekten de, şiir gibi olmuş tüm yazı…

  • abt_smyrna dedi ki:

    Ben özellikle turşu suyu kısmına takılı kaldım.
    Türkiye’de “mide” gerektiren yiyecek ve içeceklerden turşu suyu, kokoreç ve midyenin en lezzetlilerinin İzmir’de olduğunu düşünüyorum…

    Ellerinize sağlık…

  • mctumer dedi ki:

    Evet sevgili Caner biz Homerden beri izmirliyiz. Ve İzmir özlemini iyi bilirim. eline sağlık

  • MIYU dedi ki:

    bir İstanbul aşığı olmama rağmen çok büyük bir zevkle okudum yazınızı. O kadar güzel anlatmışsınız ki, İzmirli olmakla ne kadar övünseniz az. Şimdi farkettim ben de İzmir’e gitmeyeli çok uzun zaman olmuş, hasret gidermenin zamanı gelmiş!
    Ellerinize sağlık!

  • cherryblossomgirl dedi ki:

    bu pazar bu kocabebek Izmir’de binrotalılarla tanışacak olmaktan dolayı ayrı bir heyecanla yeniden okudum yazınızı, teşekkürler, sevgiler.

  • NEŞE dedi ki:

    “Altı temiz koca bebek” benzetmenize ben de bayıldım.Çocukluk yıllarımda ,ailecek her yıl meşhur “Fuar”ınıza gelir ve dünyadaki yenilikleri görür ve iç geçirirdik çünkü çok sıkı ithalat rejimi ile Türkiye bir “yoklar” ülkesi durumundaydı..Fuar alanı içinde de çok güzel latin müzik yapan iki yer vardı :Cubana ve Mogambo…Şimdi herhalde “yeller eser ol saltanatın yerinde”..

  • mertakinci dedi ki:

    bir izmirli olarak yazınızı okurken ne kadar özlediğimi şuan da orda olmayı ne kadar istediğimi anladım :((

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*