Belgrad

Geçen yaz Belgrad’a yaptığım geziyiş yazmak konusunda biraz tembellik ettim ama hızlı bir özet yazmam gerektiğine Neşe Hanım’ın Gezedur’un Belgrad gezisine yaptığı Belgrad hakkında fazla yazı bulunmadığı ile ilgili notu üzerine gidecek arkadaşlara yardımcı olabilmek adına karar verdim.

Belgrad’a uçuş İstanbul Atatürk Havalimanı’ndan yaklaşık 1,5 saat sürüyor (1 saat 20 dakikada gittim ben). Bizden 1 saat geride olduklarından dolayı 20 dakikada gitmiş oluyorsunuz 🙂 Belgrad havalimanı küçük bir havalimanı. Uçaktan indikten sonra gümrükten geçmek için alt kata inmeniz gerekiyor. “İZLAZ” çıkış anlamına geliyor, yazıyı takip edin. Bu arada Belgrad’a gitmek için eğer az paranız ve yeterli cesaretiniz varsa kesinlikle JAT Airlines’ı tercih edin. Avrupa’da görebileceğiniz en düşük fiyatlı havayollarından birisi ama filosunda genellikle sabıkalı olan boeing 737-300 ve boeing 737-400 uçaklardan yer alıyor. Ama bilet fiyatı THY’nin yarısı. Yaşadığım en enteresan olay gümrükteki sarışın bayan polisin pasaportuma baktıktan sonra “hujgeldiniz, turistik mi bizinıs mı?” diye sorması oldu.Haydi detayada gireyim. Ben uçaktan indikten sonra çıkış yapmadan duty free ye de uğradığım için kendi uçağımdaki yolcuları kaçırdım. Arkadan gelen THY uçağının yolcularıyla birlikte pasaport kontrolüne girmek zorunda kaldım. Bu arada bir bayan arkadaş valizini arıyordu, bende daha önceden aradığım için bir polise sormuştum, pasaport kontrolden sonra demişti.Bu bayan arkadaş kıvranırken pasaport kontrolünden sonra alacağını söyledim. “Nereden biliyorsunuz?” dedi, polise sordum dedim. Gayet küçümseyici bir ifadeyle “ay bunlar ingilizcede mi biliyorlarmış” dedi. İşte bu pasaport polisi ablamıza önde ben arkada bu bayan arkadaşla birlikte geldik. Polis bana hoşgeldiniz deyince bir afallayıp what dedimsede “turistik mi bizinismı?” diye tekrar sordu. Turistik dedim. “kaç para var sizde?” diye sordu, eh işte 600 euro birde kredi kartları, sağlık sigortası falan dedim. “kaç gün kalacaksınız” diye sordu, 3 gün dedim ama birden İran gezim geldi aklıma. Acaba bizi kandırıyorlar mı? İran’ı anladık ama bütün dünya mı Türkçe konuşuyor kardeşim? Neyse bir daha hujgeldiniz deyip içeriye buyur etti.

O anda ilk aklıma gelen arkadaki kıza nasıl kapak olduğu oldu :))) Ay ingilizcede mi biliyorlarmış bunlar dediği ablamız üstüne birde Türkçe biliyor 🙂 Havaalanının hemen çıkışında terminali terketmeden küçük bir döviz bürosu var. Oradan döviz bozdurabilirsiniz zira birazdan bineceğiniz minibüste sadece Dinar kabul ediliyor. Taksi tutma gafletine düşmeyin (Lükse kaçıyorsanız zaten benim yazılarımı okumayın, sizi yanlış yönlendirmek istemem :p) yarım saatte bir otobüs var ve ücreti 120 Dinar (1 Euro yaklaşık 100 dinar ediyordu.) wikitravelda içeriden alınan biletlerin 80 dinar olduğu yazıyordu ama koşa koşa çıktığım için bakamadım direkt atladım otobüse. Neşe Hanım’ın yanıldığı nokta Sırplar Türklerden nefret etmiyorlar, ya da ben onlara çok şirin göründüm. Otobüste yanımdaki adama Tren istasyonunda ineceğimi söylemiştim, bende orada ineceğim yardımcı olayım dedi. O arada Türk olduğumu söyledim (ki bunu yapmamamı ısrarla tavsiye ediyorlardı), bir tepki vermedi. Yani Türkleri severler mi bilmiyorum ama nefret ettiklerini görmedim hiç. Sakin insanlar genel olarak.

Tren istasyonuna vardığımda ilk işim ertesi akşam için Hırvatistan / Zagreb’e tren bileti almak oldu. Değişik saatlerde Zagreb’e tren olsada en iyisi konaklama parasından yırtmak için 21:40’ta kalkacak trene bilet almak. Bu tren sabah 04:53 ‘te Zagreb’e varıyor gözüksede ben sabah 06:30 da Zagreb te olmuştum. Tren istasyonunun bir diğer avantajı ücretsiz şehir haritası alabileceğiniz bir turizm danışma bürosununda burada yer alması. (Not: Sizde Zagrebe geçmek için tren bileti almak isterseniz fiyatı 18 euro ve yer numarası vermiyorlar, kuşetli vagonda ilk gelen oturur şeklinde yer numaraları). Bende daha önceden google earth ile çıkardığım haritalar olduğu için pek ihtiyacım olmasa da yinede bir tane alıyorum. Kalacak yer olarak size tavsiyem (zengin olanlarınıza değil, sırt çantalı gezginlere) kesinlikle terazije meydanındaki adını unuttuğum hostel olacaktır. 🙂 Merak etmeyin adını unuttum ama tarif edebilirim. Şimdi Terazije meydanındaki hotel moskova’nın önünde bulunan çeşmeye yüzünüz batıya bakacak şekilde döndüğünüzde hotel balkanın çaprazında ve ağacın arkasında başka bir deyişle sokaktaki ilk dört katlı binaya girin, bir kat çıkıp gecelik ücreti sorun, 60 euro dediklerinde önce bir şaşırın (ama ben bunu yazdıktan sonra şaşırmazsınız ki) sonra bir üst kata daha çıkın, işte geceliği 9 euro’ya konaklayabileceğiniz harika bir hostel. Ücretsiz wireless, bir adet ücretsiz ortak bilgisayar (ki çok yavaş bir bilgisayar), ortak mutfak ve gencecik insanlar.

Ben çok sevdim bu ortamı. Çok güvenli bir yer, üstelik şehrin merkezinde gidilebilecek hemen her yere yürüme mesafesinde. Tren istasyonundan da yürüyerek gidilebilir, haritadan size en kestirme geln yolu takip edin sadece. Ama eğer nehir kıyısına çıkıp kuzeye doğru ilk köprüye gelip doğuya giderseniz yolun sonu bahsettiğim terazije meydanı oluyor. İnternet kafe isterseniz bulmanız pek kolay değil ama Cumhuriyet Meydanı’nda (Republiq Square) Staklenac diye bir alışveriş merkezinin ikinci katında gayet hızlı bağlantısı olan bir internet kafe var. Ücreti saati 60 dinar. Terazije meydanının hemen kuzeyinde Haritada Kinez Mihailova, google earthde prince Mihael caddesi olarak gözüken cadde boyunca giderseniz kale megdan’a varırsınız. Ayrıca cadde boyunca sokak satıcıları ve dükkanlarıda inceleyebilir, pazarlık ederek birşeyler satın alabilirsiniz.

Kalemegdan ise mutlaka görmenizi tavsiye ettiğim yer. Giriş ücretsiz ve kalenin kuzey yakasında muhteşem bir manzara var. Çok yeşil bir şehir ve insana Belgrad Ormanı asıl burası işte dedirtiyor. Bunun dışında St. Sava katedralini görebilirsiniz, Türk büyük elçiliği ve devlet binalrı hep terazije meydanına yürüme mesafesinde. Gezedur’un dediği gibi nokta atışı ile yıkılan Sırp savunma bakanlığı ve savaş harekat merkezi binaları aynen bırakılmış. Vuran pilota helal olsun dedirtiyor, çevreye zarar vermeden nokta atışı ile vurmuşlar. Belgrad’da insanlar trafik kurallarına son derece dikkat ediyorlar. Yol boş bile olsa yayalar kırmızı ışıkta geçmediği gibi araçlar her zaman yayalara yol veriyor. İmrendim doğrusu. Tren istasyonuna giderken geniş bir caddenin kırmızı ışıklarına takıldım. Ne sağdan ne soldan tek bir araç bile gelmiyor ve her iki yönde de rahat 200’er metreyi görebiliyoruz ama bir sürü insan kırmızı ışıkta yeşil ışığın yanmasını bekliyor. Derken karşıdan iki genç önce üç şeritlik birinci yolu geçiyor.

Araya geldiklerinde bekleyen insanlara bakmaksızın birisi yola atlayıp devam ediyor, öteki herkesin durmasından kıllanıyor olmalı ki o da duruyor. Bu arada yolun ortasına gelen durup geriye dönerek bağırıyor “yürsene ….. koyayım, ne durdun?” diğeri yanıt veriyor “Kırmızı yanıyor yaaa” birinci arkadaş yine yanıtlıyor “….tir et oğlum yürü hadi” Birden seslenesim geliyor YÜRÜYÜN BE MİLLETİMİN GURURLARI diye ama şimdi belgradın ortasında bir Türk, diğer ikisini hacamat etti olmasın diye susuyorum. Neşe hanım umarım Türklerin sevilmemesinin bir diğer nedenininde Türklerden kaynaklandığını fark ediyorsunuzdur. Birde cevabi yerken (mutlaka yiyin, güzel bir şey. İçindeki et ne diye sorduğumuzda beaf dedi kız ama artık bilemem orasını. Cevabi + bira genelde 250 dinar civarı tutuyor.) paldır küldür üç kişi geldi. Bağıra çağıra birisine sipariş veriyorlar, diğeri sıraya giriyor yiyecek bir şeyler almak için. Herkes bir anda onların üstüne odaklanıveriyor. Anlamadıkları dili konuşan bu gençleri bir tek ben anlıyorum çünkü Türkçe konuşuyorlar. Bende selam veriyorum, sohbet ediyoruz biraz. Onlarda benim gibi Hırvatistana gitmek istemişler trenle ama hırvat polisi almamış onları, deport etmiş.
Türklere gıcıklar, gitme abi senide almazlar vs vs. En son birisi itiraf etti, bizde biraz üstümüz toz topraktık ama yinede Türküz diye almadılar bizi.

Bira festivali için gelmiş onlarda Belgrad’a. Belgrad’da bira sudan ucuz. Gerçek anlamda hemde. Şişe su 50 dinar, bira 40 – 60 dinar arası. Bu arada her türlü şişenin depozito ücreti var. Marketten aldığınız şişeleri 3 gün içinde aynı markete götürürseniz depozitonuzu geri alıyorsunuz. Su, bira, soda farketmiyor. Plastik – cam şişede farketmiyor. Hatta pek çok yerde çöplerden şişe toplayan insanlar gördüm. Birde sokakları süpüren temizlikçilerin çoğu bayandı, o dikkatimi çekti. Zagreb’e gitmek üzere trene bindiğimde tren bir saat geç kalktı. Bu arada yol arkadaşım ABD vatandaşı bir genç. Romanyada okuyormuş, karayoluyla Avusturya’ya oradan uçakla ABD’ye gidecekmiş. İşin ilginci yol üstündeki ülkelerin vize isteyip istemediklerini hiç bilmiyor, çıkmış yola gidiyor 🙂 “Almazlarsa Hırvatistan’a?” diyorum, “başka yerden giderim” diyor 🙂 Giriş çıkış işlemleri tren hareket halinde iken yapılıyor. Önce sırp polisi geldi, bana ayrı bir ilgi gösterdi, Rica ederek çantamı açtırdı, sırbistan’dan aldığım limonlu biraları görünce çok sevindi, iyi tercih yapmışsın dedi. Sonra binbir ricayla ve “yanlış anlamamam” şartıyla national identity cardımı yani nüfus cüzdanımı görmek istedi.

Daha önce hiç Türk kimliği görmemiş, eğer sakıncası yoksa ve yanımda varsa bakabilirmiymiş. Hay hay diyorum, cüzdanımı çıkarırken tekrar söylüyor yanlış anlama ama, sadece merak ettim, hiç görmedim diyor. Matthew (ABD’li arkadaş) bu arada kendi sürücü belgesini çıkarıyor cüzdanından. Bayağı bir evirip çeviriyor, güzel diyor, daha önce hiç görmemiştim, teşekkür ediyor. Sıra Matthew’a geldiğinde onun sürücü belgesini sitemiyor, Matthew şaşırıp kalıyor. Ben dilim döndüğünce Sırplarla akraba sayılırız, bir zamanlar buraları komple bizimdi diyorum. Türkiye’yi pek bilmiyor ama Ottoman Empire’ı çok iyi biliyor. Türkiye’nin Osmanlı’nın modern bir devamı olduğunu söylediğimde yani siz bütün balkanların, romanyanında sahibiydiniz bir zamanlar diye şaşırıyor. Hırvat polisi yine bir bayan ve benim aklımda cevabi yerken rastladığım Türklerle yaptığımız konuşma varken dur bakalım ne olacak diyorum. Kadın sadece welcome diyerek pasaportlarımıza mühür basıp gidiyor. Toplam 1,5 dakika iki pasaporta giriş mühürü basıp gidiyor, bu kadar.Demekki Türklerde problem yok.
 
Bu yazı biraz aceleye geldi ama idare edin. Haaaaaaa, en öenmli nokta. Zevkler ve renkler tartışılmaz ama kendi adıma şunu söyleyebilrim ki; Hayatımda gördüğüm en güzel kızlar kesinlikle ama kesinlikle Sırp kızları. Uzun boylu ve düzgün bacaklı kızlar. Erkekleride aynı şekilde uzun boylu, geniş omuzlu. Bir ırk bu kadar mı güzel olur arkadaş?
 
(Not: Şu anlamsız 1 mb fotoğraf sınırlaması yüzünden fotoğraf ekleyemiyorum. 1 mb lık fotoğraf mı kaldı Allah aşkına?)

14 yorum

  • arkutbay dedi ki:

    Biz resimli roman okuyarak büyüdük . Onun içindir ki fotoğraf isteriz 🙂 Bu devirde format küçültmeyen fotoğraf makinası veya fotoğraf işleme sitesi mi kaldı ? Biraz gayret 🙂 Şaka bir yana ellerinize sağlık . Belgrad’a gitmeyi düşünebileceğim hiç aklımdan geçmemişti .

  • arkutbay dedi ki:

    Eklemeyi unutmuşum . Belgrad’da Türk oldukları için ciddi sıkıntı çekenlerin hikayelerini de okudum . Özellikle gençler arasında . Size biraz iyileri denk gelmiş .

  • elpida dedi ki:

    Haklısınız arkutbay, vicdanım rahat etmedi. Hem biraz daha gözlemlediğim bilgileri hemde fotoğrafları akşama ekleyeceğim yazıya.

  • elpida dedi ki:

    Facebook hesabımda Belgrad ileilgili çektiğim resimlerin olduğu albümümün adresi:

    http://www.facebook.com/media/set/?set=a.10150274169482523.339810.686122522&type=1&l=b4139f38be

  • arkutbay dedi ki:

    Birşey daha ekleyeyim Elpida . Bize iyi veya kötü davranmalarının nedeni oradaki Türklerin davranışları değil . Bu küçük bir ayrıntı , bir mazeret . Unutulmamalı ki halen külleri tüten bir savaşta biz de net taraftık . Hakettiklerinden çok daha azı ile kurtardılar . Halen ekonomik problemleri de yoğun . O yüzden fazla yamyamlık yapamıyorlar . Bir diğer ucuz kurtarıp tüm faturayı sırplara atan da hırvatlardır . Ama onlar Avrupa’nın öz çocuğu ( Bir zamanlar Yunanistan’ı da çok severlerdi)

  • cise dedi ki:

    keyifle okudum yazınızı ellerinize sağlık

  • NEŞE dedi ki:

    Sevgili Elpida ,çok güzel bir yazı ,teşekkürler,bu bölgeye açıklık getirdiniz…Ön fikirle hareket etmediğimi söylemek isterim,bu bölgeden ilk geçişim 60 lı yıllara rastlar,Tito dönemini de biliyorum demek istedim,aramızdaki sıkıntı,Osmanlının gelişme dönemine rastlar,hiç hazmedemezler bu yayılmayı ve hep arıza çıkartırlar yüzyıllar boyu,olaylar karşılıklı tırmanıyor tabii tek taraflı olmaz hiç bir olay…Bugünkü sevgi ve saygı gösterisi “tamamen duygusal…”turizm den kazanmaları gerekiyor ve ekonomik olarak ta bizden bekledikleri çok şey var…Yazınızda çokca kulaklarım çınladı,size sevgi ve selamlarımı gönderiyorum…Tekrar teşekkürler

  • Corto_Turco dedi ki:

    Sırplar kesinlikle Türklere kötü davranmıyor, hatta seviyor bile diyebilirim. Ben bile önyargılarımdan utandım. Sırbistan gezimi ve bu konudaki yazımı burada ve kendi blogumda yakında yaynlayacağım. Elinize sağlık. Bence daha çok insan Sırbistan’a gittikçe endişelerde ortadan kalkacak.

  • bora arasan dedi ki:

    İstemediğim halde elimizde olmayan nedenlerle Belgradlıların epeyce içlerine girme durumunda kaldık. Detayları Sinan biliyor zaten. Yardımseverlik konusunda bizimle kafa kafaya yarışabilecek bir toplum. Gözlemlediğim kadarıyla da iş ahlakı had safhada. Beni içinde bulunduğum durumdan istifade edip yolabilecekleri, kazıklayabilecekleri halde sadece yardım ettiler, yardım etmek için yırtındılar. Bunun için çok para mı saçtım. Hayır, tek kuruş çıkmadı cebimden…

    Tarihi nefret meselesine gelince… Yunanlılar, Bulgarlar varken Sırplar pek masum kalmakta. Hala İtalyada İstanbulu bizden geri almayı planlayan dernekler, kardeşlik örgütleri toplantılar düzenlerken (Rastlantı eseri Floransada birine girmiştim), hala çeşitli ülkelerdeki dualarda bizleri lanetlerlerken burada Türk olduğunuzu rahatlıkla söyleyebilirsiniz. Öğrendiklerinde canınızı sıkacaklar emin olun. Çünkü bazı dizilerin nasıl bittiğini falan soruyorlar. Ha birde Sırbistan üzerinden iltica etmeye çalışan kalabalıklar var. Yakında bu konuda baş ağrıtacak.

    Turizmden pek birşey kazanmaya niyetleri yok. Zaten “adımız çıkmış dokuza inmez sekize” durumunda olduklarından pekte kasmıyorlar. Türklere günümüzdeki sempatileri özellikle dizilerden kaynaklanmakta. Sorulması çok zor soruları usturuplu bir şekilde sorarsanız cevapları alabiliyorsunuz. Bende insanları sıkmamak için zaten birde şehri Sinan adım adım dolaşmışken Belgrad yazımı yüklemeyeceğim. Ama detayları isteyen benim siteme girip okuyabilir. Bense bu durumu Bosna için söyleyebilirim. Mostarda Türk olarak pek iyi karşılanmadık. Coğrafyadaki tüm sorunların kaynağı olmakla suçlandık.

    Türkler ne yazık ki Balkanlara belirli amaçlarla geliyorlar. İstedikleri olmadığında da gerilimler yaşanıyor. Takılınan batakhanelerde istediklerini yapabiliyor olabilirler ama sokaktaki Sırp kızı öyle hayal edilen ahlaksızlıkta değil.

    Bende ön yargılarla gidip tam tersi duygularla döndüm. Görecek çok birşey yok ama rahatlıkla dolaşabilirim, başıma birşey gelirse bi

  • karablacksea dedi ki:

    Güzel yazı, güzel tespitler.
    Sırplar kesinlikle Türklerden nefret etmiyor tam tersi sempati besliyorlar. Hem Bora hocamın da söylediği gibi diziler dolayısıyla hem de Türkiye’yi görme fırsatı bulmuş Sırpların İstanbul ve Kuşadası hayranlığından oldukça ilgililer.Şöyleki bizdeki önyargının onda biri onlarda yok! Bizim burdaki görmemişler Parise gider, Romaya gider ezik ezik şöyle böyle güzel diye ahkam keser oysa ki en büyük kazığı Türkle;r Fransızlardan İtalyanlar yeriz; üstelik Allahın kültürsüz Fransızı senin İstanbul’unu bile bilmez Constantinopol der halen.. aynı kültüre hatta aynı kelimelere sahip aynı misafirperverliğe ve sıcakkanlılığa sahip Balkan ülkelerini; aynı görmemiş kesimimiz küçümser.. ben de bunu anlamam hiç..

  • arkutbay dedi ki:

    Yakında İstanbul’un adı ”Ağaoğlupolis” olacağı için bunların önemi de kalmayacak .

  • arkutbay dedi ki:

    Küçük bir hatırlatma : Balkan ülkeleri ile aynı kültürde değiliz . Balkanlarda bıraktığımız Türk ve Müslüman azınlıklar ile yani akrabalarımız ile ortak kültüre sahibiz . Balkanlar kendi aralarında bile aynı kültüre sahip değildir . Irkları bile farklıdır . Yunanlılar ve Makedonlara bakın . Romenlere ve Bulgarlara bakın . Köfteye köfte , çeşmeye çeşme demekle aynı kültüre sahip olunsaydı televizyon dediğimizde de İngiliz ve Amerikalılarla ortak kültüre sahip olurduk 🙂

  • arkutbay dedi ki:

    Bu söylediklerim onların kötü insanlar oldukları anlamına gelmesin . Bütün insanlar kardeştir . Onları kötü gösteren cehalet ve bundan yararlananların onları kullanmasıdır . Ve her toplumda az veya çok bu tür insanlar vardır .

  • elpida dedi ki:

    Yorumlarınız için hepinize teşekkür ederim. Amerikalı yazar Josh Mc. Dowell ile tanışma fırsatına erişmiştim, söyleşimizde bize “eminim sizler anlattığın şeyler bizim kültürümüzde farklı diyecekseniz. Eğer bunu diyorsanız artık demodesiniz demektir. İddia ediyorum ve ispatlarım ki, tüm dünyada artık tek bir kültür var: İNTERNET. 25 yaşın altındaki bütün gençler artık internete ulaşarak bilgi ve fikir elde edebiliyorlar, ortak bir kültür yaratıyorlar”. Gerçekten çok doğru bir tespit, artık önyargılar birer birer kırılabiliyor ve herkes bilgiye erişebiliyor. Umarım gelecekte bu şekilde yanlış anlaşılmalar ortadan kalkacaktır. Eskilerin “ağlama Türkler gelir alır seni yoksa” diye korkuttuğu çocuklar artık bunun böyle olmadığını internetten öğrenebiliyorlar. çok güzel günler bizleri bekliyor diye düşünüyorum. Burada en büyük görev gezginlere (Ben hiç bir zaman gezgin olamadım, sadece turistim) düşüyor. Erasmus projesi gibi projelerle artık genç nesil birbirini tanıyor ve ülkesine döndüğünde tanıtıyor. Gezginler gezmeli, görmeli ve gördüklerini paylaşmalı. Kimse annesinin karnından nefretle doğmuyor ve konuştukça problemler azalıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*