BELÇİKA ( Brüksel,Brugge)


Brüksel

Genellikle şehrin üzerine yapışmış olan sıkıcı,karamsar,karanlık bir yer bu Brüksel… yorumlarına rağmen  gezmekten keyif aldığım kesin diyebilirim.


Şehre iner inmez kızgın kumlardan serin sulara atlamış gibi hissettik çünkü İstanbul’un boğucu sıcağından sonra aynı mevsimde kalorifer yanacak kadar buz gibi bir hava vardı. Otelimize eşyaları bıraktık ve hava yağışlı olduğundan  hop on hop off kullanarak şehri gezmenin daha kolay olacağını düşündük başladık turumuza, 
İlk durak Grote Markt, yani Brüksele gelen her kişinin ilk uğradığı çok sayıda pub ve restorant ile çevrelenmiş barok ve gotik tarzda inşa edilmiş meydan



ve Hotel de Ville (Belediye binası) efsane mi gerçek mi bilmiyorum ama mimarı binanın sağ ve sol tarafı simetrik olmadığından hatası sebebi ile kuleden kendini atmış.


Meydan çevresinde Bira müzesi,Kakao ve çikolata müzesi,Brüksel şehir müzesi ve Dantel müzesi bulunuyor.Mutlaka cafelerden birine oturup etrafı şöyle bir izleyip birşeyler içmeniz tavsiye edilir..
 Yada ayaküstü manneken frites yiyebilirsiniz:)


Grand Palace dan devam ediyoruz.


Grand Palace ve mont des arts’ın merdivenlerinden çıkarken resim çekmek için mükemmel bir mekan gerçekten bir sanat tepesi….

Ayrıca Yol üzerindeki saksılara da bayıldık..
 


Manneken Pis,çevresi yoğun bir kalabalık olan ve hemen hemen herkesin bu mudur? deyip hayal kırıklığına uğradığı:) meşhur minik heykelcik



Atomium,
1958 yılında yapılan demir kristali hücresinin 165 milyon kez büyütümüş hali,yaklaşık yarım saat bilet almak için,15 dakikada asansöre binmek için bekliyoruz.


Beklerken de cafesinden birbirinden leziz macaronlardan tadıyoruz.Ve kokulara dayanamayıp waffle da deniyoruz (Tabii burada fiyatların 2 katı olduğunu daha sonra anlıyoruz:)

Atomium da her ülkeden bir ufak eser sergilenmişti .Türkiyeyi çarşafını açıp kapatan bir kadının figürünün temsil etmesi !! bizi oldukça şaşırttı….


Atomiumun yanında bulunan bizim İstanbul Miniatürk’ten aşina olduğumuz ve bir benzeri denilebilecek eyfel kulesinden,akrapolise tüm mini örneklerini görebileceğiniz
Mini Europe



  ve çikolata…..

Brüksele gelmişken hem görünüşü hem tadıyla oldukça başarılı çeşitleri ve dükkanları görmeye manneken pis ‘in hemen yanında bulunan caddeden başlıyoruz.Zaten öncelikle mis gibi kokular bizi cezbediyor.Ben bir truf meraklısı olduğumdan tercihimi genellikle truf çeşitleri ve portakallı çikolatalardan yana kullanıyorum.Hiçbir özelliği olmadığı halde Waffle da neden bu kadar meşhurlar anlamadım .Daha önce Abbas’ta waffle yememiş olduklarından olabilir:)
( Galleries St. Hubert çıkışında bulunan crocs ‘a kesinlikle uğramanızı tavsiye ederim.Fiyatlar çok çok uygundu.)
Akşam oluyor . Brükselde yaşayan arkadaşlarımızla buluşuyor bilir kişi olarak tercihi onlara bırakıyoruz.Balıkçı restoranlarının bulunduğu bouchers de alıyoruz soluğu ve menümüz tamamen deniz mahsullerinden oluşuyor ve karnımız doyduktan sonra (restaurantın sahibi midyenin içinde r harfi bulunan aylarda yenilebileceğini söylüyor.) mutlaka görmemiz gerektiğini söyledikleri 2011 çeşit biranın bulunduğu delirium cafeye gidiyoruz.Hepimiz bir başka çeşit deniyoruz.Brükselde biraya şarap muamelesi yapılıyor.Hepsi kendine has bardağında sunuluyor.
“Kwak” sunumu ve bardağı en güzel,”chimay” tadı en başarılı,”Kriek” meyveli olduğundan bizim için en farklı olandı. Adını hatırlamıyoum ama daha sonra gittiğimiz eski ve mistik bir pubdan delirium cafeden daha çok keyif alıyoruz.

Sabah Brussel midi istasyondan biletlerimizi alıp yaklaşık 1 saatlik yolculuktan sonra işte Brugge dayız .İstasyondan iner inmez bisiklet kiralayan bir dükkan görünce hemen bizde kiralıyor ve turumuza başlıyoruz. Brugge; Kuzey Avrupa’nın Venedik’i olarak adlandırılıyor.(Zaten ne zaman bir kanal ,gondol ve tarihi yapı üçlemesini bir arada görsek  …. ‘in Venedik’i demeye bayılıyoruz.:)

Gerçekten insan burada kendini bir film sahnesi içerisinde gibi hissediyor. Ara sokaklardan meydana çıkıyor ve bulduğumuz ilk boş alana bisikletlerimizi bırakıp biraz hoogstraat ‘da geziniyor ve Burg meydanında cafede oturup birşeyler içiyoruz. Zaten oldukça küçük bir yer olduğundan hemen hemen çoğu yeri gezebiliyorsunuz. İşte bunlardan bazıları; Grote Markt, Minnewaterpark, Burg meydanı, Choco-story, Béguinage, Belfry


7 yorum

  • arkutbay dedi ki:

    Gerçekten Brükseli oldukça sıcak gösteren bir yazı olmuş , ellerinize sağlık . Ama sanırım R li aylarda bir sorun var . Çünkü Nisan ayında da R var : April (İngilizce ve felemenkçe ) , Avril (fransızca) . Mayıs-Ağustos ayları arası olabilir mi acaba .

  • NEŞE dedi ki:

    Giriş cümlenizdeki kötü propagandaya kanmadığınız çok iyi olmuş,bu güzel şehirde yıllar yaşayan biri olarak bunu hiç haketmediğini düşünüyorum.Grand Place =büyük meydan ,Avrupa nın en güzel eski meydanı seçilmiş ve etrafındaki kafelerde bir bira içerek burayı seyretmek harika…Ahhh şimdi orada olmak istedim..Atomium u 1958 in şartlarında değerlendirmek lazım,hemen yanıbaşındaki Mini Europe u da öyle,40 yıl öncenin güzellikleri…Teşekkürler..

  • Zeynep dedi ki:

    Brüksel’in kütüphanemizde eski bir kitap gibi olduğunu… Kalın ciltli Paris ve Amsterdam kitaplarının gölgesinde kaldığını ve el sürülmediğini sessizce sıranı beklediğini okumuştum bu güzel yazınız için çok teşekkürler ellerinize sağlık

  • mosq dedi ki:

    Doktor,Sanırım midye konusunda bizde mevsim sorunu yok 🙂 Çünkü ne zaman yediysem aynı lezzeti alıyorum gibi..

  • mosq dedi ki:

    Doktor,Sanırım midye konusunda bizde mevsim sorunu yok 🙂 Çünkü ne zaman yediysem aynı lezzeti alıyorum gibi..

  • mosq dedi ki:

    Doktor,Sanırım midye konusunda bizde mevsim sorunu yok 🙂 Çünkü ne zaman yediysem aynı lezzeti alıyorum gibi..

  • arkutbay dedi ki:

    Kesinlikle haklısınız , hatta yazın boğazda daha lezzetli oluyor 🙂 R siz aylar sözü daha çok balık için kullanılır . Zaten o aylar balığın üreme dönemleridir ve bizde balık avlama yasağı aylarıdır .

Zeynep için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*