BATU CAVES’de “thaipusam bayramı”

BATU CAVES’de  “THAİPUSAM BAYRAMI”

 

            Gezmek,
köksüz bir ruh olmak, hiçbir yere ait olmamak. Bu duygunun hoşluğunu geç fark
etmiş olsam da artık hayatımda oldukça önemli bir yere sahip. Gidilecek yerler
hakkında araştırma yapmak, olası rotaları tespit etmek ve en güzel yerlere
seyahat etmek…

Bir geziyi
ince ince planlamak ve sonrasında uygulamak için çokça bilgi gerekli. Şimdiye
kadar her türden kitabı okudum ama gezi yazıları okumak bu işin olmazsa
olmazlarından. Hatta biraz abartılı gelebilir ama bütün Kendingez sitesini okudum diyebilirim. Yazarlardan hiç kimseyi
tanımadığım halde bazılarını yakından tanıyor gibiyim. Gezme ve keşfetme
tarzından ilham aldığım pek çok gezgin oldu. Şimdi ben de küçükte olsa
paylaşmaya başlamak istiyorum. Bir yazı pek bir şeyi değiştirmez belki ama her
bilgi değerlidir. Size gezi arkadaşlarımla beraber son yaptığımız Malezya ve
Tayland gezisinden minik bir bölümle giriş yapmak istiyorum. Umarım
beğenirsiniz.

Kuala
Lumpur gezisinin ikinci günü sabah bölümünde planımız gereği gezi
arkadaşlarımla Batu Caves’in yolunu tuttuk. Gezi hazırlıkları sırasında gerek
Hinduizm ve gerekse Thaipusam hakkında fikir sahibi olmuştuk. Ayrıca bir gün
önceki Shi Mahamariamman tapınağı gezimizde, Hinduların nasıl ibadet ettiklerini
görmüştük.

 Thaipusam; ay, pusam yıldızının en yüksek
noktasına ulaştığında insanların bir takım sesli ritüeller eşliğinde tanrıların
beğenisini kazanmak için kendilerine acı çektirmek suretiyle ibadet edip
coşkuyla kutladıkları bir Hindu bayramı. Malezya nüfusunun          % 8‘inin Hintli olması nedeniyle 3
günlük bu bayramda yaklaşık yüz bin kişi buraya akın ediyor.

 İnternetteki daha önceki bayram görsellerinden
neler görebileceğimize hazırlıklıydım. Fakat neler koklayıp, neler duyup ve
sıcak hava ile beraber toplamda nasıl bir hisse kapılacağımın kesinlikle
farkında değilmişim.

Klimalı
trenden inince ilk sürpriz hava oluyor. Takvim Şubat ayının ilk günü, derecenin
kaç gösterdiği sizi yanıltmasın, vücut dereceniz için kaynama noktasına yakın
bir hava. Su içmenin veya gölgelerin kifayetsiz olduğu bir noktadayız. Bayram
yerine yaptığımız tren yolculuğunu onlarca Hintli ile birlikte tamamlıyoruz.
Hepsi bayramlıklarını giymişler, hazırlanmışlar. Ancak Hintli insanlar için
giyinmek ve süslenmenin anlamı oldukça farklı. Alabildiğince renkli ve canlı
giysiler herhangi bir renk uyumu aranmaksızın bir araya getirilmiş. Ancak genel
gözlemim şu; sanırım Hintliler sarı rengi daha çok seviyor.

         Bayram
yerine yaklaşırken ilk şoku yaşamamız uzun sürmüyor. Daha adımımızı atar atmaz
vücudunun muhtelif yerlerine – özellikle sırtının tamamına – ucunda meyve ve
çiçekler takılı kancalar asan bir Hindu ve ona eşlik eden renkli danseden bir
grup karşılıyor bizi. Tanrılar için söylenen şarkılar, tütsü dumanlarının
kokusuyla karışıyor. Burası kelimelerle anlatmanın kifayetsiz kaldığı bambaşka bir
dünya.

           

           
           

         Mağaralar
bir İngiliz tarafından keşfedilmiş. Bu nedenle adının anlamı; yabancının
mağarası. Nasıl olmuşta bir Hindu tapınağı haline gelmiş bilinmez ama şu an
Hindular için en kutsal mekânlardan birisi. Mağaraların olduğu alana girince
büyük bir panayır yeri gibi olduğunu görüyoruz. Satıcılar, her türden
tezgâhlar, alışık olmayanın midesini çok fena bozacak türden kokular. Öyle ki
birer naneli sakız çiğnemek hepimize iyi geliyor. Yemek kokuları yüksek sesli Hint
müziği ile birleşiyor. Bazı insanların kafalarında birer testi taşıdığını
gözlemliyoruz. Ancak bunun nedenini anlamamız için yukarıya çıkmamız gerekecek.

          

          

Panayır alanında
yürüyüp ana meydana şaşkınlık, hayranlık, tiksinme, sıcaklamışlık ve merak
duygularından oluşan karmaşık bir his demeti ile varıyoruz. Hemen karşımıza
Hindu Savaş Tanrısı Lord Murugan’ın 45 metrelik dev heykeli çıkıyor.


Kalabalık,
sesler ve kokular tarifsiz. Artık bu dünyada değil gibiyiz. Heykel gerçekten
gösterişli ve yanından mağaralara giden 272 kutsal basamağı tırmanan Hindu
hacıları ile beraber yolcuğa başlıyoruz. Hintlilerin belli ki çok sevdikleri baskın
bir kokuya, yemeklerin baharatlarından gelen tarifsiz bir koku karışıyor. Ter
kokusu ise tüm kokuların tamamlayıcısı oluyor.

Basamaklar
gerçekten çok dik ve oldukça kalabalık ancak Hindu dininin etkisinden olsa
gerek en ufak bir itişme ve kargaşa yok. Herkes son derece dingin bir şekilde
tırmanıyor. Orta yol ayin için çıkan acı
ekiplerine ve turistlere ayrılmış. İbadet için çıkanlar soldan ilerliyor.
Merdivenlerin üstüne yaklaştıkça maymunlar beliriyor. İnsanların onlara
verdiklerini almak için yarışıyorlar. Gerçi Malezya’da gördük ki maymunlar verilmeyeni
de almak konusunda pek girişkenler. Burada maymun evcil ve sempatik değil,
hırsız ve aşırı zorlayıcı. Bu yüzden üzerinizdekilere dikkat edin ve maymunları
sevmek veya fotoğraf çektirmek gibi davranışlardan kaçının. Merdivenlerin
sonuna yaklaştıkça arkamızdaki manzara da değişip ilginçleşiyor. Heykelin
arkasından panayır yerinin bir kısmı da görüş alanında ve uzaktan yaklaşmakta
olan yeni ibadet kafileleri görünüyor.

         

Mağaranın
girişine ulaşıyoruz. Mağara çok büyük yüksekliği en az 50 metre. İçerisinde
yüzlerde insan var. Zaten ikinci dünya savaşında Japonlardan kaçan Çin direnişçilerin
saklanma yeriymiş. Çinliler pek de haksız değillermiş çünkü içeriye minik bir
ordu bile sığabilir. Biraz ilerleyince sol kenardaki tapınak yoğunlaşan
kalabalık nedeniyle hemen dikkatimizi çekiyor. Mağaranın girişinde kurulmuş
olan dev ekrandan sarı giysili insanların kafalarında taşıdıkları kavanozda süt
olduğunu ve burada tanrılar için bir yere döktüklerini görüyoruz.


Kendilerine
kancalar takmış olan insanların yukarıda acılar içerisinde kancalarını
söktüklerini gözlemliyoruz. Ona eşlik eden kafile arkadaşları ve yanlarında
olan ailelerin tarafından bir kahraman olarak karşılanıyorlar.

         

Mağaranın
içerisinde bir kaç kademede farklı ibadet alanları mevcut. Rahipler insanların
getirdikleri yiyecek ve çiçekleri tanrılara değişik ritüellerle sunuyorlar.
Sesler ve tütsü dumanı eşliğinde kişiler gerek yere yatarak ve gerekse dizleri
üstüne çökerek ibadet ediyorlar. İnsan, bu tanrılara sunulan yiyecekler ne
oluyor diye düşünmeden edemiyor.


Mağaranın
bir noktasında üzeri açık ve çok dik olan kayalıktan maymunlar aşağıya iniyorlar
ve Hinduların kendilerine attıkları yiyecekleri memnuniyetle kabul ediyorlar.

kalabalığın içerisinde bebeğini besliyen anne

Saçı kazınmış bebek ve ablası farklı alemdeler

GEZİ ARKADAŞLARIM

BEN (HÜSEYİN) VE EŞİM CANAN

Mağaradan
çıkmak da girmek kadar zor oluyor. İniş merdivenleri de çok kalabalık. Sesler
ve müziği içinizde hissediyorsunuz. Neyse ki iniş merdivenlerinde maymunlarla
karşılaşmıyoruz. En aşağıda bir aile küçük çocuklarının yanağından şiş
geçirmeye çalışıyor. Tanrılara yakınlaşmak için ne zor bir yol seçmişler diye
düşünüyor insan.


Zorlu çıkış
yolculuğu ile beraber 4 saate yakın orada kalıyoruz ve trenle KL Sentral
istasyonuna dönüyoruz. Gidiş ve dönüş için kesinlikle KTM komiter trenlerini
seçmelisiniz. Hem rahat hem de çok ucuzlar. Ana istasyonda bir mola
verdiğimizde ise artık tamamen farklı bir dünyadayız. Klimalarla serinletilmiş,
modern bir çarşıda kahvenizi yudumlarken yanınızdan geçen Malaylar ve Çinlilere
bakarak az önce benim gördüklerim gerçek miydi diye düşünmeden edemiyor insan.
Malezya’nın ilginçliği de bence bunda saklı; çok dinli, çok milletli, çok kozmopolit
ancak gayet huzurlu bir ortam. Hindistan’a gitmeden Hindistan’ı, Çin’e gitmeden
Çin’i görüp sonra yolun karşısına geçip camiden çıkan Malay’lara bakıp az
ilerdeki en lüks alışveriş merkezlerinde Avrupa tarzı yaşama dalabiliyorsunuz.

Yolunuz
Kuala Lumpur’a düşerse mutlaka Batu Caves’e gidin. Eğer aylardan Şubat ise
Thaipusam tarihine denk getirin ki ancak belgesellerde görebileceğiniz türde
bir dünyaya kapı açabilesiniz.

 

6 yorum

  • tutu... dedi ki:

    2 gün önce bu yazınızı görseydim, burası da neresiymiş derdim 🙂 Ama, aktarmalı bir gidiş için aktarma noktamı KL mi yapsam düşüncesiyle, KL´yi inceleyince tanıştım Batu Caves´le…Yol arkadaşıma KL için, sizin de yazdığınız gibi, ´Çin´e gitmeden Çin´i, Hindistan´a gitmeden Hindistan´ı yaşayacağın şehir´´ dedim…..Bir ilk yazı için harika bir başlangıç

  • Midgard dedi ki:

    Çok merak ettiğim bir kültür… Siz de çok güzel anlatmışsınız, lütfen yazmaya devam edin. İlk yazınızla hoşgeldiniz diyelim her ne kadar daha önceden okur olarak kendingezli olsanız da 🙂

  • arkutbay dedi ki:

    Yazı da konu da çok güzel olmuş . Tematik bir yazı , tam bir nokta atış . Ellerinize sağlık , hoşgeldiniz . Diğer yazılarınızı merakla bekleyeceğim .

  • NEŞE dedi ki:

    Hoşgeldiniz aramıza…Batu mağaralarındaki bu ilginç dinsel töreni ilk kez 15 yıl önce öğrenmiş ve bu konuda birkaç yazı okumuştum,şimdi fotolarınız ve yaşadığınız deneyim ile beni bir kez daha meraklandırdınız…teşekkürler..

  • mhinceoglu dedi ki:

    Güzel eleştirileriniz için çok teşekür ederim. Yazmaya devam edeceğim yazacak çok şey var, sanırım Kuala Lumpur, Langkawi… sırayla yazmaya çalışırım. Kuala Lumpur´a 2 gün ayırırsanız size çok güzel sürpizle saklayan çok farklı bir kent.

  • edelweiss dedi ki:

    Sitemize hoşgeldiniz. Ellerinize sağlık, devamını heyecanla bekliyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*