BALKANLARDA BİR İNCİ: OHRİD

Makendonya
gezimizi 2gün Üsküp-2gün Ohrid-1gün Üsküp şeklinde planlamıştık. Üsküp’ten Ohrid’ye
geçerken arada kalan şehirlere( Gostivar-Tetova) yol üstünde uğraşacaktık. Üsküp
yazısını daha sonraya bırakıp Ohrid yazısını yazacağım önce.

Ohrid, Ohrid gölünün kıyısına kurulmuş şirin bir şehir. Aslında göl demeye insanının
dili varmıyor, uçsuz bucaksız bir görüntü deniz gibi bir şey. Ohrid gölü
Avrupanın en eski ve en derin krater gölü imiş.


Hristiyanlar
Ohrid için; Tanrı cenneti yaratırken bir damlasını dünyaya düşürdü orası da Ohrid
derlermiş.

Üsküp’ten
kiralamış olduğumuz araç ile Ohrid yollarına koyulduk. Makedonya’nın şehirlerarası
yolları gayet güzel durumda, geçtiğimiz yol ücretliydi buarada. Aylardan ekim
olunca yol boyunca muhteşem manzaralara tanıklık ettik. Mevsim sonbahar,
ağaçlarda her ton mevcut…

Gostivar
için yazmaya değer pek bir şey yok ancak Tetovadan birkaç kare paylaşmak
isterim.

Tetova-Boyalı Camii

Boyalı/alaca camii Makedonya’nın Tetova(
Kalkandelen ) şehrinde yer alan, 15.yy a ait bir eser. Mimarı İshak bey. Camii
17.yy da büyük bir yangın geçirmiş sonradan onarılmış.

Dış görünüşü çoğu camiden oldukça
farklı, üzerinde renk renk çiçek süslemeleri yer alıyor. Bence Kalkandelen’de
görülmesi gereken en önemli eser, şehrin içindeki pena nehri kıyısında yer
alıyor.

Geziyi yaptığımız dönem kurban bayramına
denk geldiği için cami ziyarete kapalıydı, maalesef giremedik içeri, caminin iç
fotoğraflarını açık olan penceresinden çektik. İçi de dışı kadar renkli olan bu
cami için numunelik denilebilir.

Yol
üzerinde Gostivar ve Tetova’yı şöyle bir dolaşınca Ohrid’e varmamız akşamı
buldu. Otelimizi bulmak da biraz zaman aldı. Adres sormak için girdiğimiz
benzinlikten, otele telefon edip bir görevli çağırdılar ve ulaştık otelimize. Küçük
temiz ve oldukça ucuz bir yerdi villa verona. Otelden Ohrid gezi haritası
edindik, bu harita ertesi gün çok işimize yaradı. Odamıza çıkıp eşyalarımızı
bıraktıktan sonra etrafı dolaşmaya çıktık.

 Zaten villa verona göl kenarına çok yakın.
Aslında aklımızda balık yemek vardı ancak bunun için bulunduğumuz yerden gölün
diğer tarafına geçmek gerekeceği için yorgunluktan yapamadık. Sıradan bir yemek
yeyip ufak bir yürüyüş sonrası otelimize döndük, güzel bir uyku çektik, ertesi
gün bizim için hayli yorucu olacaktı.

Ohrid
de ikinci güne yağmurlu ancak açık bir hava ile başladık. Göl kenarında yürüyüş yapmak Ohrid de yapılacakların başında geliyor.

Önce otel
görevlisinin bize kahvaltı için önerdiği Vegera’ya gittik. Burada harika bir Boşnak
böreği yedik ki hala tadı damağımdadır. O kadar güzeldi ki ikincileri sipariş
verdik ve ertesi gün yola çıkmadan da gelip buradan börek alma planımızı yaptık.

Kahvaltı
sonrası elimizdeki harita ile Ohrid’nin eski şehir kısmına tırmanmaya başladık.
Ohrid eski şehir kısmına gezmek hayli yorucu.
Zemin hep taş döşeme devamlı bir iniş-çıkış var.

Sokaklarda
kimi evler ile kiliselerin duvarlarına aşağıdaki fotoğraftaki gibi ilanlar
asılmış. Bu ilanlarla o hafta ve/veya günlerde hayatını kaybeden kişiler
duyuruluyormuş.

Ohrid de çok sayıda kilise var eskiden sayıları 365i
bulurmuş. ‘Yağmurdan Önce’ filminin çekildiği Sveti Jovan Kaneo Kilisesi
Ohrid’in
simgelerinden.

 Adını gezi
sırasında duyduğumuz Yağmurdan Önce filmini akşam otelde izliyoruz ama pek
beğenmiyoruz. Film 1995’te Türkiye’nin de içinde bulunduğu birçok ülke
tarafından yılın filmi seçilmiş.

Sveti Jovan Kaneo Kilisesi,
gölün tam kıyısında bir burunda yer alıyor, sessiz sakin hem ibadet hem yaşamak
için mükemmel bir konum.

Sveti Jovan Kaneo Kilisesinden Plaosnik Kilisesine yürürken geçtiğimiz merdivenler;


Plaosnik Kilisesi

Sofia
kilisesi

Ohrid
Kalesi
Ohride hakim bir tepeye
kurulmuş.

Ohrid
gölüne ait en güzel kareleri buradan alabilirsiniz.

Kent
merkezinde bir çarşısı var, içinde daha çok takı üzerine dükkanlar bulunuyor. Ohrid
incisi ile ünlü ama bu inci denizden çıkarılan orijinal bir inci değil.
Denizden çıkarılan istiridye yine Ohrid gölünden tutulan balıkların pulları ile
kaplanarak Ohrid incisi elde ediliyormuş. Tabi bu gerçek Ohrid incisinin
öyküsü, çoğu yerde satılanlar ise sedef. Bu bilgileri de girdiğimiz bir dükkan
sahibinden alıyoruz. Hoş bir bayan oldukça iyi durumdaki türkçesi ile anlattı.
Zaten Makedonya’da sokaklarda Türkçe konuşan çok insan var.  Dükkanların birinden sertifikalı bir üründe
ben alıyorum, pazarlık talep edince satıcı kız ‘3-5 bişey yaparız’ diyor ve 20
euro ya bırakıyor inciyi.

Göl
kenarına akşamüzeri tekrar uğradığımızda etrafı martıların bastığını görüyoruz.

Ertesi
gün sabah artık Üsküp’e dönme vakti. Ama önce ayaküstü otelde internetten
araştırıyoruz acaba yakında görülmesi gereken başka yer var mı diye. Karşımıza 16
yy. da Kara Dirim Nehri kenarında inşa edilmiş Sveti Naum Manastırı çıkıyor.
Ohrid’e 30 km mesafede bulunan manastır hakkında ilginç bir detay bulunca hemen
yola koyuluyoruz.

Edindiğimiz
bilgiler şu şekilde; St.Naum ve St.Clement, Kiril alfabesini bulan Slav azizler St.Kiril ve St.Metodius‘un
öğrencileriymiş. St.Kiril’in bulduğu Kiril alfabesini tüm Balkanlara yayanlar
ise St.Naum ve St.Clementmiş.

16.yy da St. Naum tarafından inşa edilen manastırın içinde
bir kilise var. St. Naum’un mezarı da bu kilisenin içinde. Zamanında St. Naum
burada zihinsel problemi olan hastalara şifa dağıtıyormuş.

 Buraya kadar herşey
sıradan ancak işin ilginç tarafı şurda başlıyor; Geçmişte uzun yıllar bu mekân,
Hristiyanlar tarafından St. Naum kilisesi olarak ziyaret edilirken, Balkan Müslümanları
tarafından da Sarı Saltuk Tekkesi olduğuna inanılarak ziyaret edilmiş. Yani
kilisede mezarı bulunan kişi; bir inanışa göre Aziz Naum iken, diğerine göre Sarı
Saltuk. Geçmişte diyorum çünkü Türklerin pek çoğunun bölgeden ayrılması ile
Türk ziyaretçi sayısı gittikçe azalmış. Manastır şuanda sadece Hristiyanların
sahip çıktığı bir yer haline gelmiş.

Peki, Sarı Saltuk Kim? Sarı Saltuk ise 11.yy da Ohrid’de yaşamış bir
din âlimi. Sarı Saltuk’un Ohrid gölünü bir hasır seccade üzerinde geçtiği
rivayet ediliyor.

Bana kalırsa burada mezarı bulunan kişinin Sarı Saltuk olduğu
düşüncesi bir hikayeden ibaret gibi, Çünkü kilise çevresinde içerideki mezarın
bir Müslümana ait olduğunu belirtecek hiçbir iz göremedim ben, bilemiyorum belki
de konuyu merak edenlerin araştırmalarını derinlemesine yapması gerekiyor.

Kilise içerisindeki mezara Hristiyanlar kulaklarını dayayıp,
bir fısıltı duymaya çalışıyorlar. Eğer bir ses işitebilirlerse bunu iyi insan
olmalarına yorup dilek tutuyorlar.

Kilise göle sıfır, etrafı ağaçlık, çok ferah bir yer. Yani
yaşayan her kim ise mükemmel bir doğa ile iç içe yaşamış
J göl kenarında, etrafta kuş
sesleri, sincaplar, tavus kuşları…

Bu arada tavus kuşunun uçabildiğine ilk kez burada şahit
oldum. Gözlerimin önünde patır patır çatıdan direğe uçtu. Her ne kadar bozuk
bir fotoğraf da olsa işte kanıtı
J

Manastır çevresi ile ilgili de ufak bilgiler
vermek gerekirse; girişte aracınızı park edip yürüyerek devam ettiğinizde yol
boyunca hediyelik eşya satan yerler göreceksiniz. Buralara dönüşte uğrarsanız
daha iyi olur çünkü cidden vakit alıyor ve yanılmıyorsam manastır 16.00-17.00 gibi
kapanıyor.

Yürürken kartpostal gibi eşsiz manzaralar ile karşılaşmak
mümkün.


2 yorum

  • NEŞE dedi ki:

    Nefis fotolarla çok güzel gezdirdiniz bizi..Kalkandelen Boyalı camii müthiş,Balkanların çok renkli üslubunu yansıtıyor..Bilgileriniz yol gösterici nitelikte çok teşekkürler..

  • edelweiss dedi ki:

    Gezi planlarımızın ilk sıralarında yer alıyor. Guzel fotolar ve aydınlatıcı bilgiler için teşekkür ederiz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*