Balkan gezisi 1 (Belgrad)

BALKANLAR

 GİRİŞ

    Dilek ile ikinci yurtdışı gezimizi bir nevi balayı olarak evlendiğimiz zaman Balkanlara yaptık. Bu gezide Sırbistan, Bosna – Hersek ve Makedonya’yı ziyaret ettik. İtalik yazılar Dilek’in ekledikleri. Gezi Ağustos 2013’ün sonunda başladı. Evet, haydi başlayalım.

    Öncelikle İş Bankası Maximiles’a bize İzmir – İstanbul – Belgrad çift kişilik gidiş dönüş uçak bileti hediye ettiği için teşekkür etmek istiyorum. Maximiles tabii ki babasının hayrına değil, yaptığımız alışverişler karşılığı verdi bu biletleri 🙂
    Yolculuğumuza Karşıyaka’da yaptığımız kahvaltıdan sonra İzban ile havaalanına giderek başladık. Pegasus’un sabah uçuşu ile Sabiha Gökçen Havaalanı’na ulaştık. Dış hatlar terminaline transferden sonra uçuşumuzu beklemeye başladık. Bu arada ben bir priz bulup laptopu açarak internette takılmaya başlamıştım. Uçağımız vaktinde kalktı ve Belgrad’a doğru yola çıktık.

SIRBİSTAN
(Belgrad)
    Umut bana daha önce gittiğinde Sırpların genel olarak düzgün fizikli ve güzel olduklarını söylemişti. Uçaktan iner inmez karşımda bir Sırp bayan polis gördüm ve şaşkınlık içinde baktım. Sarışın ve mavi gözlü olan bayan, polisten çok mankene benziyordu. Şaşkınlık içinde Umut’a dönüp polisi gösterdim, O da bana “daha bu reklamlar” dedi 🙂 Evet, polisimizi geçtikten sonra Pasaport kontrole geldik. İkimiz aynı anda pasaportumuzu verdik (çiftiz ya 🙂 ), bayan pasaport polisi önce benim pasaportuma baktı, tek tek bütün mühürlere baktı, sonra başka bir polisi çağırdı. Önceki gezimde Karadağ’dan Kosova’ya oradan da Makedonya’ya geçmiştim. Karadağ giriş mührü vurmuştu ancak çıkış mührü vurmamıştı. Kosova hem giriş hemde çıkış mührü vurmamıştı ama Makedonlar Kosova sınırından giriş mührü vurmuşlardı. Bayan gümrük polisi bunu diğer gelen polise gösterdi ve sırpça bir şeyler tartıştılar sonra tam olay kapandı derken yine açtı bir şeyler gösterdi ben içimden tamam dedim deport ediliyoruz. En son kendi aralarında tatlıya bağladılar, bu sefer bana Sırbistan’a ilk gelişiniz mi diye sordu. Halbuki daha önce giriş yaptığımı pasaportta görmüştü. Bende benim ikinci, Dilek’in ilk gelişi olduğunu söyledim. Dilek’in pasaportunu açıp baktılar, tabi Dilek’in pasaportu temiz olduğundan bir şey bulamadılar ve welcome diyerek buyur ettiler. Havaalanı’ndan çıkmadan önce kazıkçı döviz bürosunda (hem kurları düşük hemde komisyon alıyor) az biraz euro bozdurduk. Önceden tecrübeli olduğum için taksicileri pas geçerek şehir merkezine giden minibüse bindik. Hem daha ucuz (yaklaşık kişibaşı 1 euro), hemde konaklayacağımız Slavija Otel’in önüne kadar giden bir minübüs. Ayrıca tren istasyonu, otobüs terminali gibi önemli yerlerin hepsinden geçiyor. Otele kadar gitmeden turizm bürosundan harita alabilmek için tren istasyonunda indik. Turizm bürosu kapalıydı ancak istasyonda daha iyi kurlardan Sırp dinarı aldım. Sonra Nemanjina caddesinden düz yukarı devam ederek otele geldik. Daha önce internet üzerinden rezarvasyonumuz vardı, odamızı gösterdiler. Eşyaları bırakıp dışarı çıktık. Önce Terazije Meydanı’na, oradan da Kneza Mihaila caddesi üzerinden Kalemegdan’a gittik. Yol üzerinde İstanbul Baklavacısını gördük.

Sultan’s of Istanbul, gördüğümüze çok sevindik. Sonra Dilek’e medeni ülkenin en önemli göstergesini öğrettim. Dilek Türkiye’den kalma bir alışkanlıkla her köşebaşında durup araçların geçmesini bekliyordu. Tabi araçlarda durup Dilek’i bekleyince trafik donuyordu, ben yürü dedikçe “ya adamların önüne atlama” diyordu. Daha sonra Umut bak öyle olmaz böyle diyerek gelen bir aracın geçmesini beklemeden yola çıktı. Karşıdaki araç hemen durdu ve geçtikten sonra el işaretiyle benide çağırdı, bende geçtim ve araç ondan sonra geçti. Bu beni çook şaşırttı. Biz kendi ülkemizde alışmışız araçlara yol vermeye. Hatta denemek için Dilek’e “bak, geçmeyelim karşıya hadi bekleyelim ama araçta geçmez” dedim ve köşe başında durduğumuzda gelen bir araçta durdu. Biz duruyoruz, şoföre bakmıyoruz, adamda duruyor. Dilek  “Umut geçelim hadi adam kaldı” deyince karşıya geçtik ve Dilek köşebaşlarında ezilmeyeceğine, araçların mutlaka yol vereceklerine ikna oldu. Birde Dilek’e bak bakalım ne görüyorsun diye sorduğumda, “Direk, tabela, elektrik teli, vs” diye saydı. Sonra soruyu değiştirip “daha doğrusu bak bakalım ne göremiyorsun” diye tekrar sordum. Sokaklarda hiç çöp yoktu. Sigara izmariti yoktu.

    Sonra fast food birşeyler atıştırdık. Maria’nın yanına gittik 🙂 Yaşlı bir teyzenin hazırladığı burgerlerden almak istedik (aslında cevabide deniyor ama anlamadım ben, içinde et olan her şeye cevabi diyorlar, o yüzden burger demeyi tercih ediyorum.) çok güleryüzlü ama tek kelime ingilizce bilmeyen teyzeye el kol hareketiyle ne istediğimizi anlatamayınca giyecek satan bir kızı Mariaaaaa diye bağırarak yanımıza çağırdı. Kıza ne istediğimizi anlattık o da teyzeye tercüme etti. Dükkanda her yer dolu olunca boş yer yok mu dedik, bize arka tarafa geçin diye bir kapıyı gösterdi. İçeri girince oldukça, fazlasıyla, loş bir yere geldik. Daha çok dükkanların arkasında her tarafı kapatılmış sokak arası gibi bir yer. Kendimi eski yabancı filmlerdeki gangster mekanlarına gelmiş gibi hissettim. Yanımda Umut’un olmasına rağmen içim ürperdi bir anda. Teyze benim burgeri ve dileğin tavuklu sandviçini getirdi. Akşam Kalemegdan’a giderek dondurma yedik, biraz dolaştık. Şehrin bütün gençleri Kalemegdan’da buluşuyorlar. Oldukça hareketli bir yer. Birde enteresandır, su almak için markete girdiğimizde çoğu voda (sırpça su) madensuyu şeklindeydi. Benim için çok iyi olsada Maden suyunu sevmeyen Dilek için biraz kötü oldu. Bol bol voda içtim Sırbistan’da.
    Sabah kahvaltısında Dilek tüm et çeşitlerinde domuz eti olmasından kıllandığı için et olarak sadece balık yedi. Sadece balık, domates, peynir, kek ve ekmek aldım.

 Daha sonta St. Sava Katedraline gittik. Dilek parkta gördüğü bir kız çocuğunu sevmek istedi. Ama fotoğraf çekmeye çalışırken bir türlü ikisini aynı anda kameraya baktıramadım. Bu arada Dilek yanlışlıkla kıza çarptı ve kız ağlamaya başladı 🙂 Bayağı komik bir andı. Kızın anneannesi (veya babaannesi) dilimizide bilmediği için el kol hareketleriyle özür dileyerek kaçtık olay yerinden.

Sava nehri kenarında bayağı bir dolaşıp fotoğraf çekildikten sonra Kalemegdan’ı birde gündüz gözüyle etraflıca gezdik.

Birde yağmura yakalanınca kalede bir süre mahsur kaldık.  Yağmur dindikten sonra yine fastfood’a yöneldik. Benim çok sevdiğim domuz – dana karışımı bir burgerleri var. Ben ondan aldım ama Dilek içinde domuz olabilir diye etli hiç bir şey yiyemediğinden ona peynirli bir dilim pizza aldık. Ülkede yemek çok ucuz pizza, burger, iki tane içecek toplam 5 euro gibi bir şey tuttu.

Sonra Ağustos ayında memleketimizde bulunmayacak bir soğukla karşılaşınca Maria’ya giderek bir hırka aldık. Hırkayı 12 dolar gibi bir fiyata aldık ancak çok kaliteli bir hırkaydı, bu fiyata çok uygun geldi. Akşamı Kneza  Mihaila caddesinde geçirdik ve otelimize döndük. Ertesi gün İstanbul Baklavacısının önünden geçerken içine girip bir selam verelim dedik. Meğerse o sırada TRT’de yayınlanan uçuyorum programının çekimleri varmış. Hicret Sude Adnan sizinlede bir röportaj yapalım dedi, yaptık ama yayınlanmadı 🙁 Daha sonra Saraybosna için otobüs biletimizi aldıktan sonra bir şeyler yemek için bakınırken Pionirski Parkta selfie çekmek için kıvranan turist bir çift görünce yanlarına giderek isterseniz fotoğrafınızı çekerim, sonra sizde bizimkini çekersiniz dedim kabul etti. Fotoğrafları çekildikten sonra nerelisiniz diye sordum Türküz dediler 😀 Bu sefer ingilizceyi bırakıp Türkçe devam ettik konuşmaya. Pionirski parkına gelmişken St. Mark Katedrali’ne de uğradık (bizim yemek yalan oluyor) Açlığımızı unuttuğumuzdan mıdır nedir Hicret Sude Adnan’ın söylediği Belgrad’ın tek camisi olan Bayraklı Cami’ni de görmeden gitmeyelim dedik. Kapısında her daim polis bekleyen bu camiyide gördük, dönüş yolunda ne yesek diye bakınırken birden Tepisi Turski Restaurant yazısını gördük. Dedim bu Turski acaba biz mi oluyoruz? 🙂 İçeri girip yiyecekleri hazırlayan adamla gözgöze gelince “Türk müsünüz” diye sordum. Gaziantepli çıktı abimiz. Garsonlar Sırp, ancak Türkçe öğrenmişler. Bizimle ilgilenen garson çok iyi Türkçe biliyordu. Dilek ilk defa gönül rahatlığıyla Adana kebap yiyebildi. Sonunda ilk ve son defa Balkanlarda et yemiş oldu Dilek.

    Yemekten sonra otobüs terminaline giderek Saraybosna yolculuğuna başladık. Başladık dediysem enterasan bir iki nokta var. Birincisi bilet almak yetmiyor, perona girebilmek için ücret karşılığı jeton alıyorsunuz. Sonra otobüse binerken bagaj başı para veriyorsunuz. Otobüsümüz bizdeki son model 302’ler gibi. Yani 1990’lardan kalma bir şey. Biraz inat ettikten sonra otobüs çalıştı ve yola çıktık. Gece yarısına doğru bir tren yolunu geçer geçmez araba tekrar stop etti. Şoför zar zor çalıştırdı ancak 15 – 20 dakika sonra ıssız bir yerde araç tekrar stop etti. Bu arada Dilek panik yapmaya başladı. Araçtaki herkes anlamadığımız bir dilde konuşunca, birde malum Sırplarla uzun süreli bir savaş yaşanınca tedirgin oldum. Aracımızda sınırda görev yerlerine giden 3 tane sırp polisi de olduğundan ben rahattım. Dilek’e Sırplar illa birisine bir şey yapmak isterlerse araçta bir sürü boşnak olduğunu, onlara yapacaklarını, rahat olmasını, ayrıca araçta polislerinde olduğunu söyledim. Ama Dilek’i rahatlatmak için pek yeterli olmadı. Aracın elektrik sistemi gittiğinden içeriside zifiri karanlık, etraf karanlık, hava buz gibi, kalakaldık. Sonra Bosna – Hersek’ten küçük bir otobüs geldi. Bu arada bizim otobüs çalıştı ve yola devam ettik. Küçük otobüste peşimizde… yolda susadım ve muavinden su istedim, birazdan duracağız dedi. Anlayacağınız suda yok. Kurban olun bizim Pamukkale’ye 🙂 Yarım saat sonra durduk. Pavyon gibi bir yerde mola verdi otobüs. İki şişe su aldım, cam şişede 0,33 lt iki adet su 2 euro. Hala daha kullanıyoruz o su şişelerini. Ben bakıp bakıp yediğim kazığı hatırlıyorum 🙂 Sınır geçişi sorunsuz oldu.

 Yazının devamı bu adreste http://kendingez.com/PageDetail.aspx?PageID=44030

3 yorum

  • elpida dedi ki:

    Ne yaptımsa yazı karakterlerini büyütemedim, paragrafları düzenleyemedim. Yazıyı eklemek için açılan pencerede de herhangi bir düzenleme yardımcısı yok. Site bu açıdan çok yetersiz maalesef.

  • besteerbak dedi ki:

    Merhaba,ellerinize sağlık Oldukça bilgilendirici bir yazı olmuş. Yazınızı Mozilla´da yazarsanız krakterleri büyütebilirsiniz.Ayrıca fotoğraf butonundan aralara ilave de yapabilirsiniz. Font / 4 yaparsanız iyi olur. Sevgiler

  • elpida dedi ki:

    Teşekkürler Merakles ve besteerbak. Evdeki bilgisayarımda firefox ile oturum açınca düzenleme menüleri çıktı. Şimdi düzenliyorum bütün yazılarımı.

elpida için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*