Avrupa’nın Yeni Sanat Başkenti; Berlin

Metro istasyonlarını nedense hep soğuk yerler olarak kabul edip, yıllarca uzak durmaya çalıştım. Yurtdışı seyahatlerimde mümkünse taksiyi ulaşım aracı olarak benimsedim. Çokça da tabanlarım patlayana kadar yürüdüm. Yürüyerek keşfetmek tam da bana göreydi.
Paris’te metroya adım atana kadar. O adımla yepyeni bir dünyayı keşfe başladım. Keşif gezim Berlin Metro U-Bahn’la devam etti. Her metro istasyonu ayrı bir karakteri simgeliyordu sanki. Koskocaman bir panayır alanında sürekli çadır değiştiriyordum. Dekorlar. Kostümler. Her şey değişiyordu. Şehri keşfetmenin bambaşka bir yolunu bulmuştum. Yeraltında gördüklerim. Yeryüzünde oynanan rollerden çok daha geçek geldi gözüme. Ve amatör dijital kameramla gözümün gördüklerini kayda almaya başladım. Hiçbir kaygı taşımadan kameramın tüm fonksiyonlarını rastgele kurcalayarak! Sıkça kafa kaşıdım “Ben bunu nasıl çekmiştim” diye.
Berlin’de de metroda seyahat ederken omuz üstünden kitap okuyan bir hayalete bile rastladım.

Berlin Avrupa’daki en ilginç şehirlerden birisi benim için özellikle de birleşmeden sonra daha da ilginçleşmiş. Gececilerin tuvalet olarak kullandıkları bir binada burnunuzu tıkayarak graffiti fotoğrafladıktan sonra hemen komşu lüks mimarlık bürosunun görüntüsünden afallayabilirsiniz. Berlin ile ilgili olarak tarihi mekânları falan yazmak istemiyorum onlarla ilgili bilgi her yerde bulmak olası. Şehir gezerken de zaten görüyorsunuz.

Berlin, Bence Avrupa’nın yeni sanat merkezi, evet kesinlikle tahtı Paris’in ve Londra’nın elinden almış ya da almak üzere. Kiralar ucuz. Her yer sanat galerisi dolu ve özgürsünüz. Benim gibi graffiti hayranıysanız, sokak sanatının en ilginç örneklerini bulabileceğiniz şehirler arasında

Berlin, Günlerce dolaşsanız yeni yerler buluyorsunuz. Her yeni buluşunuzda çocuklar gibi coşuyorsunuz. Terk edilmiş, camsız binalarda yaşananlara tanık oluyorsunuz. Belki de dünyanın hiçbir yerinde bu binalara yaklaşmayı bile cesaret edemezken Berlin’de girip gezebilirsiniz. Üstelik davet edilirsiniz. Önünde “içeride fotoğraf çekmezseniz aramızda sorun yaşanmaz” yazısı olan bir bina görürseniz hemen girin. Duvarlardaki sokak sanatına vurulacaksınız. Arada tanıdık figürlere de rastlayabilirsiniz, Beyoğlu’ndaki tek yumruk graffitileri gibi, Berlin’li bir sanatçının (writer) Türkiye seyahatinde bize hediye ettiği işleri. Ya da Alias imzalıları arayabilirsiniz. Berlin duvarındaki işleri fotoğraflayabilirsiniz.
Yeme içme ile ilgili yazacak çok fazla şeyim yok açıkçası. Kendimi epey zorladım ama fotoğraf peşinde koşuştururken tükettiğim Snickerslar ve RedBull’lardan başka bir şey gelmiyor aklıma. Bir de yürümekten yorulduğumda kanal kenarındaki bir beach-club’a sığınıp içtiğim biranın tadı hala damağımda. Nasıl da iyi gitmişti! Bir akşam da Türk Mahallesi olarak anılan bölgede bir Türk lokantasına gittik, grubun isteğine uyduğum için epey pişman olsam da yapacak bir şey kalmamıştı. Sakın benimle aynı hataya düşmeyin çok pahalı ve anlamsız.

Gelelim konaklama kısmına Berlin’de Brandenburger Hof Hotel Berlin‘de kalıyorum. Hotel şehrin önemli merkezlerinden olan ‘Kurfürstendamm’a çok yakın. Otelin kapısından çıkar çıkmaz sağınızda yaklaşık 50m uzaklıktaki Berlin Metro U-Bahn girişini de şehre karışmak için kullanabilirsiniz. Sabah ve akşam iki oda servisi var. Akşam servisinde yatağınızın örtüsünü açıp, yastığınızın üstüne bir şiir ve hemen yanındaki komidine de bir şişe Evian su bırakıyorlar. Şiirlerden bir tanesini yazının sonunda bulabilirsiniz, orjinalini korumak için İngilizce yazdım. Etro markalı sabun, şampuan vs otelin sunduklarından. Odanıza çıkmadan içeceğiniz bir çay ‘zengin bir çay koleksiyonları olduğunu belirtmeliyim’ sonrası bir duş ve okunan şiir’ dolu dolu bir uyku için mükemmel karışım. Concierge servisindeki Jörn Vockmann çok ilgili ve sihirbaz gibi istediğiniz herşeye bir önerisi ve formülü mutlaka var. Yine de kafanızdakileri seyahat öncesi Jörn’le paylaşırsanız otele vardığınızda herşey hazırlanmış olur.

http://bit.ly/dwSFDq

6 yorum

  • NEŞE dedi ki:

    Berlin her zaman sıradışı sanat akımlarının öncüsü olmuştur,ikinci Dünya savaşından önce Avantgarde akımların burada nasıl geliştiğini hepimiz biliyoruz..Duvarın yıkılmasından sonra da mimari de muzzam gelişmeler oldu,şimdi gördüğümüz ,büyük şirketlere ait dev binalar dünyanın en ünlü mimarlarına yarışmalar sonucu yaptırıldı…Sizin kadar cesur olup,graffitili o binalara giremeyeceğim için bilinmeyen bir sokak sanatını sizden izledim,ellerinize sağlık..

  • ozgurbaykut dedi ki:

    Berlin son yıllarda Paris ve Londra’ya karşı özellikle Modern Sanatlarda çok büyük avantaj sağladı. Açılan galeriler ve özellikle de yaşamın bu iki şehre kıyasla çok çok ucuz olması (şehir merkezinde kiralar 500EUR civarında, Paris’te en az X6) sanatçıları Berlin’e çekti. Graffiti fotoğraflamayı çok seviyorum ve şuan bir kitap üzerinde çalışıyorum ama Türkiye’de özellikle bu tip işlere yayıncılar çok yanaşmıyor, sponsor bulabilirseniz ne ala! yoksa yine para biriktir, cepten harca ve karşılığında manevi tatmin kazan 🙂

  • NEŞE dedi ki:

    Siteye girişler hızlanınca yeniden yazmak istedim..Kaldığınız otel muhteşem,böylesi hepimizin başına,bu tip otellerde verilen servisin başındaki şahısın ne kadar onemli olduğunu Paris-Ritz otelle ilgili bir yazıda okumuştum.

  • ozgurbaykut dedi ki:

    Neşe Hanım çok haklısınız, otel şehir merkezinde ve güzel olup bir de servis kaliteli olursa seyahatler unutulmaz oluyor.

  • incialp dedi ki:

    yurtdışında metro beni de hep tedirgin etmiştir. bende daha çok yürümeyi veya taksiyi tercih ederim. ama Paris metrosunu gördükten sonra sizin gibi fikrim değişir mi bilmiyorum 🙂

  • ozgurbaykut dedi ki:

    Fikriniz değişir mi bilmem ama bir deneyin derim…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*