AVRUPANIN ORTA YERİ BELÇİKA

                                    AVRUPA NIN ORTA YERİ “BELÇİKA”…


 


 


        Eşimin görevi gereği üç yıl kaldığımız bu ülkeyi uzun zamandır yazmak istiyordum sizlere. BİNROTA yorumlarından birinde “gezgin olarak değil de,orada yaşayan olarak bir şeyler anlatmak farklı oluyor” demişlerdi,işte ondan cesaretlendim birden! Önce genelden başlayıp,sonra da Brüksel e  gideriz bir başka yazıda.


        Bu ülke öyle bir geçiş noktasındaki Avrupa’nın,Manş kıyılarına gitmek isteyen Almanın,Fransaya gidecek Hollandalının,daha da güneye inecek tüm kuzeylilerin yolu üzerinde.Avrupa nın tam orta yerinde olduğunuz için ,her ülkeye ulaşım  çok kolay : Başkent ten Paris ,Amsterdam,Luksemburg, Aachen,hep ikişer saat sürüyor. Akşam 18.00 da “Akşam yemeğine Hollanda ya gidelim mi?” dediğinizde,19.00 da Hollanda da sofra başındasınız.


          Tarihte birçok işgal geçirip,hatta İspanyollara bile açmışlar kapıları.2.Dünya savaşında da hemen Almanlara teslim oluyorlar,sen sağ ,ben selamet ! Savaşta Almanlar yenilince ,yüklü bir tazminatla,Amerikaya yanaşıp,  NATO nun merkezini de Paris den Brüksel e aldırıyorlar. Ondan sonra bütün uluslar arası kuruluşlar merkezlerini buraya kaydırınca,başkent ile birlikte ülke de yabancı doluyor.  Şu minik Belçika Afrika da,Kongo,Zaire gibi ülkeleri de uzun  zaman sömürüp,ülkeye epeyi ham madde girişi  sağlıyor. Büyük şehirlerde bugün görülen “siyah nüfus” işte o sömürgelerden “Anavatan” a kapağı atanlar.



                                Manneken Pis -BRUXELLES


            Ülkenin  Fransa ye komşu güney bölümünde ve Brüksel in de güney mahallelerinde Wallonlar oturuyor.Irk olarak orta boylu,beyaz tenli ,kumral tipler.Wallonlar Fransızca konuşuyor,yabancı dil bilgileri kıttır,bilseler bile konuşmazlar,herkesin Fransızca konuşmasını beklerler ve isterler. Başkentin ve ülkenin kuzeyi ise Flaman bölgeleridir,Hollanda dili Dutch ın bir lehçesini (Flemish) konuşurlar,yabancı dilleri kuvvetlidir (Almanca,İngilizce sular,seller gibi) ,uzun boylu ,sarışın ve güzel insanlardır. Bir kusurları: Aşırı milliyetçileri çoktur. Son yirmi yılda nüfus olarak çoğaldılar,çok çalışıp ekonomiyi ele geçirdiler,finans sektöründe yükseldiler ve bağımsızlık  lafları etmeye başladılar. Ama yine de bu iki büyük topluluk hır-gür çıkarmadan birlikte yaşıyorlar

                
           
                                                          Lier Saat Kulesi



                 
Kuzeyde Antwerpen deki  Musevi  pırlanta tüccarları da kendi içlerine kapalı bir toplum olarak ,zenginliklerine zenginlik katmaya çalışıyorlar gece –gündüz. Olay çıkaran başka iki grup var, Kuzey Afrika dan Faslı ve Türkiye den gelen göçmenler…Bunların kavga gürültüleri hiç eksik değil. Sonra,Brüksel i anlatırsak bu konuyu da açarız yeniden.

                  

                               Meuse nehri kıyısında villalar



            
 Belçikalı çok samimiyeti sevmez,sabah kahvesi,akşam çayı ziyaretleri yapmaz ama  asansör girişinde komşusunu görünce de müzikal bir “Bonjour “u hiç ihmal etmez.Çocuk yerine köpek sahibi olmayı tercih eder,bu nedenle parklarda ve yollarda  dikkat kesilmek şarttır,pis kazalar yaşanabilir bu köpek cennetinde. Tüm otoyollar geceleri gündüz gibi aydınlatılır,her metresi ışıl ışıldır.Bu değirmenin suyu,pardon,elektriği  nereden geliyor  diye sorarsanız,rivayetler çeşitli…Bazıları bu elektriği Almanlardan savaş tazminatı olarak aldıklarını,bazıları da ülkedeki nükleer santraları belli bir kapasitede çalıştırmak zorunluluğundan, harcama yapmak gerektiğini ileri sürüyor, bol bulunca bir yerlere  harcamak  kolay tabii…

               

               

                                                      Bruges de Bir sokak


               Belçika  yeşili sever,nasıl sevmesin ,sulama bedava ,her gün gökten düşer damlalar.Bir yaz az yağmur yağınca Belediyeler bahçe sulama yasağı getirdi ve tüm bahçeler kavruldu tabii,sonuç olarak alıştıkları gidişatın biraz dışına çıkınca  bocalarlar,yoktur öyle kuyu açalım,plastik bidon da biriktirelim veya gece komşu görmeden  bahçe sulayalım gibi işler…


              Alman sınırında yaşayan  küçük bir Alman nüfusu da unutmamak lazım,onlar da bu bölge de Almanca konuşurlar,evleri de bakım açısından ,Flamanlardan aşağı değildir. Herkes evi ile gurur duyar,mahallede adeta gizli bir yarış yaşanır cepheler ve bahçelerle ilgili.Neredeyse elde cetvel bahçe düzenlemesi yaparlar,en güzel perdeleri asar,en güzel  çiçeklerle donatırlar evlerini.
                     
                                           Bruges de Kanal Turu
 


                 Kuzeyde Manş kıyısında  80-85 km. kıyıları var,zannedersiniz,Akdeniz de tatil köyü işletecekler…Bir özen ,bir bakım,ama nafile, gökyüzü  gri, deniz gri,ne yapsalar olmuyor..Süper restaurantlar,fevkalade otel ve apartmanlar ve güzel gezi yolları  bu gri ve dalgalı denize bakıyor,çok kısıtlı günlerde de sanki  denize giriveriyor gibi  yapıp,ayak ıslatıp, kumda yürüyüş yapıyorlar. Ama   olsun,tabiat bu durumda fakat  çalışma ve azimle  bu çevrede turistik bir cennet yaratmışlar, gelsin paralar…

                    

                                           Bruges de Atlı Araba turu



             
Kışın kar az yağar,Manş tan içeri Golfstream akıntısının  etkileri
  hiçbir engelle karşılaşmadan,dümdüz arazide ,Brüksel e kadar ulaşır,nemli ve soğuk kışları,güneşli günleri sayılı  yine nemli yazlar izler.Üç dört saat güneşin ardından her an yağmur yağabilir,bu ülkede bahçe mobilyası nasıl bu kadar çok satılıyor ,hayret ediyorum,bahçede ne zaman oturulacak ,bilmem ki?


                 Belçikanın en yüksek yeri 750 Mt. Civarında,bu bölgeye tatile gidenler “dağlara gidiyoruz” diyorlar…Bir baştan bir başa (Alman sınırından,Lige üzerinden,Brüksel ve oradan Manş denizine)  2,5-3 saatte geçiliyor,Türkiye ile kıyaslarsanız İstanbul-Edirne  veya İstanbul- Bursa arası diyebiliriz.


               Nüfusun tümü, 14-15 milyon civarında, Türkiye de yeni öğretim yılında okula giden  7- 17 yaş arası  öğrenci sayısı da 15  milyon,  bunu duyan Belçikalı dostlar şaşırıyorlar tabii. Onlar başka şeylere de şaşırıyorlar,Türklerin başka diller de  konuşmalarına, ülkemizde iyi  eğitim veren  okullar olduğuna, evrensel  sanat anlayışımıza ve  Jacques  Brel bile  dinleyebildiğimize  akıl –sır erdiremiyorlar. Bizim Karadeniz  fıkraları gibi tüm Avrupa da Belçikalı fıkraları dolaşıyor,hiç sinirlenmeden  onlar da bu duruma gülüp geçiyor….         
                                                               
   
                              KWAK BİRASI



 
Trafik  süt – liman,çok ender kaza oluyor,olunca da tam oluyor,20-25 araba birbirine giriyor.Trafikte kavga yok ,böyle bir duruma şahit olduysanız,bilin ki taraflar,İtalyan,Yunanlı veya Türk tür.  Havanın ne zaman ,ne olacağı bilinmediği için,bu ülkenin gardıroplarında yazlık ve kışlık  kıyafetler yan yana asılıdır, bizdeki gibi “kışlıkları kaldıralım” işi yoktur, kışlıklar hiç kalkmaz,temmuz gecesi bile kalorifer yakılabilir. Belçika da  paltonuzun içine hiçbir şey giymeden sokağa çıkabilirsiniz,kimse yadırgamaz  ama şemsiyesiz  asla!  Bir ilginç görüntü de şöyle oluyor: Kürk paltonun altında çorap yok ! Bu da bir tarz herhalde…


            Evinize  eşya almaya gittiniz,beğendiniz,iş konuşup anlaşmaya kaldı… Bu iş  hemen bitmez,beğendiğiniz koltuk,çamaşır makinesi,konsol her ne ise,  sekiz haftadan önce eve teslim edilemez. Mağaza  fabrikaya sipariş verecek,fabrikadan cevap gelecek,sizi arayacak ve siparişi teyit edecekler ve tam gününde,saatinde  getirecekler.”Yapamadık,yetiştiremedik,  trafik sıkıştı,elektrikler kesildi,  usta hasta oldu “ yok öyle işler… Havanın azizliğinden dolayı kapalı alış-veriş mekanları çok güzel,fiyatlar pahalı,  kalite yüksek,ucuzluk tam ucuzluk gibi,sahte  indirim,kalitesiz mal gibi numaralardan uzaklar.  Yeme-içmeye çok düşkünler,300 den fazla çeşidi olduğunu söyledikleri  biraları ,peynirleri  ve harika çikolataları ile haklı olarak  övünürler.Gerçekten de bu üçlü olmadan Belçika’yı düşünemeyiz. Bir başka övünç konuları da dantelleridir. İşlemesi çok zor,çok kıymetlidir Belçika danteli,tığ ile değil,minik makaralarla örülür ve el yapımı çok küçük parçalar  sanat eseri fiyatına satılır. Bizim ve çoğu turistin satın aldıkları ise  Çin de yapılmış basit taklitlerdir. 


                 

                                           OSTENDE de Akşam


                  

                            BRUXELLES de Lokantalar sokağı
          
          
 Amerikalılar gibi delice spor yapmazlar,biraz yürüyüş,çokça  bisiklete binerler.Bisiklet bu dümdüz ülkenin neredeyse milli sporu durumunda.Dünyanın en ünlü bisikletçileri hep  Belçika’dan çıkıyor.   Yaşlılar çok mutlu, çoğu  bakım evlerinde,göllerin kıyısında ,çiçekler içinde bakılıyorlar,ücret ödemiyorlar,yaşlılara bakmak devletin görevleri  arasında. Devlet gençleri evliliğe ve çocuğa  teşvik etmek için  vergi indirimleri uygulasa da bu fikri pek ciddiye alan yok!  Her mahallede 15 eczane,20 banka şubesi yok, ATM ler beşer beşer dizilmemiş.Her şey ihtiyaçlar düşünülerek düzenlenmiş. Bankada işiniz varsa ve siz Fransızca  veya  Flamanca bilmiyorsanız,hangi memurun,hangi dilleri bildiği
   yukarıdaki bir levhada yazıyor ve  siz bildiğiniz dili konuşan  memuru seçebiliyorsunuz. Bu yöntem bazı devlet  dairelerinde de  geçerli.  Her  belediye  kendi bölgesinde  değişik yasaklamalar getirebiliyor: Ön cephedeki perdelerin tümü beyaz olacak, balkona,dışarıdan  görülmeyecek şekilde olsa bile ,çamaşır asılmayacak ,çöpler apartmanın  çöp depolarına bırakılacak  gibi..Yandaki apartmanın11. katındaki komşu,sizin 4. kattaki balkona  caddeden görülmeyecek  şekilde astığınız çamaşırı , kuşbakışı  görür ve sizi belediye ye şikayet edebilir…Hazırlıklı olun!Postacınız da  her Noel de bahşiş bekler,ona da hazırlıklı olmak lazım..  Sakın ola ki garaj önüne park etmeyin,bu işi görev  edinmiş bazı tipler  sizi hemen ihbar edip, kesilen ceza  üzerinden komisyonlarını alır  ve bunu da ek bir gelir kapısı yaparlar.İşe bakarmısınız ?

               Düzen düzendir,kanunlar her şeyin  üzerindedir,kayırma yok,torpil yok,karşılıklı saygı esas,haklar ve sorumluluklar belirlenmiş,kimse bunların dışına çıkıp, köşeyi dönmeye çalışmıyor.  Şimdi , karar verin  lütfen, bu ülkede yaşanır mı ?

13 yorum

  • soilsoilsea dedi ki:

    Belçika etnik yapısı ve yaşama özelliklerini çok iyi gözlemlemişsiniz.Değişik bir yazı olmuş.Kaleminize sağlık.

  • vildan dedi ki:

    hocam elınıze sağlık ..cok keyıfle okunacak bır yazı olmus..paylasımınız için tesekkurler..

  • mugeyidogan dedi ki:

    Türkiye’ de yaşamaya alıştıktan sonra Belçika sıkıcı mı gelir acaba? Çünkü sürpriz ok, her şey kurallı, saatli, düzenli…Türkiye’ de ise başınıza ne zaman ne geleceği hiç belli değil. Huzurlu yaşamayı tercih edenler için Belçika, heyecanlı yaşamayı tercih edenler için Türkiye biçilmiş kaftan :))

  • maliho dedi ki:

    Yazınızı okuduktan sonra bize soracak bir soru kalmamış, çok tertipli bir yazı. Teşekkürler.

  • aysek dedi ki:

    Yazı da fotoğraflar da harika. Ellerinize sağlık. Yaşamak için uygun mudur bilmem ama bira, peynir ve çikolata üçlüsü için ziyarete değer görünüyor…

  • sevgimm dedi ki:

    sorunuza cevabım evet olur sanıyorum, insanı yormayan bir ülke gibi geldi bana.siz bize sormuşsunuz ama ben sizin cevabınızı öğrenmek isterim,bu deneyimden sonra sizce yaşanır mı belçikada?

  • NEŞE dedi ki:

    Yorumlara teşekkürler sevgili arkadaşlar…Sevgimm,evet canım bu ülkede ben çok güzel bir üç yıl geçirdim,şimdi böyle bir imkanım olsa yine gider yaşarım,canınız biraz çılgınlık ve güneş istediği zamanda da 15 günlüğüne İtalya veya Türkiye ye gider,kurtlarınızı döker,huzurlu Belçika ya dönersiniz.

  • BEERCAN dedi ki:

    Yazınızı keyifle okudum ve Belçika hakkında değerli bilgiler aldım.Sorunuza gelince ben Avrupa lı olan ve Türkiye de ki hayatı çok çekici bulan ve buraya yerleşen birçok insan tanıyorum.Sanırım onlar bizim gibi biz onlar gibi yaşamaya heves ediyoruz.

  • NEŞE dedi ki:

    Sevgili BEERCAN,son aylarda ülkemizde yaşananlar Belçika da yaşansaydı,ne devlet,ne hükümet,ortada birşey kalmazdı..Çok yorucu bir ülkede yaşıyoruz,her gün bir değil bin olay … Benim final sorum da bu nedenleydi,bu ülkeden yorulanlara sakin bir seçenek sunmak veya oradaki düzen ve sakinlikten sıkılanlara işte buyrun “Heyecanlı Türkiye “diyorum..Bu ülkenin heyecanları da bizi öldürmez umarım.

  • edelweiss dedi ki:

    Defalarca gittiğim ,çok sevdiğim Belçika’yı ne güzel anlatmışsınız.Benim yaşamak için ilk tercihim Almanya;ama Belçika da neden olmasın?Düzen,huzur,yeşillik,herşeyin insan odaklı olması.Ben bunlardan sıkılacağımı hiç düşünmüyorum.Off of gene dertlendim,bir oraları bir de bizim buraları düşününce.Olsun iyi ki yazdınız ,ne güzel anlattınız.Ellerinize sağlık.

  • limonludondurma dedi ki:

    Cok guzel anlatmıssınız.Gunesi, sıcagı cok sevdigim halde, Bruksel’ de yasama sansım olsa en azından bir sure denemek isterdim. Gecen yıl, Belcika da Antwerpen yakınlarında otobandan giderken trafik bir anda yavasladı daha sonra durmustu, kaza oldugunu anladık tabi. yaklasık 40 dakika o yolda bekledik, bir tek araba ne emniyet seridine girdi , ne de 3 seritli yolda 5 serit olusturdu arabalar. O olayı görünce Belcika’nın yasanılacak yer oldugunu anlamıstık 🙂

  • abt_smyrna dedi ki:

    Neşe Hanım ben bu yazıya dikkat etmemişim sanırım. Benim birkaç parçada anlattığım Belçika’yı bir kerede çok bütünsel bir biçimde güzel bir üslupla anlatmışsın. Ellerine sağlık. Belçika’da 2 hafta kalmıştım tamamı 3-4 günde gezilebilecek bir ülke : )

  • shenorth dedi ki:

    Süper bir yazı, çok güzel değerlendirmeler bir o kadar da samimi 🙂 Gerçekten de ancak orada yaşamış birinin verebileceği bilgiler hepsi. Çok teşekkürler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*