Atina / Olimpiyatlar ve Sponsorluk

Biz daha iyisini yaparız , yok yapamayız , zaten bize vermezler tartışmaları arasında bir olimpiyat daha bitti . İngilizler milyarlarca pound harcayarak hazırlandıkları Londra Olimpiyatlarını yüzlerinin akıyla tamamladılar . Gerçi Londralılar alınan önlemlerden biraz şikayet ettiler , normal turistler Londra’dan azıcık uzak kaldılar , Londralılar şehri terketti falan filan ama Büyük Britanya adı altında bol bol madalya toplamayı da bildiler .

Bize gelince , hep aynı şeyler . Öğrendiğim kadarıyla ”katılım barajlarının düşürülmesi sonucu” övüncümüz olan rekor sayıda katılım söylemleri , bir yüzücü kardeşimizin 6. olimpiyatlarında boy göstermesi ( problemin kendisinde olduğunu düşünmüyorum , sorun 20 yıldır yerine bir kişi bile yetiştiremeyenlerde ) , komik değiştirmeler ile isimlerini Türk’e benzetince kendilerinin de Türk olduğunu sandığımız devşirme sporcularımız , sultanlarımız , perilerimiz ile sıfıra doğru yaklaşıp tam keskin kalemler yazılarını hazırlarken son 3-4 günde aldığımız madalyalar ile her şey toz pembe oluverdi . Ülkemizin sportif ufku genişledi , bir sonraki olimpiyatların altını üstüne getireceğiz söylemleri ile  evler-altınlar-paralar dağıtıldı , spor salonlarına isimler verildi .

Kişisel görüşüm olimpik sporların en önemlisi olan atletizmde , hem de bir orta mesafe koşusunda , hem de kadın atletler tarafından alınan altın ve gümüşün olimpiyat tarihimizin en büyük başarısı olduğu yönündedir . Dilerim ki bu başarılar 2012 yılının dışına da taşar . Çünkü ben , en ufak uluslararası yarışmalarda bile olsa yorulmadan ardı ardına yarışan , bunlardan madalyalar çıkaran bir sporcumuzu son yıllarda hatırlayamıyorum . Bir yerde başarılı olan hemen ortalıktan kayboluveriyor . Sadece gazetelerin magazin sayfalarında görebiliyoruz .

3 hafta süren Fransa Bisiklet Turu’nu kazanan İngiliz Wiggins , 1 hafta sonra olimpiyat yol yarışında arkadaşlarına tempo veriyordu . Bold’u ve diğerlerini önümüzdeki günlerde tekrar yarışmalarda bol bol göreceğiz . Bizim kızlarımız da – eski ablalarına bu konuda özenmeyip – biraz daha spor yaşamlarına başarıyla devam ederlerse güzel olmaz mı ? Birileri onlara topu topu 4-5 yıl daha yapabilecekleri bu spordan sonra da gezip tozabileceklerini , çoluk çocuğa karışabileceklerini hatırlatmalı . Şimdi diyeceksiniz ki bunlara da karışılır mı ? Onlarca madalya kazanan ülkelerin 10-20 bin Euro verdikleri madalyalara 500 bin Euro benim vergilerimle veriliyorsa , bu kadar sevgi-ilgi gösterilip el üstünde taşınıyorlarsa en azından bunu hatırlatırım diye düşünüyorum .

Laf lafı açtı nerelere geldik . Aslında sporcuların en büyük maddi destekçileri günümüzde devletler değil sponsorlar . Ama başarı geldikten sonra reklam için olanlar değil . Öncesinde başarı için adım adım sporcu ile beraber yürüyenler . İyi de sponsorluk yeni bir kavram mı ? Elbette değil . İşte sizlere binlerce yıl öncesinden eksiksiz bir sponsorluk anıtı .


Lysikrates Meydanı ve Lysikrates Anıtı

Lysikrates Anıtı , Atina’da kendi adını taşıyan küçük meydanda İÖ 334 yılından beri duruyor . Bundan başka sponsorluk anıtları da varmış ama bilinen en eski örnek ve bugüne kadar eksiksiz geleni bu anıtmış .


Lysikrates Anıtı

O dönemlerde her yıl Atina’da , Dionysos Tiyatrosunda koro ve tiyatro festivalleri düzenlenirmiş . Festivalleri kazananların anısına bu anıtlar dikilir ve anıta kazananı destekleyen sponsorun adı verilirmiş .

Üzerinde kazananın ödülünün durduğu akantus yaprakları ile süslü kaidede şöyle yazıyormuş : ” Lysitheides oğlu Lysikrates koroya destek oldu . Akamantis Kabilesi erkek çocuklar korosuyla zafer kazandı . Theon flüt çalıyordu . Atina’lı Lysiades koroyu çalıştırmıştı . Evainetos başyargıçtı ”

Anıtın üzerinde muhtemelen galip gelen takımın oynadığı oyunu betimleyen bir friz bulunuyor . Satirler tarafından saldırıya uğrayan Tanrı Dionysos , korsanları yunusa , gemilerin direklerini de yılana çevirmiş .


Lysikrates Anıtı ( detay )

2300 küsür yıl önce ulaşılmış toplumsal düzeye bir bakın , sanki 50-60 yıl öncesinden behseder gibiyiz . Ardından gelen binlerce yılda insanlığın düştüğü durumları , karanlık çağları hatırlayın . Kimi beğenir , kimi beğenmez . Ama batı uygarlığının merkezi burası . Yunanlılar ne kadar övünseler azdır .

Sonradan uygar batılılılar ise bizim değerlerimizi parça parça götürdükleri gibi Yunanistan’ın da tarihi eserlerini kaçırmışlar . Lord Elgin’in kaçırdıkları için mahkemeler halen devam ediyormuş . Kendileri bu anıtı götürmek için de çok uğraşmış ama başaramamış .

Akropolis’i gezerken bize rehberlik eden , ailesi malum nedenlerle İstanbul’dan göç etmiş , İstanbul doğumlu hanım rehberimiz  tatlı Türkçesi ile şöyle diyordu : ” Schliemann sizi , Elgin bizi soydu ” . Schliemann’ın evinin Atina’da olduğunu ve halen müze olarak gezilebildiğini de söyleyeyim .


Schliemann’ın evi


Schliemann’ın evi

Bilirsiniz , olimpiyatların başlangıcı da Antik Yunan’a dayanıyor . İÖ 776 yılından başlayarak Elis kent devletinde  Tanrı Zeus’un onuruna 4 yılda bir spor şenlikleri düzenlenmiş . Önceleri sadece 1 gün , 192 metre uzunluğunda 32 metre genişliğinde bir pistte koşu yarışları yapılırmış . Sonradan oyunlara at yarışları , değişik mesafeli koşular , atma-atlama yarışları , güreş , boks eklenmiş ve oyunların süresi İÖ 472 yılında 5 güne çıkarılmış .

Oyunlar sadece özgür Yunanlı erkeklere açıkmış ( seyirciler de buna dahil ) ve yarışmacılar çıplak olarak yarışırlarmış . Kazanan oyuncuların başlarına zeytin dalından çelenk takılırmış . Ayrıca oyuncuların şehirleri kazananı büyük hediyeler ile ödüllendirirmiş .


Akropolisten Kallimarmaro Stadyumu

Tarihin en eski olimpiyat stadyumunu da Atina’da görebilirsiniz : Kallimarmaro Stadyumu . Burada İÖ 330 yılında yapılmış bir stadyum varmış . Beyaz mermerler ile yeniden inşa edilmesi İS 144 yılında , Panathenaia Oyunları için Roma’lı zengin Herodes Atticus’un bağışları ile olmuş . Zaman içinde unutulmuş , mermerleri çalınmış .

1895 yılında Georgios Averof , 4 milyon drahmi bağışlamış ve 1896 yılında yapılan ilk modern olimpiyat oyunları için restore edilmiş . Pausanias tarafından Roma döneminde yazılan ve Romalı turistlerin Atina gezilerinde kullandıkları ”Yunanistan Rehberi”nde anlatılan Herodes Atticus Stadyumu’nun aynısıymış . Uzunluğu 204 metre , eni 83 metre olan stadyumun seyirci kapasitesi 60 bin kişi . Bölgede yapılan kazılarda koşu parkurunu ölçeklendirmek için kullanıldığı düşünülen heykeller bulunmuş .


Kallimarmaro Stadyumu

Atina’nın şimdilik sporla ilgili birkaç köşesini konuştuk . Atina anlatmakla bitecek bir şehir değil . Aslında Atina hakettiği ilgiyi -karşılıklı devlet politikalarının da etkisiyle- özellikle bizim tarafımızdan görebilmiş değil . Bizdeki günümüzdeki turistik imajının bile taverna mantığı olduğunu düşünürsek şanssız da bir şehir . Küçücük Atina’nın elindeki malzeme Avrupa’nın birçok turistik şehrinde yok . Bence Roma ile de rahatlıkla yarışır .  Atina’nın şanssızlığı yüzyıllar süren Osmanlı hakimiyeti sırasında unutulması , bu dönemde Avrupadaki rönesansı ve arkasından gelen akımları kaçırmış olması ve biraz da belki ortodoks olması . Atina’da ya çok eski var ya da yeniler . Arası yok .


Kallimarmaro Meydanı

Avrupa’nın Neoklasik tarzı yaratarak taklit ettiği yapıların klasik şekilleri Atina’da şehrin içine serpiştirilmiş duruyor . Akdeniz insanının getirdiği rahatlığın etkisi ile biraz da bakımsız kalmışlar . Ancak müzeler olağanüstü güzellikte .


Kallimarmaro Meydanından Akropolis Tepesi

Her fırsatta kendilerini Yunan tanrıları , Yunan filozofları olarak betimleyen heykellerini yaptıran , kendilerini bu muhteşem uygarlığın devamı gören batılılar ise  çıkarttıkları krizin tek suçlusunu Yunan halkı gibi gösterip eskiden taş-toprak çalarken bugün Yunan halkının onurunu ve geleceğini çalıyorlar . Hydra Adasında 65 yaşındaki bir kadıncağız lokantasında fiş vermeyince de cevabı Alman Der Spiegel’den geliyor : ” Yunanlılar vergi vermek istemiyorlar  ” 

Sağlıcakla kalın . Kötü gün dostu olmayı ihmal etmeyin .



13 yorum

  • bora arasan dedi ki:

    Osmanlı döneminde değil çok daha öncesinde Atina önemini kaybetmiştir. Paleologoslar İstanbul düşünce halen ellerinde olan Atinayı değilde merkez olarak güneydeki Spartiyi seçmişlerdir.

    Ayrıca Ortodoks kültüründe önemli bir kentin merkez kilisesi Aya Sofyadır ve Atinada tarihi bir Aya Sofya yoktur. (Önem olarak Ohrid hatta Vizede bile Aya Sofya olduğunu hatırlatalım.) Ayrıca statü olarak Selanikin altında ve ancak Kadıköy ‘ün denginde bir yerleşimdir kilisenin gözünde. Yani zaten hristiyanlık Osmanlıdan çok çok önce Atinayı belki de pagan dönemin izleri yoğun olduğu için silmiştir.

    Atina elbetteki antik Yunanın merkezidir ama Anadoludaki pek çok antik kentte bile sponsorlara ait yazıtlar vardır. Ama ülkemde bunların tercümeleri, yerleri ne yazık ki bir iki meraklı dışında kimse tarafından bilinmez.

    Yunanistanda merkez Atina dışında antik izler bulabileceğiniz yer sayısı kısıtlıdır ve bunlar belirtildiği gibi zaten önceden (ç)alınıp nakledilmiş yada Atina ve Selanikteki müzelere yerleştirilmiştir. Öyle bizdeki gibi Sagalassos, Efes, Laodikia gibi gidip saatlerce gezebileceğiniz ören yerleri yoktur ama Atinanın kendi içerisinde olanlar gerçekten turistik açıdan çok iyi şekilde sergilenmiştir.

    Son olarak, batılılar Yunanlıların geleceğini çalıyorlar mı? Ben bunu son Baltık turunda epeyce irdeledim. Bir birlik kuruyorsunuz ve ekonomik ölçütlere bakmadan herkesi aynı para birimini geçiriyorsunuz ve ardından politik nedenlerle çok sayıda ülkeyi ekliyor ama para sistemine dahil etmiyorsunuz. Alman ekonomisinin bile sarsıldığı bir sürecin zayıf Yunan ekonomisinde deprem yaratmış olması şaşılacak değil ama bu durumun öngörülmemiş olması ilginç geliyor insana. Fakat kriz öncesini hatırladığımda Yunanlıların sistemi ne şekilde istismar ettiğini iyi hatırlıyorum. Zaten alıntı yapılan Yorgo Kırbakinin yazılarına bir göz attığınızda denizin karşı yakasındaki mantalitenin bizim sahillerden pekte farklı olmadığını görüyorsunuz.

    Kriz öncesinden güzel bir Yunan söz

  • arkutbay dedi ki:

    Haklısın Bora arkadaşım . Ekleyeyim , Roma Yunanistan’ı dize getirmiş ama içinde eritememiştir , bunun için Doğu Roma yunanca konuşur der Fernand Braudel , Akdeniz kitabında . Ve der ki Jerome Carcopino’nun Sorbonne’daki derslerini hatırlatarak ”Moskova prensliğini Yunan kilisesi değil de Roma kilisesi hristiyanlaştırmış olsaydı Avrupa’nın ve dünyanın yazgısı farklı olurdu ” Atina gerçekten unutulmuş ve şanssız bir şehirdir Roma ve İstanbul arasında kalmış . Aya Sofya Rusya’da Novgorod’da bile var . Bunların nedeni de biliyorsun ki halen devam eden çekişmeler . Ülkemizdeki zenginliği ise söylemeye bile gerek yok , daha da neler çıkacak . Katkıların için çok teşekkür ederim .

  • bora arasan dedi ki:

    Hocam haklısınız. İlk roman kitabını (en azından nesir yazı) yazan Petronius bile Yunanlıların ve Yunancanın Romayı (olumsuz olarak) oldukça etkilediğini ima eder Satyriconda. Uyduruk Rus yerleşimlerinde (bu nitelemenin daha serti 1451 ‘de Romada bir piskopos tarafından yapılmıştır Ruslar için) Aya Sofya olması Rus kilisesinin kendini İstanbul ile bir tutuyor olmasından kaynaklanır.

    Tekrar selamlar

  • arkutbay dedi ki:

    Bu konuları çözmek için bir çilingire ihtiyacımız olacak :))

  • NEŞE dedi ki:

    Sevgili Doktor,döktürdünüz yine,komşu hakkında ilginç bilgiler geldi…Bu sponsorluk işi gerçekten çok önemli ,ben de size 6 yy. ın Konstantinopolis in den ufak bir örnek vereyim,eğer sponsorlar olmasaydı,İstanbul un ünlü “Hippodromos “unda araba yarışlarının hali nice olurdu ?Yarışçıları destekleyen sponsorlar bu ünlü sporcularının heykellerini bizim at meydanının heryerine kitabeleri ile diktirmişlerdi ve bu adamlar öylesine meşhur olmuşlardı ki,sarayın baş davetlileri arasındaydılar,heykeller bugün İstanbul arkeoloji müzesinde..Doktorcum,Bora da çok güzel şeyler yazmış,bilgilerimizi arttırdık,çok teşekkürler..Hydra adasındaki tavernacı madam ı Atina dan gelen Deniz kuvvetleri,derdest edip Atina ya götürdü bile…

  • arkutbay dedi ki:

    Teşekkür ederim Neşe Hocam . Yunanlıların otoriteye başkaldıran tavırlarını , asi ruhlarını seviyorum . Tavernacı madamı sonuna kadar destekliyorum 🙂 Sosyetik ada denilince insanlar Hydra’yı bazı ünlü adalar ile karıştırıyorlar . Bu adada lüks otomobiller vs. yok. Sadece kediler ve eşekler var . Bizim tikiler orada bir gece bile geçiremezler . Görmeyenler için bakınız : Atina / Saronik Körfezi – Ada sevenlere yazısı .

  • NEŞE dedi ki:

    Ahhh sevgili doktor,Hydra adasını bilmezmiyim!!!çok güzel bir gün geçirdim orada ve adanın iç mahallelerinden birinde,üzeri asma çardakla örtülü bir güzel tavernada şarkılı türkülü hayatımın en güzel yemeklerinden birini yedim…Motorlu taşıtın olmayışı harika…Gözlemler çok doğru,bizim lüks şahsiyetler oraya gitmez,ben de zaten Santorini ve Mykonos dan kaçıyorum….Kalabalık ve şatafat bize yaramaz…

  • NEŞE dedi ki:

    Bak şimdi ada deyince çenem düştü….Santorini nin batısında,Kiklades ler içinde Folegandros adasını incele doktor,bayılacaksın,2 gündür hasta oldum bu adaya,ama gidiş zor biraz bu iş o yüzden olmayabilir….

  • arkutbay dedi ki:

    Neşe Hocam , bir sırt çantası ile ada ada gezmek lazım . Benim amacım bu . Bunun için kafa yormaya başladım bile . Sizin Folegandros ta içinde olacak – o tepedeki kiliseye çıkan beyaz yol nasıl bir şey öyle- , Mamma mia filminin adası da , Fowles’ın Büyücü romanındaki adası da -yanlış hatırlamıyorsam Spetses idi adı-

  • arkutbay dedi ki:

    Neşe Hocam . Pire limanından katamaran ile saat 07.00 kalkış , 10.15 Folegandrosa varış . Katamaran Santorini , Katapola , Naxos , Mikonos ….. devam edip aynı adalara tekrar uğrayıp Pire limanına geri dönüyor . 2-3 günde bir sefer var . Ayrıntılı bilgi için : http://www.gtp.gr

  • NEŞE dedi ki:

    Sevgili Doktor,beni çıldırtma….15 gün sonra Sakız a gidiyorum,dur bakalım hele bir gidip dönelim de….Spetses adasını da iyi bilirim,tam karşısındaki Porto Heli kasabasında şahane bir hafta geçirmiştim,anılar depreşti yine….Bu Folegandros da beni deli etti,orada beyaz evler ile dolu şahane mahalleler var…Kiliseye çıkan patika müthiş,yerleşim zaten acayip bir kayanın üzerinde….Hayal etmek bile çok güzel..Yaşşa doktor…

  • merakles dedi ki:

    Binrota dan bir ekip kurup Adalar turumu yapsak acaba?

  • arkutbay dedi ki:

    Bu akşam şeytanın avukatlığını yapıyorum . Yüzücü Lochte İstanbul’a geldi . Madalyaları topladı , çoluğa çocuğa dağıttı . Herkes biryerlerde yarışmaya devam ediyor . Bizim olimpiyat madalyalıları düğün dernek dışında gören oldu mu ? Beni şaşırtacak bir sporcu arıyorum .

arkutbay için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*