Atina – Girit Adası I.Bölüm

Yunanistan ve adalara birçok kez gittiğim halde birtürlü Girit Adasına gitmek kısmet olmamıştı.Girit'ten Türkiye'ye mübadele ile gelenler bu adanın güzelliklerini anlatıp dururlar.Gerçekten de haklıymışlar.Yunanistan'dan çok farklı.Ayrı bir yer.Gitmeden yaptığımız araştırmalarda en kolay ulaşımın Atina'dan uçakla geçmek olduğu kararına vardık. Zira gemi yolculuğu hem çok uzun sürüyor hem de pahalı.Okuduğum seyahat yazılarında bu konuda tam bir bilgi alamadım.Hemen hemen her gezgin bir turla adaya gittiği için gemi ulaşımı kullanmış. Biz de bu seyahate kızım torunum ve damadımızla  ailecek çıkmaya karar verdik.

Aegean Havayolları ile 2016 yılının 13 Temmuzunda İzmir'den direk Atina'ya uçtuk.Uçağı görünce biraz ürkmedik değil. Ama pilotlar usta bir sıkıntı yaşamadık.Bu uçaklarda bir de valiz sıkıntısı var. İki kişi tek bir valiz almak zorunda kaldık.

 

Sabah erken saatte Atina Eleftherios Venizelos Havalimanına vardık.Çok büyük değil ama düzenli.Havaalanından

Syntagma metro tren istasyonunda indik.Metro istasyonunda yürürken duvarlarda çok güzel fotoğraf sanatı çalışmaları gördük.Metro ile ulaşım rahat ve ekonomik.Otelimize varabilmek için biraz yürüdük. 

Atina sokakları İstanbul sokaklarına benziyor.Eski taş binalar. Ana caddede yürüyoruz.Binalar çok bakımlı değil.Bazı duvarlara grafiti yapılmış. Graffiti sanatçıları sanatlarını ortaya koyuyorlar.Oldukça detaylı ve güzel. Sanatçılar halkı uyarma onların  dünyada ya da ülkelerinde olan bir olguya dikkatlerini çekmek amacıyla büyük bir duvarı tual olarak kullanıyorlar. Aslında çok başarılı.Günlük yaşam karmaşasında insan önünde yükselen büyük bir resmi görmemezlikten gelemez.Otelimizin bulunduğu sokağı sora sora buluyoruz.

"Dua eden eller" Enerji Bakanlığı ,Çevre Bakınlığı  ve Atina Güzel Sanatlar Okulu işbirliği ile yapılmış.

"Snowblind" Yunan halkı Hepatit B ve C 'ye karşı uyarmak amacıyla yapılmış.

Best Western My Athens Hotel.Keramikou caddesinde. Oteli seçerken merkeze yakın olsun istemiştik. Burası gerçekten her yere yürüyüş mesafesinde. Ayrıca oldukça güler yüzlü bir personel var ve Türklere alışıklar. Anlaşılan bu otel yeri dolayısıyla bayağı tercih ediliyor.Erken olduğu için bavullarımızı bırakıp kahvaltıya iniyoruz.Odalar dar ama temiz. Fiyatı da oldukça iyi.

Güzel bir kavaltının ardından Atina'yı gezmek üzere yola koyuluyoruz. Yunanistan'a özgü simitlerin satıldığı ufak tezgahlar. Her yerde bir yazı .Sokaklarda bir karmaşa. 

Yol bizi Klathmonos Meydanına götürüyor.Burada Yunanlı heykeltraş Vassilis Doropoulos'un  1987 yılında yaptığı  "Ulusal Barış" adlı üç kadın figüründen oluşan modern heykeli çok hoşuma gidiyor.

Kolokotroni Meydanında şimdi "Ulusal Tarih Müzesi " olan eski Parlemento Binasının önünde heykeltraş Lazaros Sochos tarafından yapılmış Yunan bağımsızlık savaşının lideri Theódoros Kolokotrónis'in heykeli var.

Yunanistan'a  1875-1895 ylları arasında başbakanlık yapmış olan politikacı Harilaos Trikupis'in heykeli altındaki melek figüriyle yeşillikler arasından yükseliyor.Bu arada dikkatimi çeken hemen hemen her yapının her eserin çizgilerle yazılarla doldurulmuş olması.Bu üzücü.İnsan turist gözüyle gezdiğinde bunların farkına varıyor.Hava oldukça sıcak.Biraz serinlemek için dondurma almak istiyoruz .Hemen cadde üzerinde bulunan Konstandinidis Pastahanesine giriyoruz.1920'den beri çalışıyormuş. Çok güzel tatlılar ve dondurma var.Ayrıca satıcılar güler yüzlü .Burası oldukça hoşuma gitti.

Çıkışta bir kafeye oturup birşeyler içiyoruz.Azzurro Cafe.Bu sırada karşımızda duran bir balon satıcısından torunuma balon almak isteyince satıcı bizimle Türkçe konuşuyor.Gürcüymüş ve Türkçe biliyormuş.Daha sonra böyle birçok satıcıya rastladık.Anlaşılan Yunanistan bayağı göç almış.

XI.yüzyıldan kalma bir ortadoks kilisesi.

Panaghia Kapnikarea kilisesi,Ermou sokağında yaya yolunun bitiminde Plaka bölgesinin modern binaların arasında kalmış. Sanki yıkılmış da öylesine toparlanıvermiş bir hali var.Bir sokaktan tepede Parthenon gözüküyor.Bir kez gezmiştim ama yarın daha detaylı bir gezi yapacağız.

Karnımız açıkınca tipik Yunan lokantalarının bulunduğu bir sokağa geliyor ve birine oturuyoruz. "Bairaktaris" Aslında ismini görünce hoşumuza gidiyor.Nitekim başka Türkler de geliyor.Duvarlarda birçok fotoğraf var.Yemekler fena değil.Dışaıda da bir kahve içtik.Canlı müzik hoş.Yunan havaları çalıyor.

Yeşillikler arasında güzel ve keyifli bir ortam. Ama aslında gezdiğimiz her yerde o eski Yunanistan yok.Belli ki halk mali sıkıntı yaşıyor.

Monastraki Meydanına ismini veren X.yüzyılda yapılmış Panaghia Pantanassa Manastrı.Dikkatimi şeken bu küçük kilise ve şapellerin şehir meydanları arasında kalması.Bu da hoş bir hava veriyor.Modern binaların mağazaların arasında birdenbire karşınıza çıkıveren tarih.Minik ve zarif.Bu manastra küçük olması nedeniyle Monastraki demişler ve meydanın adı da öyle kalmış.Biraz ilerde bizim usül meyve ve sebze satıcılarını görebilirsiniz.İki halk birbirimize çok benziyoruz.

Monastraki Meydanı 1759 yılında Osmanlı Vali tarafından yaptırılan Tzisdarakis Camii. Şimdi Yunan Halk Müzesi olarak kullanılıyor.Bu arada antika pazarında oldukça güzel değerli parçaları bulabilirsiniz.Mobilyalardan tutun eski objelere cam eşyalara müzi aletlerine aklınıza ne gelirse.Abyssinie Meydanında.İlgi alanı antikalar olan biri için gerçekten zengin bir yer.Buradan bir taksiye atlayıp otele dönüyoruz.Biraz dinlenip akşam yemeği için dışarı çıkacağız.Zira sabahın erken saatlerinden beri yollarda olduğumuz için yorulduk.Atina'yı gece de göreceğiz.Bu arada Sintagma'da uğradığım Ermou caddesindeki Parabita adlı bir mağazada tam da bana göre giysiler buluyorum.Yazmadan edemedim.Çok değişik dizaynlar.

Şöyle Pantheon'u gören bir terasta yemek istedik.Ama bazı restoranlar çocuk almıyorlar.Bu konuda biraz zorlandık.Ayrıca önceden rezarvasyon yaptırmak şart.Zira tüm turistlerin bizim düşündüğümüz şekilde bir akşam yemeği yemek gibi bir amaçları var.Otelimizin resepsiyonunda bulunan kişiler bize her konuda olduğu gibi bu konuda da yardımcı olup bir yer ayırtıyorlar. Herakleidon'da "Sin Athina" Teras-Bar-Restoran.Epeyce bir basamak yukarıya çıktıktan sonra güzel bir yer. Hakikaten karşımızda Parthenon. Ormanlık bir tepede yükseliyor. Yemekler ve servis çok iyi.

Yavaş yavaş güneş batıyor.Güzel bir manzarada nefis bir yemek.Çıktıktan sonra cadde boyunca yürüyoruz.Bizim incik boncuk satıcıları burada da var.Gece pazarı kurulmuş.Bizim Türkçe konuştuğumuzu duyan bir antika satıcısı uzun yıllar İstanbul'da yaşadığını anlatıyor.Vatanıymış gibi bahsediyor.Özlem dolu. .

.

İnsanların değişik hikayelerini dinlemek hem güzel hem de hüzünlü.Hayat gece devam ediyor..Atina çok büyük bir şehir değil. Dönüp dolaşıp aynı yere varıyorsunuz. Geze geze otelimize dönüyoruz.

Ertesi günün sabahı taksi ile Akropolisin kapısına giderek kuyruğa girdik. Ama taksici bizi ana kapının orada değil de yan kapıda bırakmış.Güney yamacı kapısı. Bu arada Avrupa Birliği 65 yaşın üzerindekilerden bir indirim söz konusu iken eğer birlik üyesi değilseniz bu haktan yaralanamıyorsunuz.Ayrımcılığın bir başka versiyonu. Neyse epeyce bekledikten sonra biletlerimizi alabildik. Fakat oradaki yetkili yanımıza gelerek bebek arabasını bırakacak yerin ana kapıda olduğunu söyleyince kızmadık değil. Pek iyi bir organizasyon yok.

Akrapol 2005 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirasları Listesine alınmış.

Böylece biz de ana giriş kapısına yürümeye başladık. Bu caddede Akrapol Müzesi,satıcılar,faytonlar,bir şekilde girişi hedeflemiş turistler.

Hava çok sıcak.Biz de sularımızı alıp yürümeye başladık. Daha tepeye tırmanacağız.Ana giriş kapısı kalabalık.Bebek arabası bayağı sorun oldu. Yerleştirmek .

vakit aldı. Bu kadar dünya tarafından tanınan ve bilinen bu yerde bence ona yakışır bir düzen yok.Girişten sonra hafif basamaklarla yukarıya doğru tırmanıyorsunuz.Demir kapılar ve turnikelerden sonra birdenbire serbest kalıverince biraz sersemledik.Neyse başladık tırmanmaya.

Aslında Hellenistik şehirlerde ,şehrin en yüksek yerine verilen ad Akrapol.Atina da bu şehirlerin en önemlisi olduğu için bu tepedeki tapınaklar,yapılar en bilinenleri.Şehrin ilk önce bu yüksek bölümüne yerleşen halk nüfusun artması sonucu buradan aşağıya inerek tepedeki yapılaşmayı sadece dini merkez olarak bırakmış.Tarihi M.Ö 448 yıllarına dayanıyor.

Herode Atticus Odeonu.

M.S 161'de varlıklı Herode'un kendi adını verdiği ölen hanımı için yaptırttığı bir eser.İlk yapıldığında çeşitli tiyatroların oynandığı ve müzik çalgılarının dinlendiği bir anfitiyatro.5000 kişi alabiliyor.Akustiği gayet iyiymiş.Ama Herode öldükten sonra kimse ilgilenmediği için odeon harabeye dönüşmüş.Sadece sahnenin arkasında bulunan duvarı kalmış.Bugün yenilenen anfitiyatroda birçok konser,opera ve tiyatro eserleri sahneleniyormuş.Buradan tüm Atina'yı görebilirsiniz.

Önce Pers istilasına uğramış.Yunan birliğini sağlayan Perikles bu kayalık tepede Parthenon Tapınağının yapımına başlamış. Tam on yıl sürmüş.Akropolisin tümünün ortaya çıkması için yüzyıl geçmesi gerekmiş.Halen restorasyon çalışmaları devam etmekte. Girişte iyi bir organizasyon olmamasına karşın tepeye vardığınızda adım başı sütunları koruyan görevlilere rastlıyorsunuz. Bayağı abartmışlar . Bizim güzelim Efes'i düşünürsek.

Yok sütuna değdiniz yok elinizdeki içeceği bırakın gibi…Devamlı uyarı halindeler.İnsan elinde olmadan bir hata yapmayayım diye devamlı tetikte geziyor. Bu da sıkıcı.Kalabalık o kadar fazla ki adım atmakta zorlanıyoruz.Sıcaktan sürekli su içiyoruz. Pantheon'un sütunları arasındaki tahta köprüden geçerek meydana geliyoruz.

Parthenon şehre adını veren Yunan Mitolojisinde Zeka ve Akıl Tanrıçası Atena adına yapılmış olan bir tapınak.Mitolojiye göre Tanrıların Tanrısı Zeus günün birinde dayanılmaz baş ağrısı çeker.Başı o kadar fazla ağrır ki ağrıyı başından çıkarıp almak için Zeus'un başını yararlar.Bir de bakarlar ki beyninin içine Atena yerleşmiş.Yani Atena ,Zeus'un başından doğan tanrıçadır.Mitolojide normal olarak Zeus için yapılmış tapınakların şehirlerin en yüksek yerinde yer alması gerekirken anlatılan bu mite göre nasıl beden altta baş yukardaysa Atena adına yapılan tapınaklar da babası Zeus'un adına yapılmış tapınakların bir üstünde yer alırlar.Özellikle bu olgu,Atina,Bergama ve Priene'de karşımıza çıkar.Zaten adı geçen şehirlerin hepsi Atena'nın kutsal şehirleridir.Antik çağda tapınakların içine insanların girmesi yasaktır.İçeriye sadece din adamları girebilir ve tapınakların içinde tanrıların heykelleri ve halkın getirdiği adaklar hediyeler ve kutsal hazineler bulunur.Halk sadece dışardaki sütunların çevrelediği bölüme girilebiliyormuş.Esas tapınağın içi kalın duvarlarla kaplıymış.(Naos denilen bölüm)

Erechteion Tapınağı

Akropol'ün en son yapısı.Heykellerin asılları müzede.Buraya kopyaları konmuş.Atena adına yapılmış.Bu yapı büyük tapınaktan daha çok hoşuma gitti.Tam Parthenon'un karşısına bir seyir tepesi yapmışlar.Herkes çıkmak çin yarışıyor ama diğer taraflardan pek farklı değil. Bazı yerlerde zeytin ağaçları var.İnanışa göre zeytin ağaçları barış ve refahı simgeliyorlar.Aslında doğru.

Tepeden inerken bir de antik tiyatro "Dyanisos" var.Biz sadece yukarıdan bakmakla yetindik.Aşağıya kadar inemedik.Dönüşte Plaka'ya gitmek için fayton keyfi yapmaya karar verdik.

Artık yemek yeme zamanı Plaka'da bir dizi restorandan birine oturduk.Bu arada fişlerde her yazı Yunanca.Ancak siz sorarsanız o zaman latin alfabesiyle size yazıyorlar. Geleneksel Yunan mutfağının sunulduğu bir dizi restoran bu sütunun etrafına sıralanmış. 

"Lysicrate"

Böyle olunca da bu tarihi sütun nedir diye merak ettim.Antik çağda her dört yılda bir Mitolojide Şarap Tanrısı Dionysos adına yarışmalar düzenleniyormuş.Özellikle korolar,müzisyenler,yazarlar bu yarışmaya hazırlanırlarmış.Şehrin ileri gelen zenginleri bu sanatçıları mali olarak desteklerlermiş.Bu sütunun başında bir küçük taç var.Bu yarışmayı anlatmak için şehrin ortasına dikilmiş. Koro şenliğine birinci olan kişinin anısına zengin halktan bir destekçi tarafından.

Yemekler ve ortam çok güzel.Özellikle balık tam da tadında kızarmış.Ağaçların arasında ufak zarif Yunanistan'a has detaylarla süslenmiş.

Yemekten sonra biraz daha dolaşıp otele döneceğiz. Zira bugün Girit Adasına uçacağız.Ayrıca buraya gelmeden çok methini duyduğum Brettos'a da uğrayacağız.Ve tabii Yunanlı askerlerin devir teslim törenini izleyeceğiz. Atina'ya böylece iki tam günü ayırmış olduk.

Brettos

Atina'nın en eski içki fabrikası.İlk defa 1909'da üretime başlayan fabrika Plaka'da.O zamanlar buranın kurucusu Michael Brettos işe Uzo , Rakı ve İzmir'deki aile büyüklerinin tarifleriyle likör üreterek başlamış.Aynı zamanda burası Avrupa'nın en eski ikinci içki fabrikası.Duvarlardaki renkli şişeler güler yüzlü sahibi ile tanışmak gerek. Sizden hemen yaşını tahmin etmenizi istiyor.Bu genç görünümünün spor ve bu içkiler olduğunu söylüyor.Çok hoş bir bar.Keyifle tadına baktığınız likörlerden satın alabiliyorsunuz.Pek ucuz değiller.

Syntagma'da 1031 yılında Roma katolik manastırının çan kulesi.1850'de restore edilmiş,Şimdilerde Rus ortadoks kilisesi olarak kullanılıyor.

Osmanlının bıraktığı eserleri görebiliyorsunuz.

Syntagma Meydanında askerlerin nöbet değişim törenini izleyebilmek için bir kafeye oturuyoruz. Buraya gelirken ellerinde yazılar protesto yapan bir gruba rastlıyoruz.Maaşlarını eksik buluyorlarmış.Sonra halktan biriyle konuştuğumuzda halk memnun olmadığı her şey için itiraz hakkını kullanıp gösteri yaparmış.Güzel demokrasi varlığını hissettiriyor.

Eski Parlemento Binasının önünde Meçhul Asker Anıtının önünde her saat başı Yunan askerleri nöbet değişim töreni yapıyorlar."Evzones" Töreni. Askerlerin boyları çok uzun .Giyimleri,etekleri,bacaklarını doksan derece kaldırışları.. Değişik bir tören.Binanın boyaları falan dökülmüş .

Tören bittikten sonra geniş kaldırımdan biraz yürüdüğünüzde güzel bir parka geliyorsunuz.Ağaçlar ulu.Tam nefes alınacak bir yer. İzmir'in fuarı gibi.Şehrin karmaşasından sizi kurtarıyor.

Parktan bir taksiye atlayıp otele bavullarımızı almaya gittik.Oradan da havaalanına yine bir taksi ile vardık.Bir hayli trafik var.Allahtan şöför tenha yolları bildiği için çabuk geldik.İç hatlardan uçağımız 19.50'de Heraklion'a.Burada birşeyler yiyelim dedik,bilirim havaalanlarında ücretler yüksek olur ama burada hem çok fazla hem de kalite ve hizmet yok.

3 yorum

  • tutu... dedi ki:

    Ben yazının devamını bekleyenlerdenim, çünkü yıllar önce sizin de yazdığınız gibi gemiyle ve de sadece Heraklion´a gidenlerdenim…Oysa daha sonra enfes bir doğası olduğunu okuduğum kitaplar oldu ve tekrar gitmeyi istediğim bir ada..Detaylı ve bölüm bölüm yazdığınız için (sitede bu tarz yazan bir kaç arkadaşımızın olduğu gibi) yazılarınız her zaman iyi birer klavuz oluyor.

  • besteerbak dedi ki:

    Beğendiğinize çok sevindim.Devamını yazacağım.Bir hayli de uzun.Sevgiler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*