Atha Cliath ya da Dublin…

Atha Cliath’mış bir zamanlar Dublin….
Bir zamanlar kendilerine ait bir dilleri o güzelim Galce’si varmış..  Éire imiş zaten Irland diye bilinen ülke de.. Sonra ne mi olmuş..İngilizler gelmiş.. Dublin olmuş Atha Cliath ve İngilizce de olmuş resmi dil Galce’nin yanında..

Taksi şoförü, esas İrlanda dilinin hala ülkenin batı kıyılarında diğer bütün İrlanda kültürü ile yaşatıldığını söylüyor.. Oysa Dublin’de sokak tabelalarının İngilizce isminin hemen üstünde bir başka tabelayla orijinal isimleri de yer alıyor ki bu mecburi bir uygılamaymış.. İlkokullarda da mecburi olarak Galce hala okutuluyor.. Bir ülkeyi bütünleştiren ana unsur dil… ve bir milletin dilini kaybetmemek için aldığı inanılmaz tedbirler.. ve güzelim Türkçesinin içine hiç de sömürgeci davranmayan Amerikalılara inat!? İngilizceyi caaaanı gönülden sokmaya çalışan biz Türkler…

Hal böyleyken… Dublin’de kalacağımız oteli buluyoruz.. O da ne!!!! Yanlış ötesi bir seçim… İstanbulluların anlayacağı bir şey olacak belki ama günlerce ince eleyip sık dokuduğumuz kalma seçiminde bulduğumuz bölge, çıka çıka İstiklal Caddesinin ikiz kardeşi çıkıyor.. Yani barlar sokağı.. Yani gezmek, yiyip içmek için evet ama kalmak için kocaman bir HAYIR!

Temple Bar Bölgesindeki Morgan Hotel’di seçimimiz.. Hem bölgeyi hem de oteli hiç tavsiye etmiyoruz..

Bölge malum.. Dublin havaalanından şehir merkezine geldiğimiz otobüste, bir sonrakinin kuyruğunda ve havaalanının her yerinde onlarca genç vardı 18 – 25 yaş grubu… Bir anlam verememiştik.. Meğer sonra anladık ki Dublin, Avrupa gençliğinin hafta sonu buluşup çılgınlar gibi kopma noktasına geldiği yer.. Ama ne kopma… Gerçek bir korku filmi gibiydi.. Sarhoş onlarca genç, belediye otobüslerine ellerindeki cam şişeleri fırlatıyor, birbirini tanımayan kızlar erkekler yolda yürüken karşılaşıp olabilecekleri en yakın temasa geçiyor, İstiklal Caddesi’nin daha pervasızı İstanbul terbiyesi görmemişi 🙂  Temple Bar geceyi sabaha bağlayan saatlere kadar durduramıyor kendini!???!!!

E tabii bundan keyif alacak yaş grubu da olabilir aramızda… :))) Önden buyursunlar ve bakalım herhangi bir abartı var mı anlattıklarımda; anlasınlar 😉

Ertesi gün, Dublin, Dr Jekyll – Mr Hyde misali Liffey Nehrinin durgun sularıyla, Trinity Kolejinin uçsuz bucaksız bahçesinin dinlendirici yeşiliyle, olabildiği en masum en duru tavrıyla çıktı karşımıza..

Küçük bir şehir Dublin… O yüzden rahat bir ayakkabıyla yürüyerek gezebilirsiniz bütün önemli yerleri..
Karşınıza bir anda Chris De Burgh’ün okulu bırakıp ilk sahne aldığı bar da çıkabiliyor, U2’nun Liffey Nehrine bakan oteli de, ünlü yazarları James Joyce’un sizi selamlayan heykeli de.. O küçücük kentin havası ünlü rock sanatçı ve gruplarının; Nobelli edebiyatçıların yeşillenmesi için çok uygunmuş demek ki..

St. Stephen’s Green şehrin güzel parklarından biri..Bunun dışında gezmenizi tavsiye edebileceğimiz bir diğer yer Trinity College’ın içi..  Ve elbette Book of Kells.. İnanılmaz bir kütüphane, el yazmalarının sıralandığı rafların boyunu görebilmek için başınızı en geriye atmanız gerekiyor.. Kitap düşkünlüğünüz varsa benim gibi tam bir mabed!… Grafton Street de biz bayanların bir iki birşey ??!!?? alması için gereken bütün dükkanların sıralandığı caddesi Dublin’in..:)) Ama bir dükkandan diğerine geçerken elbette bir arp sanatçısı, bir soprano, bir kukla oynatıcısı sizi yerinize çakabiliyor.. o yüzden gerekli biriki şeyin alınması azıcık uzun sürebiliyor :))

Bu arada öğleden sonra için Cork Hill’deki “Queen of Tart”ta mola vermeyi unutmayın, yanınıza fotoğraf makinanız da olsun çünkü hem görsel hem de lezzet olarak inanılmaz güzellikte tartlar, kekler yapıyorlar.. Taşra dekorasyonlu bu cici cafenin bulunduğu sokakta bit pazarı da kuruluyor cumartesi günleri; kimbilir belki bulamadığınız bir U2 plağına denk gelirsiniz.. 

Ve rekorlar kitabına da adını veren Guinness… Fabrikasında nasıl üretildiğini görebiliyorsunuz eğer vaktiniz ve para durumunuz rahatsa gezebilirsiniz de.. Ama en azından tadın mutlaka bir pub’da..

En üstteki 4 parmak kremasıyla ale tipi biraların en lezzetlisi bence Guinness..Hiç içmediyseniz denemeden sakın dönmeyin.. ve bu birayı koyma ritüellerini de lütfen kaçırmayın.. İki partide… ağır ağır… kremamsı  köpüğü yüzünden…

Guiness  Fabrikasına giderken İrlanda’nın en eski pub’ı, 1198 doğumlu Brazen Head’e uğramadan geçmeyin sakın.. Kendinizi tarihi bir film setinde sanabilirsiniz.. Ve her akşam İrlanda müziği var.. İnanın keyifli bir deneyim Brazen Head..

Ve Liffey nehrinin kenarında da güzel birçok restaurant var.. Biz bir İtalyan restaurantında yemiştik ve son derece lezizdi herşey..

Dublin çocukla pek gidilecek bir yer değil.. Hatta 8 yaşındaki oğlumun büyüdüğünde Dublin’de okuma isteği olursa nasıl engellerim diye şimdiden düşünüyorum… :)))

Hep bir yolunuz olsun,
Yolunuz açık olsun…


10 yorum

  • mugeyidogan dedi ki:

    Meave Binchy’ nin kitaplarını okudum okuyalı Dublin en çok görmek istediğim yerlerden biri haline geldi. Gerçi o kitaplarda Dublin mazmut,tutucu bir şehir gibi anlatılıyor hep. Dublin’ in çılgın tarafını ilk kez sayenizde öğrenmiş oldum…

  • jimini dedi ki:

    heyoo işte beklediğim Dublin yazısı :)) teşekkürler.

  • september dedi ki:

    herkesin yazısında fotoğraf var sizde niye yok diyecektim ki yan tarafta gördüm, sitenin yenisiyim alışıcam zamanla 🙂

  • rome_o dedi ki:

    U2 ,Bira,yağmur ,kapalı hava ve neşeli insanlar irlanda ve dublin denilince aklıma gelenler .güzel gezmişsiniz darısı başıma artık 🙂

  • Freebird dedi ki:

    anlaşılan herkesin beklediği Dublin yazısı sonunda yazılmış keyifli ve güzel yazı olmuş özellikle merak ettim guiness fabrikası görmek isterdim

  • desree dedi ki:

    Cevap buraya böyle mi yazılıyor bilmiyorum..:) ama bir teşekkür etmek istedim herkese.. son derece keyif alacağım bir siteyi keşfetmiş olmaktan çok ama çok mutluyum..

    Yakında İskoçya Highland gelecek.. Hazırlıyorum 😉

  • desree dedi ki:

    Bu arada, bir iki düzeltme ve ekleme de yaptım yazıya…İlk yazı ilk heyecan unutmuşum bazı şeyleri…

  • MIYU dedi ki:

    çok hoş ve ilginç bir yer anlaşılan Dublin ve siz de çok samimi bir şekilde aktarmışsınız. Ellerinize sağlık

  • jimini dedi ki:

    İskoçya’ yı da merakla bekliyorum

  • Benny dedi ki:

    Sırf İrlanda müziğini iliklerimde hissetmek adına orda olmayı çok arzu ediyorum..Samimi yazınız ve verdiğiniz güzel bilgiler için çok teşekkürker..ve evet gittiğiniz yeri ne kadar hissettiğinizi ben yazınızı okurken hissettim..Merakla yazılarınızın devamını bekliyor olacağım..Yüreğinize sağlık

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*