Atalarımın İzinde 1

İzlanda’da ki volkan patlaması sonrası alt üst olan hava trafiğinde uçuşların iptal edileceği korkusunu yaşayarak, ama sonra da gayet sorunsuz şekilde Arnavutluğun başşehri Tiran’ın Rahibe Tereza havalimanına 1,5 saatlik bir uçuşla ulaştım. Burada bir günüm var ve çok planlı olarak burayı bitirmek zorundayım. Bu sefer ki yolculuğum tamamıyla büyük dedemin doğduğu ve özgürlüğü için çalışıp savaştığı yerlerin keşfi içindi.

Arnavutluk bize vize uygulamayan ülkelerden. Girişte bayağı alımlı ve güzel Arnavut memureler çalışmakta ve gelen yolcuların girişlerini yapmaktaydılar. Kimisi oldukça hızlı çalışmakta kimisi ise insana fenalık getirecek kadar yavaş. Neyse fazla beklemeden çantam çıktı ben de hemen dışarıda beni bekleyen araca koştum. Dediğim gibi 24 saatim ve gezilecek çok yer var.

Yaklaşık 35 dakikalık bir yolculuk ile Arnavutluğun Adriyatik denizindeki şirin tatil şehri Durres’e geliyorum. Durres tam 40 yıl önceki Marmaris gibi bir yer. Büyük ve eski püskü komünist dönemde inşa edilmiş binalar… Aslında keşke bu şeklini koruyabilseler. Çünkü burada da AB yardımı adı altında hemen bir sürü yatırıma ve inşaata girişilmiş. İnşaatların çoğu tabi ki otel. Durres meydanına çok güzel ve büyük bir cami var. En hareketli sokağın başında bir meydan, daha yukarı kotta olan cami diğer köşede belediye binası. Şehre girerken ve meydana yaklaşırken komünizm döneminde yapılmış eski püskü ve dökük durumdaki sosyal konutlar bize eşlik ediyor. Bu meydanda biraz durduktan sonra şehrin içinden geçerek önce deniz kenarında uzanan piyasa caddesinde geziniyorum. Herhangi bir lisan bilmeyen şoförüm Julius ile yarım saat sonra buluşmak üzere tarzanca anlaşıyoruz. Bazı Türkçe kelimeler biliyor. Zaten burada kendinizi iyi hissediyorsunuz. Türkler çok sevilmekte, Türkçe konuşulmakta, birçok Türk malı var.

Arnavutluk küçük bir ülke 2 milyon nüfusu var. Halkın % 70 i Müslüman. Arnavutça ana lisan. Çok fakir bir ülke herhalde Moldavya’dan sonra Avrupa’nın en fakiri ama destek başlamış. Özellikle AB büyük ve yeni binalar yapmaya başlamış. Piyasa caddesi çok hareketli değil çünkü havalar daha yeni yeni ısınmaya başlamış vaziyette. Bir kaç yaşlı balıkçı kıyıda balık tutmaya çalışmakta. Genelde buradaki insanlar çok sevimli değiller, sizinle pek iletişim kurmuyorlar. Birkaç çocuk kay kay yapmakta. Arnavutluk’ta çok sayıda rastlanan Meçhul asker anıtlarından burada da görkemli bir tanesi mevcut. Julius ile buluşup hemen caddenin karşı tarafında hala dayakta duran Durres kalesinin surlarının içindeki amfi tiyatroyu gezmek istiyorum. M.Ö 200 yılında inşa edilen bu tiyatro bizdeki benzerlerine nazaran tabi ki çok sönük kalmakta. Ancak İmparator Hadrian döneminde yapılan tiyatro bu bölgenin ve döneminin en büyüğüymüş. Ancak dediğim gibi koskoca alana bakan sadece gişede bilet kesen kadın görevliden başka kimse yok. Gezen de bir tek ben. Durres ilkbaharda en fazla 2 saat içinde bitirilecek bir şehir. Bende öyle yapıp Tiran a geri dönüyorum. Şoför bana araçla bir Tiran turu attırıyor – ki yaklaşık 15 dakikada Tiran bitiyor – otele geliyorum.

Kaldığım otel görülmesi gereken tüm olayların olduğu Skanderberg meydanındaki Hotel Tirana International. Otel seçimi bence kısa (bir gün) kalmak için çok doğru. Aslında artık Tiran da başka iyi oteller de var.Roges Hotel ve Qemal (Kemal) Stafa stadyumunun yanındaki Sheraton çok daha yeni ve daha iyi ama burası da yenilenmiş odaları ve her yere yakınlığı ile iyi bir seçim. Eşyaları bırakıp camdan şehri tanıdıktan sonra- kaldığım oda 14 kat ve tüm Tiran ayaklarınızın altında – hemen attım kendimi yine sokaklara.

Meydanı ve üzerindeki müzeyi ve de Ethem Paşa Cami ile saat kulesini ertesi güne bırakmaya karar verdim. Yürüyerek önce Piramit’e geldim. Burası Enver hoca zamanında inşa edilmiş sonra ailesi tarafından müze haline getirilmiş, şimdilerde ise yani demokrasiye geçitken sonra bir TV stüdyosu olarak kullanılan eski bir bina. Bu arada Enver Hoca burada hiç sevilmemekte. Binanın tam karsında büyük bir park “Youth Park”(gençlik parkı) ve içinde de ismi Taiwan olarak bilinen modern bir bina var. Parkın kenarından Tiranın ortasından geçen Lana nehri akmakta. Bu nehrin sağ kısmındaki caddenin adı Jan Dark solundaki Bayram Curi. Gelelim Taiwan binasına. Burası Arnavutluk standartlarına göre bir eğlence merkezi. İçinde restoran, kafe, bar var. Tabi bizim alıştıklarımızın çok daha küçük ve basit versiyonlarında. Le Cafe de bir bira içerek yağmurun dinmesini beledim. Hava kararırken kalkıp yürüyerek tekrar otele döndüm ve bir duştan sonra tekrar çıktım sokağa. Hemen otelin arkasından geçen hareketli sokaklardan geçip Taiwan’ın daha ilerisindeki Blloku bölgesine geldim. Burası çok hareketli ve de gençlerin kalabalık bir şekilde bulunduğu bölge. Akşam yemeği ve eğlence için en güzel bölge burası.

Tiran da gördüğüm kadarıyla anormal bir bar kafe patlaması var, ama buna karşılık restoran çok yok. Küçük pizzacılar, döner ve byrek ( börek) salonları – en fazla 20 kişilik – var insanlar ellerinde veya ayaküstü yemekteler, ama çok sayıda bar var. Blloku da herhalde 100 e yakın mekân var ve bunların 90 ı kafe bar. Blloku bölgesi eskiden Enver Hoca’nın oturduğu yer olduğu için bugün bu kadar kalkınmış durumda diye düşünüyorum. Tiran halkı daha sempatik en azından barda falan oturunca sizinle konuşuyorlar. Genel olarak Arnavutlar kesinlikle çirkin bir ırk değiller. Hatta güzeller bile denilebilir. Kusurları hem kadınların hem de erkeklerin kısa boylu olmaları. Bir de sokakta hiç şişman Arnavut görmedim.

Yemekleri çok fazla seçenekli değil. Demin de bahsettiğim gibi döner ve börek var. Et ağırlıklı ve de tatlı olarak helva, baklava ve kadaif (kadayıf) var.

Ertesi sabah sabahın altısında bangır bangır – ki diyebilirim ki bizimkinden daha yüksek ezan sesi ile uyanınca Müslüman bir ülkede olduğumu hatırladım. Ezan sesi buranın en eski ve görülmesi gereken Et’hem Bey camiinden gelmekteydi. Kalkıp hazırlandıktan sonra bu sefer de saat 07.30 de anormal bir trafik gürültüsü ile karşılaştım. Önce Et’hem paşa camiini gezdim. Çok güzel süslemeler var ve saat 11 e kadar insanlar içeride ibadet ederken bile aralarına girip gezinip fotoğraf çekebilmektesiniz. Bu cami komünist dönemde de korunmuş olan tek dini bina. Cami 1793 yılında yapılmış. İç kısmındaki duvar boyamaları şahane. Hemen yanında Kulla e sahatit yani saat kulesi var. Saat kuleleri Osmanlı döneminin önemli İslami sembollerinden biridir. Bu kule de 1928 yılında Haxhi(Haci) Et’hem bey tarafından yapılmış, 90 basamak ile tepeye çıkabilmektesiniz. Otelden çıkıp camiye gelmeden önce (100 metre) Opera binasının önünden geçmek gerekmekte. Yine komünist mimarinin önemli örneklerinden biri. Çok büyük, kasvetli ve çirkin. Ethem bey caminin karşınında Tiranın 1404 yılındaki kurtarıcısı olduğu inanılan Skandenberg’in büyük bir heykeli var. Ben oradayken heykel tadilattaydı. Ama yine de büyük ve ihtişamlıydı. Meydanın çevresindeki büyük binalarda bakanlıklar ve devlet daireleri var. Yürüyerek 1981 yılında yapılmış National Museum of History e (Ulusal Müze) geliyorum. Binanın önemi cephesindeki büyük mozaik pano. Arnavut halkının 2. Dünya savaşındaki özgürlüğü için direnişini gösteren pano gerçekten şehrin en bilinen karesi. Müzeyi hakkıyla gezebilmek için bence 1-1,5 saat kâfi. Çünkü antik dönemler çok ilgi çekici değil. 1890’lar dan sonrası ise, özgürleşme, sonradan komünizm ve sonrasında demokrasi hikâyesi ilginç. Burada benim büyük dedemin de izlerini aradım birkaç fotoğrafını ve ismini gördüm ama esas olanlar üniversite ve bakanlık arşivindeymiş ve ancak özel izin ile ulaşılıyormuş. Müzelerde fotoğraf çekmek yasak, hala baskı dönemindeki gibi müzedeki her galeride 2 bayan görevli dik dik size bakmakta ve sizi izlemekte. Müzeyi bitirip Blloku bölgesinde bulunan Skytower isimli binanın tepesinden Tiran’ı tepeden seyredip, semtin ara sokaklarından Rahibe Tereza Üniversitesine kadar geliyorum, meydandaki gençler ile biraz sohbetten sonra hızlı adımlarla otele dönüp beni Makedonya Ohri ye götürecek arkadaş ile buluşmak üzere otele dönüyorum. Görmek için Tiran ve Durres’e hakkıyla 24 saat yetmekte.

1 Yorum

  • NEŞE dedi ki:

    20-30 yıl sonra gidecekler Durres i nasıl bulacaklar diye kendime soruyorum,müthiş bir yer olacağını tahmin ediyorum…Tiran a her giden sizinle aynı noktalara değiniyor,özellikle Bar bolluğundan bahsediyorlar..Dini alanda Suudi Arabistanın çok para döktüğünü okumuştuk,siz de sezmişsinizdir belki ?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*