Arabayla Balkanlar Arnavutluk 2


Arnavutluk
Sabah erken saatlerde Ohrid’den aracımızın deposunu doldurarak. Dubrovnik’e doğru harekete geçiyoruz. Geçmemiz gereken 2 ülke ve gitmemiz gereken 600 Km mesafe var. Yolumuz oldukça uzun. Ohrid’den Struga yönünü takip ederek, Ohrid Havalimanını geçip, karşımıza gelen Yahya Kemal Türk Koleji’ni de geride bırakarak, yarım saat gibi bir sürede Makedonya’nın Cafasan sınır kapısına varıyoruz, pasaport işlemlerini yapan polis Makedonya sınırları dışına çıkamayacağımızı söyleyerek bizi heyecanlandırıyor. Neden olduğunu sorduğumuzda aracınız rent a car bu nedenle çıkamazsınız diyor. Rent a car şirketini bu konuda bilgilendirdiğimizi ve bu şartlarda aracı kiraladığımızı söylüyoruz. Kontrol etmek için, şirketi arayacağını söyleyip yanımızdan ayrılıyor. Geldiğimizde bizden başka araç olmayan, oldukça tenha olan bu kapıda, arkamız sıra araçlar birikmeye başlıyor. 15 dk. lık bir beklemenin ardından kapıdan geçerek. 200 Mt. İlerdeki Arnavut sınırına geliyoruz.

hiç beklemeden pasaport kontrolünden geçip, 3 milyonluk nüfusa sahip, Kartalların Yurdu, Arnavutluk sınırlarından içeriye giriyoruz, yolun sağında bir Bunker(sığınak) bizi karşılıyor. Enver Hoca zamanında, olası dış saldırılara karşı halkın korunması için yaptırılmış, üstleri yuvarlak, beton ve çelikten yapılmış, sayısı 600 bin civarında olan Bunker’lerden Arnavutluk’un her yerinde görmek mümkün. 1908’de Osmanlı Toprağı olan Arnavutluk’un Gjirokaster kentinde dünyaya gelen Enver Hoca, 41 yıl aralıksız iktidarda kalmış. SSCB’nin Kruşçev döneminin başlamasıyla tüm ülkelerle ilişkisini keserek, dünya ile ilişiksiz, kendine yetme politikası izlemiş. Kanunla dini yasaklamış, kilise ve camileri kapatmış. 1985’te Tiran’da ölmüş. Günümüz Arnavutluk’ unda hiçbir yerde adına rastlanmaması ve 92 yılında Savaş Kahramanları Mezarlığındaki mezarının, küçük yerel bir mezarlığa nakli Enver Hoca izlerinin silinme gayretinin bir göstergesi olmalı.

Topraklarının %70’i dağlardan ve tepelerden oluşan Arnavutluk’un ilk sakinleri İliryalılarmış. Sonrasında, Romalılar, Bizanslılar ve İtalyanlara ev sahipliği yapan Arnavutluk, 500 yıl Osmanlı hâkimiyetinde kalmış. Bu günkü ilk durağımız olan Tiran’a gidebilmek için Elbasan’a devam etmemiz gerekiyor. Arnavutluk’un Makedonya sınırından, Elbasan’a 65 Km bir mesafe var. Yolda bize eşlik eden, üstünden geçen tren görmediğimiz demir yolu, bir sağımıza, bir solumuza geçerek bizi Elbasan ‘a getiriyor. Elbasan’dan sonra Tiran’a gidebilmek için 2 seçenek çıkıyor karşımıza. 1) Durress üzerinden 2) Dağ yolunu kullanarak Gracen üzerinden ulaşmak. 2. Seçenek olan dağ yolu 30 km daha kısa ama yolun kötü olması sebebi ile zaman olarak aynı. Kendimizi riske etmiyoruz ve 1. Seçenek olan Durres üzerinden gitmeyi tercih ediyoruz.

Elbasan – Durres arası 100 km Durres’den de Tiran’a 40 km kadar mesafe var. Yol boyunca, yol kenarlarında, orada trafik kazasında ölenlerin anısına yapılmış küçük anıtlar görüyoruz. Anıtların hemen hemen hepsinde ölenlerin resimleri var ve üzerlerine çiçekler konmuş. Bu durum beni huzursuz etse de, dikkatimi yol üzerinde gördüğüm virane haldeki fabrikalara ve bunları gösteren yol tabelalarına veriyorum. Kominizimden kalma bu fabrikaların faaliyette olup olmadığını bilemiyorum, ama her biri terk edilmiş birer virane gibiler. Hemen aklıma Arnavutlukta araç kullandığım aklıma geliyor ve dikkati fazla dağıtmamak gerektiğini hatırlıyorum. Arnavut sürücüler kurallara uymuyor ve çok dikkatsiz araba kullanıyorlar. Kaza yapmamak için azami dikkat göstermek gerek. Arnavutluk’un ikinci büyük kenti, liman şehri Durres’e varıyoruz, geniş bir caddeden, Adriyatik denizini solumuza alarak ilerliyoruz, çocuklar acıktı kahvaltı etmek için kendimize uygun bir yer bakıyoruz.

Yolun karşısında gözümüze bir iki börekçi ilişiyor, geniş, çok uzun olmayan, üzerinde yüksek ve çirkin beton binalar olan caddeyi tamamlayıp, caddenin sonundan dönerek, bir tanesinin önüne yanaşıyoruz. Büyük bir tepsi peynirli börek istiyoruz, börek sıcak ve 8 parçaya bölünmüş olarak geliyor masaya, maalesef bu tada eşlik edecek çay yok. Ayran ve ice tea istiyoruz yanına. Yanımızda Arnavut parası Lek olmadığı için Euro olarak ödüyoruz hesabı. Tüm bu yediklerimiz için 12 Euro hesap ödüyoruz. Önemli bir hatırlatma, Arnavutluk’ da Tiran dışında kredi kartı kullanılmıyor. Tiran’da makine bozuk diyorlar. Her şey nakit. Kahvaltıyı tamamlayıp, yolun hemen arka tarafındaki plaja bakıyoruz. Çok uzun ve geniş sayılabilecek plaja sahip Durres, fakat plajda oldukça eski, bezden yapılma şezlongları görünce 20 yıl önceye gidiyoruz.

Durres’ten Yarım saatlik bir yolculuğun ardından, Dajti dağının eteklerindeki Tiran beliriyor önümüzde, İstanbul’u aratmayacak bir trafik ile hoş geldin diyor bize. Yoğun trafikte ilerledikten sonra, trafiğin sıkışmasına neden olan, kavşağa varıyoruz. Trafik lambalarının çalışmasına ve kavşaktaki polisin trafiği yönlendirme çabalarına rağmen, hiçbir sürücü umursamayarak gideceği yöne gitmeye çalışıyor. Dünyanın hiçbir yerinde göremeyeceğiniz kadar Mercedes arabayı, Arnavutluk’ ta görmeniz mümkün. Köylerde bile Mercedes var. İkinci el Mercedes cenneti desek yeridir. Aracımızı, Arnavutluk’un ilk üniversitesi olan Tiran Üniversitesinin önünden başlayan, Bulevardi Deshmoret e Kombit Bulvarı üzerinde ücretsiz olarak park ediyoruz. Sırtımızı, üniversitenin güzel binasına dönerek, cadde üzerinden yürüyüp İskender Bey Meydanına doğru ilerliyoruz. Şehir dümdüz bir alan üzerinde kurulu, caddeleri geniş ve çok sayıda boş alan, park ve bahçeler var.
 
Şehrin içinden geçen, Lana Nehri üzerinden geçip, İskender Bey Meydanına geliyoruz. Meydanın ortasında, devasa boyutta atın üstünde İskender Bey heykeli var. Bu heykel, sosyalizim zamanında Osmanlı karşıtları tarafından diktirilmiş. İskender Bey, Arnavutlar’ın halk kahramanı. Emathia prensi Gjon Kastroti’nin oğlu olan (Gjergj Kastroti )İskender Bey, II. Murat’a rehin olarak verilir. Edirne Sarayı’nda Müslüman olur ve içoğlanı olarak yetiştirilir. İskender ismi II. Murat tarafından kendisine verilir. Osmanlı Ordusundan askerleri ile birlikte kaçar. 1444’de Arnavut soyluları ile birlikte Arnavut Ligini kurar. Kruja’yı kendine merkez edinip, tekrar Hıristiyan olur. Birçok Osmanlı saldırısını püskürtür. Papalık Başkomutanlığı unvanını alır. Yaşamının sonun kadar Osmanlı’ya karşı direnir, ancak ölümünden sonra Arnavutluk Osmanlı egemenliği altına girer. İskender Bey Heykelinin, Osmanlı karşıtları tarafından dikilerek kendi dinleri ile bağdaşmayan, %75 Müslüman bir toplumun başkalaştırılmasına yönelik bir girişim olduğunu düşünmeden edemiyorum.

Makedonyalı Rahibe Teresa’nın Arnavutluk’a ömründe bir kez gelmesine karşılık her yere adının verilmesinin ve resimlerinin asılmasının da bu başkalaştırma çabalarının benim kafamdaki tezini doğruluyor. Meydanda düzenleme çalışmaları yapılıyor, bu nedenle araç ve yaya trafiği birbirine girmiş durumda. Meydanın etrafında bulunan barok tarzda yapılmış binalar devlet binaları olarak kullanılmakta. Fotoğraf çektikten sonra, Ethem Bey Camiine yöneliyoruz. Camii 1793 yılında, dönemin Tiran Valisi Ethem Bey tarafından yaptırılmış. Camiinin girişinde Ethem Bey ve Eşinin mezarları var. Cami tamamlanmadan önce ölmüş Ethem Bey, inşaatın kalan kısmı çocukları tarafından tamamlanmış. Enver Hoca zamanında, yüzlerce cami yıkılmış. Ethem Bey Camii yıkılmadan müze olarak kullanılmış. Komünizmin sona ermesinden sonra, 1991 yılında tekrar ibadete açılmış.

Yine Ethem Bey tarafından yaptırılmış olan, caminin hemen arkasındaki saat kulesinin önüne gelip, fotoğraflarını çektikten sonra. Meydandan geçerek, aracımızı bıraktığımız yere doğru dönüyoruz. Sokak ve caddelerde çok sayıda kafe, börekçi, pizzacı görmek mümkün. Aracımızı alarak, İşkodra’ya doğru yola çıkıyoruz. Hedefimiz, İşkodra’dan Montenegro’ya geçip, burayı dönüşe bırakarak transit geçip Dubrovnik’e ulaşmak. Tiran’dan, İşkodra 100 Km kadar. 1 saatten biraz fazla süren yolculuğun ardından varıyoruz. Yolda gördüğümüz çok sayıda İtalyan Plaka arabalarla geliyoruz buraya kadar. Yaz sezonu olması sebebi ile İtalya’ da çalışan çok sayıdaki Arnavut gurbetçinin dönüş yolunda olması, bunun nedeni. Evlerin çatılarına ve balkonlarına asılmış, Amerikan, İtalyan ve Avrupa Birliği bayraklarını görüyoruz ama anlamlandıramıyoruz.

Arnavutluk’un en eski yerleşimlerinden olan ve 1479’da Fatih Sultan Mehmet’in Osmanlı topraklarına kattığı İşkodraya varıyoruz. İşkodra Gölünü, Adriyatik Denizi’ne bağlayan 40 Km uzunluğundaki Bojana Nehri’nin üzerinde, yeni yapılmış köprüden geçerken, emekliye ayrılan, tahta ve demirden yapılmış eski köprünün bize hüzünle baktığını fark ediyoruz. Kafamızı biraz yukarı kaldırdığımızda da yıllara direnen Rozafa Kalesini görüyoruz. Aklımda ve gönlümde bıraktığım, İşkodra şehri ile bir başka sefere diyerek vedalaşıp, sınır kapısına doğru devam ediyoruz. İşkodra’dan Arnavutluk – Montenegro sınır kapısı 15 Km mesafede. Yer yer Bojana nehrinin kendini gösterdiği bu yolu 20 dk gibi bir sürede geçerek, sınır kapısına varıyoruz.

6 yorum

  • mertakinci dedi ki:

    bu güzel gezi yazınız ve fotoğraflar için ellerinize sağlık

  • cise dedi ki:

    araçtan dolayı geziniz biraz heyecanlı başlamış ama hemen çözmenize sevindim ellerinize sağlık

  • gezmen dedi ki:

    Yorumlarınız için çok teşekkür ederim.

  • NEŞE dedi ki:

    Ben bu yazıyı nasıl kaçırmışım ?Ben de sizinle beraber araba kullandım bu yolculukta…Doğu duvarları yeni yıkıldığında,1990 dan hemen sonra Polonya,Romanya gibi ülkelere de Almanya dan kiraladığınız araba ile geçemezdiniz,şimdi aşıldı zannediyordum bu zorluklar ama yine çıktı karşınıza..Çok teşekkürler keyifli bir yazıydı..

  • venividivici dedi ki:

    Arnavutlukta iken kendimi zaman makinesinde geri gitmiş gibi hissetmiştim 🙂 ama yine de her hali ile görülmesi gereken bir ülke …henüz ucuz iken gidilmeli bence … güzel anlatımınız için tebrik ederim .. ayrıca ; herkesin kötü , geri kalmış bir ülkeymiş gibi anlattığını görüp üzülüyordum .O kadar sıkıntılı bir diktatörlük döneminden çıkmışlar ki ellerinden gelen budur ve biz buna 3 bilemediniz 5 gün katlandığımızı anlatıyoruz fakat o insanların çok sevdikleri ülkesi olduklarını unutmamalıyız . kırıcı olmadığınız için teşekkür etmek istiyorum ..

  • gezmen dedi ki:

    venividivici değerli yorumunuz için teşekkür ederim. Gittiğim her coğrafyaya saygı duymuşumdur ve her coğrafyanın gidilesi,görülesi bir yanının mutlaka olduğuna inanırım. Arnavutluk hızla gelişmekte olan bir ülke, her gidişimizde dahada değiştiğine tanıklık ediyorum. Kosova’ya bağlanan yol muhteşem.Şimdi de Makedonya’ya yapılacak olan otoban yolunun çalışmaları var. Gelişime en büyük katkıyı sağlayan yolların yapımı ve alt yapı çalışmalarının ardından kendini dahada toparlayacağına inanıyorum. Arnavutluk büyük bir şantiye haline gelmiş,her yerde inşaat var. Kesinlikle gidilmeli ve görülmeli.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*