antakya; sokağın nereye çıkacağını bilmemek

Antakya; Hıristiyanların “kutsal şehir”i… En garip gelen yanı ülkede ve dünyada bu kadar kavga varken, Antakya’da o kadar farklı(!) grubun bir arada, birbirini sorgulamadan, yargılamadan, kardeşçe yaşaması. Aslında çok da “farklı” olmadıklarını anlatmaları. Benim yaşadığım, gördüğüm topluma o kadar uzak ki gördüklerim, bırakın farklı bir din, farklı bir kökene ait olmayı buralarda insanlar farklı saç rengi, farklı giyim tarzı olan, farklı mahalleden birilerine bile tahammül edemez durumda.Hâlbuki farklılıklar değil miydi hayatı daha eğlenceli, daha yaşanabilir kılan? Böyle bir kent Antakya, Hıristiyan, Yahudi, Türk, Kürt, Arap herkes bir arada ve herkes mutlu, kimse kimseden rahatsız değil.

Kente girdiğimizde yol bizi Antakya müzesinin önüne kadar götürünce, geziye buradan başlayalım bari dedik.Bilinçsizce en doğru yerden başlamışız. Müzedeki mozaiklerden haberdardık tabi ki ama bu denli etkileyici ve muazzam bir koleksiyon olduğunu bilmiyorduk açıkçası. Tabi Türkiye’deki müzelerin çoğunda olduğu gibi yine sergileme yanlışları ve yetersizlikleri vardı lakin göz hizasından yaklaşık 3 metre yukarıya yerleştirilmiş bir mozaiği görebilmek için epeyce geriye gidebileceğin genişlikte bir salon olması gerekir. Sergileyemesek de onca eseri müze bahçesinde umursamasak da sahip olduklarımızla övünebiliyoruz ne de olsa…Kültür ve turizm müdürlüğündeki turizm danışmanı çok yardımcı oldu.Öğle arası olmasına rağmen ilgilendi bizimle, nerde ne yenir önerilerini ondan aldık. Gayet de başarılıydı.

Antakya’da sokaklarda bir yeri aramadan, nereye çıkacağını bilmeden dolaşmak en keyiflisi galiba. Zaten bir süre sonra kapı tokmaklarına odaklanmış bir şekilde buluyorsunuz kendinizi. Aynı zamanda antikacı da olan kafenin sahibi anlatıyor; tokmakta eğer sağ el ve yüzük varsa, bu evde nişanlı kız var; sol el ve yüzük varsa, bu evde gelin var; yüzük olmayan bir el varsa da evlenecek kızımız var, demek istiyorlarmış meğer.Bugün hala birçok evin kapısında duran bu tokmakları nasıl çalıp da karaborsaya düşürmediler hayret doğrusu. Bir tanesinin antikacıdaki orijinal fiyatı 200 TL civarında.

Antakya’nın yemeklerini anlatmaya gerek yok zaten. O konuyu anlata anlata bitiremeyiz 🙂

3 yorum

  • NEŞE dedi ki:

    Yemekleri de anlatın,hem de detaylı lütfen…

  • DEEP73 dedi ki:

    bence Antakya harika bir şehir .. yemeklerini anlatmak gercekten yetmez bence tadan ve yaşayan biri olarak.. Antakya gidip o binbir çeşit yemeklerin tadına bakmak lazım bence hele harbiye de künefe yemek bambaşkadır..Teşekkürler paylaşım için..

  • GIO dedi ki:

    Antakya gerçekten de “anlatılamaz” bir şehir. Akrabalarımın bir kısmı orada olduğundan, bu şehre birçok kez gitme fırsatını bulduğum için kendimi “şanslı” sayıyorum; ancak kimse bana kapı tokmağının detayından bahsetmemişti. Bir sonraki gidişimde mutlaka dikkat edeceğim. Çok teşekkür ederim bu ince detay için.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*