ANADOLU’DA 3500 km. Bölüm 4 (27 -28 Ağustos 2012) Nevşehir(NYSSA-MUŞKARA) KAPADOKYA PERİ BACALARI-ORTAHİSAR-PAŞABAĞLARI VADİSİ- AZİZ SİMEON HÜCRESİ-ÇAVUŞİN-MUSTAFAPAŞA (SİNASOS )- AVANOS-UÇHİSAR

    Ana sayfaAvrupaTürkiyeANADOLU’DA 3500 km. Bölüm 4 (27 -28 Ağustos 2012) Nevşehir(NYSSA-MUŞKARA) KAPADOKYA PERİ BACALARI-ORTAHİSAR-PAŞABAĞLARI VADİSİ- AZİZ SİMEON HÜCRESİ-ÇAVUŞİN-MUSTAFAPAŞA (SİNASOS )- AVANOS-UÇHİSAR

27
Ağustos gecesi Ortahisar’da Burcu Kaya Otel’e vardık. Ortahisar
Nevşehir-Ürgüp karayolu üzerinde.

Antik
dönemde NYSSA ,Osmanlı İmparatorluğu zamanında da MUŞKARA
olarak bilinmekteymiş.

 Kapadokya , Nevşehir, Avanos ve
Ürgüp arasında kalan 300 kilometrekarelik volkanik bir bölge.
Adını Farsçadan almış
“Yağız
Atların Ülkesi”

anlamına geliyor. Bu bölgede
Asurlar,Hititler,Persler,Frigler,Bizanslılar,Eski
Yunanlılar,Romalılar ,Selçuklular Osmanlılar ve ilk Hıristiyan
toplulukları yaşamış .Bölgeye yakın olan
Erciyes,
Melendiz

ve
Hasandağı‘nın
püskürttüğü lav ve volkanik tozlar yaklaşık on milyon yıl
önce buranın Orta Anadolu yaylasından 200 m daha yüksek olmasını
sağlamış.Çağlar boyu yağan yağmurlar,esen rüzgarlar ve başta
Kızılırmak olmak üzere birçok akarsu, toprağı aşındırmış
yumuşak volkanik kısımlar oyulmuş sert tabakalar ise bundan
etkilenmemiş. Böylece peribacaları, koniler ve çeşitli yeryüzü
şekilleri oluşmuş. Bölgede yaşayan topluluklar da kayaları
oyarak ev, kilise ve yeraltı şehirleri yapmışlardır.

 Kapodokya’ya
ilk gelen Avrupalı gezgin 1700’lü yıllarda Fransız
Paul
Lucas’
mış.
Daha sonraları İngiliz gezgin
Ainsworth
burayı görünce çok şaşırmış ve yazılarında bu şaşkınlığını
belirten ifadeler kullanmış. Özellikle bölgede bulunan kiliseler
ve dini yapılar Hıristiyan dünyasının buraya olan ilgisini
arttırmış. 

Aslında
burada bir doğa harikasına şahit olmaktasınız. İnsan nereye
bakacağını nerenin fotoğrafını çekeceğini şaşırıyor.
Bölgeye yapacağınız  her ziyarette yeni  yerler
keşfetme olasılığınız fazla. Ama yerdeki ince toza dikkat edin.
Ayakkabılarınıza üstünüze başınıza sinen kumun temizliği
zor oluyor. 

Kapadokya’da
görebileceğiniz birçok yapı halen eski yöntem kullanılarak
yapılıyor. Yatırımcılar arazi değil de kaya satın alıyorlar.
Hatta çok ilginç kayaların üzerinde “Satılık”
ilanları var. Kayalar kolay oyuluyor  duvar kalınlıkları
arttıkça yapılar değer kazanıyor. Alınan kaya civarında yüzeye
yakın su kaynağının olmaması gerekiyor. Bu durumda yapı sağlam
olmuyor. Yörede bu işi yapan ustalar var. Kayalar içine oyulan
mekânlar yaz ve kış aynı ısıyı korudukları için şarap,
limon ve çeşitli erzak depoları olarak kullanılmakta. Bazı
oyukların içinde portakal kabuklarının kurutulduğunu gördük.
Evler birbirine geçme oyuklardan oluşuyor. Salon salamanje. Bir üst
kata çıkabiliyorsunuz. Ayrıca 1960’lara kadar bölge halkı da
bu mekânlar içinde yaşıyorlarmış. Halen de yaşayanlar var.
Ürgüp,
Ortahisar, Uçhisar, Avanos ,Çavuşin

yakınlarında oturmakta olanlara rastlıyorsunuz. Ama halk yeni
yapılaşmanın iyi olmadığını, kontrol edilmediğini söylüyor.
Buralara beton binaların yapılmaması gerektiğini belirtiyorlar.
Halk biliyor da bunlara izin verenler bilmiyor herhalde. 

Kaldığımız
otel de bir kaya otel. Sabah kahvaltıdan sonra ilk durağımız
Güvercinler
Vadisi
.
Yöre halkı yıllar boyunca haberleşme için kullandıkları
güvercinlere kayaları oyarak yuva yapmışlar. Güvercinler İslam
inancına göre aileye bağlılığın Hiristiyan inancına göre de
Tanrı’nın Ruhu’nun simgesi olarak kabul edilmekteymiş. Yedikleri
tahıllardan dolayı devamlı su içmek isterlermiş.Bu nedenle
güvercinlikler de su kaynaklarına yakın yerlere
yapılmışlar.Güvercinlerin gübresi en kaliteli gübre olarak
bilinmekte. 

Göreme’ye
inen yolun sağında “O Ağacın Altı” adlı tesiste kahve
içerken Göreme vadisini hayranlıkla izledik. Zelve yolu üzerinde
Paşabağları vadisinde durup peribacalarının en güzel
örneklerini gördük. Eskiden buraya

Rahipler Vadisi”

deniliyormuş. Üç başlı peri bacalarının birinde Aziz
Simeon
adına
yapılmış bir şapel ve inziva hücresi var. Oradan en güzel
fotoğrafların çekilebileceği
Derbent‘e
gittik. Burada deve, Meryem Ana gibi çeşitli figürlere benzeyen
oluşumları gördük. Tam bir masal ülkesi. Öğlen yemeğinden
sonra Ürgüp üzerinden Mustafapaşa kasabasına geldik. Eski adı
Sinasos
olan bu yerleşimde Rum ve Müslüman halk birlikte
yaşamışlar.1923’te yapılan mübadele ile Rumlar bölgeyi terk
etmişlerdir. Halen bir Rum kasabasının tüm özelliklerini
taşımakta.Çeşitli butik oteller var.”
OLD
GREEK HOUSE
“ta
bir kahve içtik.Yüksek tavan,işlemeli kapılar, duvar
resimleri,muhteşem bir yapı.Sanki zaman durmuş.Çok sakin.Burada
bir de kilise var. İmparator Konstantin ile annesi Helen’in adları
kilisenin kitabesinde okunabilir.Kasaba
UNESCO
Kültür Mirası

olarak kabul edilmiş.

Ortahisar’da
Antikacı “
Crazy
Ali”
ye
mutlaka uğramalısınız. Mükemmel bir şair. Duygu adamı. O kadar
güzel o kadar duygu yüklü şiirleri var ki, dinlemeye doyamadım.
“Ben şiirlerimi ay ışığında yazarım” diyor. Dolunayda
yürüyüşe çıkarmış. Bu aralar sağlığının pek iyi
olmadığını söylüyor. Memleketimin insanı. Elinden tutan olmalı
ki adını duyursun. Çok etkilendim. Bana hemen bir hediye verip
imzalıyor. Onun için değerli olan zevkle şiirlerini dinlemiş
olmamız. Birçok şair şiirlerini okuyamaz. Ali onlardan değil.
Mısraları o kadar güzel okuyor anlamını o kadar güzel yüklüyor
ki anlatmaya kelimeler yetmez. Gelen giden şiirlerini İngilizce,
Fransızcaya çevirmiş. Bazı sitelerde ondan söz etmişler. Ama
sanıyorum bu onu tanıtmaya yetmemiş.

Buradan
Avanos‘a
geçiyoruz. Avanos çok fazla turistin olmadığı bir yer. Burada
Hitit dönemlerinden beri yapılması gelenek haline gelen çanak
-çömlek atölyeleri var. Kızılırmağın getirdiği kırmızı
topraktan elde edilen seramik hamuru seramik sanatçıları
tarafından şekillendirilmekte. Kızılırmak tüm heybetiyle
akıyor. Ters aktığı için ördekler yüzme mücadelesi
veriyorlar. Nehir kıyısında parklar var. Huzur veren bir yer.
Ayrıca burası seramik atölyelerinin de bölgede ilk kurulduğu yer
olarak biliniyor. Bu arada bizim hep bir gondola binme merakımız
var diye düşünüyorum. Osmanlıdan kalma kayık sefalarından
alışık olsak gerek, nehirde gondollar seyrediyor. Bir benzerine de
Eskişehir’de rastlamıştım.

Dönüşte
yolumuz” Asmalı Konak” adında bir televizyon dizisinin
çekildiği konaktan geçince uğrayalım dedik. Bu diziyi hiç
izlememiştim ama konak hoşuma gitti. Ayrıca girdiğimiz iyi oldu.
Eşim yıllardır görmediği bir arkadaşıyla karşılaştı.Burada
büyük halı mağazaları açmışlar. Gezerken pek bir anlam
veremediğim yün çilelerinin tavandan sarkan halıların nedenini
de böylece anlamış oldum. Kapadokya el sanatları diye bir bölüm
de var. Klasik yerel giysilerle bebekler, el işleri. Mülkiye Binnaz
Taşer Bebek Koleksiyonu. Elli beş bebek 2004 yılından beri burada
sergilenmekteymiş. İnsanlar vaktiyle ne zevklilermiş. Yaşamın
keyfine ne güzel varabiliyorlarmış. Şimdilerde hep bir yerlere
yetişebilmeği amaç edindik. Şöyle bir durup da çevreye bakacak
anlarımız artık çok kısıtlı. Gezileri bu yüzden seviyorum.
Bir durup bakıyorum.Zamanı istediğim gibi yönetiyorum.Onun esiri
olmuyorum.

Oradan
Ortahisar‘ı
görebileceğimiz bir tepeye çıktık. O sırada bir televizyon
dizisi çekiliyordu. Bize “Şuraya gidin!” “Buraya geçin!”
diyerek rahat vermediler. Açıkçası kibarlıktan yoksun çekim
ekibi keyfimizi kaçırdı.

Otele
döndük. Akşam buranın en eski turistik mekânlarından biri olan
Yaşar
Baba’
ya
gitmek üzere bahçeye çıktığımızda bir bey bizi çay içmeye
davet etti. Otelin sahibiymiş. Hayatını anlattı. Çok
etkilendik. Annesi otelin kurulduğu kayanın sahibiymiş. Küçükken
yoksullarmış. Yedi yaşındayken babasını kaybetmiş. Çeşitli
zorluklar ile okumuş. Şimdi oğlu ve kızı oteli
işletmekteymişler. Yandaki kayayı da oyarak oteli
genişletiyorlarmış. Birinci katı annesine ayırmış. Otel
bittikten sonra annesine bir sürpriz hazırlamış. Yedi yaşındayken
annesinin onun elinden tuttuğu fotoğrafının resmini duvara
kazıtarak yaptırmış. Bize de gösterdi. Annesi onu görünce çok
duygulanmış. Tabiî ki biz de duygulandık. Azmin elinden bir şey
kurtulmuyor. Bir anne için böyle bir evlat. Ne güzel.

Yaşar
Baba

oldukça büyük bir mekân, kaya. Aynı anda pek çok kişiyi
ağırlayabiliyor. Uçhisar’da. Uçhisar Nevşehir-Göreme yolu
üzerinde. Bölgenin en yüksek ve en eski noktası. Önce Mevlana
gösterileri izledik. Daha pek çok gösteri. Bahçeye bir ateş
yakıyorlar. En son Türk bayrakları eşliğinde yapılan gösteride
duygulandık. Oldukça yoğun bir gündü. Yazıma devam edeceğim

2 yorum

  • ayca42 dedi ki:

    Yazılarınızı okumaya bayılıyorum , ben de çok görmek istiyorum Ürgüp’ü , güzel bir anlatım olmuş , teşekkürler…

  • besteerbak dedi ki:

    Çok teşekkürler Ayça.Senin de en kısa zamanda buraları gezip görmeni dilerim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*