AMSTERDAM

ÖZGÜRLÜĞÜN BAŞKENTİ AMSTERDAM

 

19
Kasım sabahı 05.50 de Pegasus ile Sabiha Gökçen’e uçuyoruz. Saat 08.00 de
Canburakla buluşuyoruz. Artık ekip tamamlandı, saat 10.20 de ki Amsterdam
uçuşumuz için beklemeye başladık.

 

Türkiye
saati ile 13.00 de yağmur sonrası bir Amsterdam öğlenine iniyoruz.
Havaalanından merkeze gitmek için bir kaç seçenek var. Shuttle, taksi ya da
tren. Biz  tren biletimizi alıp bir kat
aşağıdaki perondan trenimize biniyoruz. Yaklaşık 30 – 35 dakikalık bir yolculuktan
sonra Amsterdam’ın suya çakılan kazıklar üzerine yapılan istasyonu Amsterdam
Centraale’ye iniyoruz. Kalacağımız otel istasyona yürüme mesafesinde.
Valizlerimizi sürükleyerek istasyondan çıkıp, karşıya geçiyoruz, yaklaşık 10
dakikalık bir yürüyüşten sonra otelimize varıyoruz.

 

Yarım
saatlik bir odaya yerleşme, ihtiyaç molasının ardından lobide buluşuyoruz. İlk
rotamız otelimizin hemen arkasında kalan DAM meydanı. Meydana çıkan yolda Noel
çarşısı için hazırlıklar yapılıyor. Dam meydanı Madam Tussauds müzesi, De
Nieuwe Kerk kilisesi, National Palace’in yer aldığı bir meydan. Adeta
Amsterdam’ın merkezi. Buradan tramvaylar ile şehrin istediiniz bölgesine
ulaşabiliyorsunuz. Bir kaç blok ötesi Red Light Disrict. Meydanı şöyle bir
kolaçan edip bir kaç kare fotoğraf aldıktan sonra Madame Tussaud’a yöneliyoruz.
Amsterdam’a gelmeden önce Canburak’la birlikte yaptığımız araştırmada Amsterdam
kart almanın karlı olacağını görmüştük. Madame Tussaud müzesinin danışmasından
kartın Amsterdam Centraale’deki turizm danışmadan satıldığını öğreniyoruz.
Canburak ile Esra’yı ( gençleri ) Kart almaya gönderiyoruz. Bizler de Madame
Tussaud’un yanındaki bizim Kıbrıs Şehitleri caddesini andıran ve lüks mağazaların
olduğu sokağı adımlıyoruz.

 

Yeri
gelmişken Amsterdam Card hakkında bilgi vereyim. 24, 48 ve 72 saatlik kardlar
var. Biz 48 saatlik aldık. Bir kişilik AmsterdamCard 52 €. Bu kartla toplu
ulaşımdan sınırsız ve ücretsiz yararlanıyorsunuz, 15 €’luk kanal turu ücretsiz,
34 müze  ücretsiz ( Rembrandt House
Museum, Van Gogh Museum, De Nieuwe Kerk dahil ), Madame Tussaud, Rijkmuseum,
The Amsterdam Dungeon’da ve birçok yiyecek, içecek, müzik mekanında %25 indirim
var. Yeküne vurduğunuzda karlı oluyorsunuz.

 

Gençler
gelince Madame Tussaud’a giriyoruz. Yaklaşık 2 -3 saat müzeyi geziyoruz. Bir
çok ünlü devlet adamı, sanatçı, sporcu ile hoşça vakit geçirip fotoğraf
çektiriyorsunuz. Biz ekip olarak çok keyif aldık. Çıktığımızda gençler The
Amsterdam Dungeon’ girmek istediler. Yaklaşık bir saat süren bir etkinlik.
Bizim lunaparklardaki korku tünellerinin daha detaylısı ve Hollanda’nın
tarihine uyarlanmışı imiş. Aydan’ın klastrofobisi nedeniyle biz girmedik ve
gençleri gönderdik. Bizler Amsterdam’ın DAM meydanı civarındaki sokaklarda
kaybolduk, yorulunca Mc Donalds’a oturup kahve molası verdik. Yağmur sonrası
Amsterdam sonbaharında, sonbaharın sarı, kızıl yaprakları ile renklenmiş küçük
ve sevimli meydanlarını dolaştık. Hava kararınca ve karnımız acıkınca yemek
için mekan aramaya başladık. Hollanda’nın özel kendine özgü bir mutfağı yok. Bu
nedenle daha çok Arjantin steakhouse’lar her yerde. Biz de bunlardan birini
gözümüze kestirip akşam yemeğine oturduk. 
Sıcakkanlı garson kızımızla sohbet ettiğimiz de onun da ne Hollandalı,
ne de Arjantinli olmadığını İtalya’dan geldiğini öğrendik. Mc Lucahan’ın dediği
gibi dünya artık küresel bir köydü.

 

Akşam
yemeğinden sonra bir kaç blok ilerdeki Red Light Disrict’e yani kırmızı fener
sokağına gidiyoruz. Canburak’tan kesinlikle fotoğraf çekmememiz doğrultusunda
uyarıyı alıyoruz. Burada gece çalışanların bir kısmı gündüz normal hayatını süren,
okuluna giden kişilermiş. Saat erken olduğu için vitrinlerin çoğu kapalı idi.
Açık olan bir kaç vitrinden gördüğümüz kadarı ile sokağa kapısı olan bir mağaza
vitrini düşünün,oda da bir yatak, bir sandalye, bir de bikinisi içinde müşteri
çekmeye çalışan bir hatun var. Müşterisi ile anlaştığı zaman perdeyi çekiyor,
kırmızı feneri ( lambayı ) söndürüyor. Kanal boyunca uzanan iki ana cadde ve bu
caddeler arasındaki iki kişinin yan yana zor geçtiği daracık sokaklarda bu
aktivite sürüyor. Bu bölgenin bir diğer özelliği de CafeShop’lar. Yani haşhaş,
esrar ve marjuhana ve uyuşturuculu keklerin serbestçe satıldığı mekanlar. En
ünlüleri de BULDOG Cafe shop. 3 – 4 tane şubesini gördüm. Bir kek alıp yedi,
kişi paylaşıyoruz. 🙂 Sokaklarda, özellikle bu cafe shop’lara yakın bölgelerde
ot kokusunu yoğun bir şekilde alıyorsunuz. Hava soğudu, yağmur hafiften
atıştırmaya başladı ve yorulduk. Artık otelimize dönüp istirahat zamanı.

 

İkinci
günün programı saat 10.00 da kanal turu ile başlayacak, ardından Van Gogh Museum,
Vondelpark zaman kalırsa Rijkmuseum, Rembrandt House Museum, Çiçek pazarı, De
Nieuwe Kerk’ teki MİNG sergisi.

 


Kaldığımız
otel, Amsterdam Centraale’nin hemen karşısında, kanal turu yapan botların
kalktığı kanalboyunca uzanan ana cadde üzerinde. Hemen karşımızda Amsterdam
Centraale’nin yanında 2500 bisikletlik, iki katlı bisiklet parkı ve kaldırımlar
bisiklet ile dolu. Sabah uyandığımızda pencereden dışarı baktığımızda otelin
hemen önündeki bisiklet yolundaki bisiklet trafiği baş döndürücü. İkinci gün
güzel bir havaya uyanıyoruz. Güneş bulutların arasından Amsterdam sokaklarını
pırıl pırıl aydınlatıyor. Kahvaltı sonrası Kanal turu yapmak için hemen
otelimizin karşısındaki iskeleye geçiyoruz. Turlar saat 10.00 da başlıyor ve
bir saat sürüyor. Panoramik tavana sahip uzun teknelerle yapıyorsunuz, dahili
anonstan bilgilendirme yapılıyor. Pırıl pırıl bir havada başlayan turun sonuna
yaklaşırken yağmur bulutları dolduruyor gökyüzünü, güneş kaybolunca hava daha
bir serinliyor. Amsterdam Centraale’den 2 nolu ( 5 numara da gidiyor ) tramvaya
binerek Vangogh Museum, Rijksmuseum ve Vondelpark’ın olduğu bölgeye gidiyoruz.Yağmur
gelmeden Vondelpark’ta kısa bir gezinti yapıyoruz. Sonbaharın renkleri ile park
daha bir güzel. Ardından Van Gogh museuma giriyoruz. Keyifli bir gezinin
ardından museumshop’tan fincan koleksiyonum için iki kişilik bir fincan takımı
ve hediyelik eşyalar alıyoruz.

 


Zamanımız
daraldığı için Rijksmuseum’a giremiyoruz. Biliyoruz ki buraya girdiğimiz da tüm
günü burada geçireceğiz ve programın geri kalanını yapamayacağız. Özellikle
Esra çiçek pazarına gitmeyi çok istiyor. Yağmur henüz başlamadı. Yağmurdan önce
çiçek pazarını planlıyoruz ne de olsa diğer gideceğimiz yerler kapalı mekan. 14
nolu tramvayla çiçek pazarına gidiyoruz. Lale soğanları ve Esra’nın listesine
yazdığı bir kaç tohumu alıyoruz ve yağmur başlıyor. Uzun bir beklemeden sonra
14 nolu tramvayla tekrar DAM meydanına dönüyoruz ve De Nieuwe Kerk’ teki MİNG
sergisi’ne giriyoruz. Çok değerli, eşi bulunmaz eserler sergileniyor. Sanırım
meraklısı için paha biçilmez bir sergidir ama biz sadece bilgilendirme
panolarındaki bilgilerle yetiniyoruz. MİNG sergisinden çıktığımızda hava artık
kararmıştı soğuyan havayla birlikte yağmur da ince  ince yağıyordu. Bugünkü programımızın sonuna
gelmiştik, sırada Rembradt’ın yaşadığı ev vardı. Rembrandtplein yakınlarındaki
müzeye ggünün son ziyaretçileri olarak girdik. Rembrandt’ın soluduğu havayı
solumak, çalışma ortamını ve eserlerini görmek eşsiz bir deneyimdi. Bir
fotoğraçı olarak hayran olduğum ” Rembrandt ışığı” nı yerinde gördüm.
Daha doğrusu Rembrandt’ın çalıştığı kuzeye bakan odasının yüksek
pencerelerinden süzülüp gelen ışığı hayal ettim.

 

Biraz
önce yağan akşam yağmurunun ıslattığı, noel ışıklarının aydınlattığı Amsterdam
sokaklarında yürüyerek tekrar DAM meydanı civarına geldik, bu akşam da başka
bir mekanda yemeğimizi yedik Karşımıza çıkan bir marketten Hollanda peyniri ve
şarap alarak geceye oteldeki odamızda devam ettik.

 

Yarın
Amsterdam’dan ayrılıp trenle önce Antwerpen sonra da Brugge’ye yolculuk…

3 yorum

  • arkutbay dedi ki:

    Amsterdam’a yurtdışı gezilerimizin çömezlik döneminde gitmiştik . Aslında çok da kısa kalmıştık . Bu yüzden müzeleri ve çok merak ettiğim Anna Frank’ın evini görememiştik . 33 numaralı fotoğraftaki resim Van Gogh’un çok sevdiği Rembrandt’tan esinlenerek yaptığı “Lazarus’un Dirilişi” tablosu. Van Gogh , Rembrantın tabloları önünde bir parça kuru ekmekle iki hafta oturabilmek için yaşamının 10 yılını feda edebileceğini söylermiş . Ben de bu müzeleri görmek için nasıl bir fedakarlık yapsam diye düşünüyorum bugünlerde 🙂 Ellerinize sağlık , teşekkürler .

  • enisnuhoglu dedi ki:

    yazı harıka bı de fotografları aralara soksaknız super olucak.hazıran ayı bızde amsterdam a gıdıcez.sızden cok faydalanacagım teşekkürler..

  • dtnesrin dedi ki:

    Haziran ayındaki Amsterdam gezim için çok faydalı notlar aldım yazınız sayesinde. Kaleminize sağlık.:)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*