Amman’da Bir Düğün

Aslında hiç aklımda yokken çıktı bu Ürdün seyahati karşıma…Sadece kraliçelerinin dillere destan güzelliği ve dünyanın yeni 7 harikasından biri olan eski Petra şehri dışında Ürdün hakkında doğru düzgün bir bilgiye sahip de değildim işin açıkçası. Bu 3 gece 4 günlük gezinin beni heyecanlandırmasındaki başka bir neden de özel bir durum için Ürdün’ü ziyaret ediyor olmamızdı;bir düğün…Çok yakın bir arkadaşım Ürdünlü biriyle evleniyordu ve biz de 20 kişilik bir grupla kız tarafını temsil edecektik. Arap düğünlerini ve geleneklerini yakından izleyebilmek gerçekten çok ilginçti… 
İstanbul’dan THY ile 2 saatlik bir yolculuk sonunda başkent Amman’ın havaalanına iniyoruz.. Daha önce gördüğümüz arap ülkelerindeki havaalanlarından bir farkı yok; küçük ve eski. Pasaport kontrolünde alınan toplu vize sonrası dışarı çıktığımızda İzmir’in bahar aylarında  ki ılık havasına benzeyen hava yüzümüzü okşuyor. Gece olmasına karşın havaalanından  otelimize yaptığımız yarım saatlik  otobüs yolculuğumuzda çevreye göz atma fırsatımız oluyor…Yeşilliği az ve dümdüz bir şehir Amman…Her yerde ki bitmemiş inşaatlar dikkatimizi çekiyor. Arap ülkelerinin insanlarına has sıcakkanlılığı ve gürleryüzlülüğü ile karşılandığımız otelimize yerleşiyor ve bir sonraki günün temposuna ayak uydurmak için hemen dinlenmeye çekiliyoruz.  
Sabah kahvaltısının ardından Amman’ı keşfetmek için “Eski Amman” denilen bölgeye gitmek için bir taksi tutuyoruz. Para birimleri Dinar. Bizi şaşırtan ilk şey petrol olmamasına karşın para birimlerinin dolardan yüksek olması. Bir dinar yaklaşık 1,5 dolar ediyor. Taksilerde taksimetre işlemiyor. Resepsiyondan aldığımız bilgi dahilinde taksiciye 3 dinar veriyoruz. Geldiğimiz bölge sulk denilen çarşı pazarın bulunduğu bölge…Ancak ilk anda biraz hayalkırıklığı yaşıyoruz. Beklediğimiz otantik ve eski çarşıdan eser yok. Uzun caddelerin kenarlarına sıralanmış dükkanlarda ayakkabılardan kıyafetlere kadar günlük yaşamda kullanılan eşyalar satılıyor. Yürüyerek ilerlediğimizde tursitler için yapılmış birkaç tane hediyelik eşya dükkanına rastlıyoruz.  Bu arada şehirin sakinliği dikkatimizi çekiyor. Ancak biraz sonra duyduğumuz ezan sesi ile durumu anlıyoruz. Cuma günü arap ülkelerinde tatil. Üstelik bizim şehri dolaştığımız saatin tam namaz vaktine denk gelmiş olması da cabası.  Dükkanlarda çok da fazla birşey gözümüze çarpmıyor. Satılan eşyalar Kapalıçarşı’da gezdiğinizde görebileceğiniz türden. Ancak küçük bir pasajın içinde bulduğumuz dükkandaki aynalar ilgimizi çekince ufak bir Ürdün hatırası almadan edemiyoruz.
Çarşıda dolaştığımız sürede en çok dikkatimizi çeken noktalardan biri de insanların alışveriş için üstünüze yapışmaması hatta dükkana girdiğinde bile sen birşey sormadığın sürece seni rahatsız etmemesi.Yalnız arap ülkelerinde neredeyse bir gelenek hailne gelmiş olan “pazarlık” alışkanlığına burda pek rastlanmıyor.
 Öğle yemeği için çarşıda gözümüze kestirdiğimiz iyi bir dükkana restoran soruyoruz. Tarifine göre gittiğimiz yer bizim esnaf  lokantalarını andırıyor. Sulu yemekler ve et yemekleri var. Ortaya söylediğimiz et-pilav ve arap mezeleri çok lezzetli. Özellikle maydanoz, limon ve bulgurdan yapılan “Tabule” den bir tabak daha söylüyoruz. Yemek sonunda iki katlı restoranımızın alt katının aynı zamanda bir pastane olduğunu farkediyoruz. Birçok dükkan gibi burda da  kral ve kraliçenin beraber çekilmiş fotoğrafları duvarları süslüyor. Garsonlar bizi uğurlarken çok lezzetli baklavalarından ikram ediyorlar. Çarşı turumuzun sonunda  bir kafede türk kahvesi diye de bilinen ancak bizimkinden biraz farklı kakulalı kahve içiyoruz. Genel olarak baktığımızda Amman sokakları ve çarşısı çok farklı bir özellik taşımıyor.


KINA GECESİ…


 Akşam erkek tarafının evinde gerçekleşecek olan kına gecesi için araçlar bizi 7’de otelimizden alıyor. Tören kayınvalidenin evinde sadece kadınlar için yapılıyor. İçeri girdiğimizde bizi büyük bir candanlıkla karşılıyorlar. Kadınlara genel olarak baktığımızda hepsininin abartı makyajları ve uzun tuvaletleri gözümüze çarpıyor. Tam fotoğraf makinalarını çıkartıp çekim yapmaya hazırlanırken aileden bir bayan yanımıza yaklaşıp açık oldukları için fotoğraf çekmememizi rica ediyor.  Misafirlerin arka arkaya gelmesiyle kalabalıklaşan kınada arap müzikleri eşliğinde yapılan danslar karşısında büyüleniyoruz. Gerçek şu ki arap kadınları ritim ve dans konusunda  tartışmasız çok yetenekliler. Bir süre sonra gelinin gelmesiyle ortam daha da neşeleniyor. Geline giydirilen yöresel kıyafet sonrası kına törenine geçiliyor. Bizden farklı olarak kına yakılırken darbuka ile çok neşeli bir türkü söylüyorlar. Saat 10’a kadar hiçbir ikram olmaması biraz garibimize gidiyor. Bir süre sonra müzik yavaşlıyor ve  tepsi tepsi Ürdün’e has baklavalar servis ediliyor. Bu arada Ürdün’ün bir başka özelliğini öğreniyoruz; dünyada ki en güzel künefeler Amman’da yapılıyor. Gerçekten iddialı oldukları kadar güzel tatlıları var. Yemek ise saat 11 gibi geliyor. Alışık olmadığımız bir yemek düzeni olsa da gelin ve damat için kesilen ve pilav üstünde sunulan  kurban etinden tatmadan edemiyoruz. Sulu ve yağlı bir yoğurt sosu ile servis edilen yemeklerin hepsi çok lezzetli. O kalabalıkta gözüme çocuklar çarpıyor. Her kadının ortalama 3 çocuğu var diyebilirim. Çocukların yaş aralıkları çok az. Bir başka noktada arka odada çocuklar ile oturan Filipinli dadılar. Yaşları 15-18 arası değişen bu dadılar her gezmede annelere eşlik ediyor. Öğrendiğimize göre Filipinli bir dadınızın olması evinizde beyaz eşya olması kadar normal ve gerekli. Kına gecesinde bizimle farklılıklar olduğu kadar benzerlikler de var. Örneğin “Nazar”a çok inanıyorlar. Gelin, belli bir süre dans ettikten sonra kayınvalidesinin ricasıyla oturuyor. İnanışlarına göre çok oynayan ve çok gülen geline çevredeki kadınların nazarı değebilir. Kayınvalidesi yaklaşıp geline dua okuyor. Sonra eğlence kaldığı yerden devam ediyor. Gece sonuna doğru kadınlarda yaşanan telaştan erkeklerin yolda olduğunu öğreniyoruz. Bir süre sonra evin arka odalarında uzun kuyruklar oluşuyor. Bütün kadınlar kıyafetlerini değiştirerek kapanıyorlar. Erkeklerin gelerek kadınları ve çocukları almasıyla kına gecesi son buluyor. 


AMMAN…


Gezimizin 2. gününde sabahtan kısa bir şehir turuna çıkıyoruz. Bize, Ankara Üniversitesi’nde Jeoloji Mühendisliği okumuş, çok düzgün türkçe konuşan rehberimiz Mahir eşlik ediyor. 80’li yıllarda sadece bir üniversiteye sahip olan Ürdün’de günümüzde 32 üniversite bulunuyor. Rehberimizin verdiği bilgiye göre kadınlarda erkekleri ile aynı haklara sahip. Şeriat kuralları uygulanmıyor. Medeni kanunları var ancak biraz farklı çünkü bir arap erkeği eşlerin rızası ile 4 evlilik yapabiliyor.  
Amman’ın mimarisinde dikkatimizi bütün evlerin ve binaların kireçtaşından yapılmış olması çekiyor. Nedenini sorduğumuzda rehberimiz kireçtaşı madenlerinin ülkede fazla olduğunu ve bu madenin  yazın serin tuttuğunu açıklıyor. Şehrin birçok yerinde inşaat alanları var. Bitmemiş gökdelen projelerininin çok fazla olmasının nedenini 5 yıla kadar 6 kattan fazla yasak olan bina inşaatlarında 100 kata kadar çıkılma izni verilmesi.   
İlk durağımız şehrin ortasında yer alan  I. Abdullah Camii. Her ne kadar çok överek anlatsalarda cami bizim Türk grubumuzun çok ilgisini çekmiyor. Amman’daki bütün binalar ki buna kralın sarayı da dahil olmak üzere abartıdan ve renkten uzak. Daha sonra Amman Kalesi’ne gitmek üzere yola çıkıyoruz. Bu arada birçok ülkede turistik noktalarda rastladığımız seyyar satıcı ve dilencilerden eser yok.
Kaleye doğru giderken rehberimizden günlük yaşam hakkında bilgi alıyoruz. Bir memurun ortalama maaşı 1000 dolar. Ev kiraları ise 300-500 dinar arası değişiyor. Ancak bizim gözlemlediğimiz hayatın genel olarak pahalı olduğu. Örneğin araba ve petrol fiyatları yüksek.
Trafik insanı rahatsız etmiyor. Her ne kadar trafik işaretleri olsa da şehir planlamacılığına rastlanmıyor. Bir gecekondunun yanında yükselen lüks bir gökdelen görmeniz mümkün. Bu arada rehberimiz bize kral ve kraliçenin ne kadar halkın içinde olduklarından bahsediyor. Kralı cuma namazında yada bakkaldan alışveriş yaparken görmemizin mümkün olabileceğini söylüyor. Ürdün halkının genel havasına baktığınızda hepsi krallarını ve kraliçelerini çok seviyor.  
Kaleye vardığımızda bizi büyüklüğü ile Guiness Rekorlar Kitabı’na girmiş olan Ürdün bayrağı selamlıyor. Kalenin kalıntıları arasında gezerken birçok ülkede izleri görülen yunan uygarlığının izlerine rastlıyoruz. Kale içerisinde yer alan müzede yontma taş devrine ait insan kalıntılarından Yunan Uygarlığı’na ait parçalara kadar birçok farklı eser görebilirsiniz.  Kale turu sonrasında Yunanlılara ait anfi-tiyatroyu ve yanında bulunan folklör müzesini geziyoruz. Tıpkı cami ziyaretinde olduğu gibi bu durak da bizim ilgimizi pek çekmiyor. Grup arasında ülkemizdeki tarihi eserlerin çokluğu ve çeşitliliği konusunda ne kadar şanslı olduğumuzu konuşuyoruz. Rehberimiz yemek öncesinde “Yeni Amman” denilen bölgede bize  kısa bir tur attırmak istiyor. Son derece lüks villalardan oluşan bu bölgenin evler dışında hiçbir özelliği yok. Öğle yemeği için bizi götürdükleri restoran Amman’ın en lüks restoranlarından biri. Gerçekten de gelen mezeler ve ana yemekler muhteşem. İçecek olarak bizimkinden çok farklı olan “naneli limonata”yı mutlaka denemelisiniz. Ancak yemek sonrasında ikram edilen çay ve kahvelerden her yerde para alıyorlar.  Aslında tüm gün sürmesi gereken şehir turumuz ne yazık ki akşam gerçekleşecek olan düğün nedeniyle yarım günde son buluyor. Tur otobüsümüz grubun bayanlarını daha önceden ayarlanmış olan bir kuaföre bırakıyor. Endişeli ve önyargılı ruh halimiz kuaför salonundan içeri girince kayboluyor. Oldukça lüks olan kuaför salonunda en azından 20 kişi çalışıyor. Kapalı kadınlar için ayrı bir bölmesi olan salonda saç yapımı dışındaki bütün işlemleri yine Filipinliler yapıyor. Her ne kadar bize daha önceden arap kuaförlerinin çok usta olduğu konusunda güvence verilmiş olsa da bu fikre ancak  1 saat için 8 kişilik gurubumuz çok güzel saç ve makyajlarla hazır olunca inanabiliyoruz. Fiyatlar Türkiye ile neredeyse aynı; fön ve yıkama 5 Dinar. Bu yoğun tempolu günün gecesine devam edebilmek için dinlenme üzere otelimize dönüyoruz.  


DÜĞÜN…


Gelinin belirttiği saatte düğünün yapılacağı Four Seasons Oteli’ne varıyoruz. Geldiğimizde bizi erkek tarafı karşılıyor. Balo salonundan içeriği girdiğimizde masa düzenlemelerin ve ses-ışık sisteminin son derece profesyonel ve şık olduğunu görüyoruz. Ancak bir gece önce açık olarak gördüğümüz bayanları çok fazla birbirinden ayırt edemiyoruz. Türk grup haricinde herkes kapalı. Ancak kimse kimseyi rahatsız etmiyor. Saat 7 gibi geldiğimiz salon ancak 8 gibi dolmaya başlıyor. Arap ülkelerinde bu tip etkinliklerin başlama saati 9. Nikah töreni düğünlerde gerçekleşmiyor. Belediyelerde hem dini hem de resmi nikah işlemleri düğünlerden önce halledilmiş oluyor.  Gelinle damadın inmesine yakın balo salonunun önünde bir gürültü kopuyor. Hep beraber salondan çıktığımızda geleneksel kıyafretler içerisinde 10 kişilik bir topluluğun darbukalar ve tefler eşliğinde okudukları maniler ile gelin ve damadı karşıladığını görüyoruz. Her iki ailenin bireyleri gelin ve damadı ortalarına alarak onlar ile dans ediyolar ve bir yandan da salona doğru ilerliyorlar. Salonun kapısına geldiğimizde bizler önden salona geçiyoruz ve kapılar kapanıyor. Bu arada bu sembolik törenin bizim köylerimizde de olan “düğün alayı” olduğunu öğreniyoruz. Tören Filistin, Suriye gibi ülkelerde de farklı şekillerde uygulanıyor. “Türkiye’den gelin aldık, en güzel gelini biz aldık, hep mutlu yaşasınlar” gibi atılan maniler ile karşılanan gelin; salona giriş için yerini alıyor.  Filistinli bir şarkıcının söylediği bir aşk şarkısıyla salona giren gelin ve damat ilk danslarını yaptıktan sonra eğlence başlıyor. 3 saat boyunca süren arap müziklerinin ritmine kapılmamak imkansız. Ancak burda da kına gecesinde olduğu gibi saat 11’e kadar alkolsüz içecek harici hiçbir ikram verilmiyor. Saat 11’e doğru gelen düğün pastasından sonra gelinle damat yan salona geçerek davetliler için hazırlanan açık büfeleri kontrol ediyorlar. Onlar onay verdikten sonra büfe davetlilere açılıyor. 1 saatlik bir yemek arasından sonra gelinle damadın tekrar salona girmesiyle eğlence kaldığı yerden sabahın ilk saatlerine kadar devam ediyor. Düğün sona erdiğinde gelinle damadı kutluyor, çok güzel bir düğünde yer alamanın keyfi ile ordan ayrılıyoruz.

3 yorum

  • NEŞE dedi ki:

    Amman a gitmek için ne güzel bir sebep!Diğer Arap ülkelerindeki yapışkanlığın ve pazarlığın olmaması ,benden Ürdün e bir artı puan olarak gitti ama erkeklerin isterlerse 4 eş alabilmeleri bu artıyı anında sildi…Arkadaşınıza mutluluklar , ilk ve tek eş olarak kalabilmesi dileği ile…

  • Suzandan dedi ki:

    vizeyi inince havalimanında mı aldınız ? hani resimler ? meraklandım cok .otel ? kına gecesi? hani DUGUN ???

  • ceydarslan dedi ki:

    @ Neşe; malesef şeriat kurallarının bir bölümü her ne kadar aksini iddia etseler de bu ülkede de geçerli…Amman’da çok görülecek bir şey yok ama Petra’yı kesinlikle tavsiye ediyorum. En kısa zamanda Petra ile ilgili yazımı ekleyeceğim…Sevgiler..
    @Suzandan; vizeyi havaalanında aldık. Düğün organizasyonu için gittiğimizden İzmir’den bir grup olarak yola çıktık. Düğün sahibinin Amman’da ayarladığı tur şirketi otelimizi ve ulaşımı ayarlamıştı. Otelimiz temiz, 4 yıldızlı klasik bir şehir oteliydi.. Ancak düğünün yapıldığı Four Seasons Amman muhteşemdi…Kına gecesi için malesef yasak olmasından dolayı fotoğraf çekemedik ama düğün fotolarını hemen ekliyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*