Amerika’da 5 ŞEHİR: (1) ŞİKAGO

MERHABA

Çok uzun zaman oldu; anılar isyan ediyor paylaşılmayı beklemekten yoruldular.
Yine yollara düştük.
Sevgili ülkemin her şehrine gittim.
Türkiye’de gitmediğim şehir kalmadı 81 il tamamlandı.
Türkiye çok büyük ömür yetmez bitirmeye. Yer yer gezi anılarımı paylaşmıştım.
Şimdi farklı bir tecrübe ile anıları paylaşmak istiyorum.
Anıların yolculuğu; 3 ay sürecek olan Amerika serüveninin ilk durağı olan ve 2 ay kaldığım Chicago’dan başlıyor.

Bir çoğumuz Amerikan filmlerini izlemişizdir. Filmlerdeki Amerika ya hayran kalmışızdır ya da farklı düşünceler yüklemişizdir. Benin ilk yorumum filmlerde izlediğimiz Amerika’nın hemen hemen aynısı ile karşılaştım diyebilirim. Amerika’nın geneli hakkında konuşmak haddim değil ilk durağım olan ve az önce yazdığım gibi 2 ay Şikago’da kalmak bir çok tecrübe sahibi olmada kolaylık sağlıyor.
Bu arada yolculuk duraklarını da hemen yazayım ilk durak Chicago, ikinci durak Washington, üçüncü durak Philadelphia, dördüncü durak Boston ve son durak New York. Bu arada Chicago’dan sonra yolculukların hepsini tren ile yapıyor olacağım. Şu anda ikinci duraktaki gezimi de bitirdim yazıyı yazmaya başladığım akşamın sabahı üçüncü durak için yola çıkacağım.

CHICAGO

Amerika’nın en kalabalık üçüncü şehri olarak biliyorum. Kaldığımız yer şehir merkezine uzak bir yerdi ama tren ile bir saatte gidebiliyorduk. Hem de ne gitmek bir saat bitiyordu ama Chicago kesinlikle bitecek gibi görünmüyordu. Sonuçta olarak ta iki ay kalmamıza rağmen bitmesi mümkün olmayan bir şehir olarak anılarda yerini aldı zaten.

Chicago denilince akla ne gelir diye sorulsa ilk olarak oturan değil yaşayan bir şehir olarak tanımlarım. Her gününü her saatini her dakikasını dolu dolu yaşayabileceğiniz bir şehirde olmak insanı heyecanlandırıyor.

Chicagoyu gezmek için üç gün yetmez, bir hafta yetmez, bir ay yetmez hatta iki ay hiç yetmez. Demin ifade ettiğimiz gibi yaşayan bir şehri kovalamak için enerjiniz yerinde olacak, heyecanınız her zaman yanınızda olacak ve yorulmayacaksınız.

Bir şehir düşünün; gezeceğim yerleri bitirdim, yapacaklarımı yaptım bundan sonra yapacak bir şey yok gezilecek bir yer kalmadı diyemeyeceğiniz bir şehirden bahsediyorum.

Şehir merkezinde gökdelenlerin hakim olduğu bir şehirde tarih olabilir mi diye düşünmeye başlarsanız yanılmaya da başlamış sayılırsınız. Gökdelenlerin tarihi olur mu? oluru görebiliyorsunuz. Gökdelenlerden manzara olur mu oluru görebiliyorsunuz. Çünkü size bir şehirde yaşamanın ne demek olduğunu nasıl bir heyecan oluşturduğunu hissedebiliyorsunuz.

En yüksekten bakmak nasıl bir duygu anlatılamaz ise 103. kattan baktığınızda bu duyguyu Chicago’da yaşayabilirsiniz.
Yüzyıllık tarihi metrosunda kendinizi bazen romantik “sen uyurken” filminin bir sahnesinde hissedebilirsiniz ya da “örümcek adam” filminin karelerinde yer alabilirsiniz.
Michagen gölünün büyüklüğüne bakıp deniz diyebilirsiniz.
Efsane Michael Jordan heykelinde NBA maçlarını tekrar gözünüzün önüne getirebilirsiniz.
Bir başka açıdan bakmak isterseniz 1871’de çıkan büyük yangından sonra bir şehir nasıl dizayn edilebilir görebilirsiniz. Yangınlar kötüdür ama bazı yangınlar herhalde anca bu kadar bir şehre hayat verebilir.
Dünya mutfağından farklı lezzetleri tatmak mı istersiniz yoksa Chicago da pizza yenir mi derseniz buyrun sizi Deep Dish Pizza yemeye…
Oradayken şanslıydık Blues Festivaline denk geldik. Efsaneler sizi başka diyarlara götürdüler. Unutulmaması gereken bir şey var ise Chicago’da müzik bitmez festival bitmez.

Bu yazı da sadece böyle devam edecek demeyin lütfen daha yeni başladım. Hem yazı hem de fotoğraflarla yazıya devam edeceğim. Siz dinlenin ben küçük bir mola vereyim ilk günden itibaren Chicago’yu size anlatmaya bundan sonraki yazı ile devam edeyim….

Ne güzel “KENDİNGEZ” de yazı yazmak ne güzel yaşananları takip etmek paylaşmak. Teşekkürler KENDİNGEZ teşekkürler seyyahlar…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*