Altısı Bir Yerde Balkanlar: Karadağ, Arnavutluk, Makedonya, Kosova, Hırvatistan, Bosna-Hersek

    Ana sayfaAvrupaKaradağAltısı Bir Yerde Balkanlar: Karadağ, Arnavutluk, Makedonya, Kosova, Hırvatistan, Bosna-Hersek

Podgorica, Karadağ’ın Başkenti

Karadağ’ın başkenti
Podgorica Ağustos sonunda “Balkanlardan gelen soğuk hava dalgası”
deyimini çöpe attıracak gibiydi. Havaalanından otele gelip giriş
işlemlerimizi tamamlarken resepsiyon görevlisine hemn dışarı
çıkacağımızı ve dolaşılacak yerlerin nereleri olduğunu sorduk. “ Hava
sıcaklığı gölgede 42. Akşama çıkarsınız” diye cevapladı. Tabi
dinlemedik, fırladık dışarı.


Podgorica
(yerel dilde Podgoritzsa diye okunuyor) Karadağ’ın başkenti. Kentin
nüfusu yaklaşık 170,000 ve ülkedeki neredeyse her üç kişiden biri bu
şehirde yaşıyor.
Şehir iki nehrin ( Ribnica ve Moraca)  birleştiği
noktaya kurulmuş. Podgorica’da  Osmanlılardan kalan üç-beş parça eser
Ribnica’nın güney kıyısında yer alıyor. Yeni şehir Moraca’nun batısında
kurulmuş.İki yakayı birleştiren beş köprü var.

 Köprülerden geçerken Podgorica’nın plajları göze çarpıyordu: 42 dereceyi görenler kendilerini hemen nehre atmıştı.

Sıcaktan
dilimiz dışarı çıkıncaya kadar dolaşıp kendimizi bir kafeye attık.
Karadağ’ın ekonomisi küçük ve turizm ve yemek sektörü dışında pek başka
geçim kaynakları yok. Podgorica’da adım başı kafe olmasının sebebi de
bu. O kadar çok kafe var ki diyebilirim ki sanki Karadağ’da halkı ikiye
ayırmışlar, yarısı kafe sahibi olmuş, diğer yarısı da müşter.
Garsonlarda müşterilerin uzun uzun oturmasına alışmış olmalı ki içecek
bir şey aldıktan sonra yanınıza binbir nazla uğruyorlar.


Yeme içme ve otel fiyatları olarak Karadağ pek ucuz değil. Para olarak Euro kullanmalarının bunda bir etkisi olsa gerek.

Podgorica’nın boş caddelerinde gezerek Osmanlı mahallesinin olduğu kesime geliyoruz.

İkinci
Dünya savaşına kadar bu mahallede Osmanlı eserler bolcaymış, ancak
savaş sırasında Podgorica 70 kez bombalanmış ve arada tek tük evler ve
iki cami ayakta kalmış.

Şehrin
“Sahatkula” semtine adını veren saat kulesi de hemen Osmanlı
mahallesinin girişinde yer alıyor. Üzerinde saat yok ama olsun. Zaten
farkına vardıysanız bu sıcakta sokaklarda aklı başında kimse yok.

Sıcaktan kurtulmak için şu kafeye mi oturmalı?

Yoksa başka şuna mı? Bu konuda seçenek bol.

Akşamüstü
sokaklar çok daha hareketli hale geliyor. Nova Varos ( zannedersem yeni
mahalle demek) ‘taki yaya bölgesinde kafeler tıklım tıklım oluyor.
Yemek yiyecek yer bulmak o kadar kolay değil, kafelerde içecek var ama
yiyecek yok. Epey dolanıyoruz ama lezzetli bir şeyler buluyoruz.

Karadağ’da deniz sevenler için Budvar ve Becici kentleri çok iyi
fırsatlar sağlıyor ama bu kez uğrayamayağız. Diğer görülebilecek bir
kentte eski eserleriyle tanınan Kotor, burası aynı zamanda Birleşmiş
Milletler Dünya Mirası listesine alınmış.

Biz Podgorica’dan Arnavutluk başkenti Tiran’a geçeceğiz ama iki şehir
arasında nedense otobüs, tren ya da minibüs yok. Kosova’ya giden
otobüsler nedense Arnavutluk rotasını boşlamış. Sabahleyin otelden
bindiğimiz taksiyle Skadar Gölü Milli Parkının kenarından harika
manzaralar eşliğinde Arnavutluk sınırına geliyoruz. 45 dakikalık bu yola
taksi  20 Euro alıypr. Sınırdan bindiğimiz Arnavutluk plakalı bir
taksiyle başkent Tiran’a iniyoruz.

Tiran: Arnavutluk’un Başkenti

Karadağ
– Arnavutluk sınır kapısından İşkodra kentine geçmek için bir taksiye
biniyoruz, bakıyoruz fiyat uygun aynı taksiyle başkent Tiran’a inmeye
karar veriyoruz. Sınırdan Tiran’a olan yaklaşık 110 kilometreyi 3.5
saatte alıyoruz ( taksi=60 Euro). Arnavutluk’un altyapısı Karadağ kadar
iyi değil: ülke Enver hoca zamanında 50 yıl kadar  bütün dünyaya kapalı
kalmasının bedelini halen ödüyor gibi.

Sınırdan
Tiran’a yaklaştıkça yollar eski ve tozludan, yeni yapılmakta ve çok
tozluya terfi ediyor. Tiran merkezi de yollardaki inşaat
seferberliğinden nasibini almış. Şehrin merkezindeki İskender Bey
meydanında da hummalı bir çalışma vardı. İskender Bey adını (
Skenderbeg, Skandergbed, Skenderbeu aynı anlamda kullanılıyor)
Arnavutlukta ve Kosova’da çok sık duyacaksınız. Yeri gelmişken kısaca
anlatayım. İskender Bey, Hıristiyan bir Arnavut aileden devşirme olarak
alınıp yetiştirilen bir yeniçeri. Osmanlı ordusunda uzun yıllar hizmet
edip yükselmiş. İskender bey, 1443 yılında Osmanlılara karşı isyan edip
Arnavutluk’un bir kısmını ele geçirir. Bayrak olarakta Hıristiyan
İmparatorluklarını simgeleyen iki başlı kartalı seçer ki halen
Arnavutluk’un bayrağı budur. İskender Bey liderliğiyle Arnavutları
birleştirir ve Osmanlıları defalarca yenilgiye uğratır. Osmanlılar 
İskender Beyin ölümünden ancak 10 yıl sonra Arnavutluk’u tekrar ele
geçirebilirler.

Arnavutlar
kendilerini ilk birleştiren kişi olan İskender Bey’i her fırsatta
anmaya devam ediyorlar. Örneğin İskender Beyin savaşta kullandığı keçi
desenli başlıktan esinlenen desenler bazı Arnavutluk devlet binalarının
girişini süslüyor.  “Arnavut gibi inatçı” deyiminin kaynağı bu başlık
olmasın? 🙂

İskender Bey meydanının hemen yanında Osmanlı saat kulesi ve Ethem Bey
camii var. Tiran’da hemen hemen hiç cami yok gibi. Komünizm zamanı
camilerin hepsi yıkılmış, Ethem Bey camii de müzeye dönüştürüldüğü için
kurtulmuş.

Komünizm,
Arnavut toplumunda dinin izlerini silmiş. Araştırmalara göre halkın
%60’ı herhangi bir dine mensup değil. Tiran merkezinde pek görülesi bina
yok: merkez eski ve pek sevimli olmayan binalardan ibaret. Onun için
hemen

 biz de Arnavutların yaptığını yapıp Parku Kombetar ( Büyük Park) ‘a gidiyoruz.

Şehrin güneyinde içinde yapay gölü de bulunan bu büyük park akşamüstü Arnavut ailelerin volta atma alanı.

Hem satıcılar hem turlayanlar bizim için çok tanıdık görüntüler.

Göl
kenarındaki kafede biraz soluklandıktan sonra 10-15 dakika yürüyerek
Blloku mahallesine geliyoruz. Şehir içinde vakit geçirmek için en iyi
mahalle olan Blloku’ya yaklaştığınızı binaların şenlenmesinden
anlıyorsunuz. Tiran’ın yeni belediye başkanı bakmış binaları yıkıp
yapacak gücü yok mahalledeki binaları rengarenk boyatıvermiş, güzel
olmuş.

Eskiden sadece komünist parti mensuplarının yaşamasına izin verilen mahalle bugünlerde kafeleri ve lokantaları ile ünlü.


Arnavutluk’un mali durumunun iyi olmadığı malum, ama geceleyin Blloku
sokakları öylesine dolu, öylesine hareketli ki insan nereden geliyor bu
değirmenin suyu demeden edemiyor.

Sokağa taşmış  barların önündeki çakırkeyif kalabalığın  ve trafiği
tıkayan lüks arabaların arasından yavaşça ilerleyerek Arnavutluk’a gelen
herkesin yapması gereken bir şeyi yaptık: Arnavut ciğeri yemek! Daha
iyi nerede yenebilir ki? Enfes.  Yanında da Elbasan tava: “Yarın akşam
yine gelmeli” deyip geri döndüren bu lokanta Blloku’daki

Era. Madem karnımız doydu, o zaman Blloku sokaklarında biraz vakit geçirip otele dönme zamanı…


Tiran’dan sonraki durağımız Makedonya’daki Ohri gölü. Görüşmek üzere.

Ohri ( Ohrid ) Gölü , Makedonya


Makedonya ve Arnavutluk arasındaki Ohrid gölü ( Ohri okunuyor) kıyısına
kurulmuş olan Ohri kenti Makedonya gezimizin en güzel duraklarından
biri. 

Makedonya’ya
gelirseniz Üsküp’e otobüsle 3.5 saat mesafedeki ( otobüs 7-10 Euro) bu
kenti ziyaret etmeden geri dönmeyin. Üsküp’ün doğası budanmış
kalabalığına birebir panzehir.


Ohri kentinin nüfusu sadece 42,000. Göl kıyısındaki tepelere yaslanmış
bu kentin eski kısmındaki tarihi binaları ziyaret ederek rahatlıkla bir
gün geçirebilirsiniz.


Eski kentte Ayasofya kilisesi, St.Pantelejmon – Plaoshnik kilisesi ve


gölün tam kıyısındaki St.John Kaneo kilisesi görülmeye ve önünde 20-30 poz fotoğraf yakmaya değer yerler.


Ohri Kalesini de atlamayalım.


Kent, o kadar şirin ve manzaralar o kadar etkileyici ki zaman olsa daha uzun kalmak isterdim.


Şehirden biraz daha fotoğraf koyup Üsküp yazısını hazırlayayım. Üstte
Ohri merkezindeki iskele görülüyor. Göl çok berrak, iskeleden denize
girenlere sabahın erken saatlerinde bile rastlayabilirsiniz. Aşağıda
şehrin genel görnümü.


Ohri gölü aslında eski bir volkanın kraterine oturmuş, suyun derinliğ
350 metreye kadar iniyor. Bölü saran dağların yeşili suya vurunca
gözlere ziyafet oluyor.


Şehir merkezinde daha çok hediyelik eşya mağazaları var.


Kıyıda da kafeler ve


balık restoranları. Fiyatlar oldukça makul. İki kişilik tam doyurucu akşam yemeği meze+şarap dahil 15 Euro civarı.


Şehirde
çok sayıda pansiyon var. Odalar 5 Euro’dan başlıyor, eli yüzü düzgün
olanlarında kişi başı geceliği 8-10 Euro’ya kalmanız mümkün.

Sonuç: ucuz uçak bileti bulunursa haftasonu için bile gidilebilecek bir yer.

Makedonya’nın Başkenti: Üsküp

Her
üç Makedonyalı’dan biri başkent Üsküp’te yaşıyor. Nüfusu bugünlerde
650,000 olan bu şehir 4000 sene önce kurulduğundan beri   bölgenin
merkezi olmuş. Bizim içinse Balkanlarda Osmanlı yönetiminden çıkan en
son yerlerden biri olması sebebiyle eskinin halen hatırlandığı ve
ülkelerarası bağların daha bir sıkı olduğu yerlerden biri olmuş.

Nasıl olmasın ki şehrin sembolü olan taş köprü, Üsküp kalesi, eski pazar ve bit pazarı

halen
bizlerden izler taşıyorlar. Şehrin en büyük meydanı olan Makedonya
meydanında etrafa şöyle bir bakınca bugün bile devam eden bağlantıların
izleri hemen göze çarpıyor.


Üsküp’ün eski pazar bölgesinde esnafın ya da yoldan geçenlerin Türkçe
konuşması normal karşılanıyor. Yol kenarlarında da sık sık Türkçe
ilanları görüyorsunuz.



 Vardar nehrinin batı kısmında ise -eski şehrin uzantısı hariç- pek
Osmanlı izi kalmamış. Eski şehrin olduğu dar bir alan dışında tarihi
eser aramak zaetn boşuna: 1962’deki büyük deprem sonrası yıkılan tarihi
binaların çoğu  yeni yeni restore edilmeye başlanmış. Eski şehrin dışına
çıktığınızda sadece sosyalist mimarisinin fonksiyonel ve gri beton
eserlerini görebiliyorsunuz.



 Bu arada eski şehire hazır gelmişken buranın ünlü köftecilerinden
birine uğramadan geçmeyin. Çarşıdaki “Destan” kebapçısında damağınıza
ziyafet çekin. Destan’da köfteler taneyle satılıyor, “normal bir
porsiyon getirin işte yav” deyince kocaman 10 köfteyi sığdıracak yer
arıyorsunuz ona göre.

Makedonya ekonomisi bağımsızlıktan bu yana iyi durumda değil. İşşizlik
resmi olarak %20lerde olsa da gerçekte çok daha yüksek olduğundan ve
okuyan kesimin ülkeden göç ettiğinden şikayet ediliyor.


Diğer Balkan ülkelerinde olduğu üzere burada da çok sayıda kafe var; iş
bulamayanlar kafe açmış,açamayanlar müşteri olmuş. Gece oldu mu
Makedonya meydanına çıkan yollarn ve Vardar civarındaki kafeler dolmaya
başlıyor.

Gece
yaşantısı şaşırtıcı derecede canlı ve ucuz. Hani öyle ki İstanbul
boğazında mükellef bir ziyafet yerine buraya uçakla gelip bir haftasonu
geçirseniz herşey dahil aynı paraya çıkabilirsiniz.


Bir sonraki durağım Kosova…

Kosova’nın Başkenti Priştina

“Üsküp’e
gelmişken  çiceği burnunda yeni devlet Kosova’nın başkentine de uğramak
lazım” deyip sabahleyin otobüs terminaline geldim. Üsküp’ten Kosova’nın
başkenti sadece 80 km ötede. Ama varması 4 saati buluyor. Yolun bu
kadar uzun sürmesinin iki sebebi var:  NATO bombardımanları sırasında
altyapının yokolması ve yeni gelen araba zenginliği.


Yemyeşil dağlardan ve derin vadilerin yamaçlarından kağnı hızıyla
ilerleyen otobüs şehre yaklaştığında daha da yavaşlıyor. Savaş sonrası
Birleşmiş Milletler denetimine geçen Kosova’ya yardım yağmış, bir de
yerel çeteler Avrupa’dan çaldıkları araçları çok ucuza piyasaya sürmeye
başlamışlar. Sonuçta başkent Priştina caddeleri umulmayacak kadar yoğun.


Taksilerin çokluğu da dikkat çekici. Bu yoğunluğun sebebi şehirdeki
yüzlerce kafenin varoluş sebebiyle aynı: işşizlik. Çalışacak yer
bulamayanlar ya taksi almışlar ya kafe açmışlar.

Priştina’nın
kafeleri günün her saati kalabalık. Müşteriler pek bir şey yemiyorlar,
tek bir içecek alıp oturuyorlar, gelip geçenleri seyrediyorlar
aralarında sohbet ediyorlar. Kapalı alanda sigare içmek serbest olduğu
için popüler kafeler dışarıdan duman altı olmaları sayesinde hemen
anlaşılıyor.

Sigara
demişken hemen herkesin sigara içtiği bir yerde sigara kaçakçılığı da
iyi bir gelir getiriyor olmalı ki yukarıda görülen tür satıcılar şehirde
çok yaygın.

Şehirdeki hükümet binalarının duvarları savaşta ölen ve kaybolanların
resimleri ile kaplı. Resimleri görünce Kosova’nın durumu şimdi iyi
olmasa bile eskiye nazaran ne kadar iyi olduğunu anlıyorsunuz.


Şehirde önüne gelen plansız bir şekilde bina yaptığı için sokaklar yamru
yumru, kaldırımı işgal eden binalar, sarkık elektrik telleri vs. Bizim
gecekondu mahalleleri gibi.


Şehirde tarihi eserler savaşta zarar görmüş. Halen çoğunda restorasyon
başlamamış. Sağlam olan bir iki tanesi Yaşar Paşa camii etrafında. Bu
saat kulesi de tamir edkileceği günü bekliyor.


Priştina’ya gidiyorsanız amacınız eski eser görmek olmamalı, yeni
kurulan bu devletin doğum sancılarını ve zorlukları aşarak yaşamlarıı
yeniden inşa eden insanlarını yerinde görmek olmalı.

Yolunuz Priştina’ya düşerse kalmak için iyi seçeneklerden biri de bir Makina Mühendisliği profesörü tarafından işletilen Velania Pansiyon
(  taksi şöforleri Professor Pansiyon olarakta biliyor ). Pansiyonda
kalanların hatırı sayılır bir kısmı Kosova’da görevli sivil toplum
kuruluşlarından oldukları için Kosova’yla ilgili son haberleri ve en
gidilesi lokanta/kafe önerilerini de sadece mutfakta takılarak
öğrenebilirsiniz.

Dubrovnik, Hırvatistan: Doğunun Bitip Batının Başladığı Şehir

Hırvatistan’ın
güneyindeki Dubrovnik turizm piyasasının son zamanlarda yükselen
yıldızlarından. Doğrusu Dubrovnik övülmeyi hakediyor: deniz, tarih,
güneş, iyi yemekler, tekne turları.. Bir de vize olmayınca bizim Akdeniz
kıyılarına karşı  iyi bir seçenek oluyor.
Hırvatistan’a daha önce gitmiştim, fotolar o eski geziden.
Dubrovnik’in eski şehri bir yarımada üzerinde ve etrafı tamamen surlarla çevrili.



Hırvatlara
göre Avrupa kendi sınırlarında bitiyor, sonra “Doğu” başlıyor.
Komşularının Osmanlı işgali sonucu bozulduklarını kendilerinin ise
kültürel olarak hep Avrupalı ( ve Batılı) kaldıklarını söylüyorlar. Öyle
mi? Gidin kendiniz karar verin. Biz biraz daha şehirde dolaşalım.
 Şehri boydan boya kesen Standun caddesi bakımlı ve hoş bir yer. Eee Dubrovnik boşuna Dünya Mirası listesinde değil…. 
 Ana caddeden sapılan yan sokaklarda hediyelik eşya dükkanları, butik oteller ve akşamları güzel lokantalar var.
Kale surlarının üzerinden şehir manzarası bir başka güzel.
Dubrovnik surları ve deniz.
Eski şehrin surlardan görünümü.
Surlardan Lokrum adasının görünümü. Dubrovnik limanından adaya tekne turları kalkıyor.

Mostar, Bosna-Hersek: Bölünmüş Şehir

Mostar,
yakın zamanda olanlarla hepimizin belleklerine yer etmiş bir yer.
Dubrovnik’ten buraya her gün bir çok tur otobüsü kalkıyor. Tur
otobüsleri Mostar’ın merkezindeki Osmanlıların yaptığı “Eski köprü (
Stari Most)” yakınında turistleri bırakıyor. Mostar küçük bir yer
olduğu için buradan görülecek yerlere ulaşmanız en fazla beş dakikanızı
alıyor.

Mostar
nehir tarafından hem coğrafi hem etnik olarak ortadan ikiye bölünmüş
durumda: nehrin doğu kısmında Müslümanlar, Batı kısmında ise
Hıristiyanlar yaşıyor. İki halk olabildiğince birbirine karışmadan
yaşayıp gidiyor. Hıristiyan ve Müslüman mahallelerini birleştiren 
“Eski Köprü” savaş sırasında tamamen yıkılmış. 2004 yılında Türkiye’nin
de içinde olduğu beş devlet tarafından aslına sadık kalınarak yeniden
inşa ettirilmiş. 

Köprünün
hemen yanında “Mostar Dalgıçlar Kulubü” var. Orada takılanlardan bir
kaçı atlayacakmış gibi yapıp köprünün üzerinde bekliyorlar. Ta ki onları
atlarken çekmeye meraklı biri biraz bahşiş verene kadar…
 
Mostar
merkezinde köprünün yüzlerce fotoğrafını çekmek dışında yakındaki iyi
korunmuş Osmanlı döneminden kalma Muslibegovica  köşkünü ve köprüyle
aynı zamanda Mimar Sinan tarafından yapılan Karagöz Bey camiini ziyaret
edebilirsiniz.

Mostar’da
tarihi bir kaç yeri dolaştıktan sonra yapılacak en iyi şey köprüyü
gören bir yerde dinlenmek ve bir şeyler atıştırmak. Söylemeye gerek var
mı bilmiyorum ama köfteleri ünlü ( Rumeli’nde miyiz ne?).




6 yorum

  • abt_smyrna dedi ki:

    Bir yazıya bunca ülkeyi ve şehri sığdırmak bir paket program etkisi yatarttı. Ancak bu paket program tam ana göre oldukça da eyifli olmuş. Elinize sağlık…

  • NEŞE dedi ki:

    Çok güzel gezdirdiniz,gösterdiniz,heveslendirip geriye getirdiniz…Bu bölgeyi gezmek için biraz acele etmeliyiz,nasıl olsa AB bu ülkeleri de fazla gecikmeden üye olarak kabul edecek ve fiyatlar tavan yapacak,fırsat bu fırsattır demek lazım…Teşekkürler Kurtbayram !

  • Corto_Turco dedi ki:

    Bu aralar Binrota’da Balkanlara sadakat rüzgarı esiyor. Ne güzel. Bu sayede farklı gezgin deneyimlerini karşılaştırabiliyoruz. Bol fotoğraf, öz yazı, klasik Kurtbayram üslubunu okumak çok keyifli. Eline, ayağına sağlık hocam.

  • DEEP73 dedi ki:

    super anlatmıssınız vallahi .. ellerinize saglık .. balkanları tanımamıza vesıle oldunuz resımler ayrıca cok guzeldi..eger mkan bulursam karadagı arnavutlugu gormeye gıdecegız ınsallah..

  • efes_35 dedi ki:

    uskupten ailece arnavutluk kosova karadağ sırbistan makedonya ve hırvatitana gitmek istiyoruz. üsküpten araç kiraladım 7 gün vaktimiz var günde 10 saat civarı gezebiliriz . rota cizmemde yardımcı olurmusunuz internetten gezilecek yerleri not aldım ama ne güzergahta gitmeliyim bilmiyorum navigasyon cihazım var ama tavsiyelerinize ihtiyacım var. birde dönüşte yine üsküpten turkiyeye ucakla gelicem yardımlarınız için teşekkürler.

  • baliceylan dedi ki:

    Merhabalar.bende bir rota çizdim kendime yazın yapmak istiyorum.benım için en önemli şey ulaşım. OTobüs vesaire birbirleri arasında bağlantı kurmak istedim acaba bu rotada ulaşım kolay olur mu ?
    Üsküp-Ohrid-Tiran-Podgarica-Budva-Kotor-Mostar-Bosna-Belgrad.

    Kosova’yı turuma katmadım bişe kaybedermiyim acaba ?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*