Almanya’nın Paris’i – Düsseldorf



Fuar bahanesiyle geldim Düsseldorf’a. Aynı bahaneyle bu ikinci gelişim. Burası Almanya’nın bence en güzel şehirlerinden birisi. Her şeyden önce canlı. Saat 7 deyince hayat durmuyor.


350 Euro’dan ucuz otel bulamayınca fuar zamanı evlerini ziyaretçilere kiralayan bir ailenin yanında kalıyorum. Oda kahvaltı günlük 30 Euro. Odam hoş bir çatı katı odası ve güzel ve bakımlı bir mezarlığa bakıyor. Hem şehre hem de fuar alanına eşit mesafede.


NRW ( Kuzey Ren Vestfalya) eyaletinin başkenti olan Düsseldorf ismini Ren Nehrine dökülen ufak bir dereden almış.


Düsseldorf’ta her yere metro (U Bahn) ya da tramvayla (S Bahn) gidebilirsiniz. Günlük ya da haftalık alacağınız kartla ulaşım araşlarını limitsiz kullandığınız gibi ayrıca bazı müzelere indirimli hatta ücretsiz de girebilirsiniz.


Eski şehir (Altstadt) şehrin en hareketli yeri. Nehre paralel sıralanmış yüzlerce restoran, birahane ve meyhaneler burayı dünyanın en uzun barı “longest bar in the world”  haline getirmiş. Sokağa taşan insanlar özellikle yöreye özgü (Oğuz’un da çok seveceği) Altbier içiyorlar. Fuar çıkışları, ben de bu kalabalığa karışıp ortamın keyfini çıkarıyorum.  Hafif çakırkeyif birisiyle ayaküstü alternatif tıp üzerine sohbet yapıyoruz. Daha doğrusu adam anlatıyor ben dinliyorum. Daha sonra bana kartını veip bahsettiği ürünlerin hepsini internetten sipariş edebileceğimi söylüyor. Hava nisan ayının sonu olmasına rağmen hala serin ve ben üşüyorum. Gerçi insanlar yaka bağır açık gömlekle dışarda biralarını içerlerken hiç üşüyor gibi görünmüyorlar ama.


Altstadt Düsseldorf’un en canlı yeri olduğu kadar en tarihi yeri de ayrıca. Marktplatz’da, eski vilayet binası ve önündeki şehrin genişlemesinde ve bu hale gelmesinde katkıları olan Avrupa’nın en güzel atlı heykellerinden biri olan Jan Willem heykeli görmeye değer. Tabi yine gotik tarzdaki katedral Andreaskirche de şehre güzellik katan binalardan biri.


Şehrin en keyifli yerlerinden birisi de Burgplatz. Ren Nehri kıyısındaki bu güzel meydanı şu anda Gemicilik Müzesi olarak kullanılan güzel bir kule “Schlossturm” süslüyor.




Ren Nehri kıyısı araç trafiğine kapalı hale getirilerek bir promenad haline getirilmiş. Trafik ise bir tünel vasıtasıyla nehre paralel olarak alttan gidiyor. Burası bisiklete binenler, yürüyenler ya da yeşil alanlara kendini atıp yılın ilk güneşinden faydalanlarla dolu. Kıyısındaki gezinti tekneleriyle şehrin belli bir bölümünü tekneyle gezmek mümkün. Bu teknelerle fuar alanından Basın Limanına (Media Harbour – Medienhafen)  kadar gidip şehri kıyıdan da görebilirsiniz.


Basın Limanı şehrin en modern binalarının bulunduğu bölge. Tanınmış mimarlar tarafından projelendirilen bu yerde Alman WDR ( Westdeutsche Rundfunk) ve CNN ofisleri de bulunuyor. Ayrıca eyalet parlamento binası ve TV kulesi de bu bölgede. 


Yaklaşık 1 saat kadar süren bu tur oldukça keyifli ve dinlendirici. Ren Nehri bölge için çok önemli bir nehir. Kuzeyden güneye taşımacılığın büyük bir kısmı nehir gemileriyle yapılıyor. Önden veya arkadan çekilerek ya da itilerek hareket ettirilen büyük bir konteynır dubasında  aklınıza gelen her şey taşınıyor. Bu sayede taşımacılıkta karayolu taşımacılığına göre          % 70 tasarruf sağlandığını söylüyor gemideki rehber.


Eski şehrin labirent gibi sokaklarını dolaştıkça karşınıza çok hoş binalar, parklar ve bahçeler çıkıyor. Ara sokaklardaki bu binaların bazılarında çok güzel resim ve heykel galerilerindeki eserler yeni sahiplerini bekliyor. Yolda yürürken bir çok yerde karşınıza ufak bronzdan heykeller çıkıyor. Özellikle vakti zamanında para toplamak için amuda kalkarak elleri üzerinde yürüyen çocukları tasvir eden  heykel şehrin simgesi olmuş. Bu arada elimdeki haritayı iyi göremediğimi farkediyorum. Gözlerim bir türlü yazıları seçemiyor. En yakın gözlükçüye gidip durumu anlattığımda tezgahtar yaşımı soruyor ve elime bir okuma gözlüğü tutuşturuyor.


Yazılar net ama moralim bulanık bu sefer de.
Düsseldorf’un en can alıcı yeri kısaca Kö diye anılan dünyanın en güzel caddelerinden biri olan Königsalle  olsa gerek. Burası Düsseldorf’u Almanya’nın Paris’i yapan moda merkezi.  Ortasından Düssel deresinin geçtiği bu muhteşem cadde sağlı sollu çok şık binalarda bulunan mağazalara ev sahipliği yapıyor. Derenin her iki kenarı kestane ağaçlarıyla donatılmış derenin üzerindeki köprüler ve derenin içinde bulunan fıskiye heykellerin hepsi  birer sanat eseri.  Bir baştan diğer başa bu caddeyi gezmek ve hanım olmadığı için vitrinlere bakıp alışveriş etmemek ayrıca keyifli.  Ben bu sayede caddeyi birkaç saatte gezebiliyorum.


Kuzeyin bu küçük ama sevimli kentinden tatlı anılarla ayrılıyorum.




Not : Resimler kartpostal 

12 yorum

  • EYLÜLADA dedi ki:

    1) Fuar zamanı 350 Euro otel parası… 2) Home-otel’in güzel ve bakımlı manzarası… 3) Altbier / Anlamı sanırım eski-bira olmalı. Sevdim gitti… 4) Çakırkeyifken alternatif tıp muhabbetleri… (Geçenlerde NTV’de O.Bayülgen de tartıştı bu konuyu; Özer Çiller falan… Kitap yazmış, çok satmış felan… Ama konunun özü para para ve para…) 5) Okuma gözlüğü… 6) Hamınlar olmadığı için na-alışveriş… /// Bu 6 madde, yazına dair benim için ilginç detaylar. Ama ben daha çok başlığına takıldım. Çünkü Paris öyle bir marka-şehir ki: Doğu’nun Paris’i, Almanya’nın Paris’i… Sırala gitsin: Aklıma gelenler; bir zamanların Beyrut’u, sonra Riga, Prag, Peşte, hatta Bükreş ve bizden de Diyarbakır…

  • oymakas dedi ki:

    Sevgili Oğuz senin yorumların da yazıların kadar güzel. Paris şehir olmaktan ziyade bir marka aslında. Güzelin, hoşluğun,modanın ve aşkın markası. Riga’nın, Peşte’nin, Diyarbakır’ın ya da diğerlerinin hangi özelliklerini Paris’e benzetiyorlar bilmiyorum ama Düsseldorf Almanya’nın moda merkezi ve Kö de Paris’teki o ihtişamlı caddeler kadar güzel. Ama Paris’te çok Kö var.

  • MIYU dedi ki:

    Sevgili Arman, sürekli Almanya’ya gidip gelmeme ve orada da doğmama rağmen çok da sevmediğim bir ülke aslında, ama Düsseldorf’u ben de gezme fırsatını bulmuş ve çok beğenmiştim, hala sorduklarında başta Hamburg sonra Düsseldorf diyorum. Ellerine sağlık çok güzel bir anlatımla bana şehri tekrar gezdirdin.

  • BÜLTER dedi ki:

    Düsseldorfa rakip şehrim var Almanya da. Fırsatım olursa haftaya yazarım. Hoş yazınızı zevkle okudum Arman bey.

  • rome_o dedi ki:

    dusseldorf a yakın yaşayan akrabalarım var o kadar çok gittimki dusseldorfa ..
    gerçekten almanyada bir dusseldorf birde berlini görülecek şehir olarak tavsiye edebilirim .. bir diğer iyi yanı dusseldorf avrupada ki diğer merkezlere (amsterdam, brüksel ,pars gibi )çok yakındır

  • tütü dedi ki:

    Kö’ye bayıldım,Berlin’i merak ederdim Düsseldorf’u da merak etmeye başladım (sadece Münih’i October Fest zamanı görmüştüm).Güzel yazı,teşekkürler…

  • abidindemir dedi ki:

    Aralık ayında bu güzel şehirdeydim. Duseldorf hakkında okuduğum güzel yazılardan biri olarak kalacak hafızamda. Elinize sağlık. Teşekkürler…

  • hburcu dedi ki:

    Nehrin kenarında taşıtların olmaması ne güzel. Ellerinize sağlık.

  • enise dedi ki:

    Sevgili Arman bey gene güzel bir anlatım. İnsanın oralara gitmek için iştahını kabartıyor.Teşekkürler…

  • Sefertasladam dedi ki:

    Köln Düsseldorf arasında rhein nehri üzerinden yolculuk yapmıştım. Bu yolculuğun faklı bir romantizmi var arkadaşlar herkese tavsiye ederim.

  • gezzgiinn dedi ki:

    sevgili arman bey doğrusu bende düsseldorf u görüp gezmeme üstelik çok beğenmeme rağmen sizin anlatımınız o kadar hoş olmuş ki tekrar gidip sizin gezdiğiniz gibi gezmek istiyorum.bazı yerlerin farkına varamamışım..herhalde bira yı fazla içmekten oldu .bu kez önce gezeceğim sonra oturup bira içeceğim.

  • NEŞE dedi ki:

    Bu yazıyı kaçırmışım..Düsseldorf a yıllar önce gittiğimde ben de tabii ki Königsallee ye bayılmıştım ama benim için unutulmaz ve komik olan mağazalar kapandıktan sonra bir sürü Çinli fotoğrafçının vitrinlerdeki kıymetli ve design olan eşyaların fotoğraflarını şip-şak çekerek taklitlerini yapmak üzere Çin e götürme çabalarıydı.Teşekkürler Arman Bey..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*