Almanya-Belçika Gezisi Son

               

Ghent’te kaldığımız otele yaklaşık yarım saatlik mesafede Bruges. Şehrin dar sokaklarında ilerlerken gördüğümüz meydana yakın bir otoparka arabamızı park ediyoruz. Bir çok Avrupa şehrinde olduğu gibi yeraltı otoparkları burada da park sorununu çözmüş durumda. Şehrin bir çok yerine konmuş panolardan hangi otoparkta kaç arabalık yer var görebiliyorsunuz.  Bir önce ziyaret ettiğimiz Ghent şehriyle kıyaslandığında  Bruges’da restorasyon ve altyapı çalışmalarının çok önceden bitmiş olduğunu görmek mümkün. Şehirdeki tüm yapılar ve yollar oldukça bakımlı ve temiz. Kışın ortasında olmamıza rağmen çok sayıda da turist var. Ortaçağdan kalma yapılar şehre masalsı bir görüntü veriyor.  Pazar Meydanında bindiğimiz faytonla şehri dolaşmaya başlıyoruz. Sürücümüz aynı zamanda şehirle ilgili genel bilgileri de veriyor. Meydandaki heykelin Fransızlara karşı kazandıkları tek zafer anısına dikildiğini öğreniyoruz. Başka kazanılmış bir savaşın da olmadığını söylüyor ayrıca. Bir katedraller şehri olduğunu söylediği Bruges’da bulunan 17 katedralden sadece biri Protestanlara ait. Diğerleri ise Katolik. En önemli katedrallerden biri ise İsa Peygamberin kanının bulunduğu Kutsal Kan Katedrali (Holy Blood Church). Burg meydanındaki bu kilisenin içi çok gösterişli. Kutsal emanet ise, yüksekçe bir kürsüde oturan bir görevlinin elinde tuttuğu cam bir tüpte, gelen ziyaretçilere gösteriliyor.


 
             



















Bruges şehri bir açık hava müzesi adeta. Burg Meydanı ise şehrin en görkemli anıtsal yapılarının olduğu yer. Şehri çevreleyen kanallar nedeniyle burası kuzeyin Venedik’i olarak anılıyor. Kah dolaşarak kah bir kafede oturup sıcak çikolata ve sıcak şarapla ısınarak – bu kafelerde harika waffle yapıyorlar – gezimizi tamamladıktan sonra yolumuzu kuzeye Knokke’ye çeviriyoruz.


             

Knokke Belçika’nın yazlık mekanı. Uzunca bir sahil şeridine sahip olan şehirde çok sayıda yazlık ev, otel ve pansiyon var. Bu kışta kıyamette buraya gelme sebebimiz ise deniz mahsulleriyle meşhur bir restoran. Kuzey Denizi’nin kocaman kral yengeçleri ve midyelerini yemek için geliyoruz buraya. Geldiğimize de değiyor doğrusu. Hem gözümüz hem de karnımız doyuyor
Biraz kaybolarak da olsa akşam otelimize varıyoruz. Ertesi gün Brüksel üzerinden Düssedorf’a geri dönerek Brüksel şehrini de kısa bir süreliği için de olsa ziyaret etme fırsatı buluyoruz. Şehrin girişindeki tünelin çıkışı bizi şehir merkezine kadar getiriyor. Hava kapalı ve soğuk. Yer yer kar serpiştiriyor. Çocuklar daha önceden resmini gördükleri Manneken Pis (Çiş yapan çocuk) heykelciğini görmek için sabırsızlanıyorlar




 



      


 





Bu küçücük heykelcik Brüksel’in sembolü adeta. Grand Place (Büyük Meydan) ise dünyanın en güzel meydanlarından biri bence. Şehrin ara sokaklarında birkaç saat dolaşıp karnımızı doyurduktan sonra tekrar yola koyuluyoruz. Bir sonraki hedefimiz Aachen. Şehre girişimizde yoğun bir kar yağışı karşılıyor bizi. Arabadan pek inmeden şöyle bir göz atıyoruz şehre. Kar şiddetini iyice artırınca da fazla oyalanmadan Düsseldorf’un yolunu tutuyoruz.



Aachen


Der Weg Zurück (Dönüş Yolu)

5 yorum

  • NEŞE dedi ki:

    Bruges aşkımı depreştirdiniz,o meşhur katedraldeki bir ayinde kutsal kan muhafazası önünde bayılanları gördüm bir keresinde..Her dinde var bu tarz işler..Brüksel fotolarınızı dikkatle inceleyerek,semt ve yapıları tanımaya çalıştım,anıları canlandırdım..Yaşayın siz Oymakas !

  • Zeynep dedi ki:

    fotoğraflarınızdan da anlaşılıyor olağanüstü ve özgün mimarileri ile kendine hayran bıraktırıyor bu güzel paylaşım için teşekkürler

  • mertakinci dedi ki:

    kar yağmasına rağmen eminim güzel bir gezi olmuştur ellerinze sağlık

  • rome_o dedi ki:

    Ne zaman belçika konusu açılsa benim herzaman söylediğim şu : dünyada görülmesi gereken en son ve en gereksiz yer . Ve her zaman karşımdaki ama sen bruge’u görmemişsin der. Genekar kış dememişsin yola ailecek çıkmışın . Aachen ı görmedim ama düsseldorf gerçekten şık bir şehir.

  • sevgimm dedi ki:

    Avrupalılar şehirlerine gerçekten bu kadar bakıyorlarmı yoksa baktıkları kadarınımı pazarlıyorlar merak ediyorum,şehrin her yeri açıkhava müzesi gibi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*