Almanya-Belçika-2 Ghent

Ghent


 


Uç gün Düsseldorf’ta kaldıktan sonra bu sefer Ghent’e doğru yol alıyoruz.  Eindhoven ve Antwerp üzerinden yaklaşık 250 km’lik bir mesafe bu. Almanya sınırından çıktıktan sonra güneş yüzünü göstermeye başlıyor. 3 günden sonra güneşi görmek oldukça keyif verici. Gerçi dışarıda hava sıcaklığı hala 0° civarında. İkibuçuk saatlik rahat bir yolculuktan sonra otelimize varıp ve eşyalarımızı bırakıp kendimizi Ghent sokaklarına bırakıyoruz.

 




Tarihi Merkez

Şehir ilk bakışta insanın nefesini kesecek güzellikte ortaçadan kalma yapılarla süslü. Özellikle tarihi meydanda bulunan St. Bavo, St. Nicholas Katedrallerinin kuleleriyle meydanın tam ortasındaki Belfry (Çan Kulesi) şehrin üç güzelleri gibi. Ancak alt yapı çalışmaları nedeniyle bu yapıların etrafı tam bir çamur deryası içinde. Bir gün önce yağmış olan kar kirlenmeden yürümeyi çok zorlaştırıyor. Meydanın batısına doğru gidildiğinde  ise  kanala geliyorsunuz. Kanal kenarı şehrin ilk kurulduğu yer. Kanal boyunca (Graslei) birbirinden güzel flaman tarzında yapılargöze çarpıyor. Bir zamanlar postane, depo gibi amaçlarla yapılmış binalar şimdilerde pahalı bir restoran ya da hediyelik eşya dükkanı haline gelmiş. Kanal üzerindeki St. Michael köprüsü de estetik açıdan benzerlerin aratmayaca güzellikte.



St. Micheal Köprüsü



Graslei


Şehirde çocukları en çok eğlendiren yer ise Kontların Şatosu oluyor. Şehrin biraz daha kuzeyinde, hemen kanalın dibine yapılmış olan bu şato yaklaşık 12 yüzyıldan kalma. Oldukça sağlam yapıda. Bazı odaları ise müze olarak düzenlenmiş.  



   
İnsan boyundan büyük kılıç ve giyotin

  
İşkence odası
 

Şatoyu gezdikten sonra köprüye yakın bir yerden kalkan kanal turu yaptıran botlara binerek hem şehir hakkında bilgi alıyoruz hem de güneşe rağmen üşüten havanın etkilerinden biraz sıyrılıyoruz. Kanal boyunca dizilmiş birbirinden güzel yapıların tarihçelerini dinleyerek yaklaşık 45 dakika süren bu tur sonunda tekrar şehri dolaşmaya devam ediyoruz.

 
Eski Balık Hali ve Kanal Boyu Flaman Tarzı Evler

Üşü
düğümüzde ya da yorulduğumuzda kendimizi, çikolatalarıyla meşhur bu ülkenin, sevimli bir çikolatacısında sıcak çikolata ve pralinlerle ödüllendirip akşamı ediyoruz. Bu güzel şehirdeki tatsız bir olay ise girdiğimiz Poesjkine adlı restoranda garson tarafından masaya oturtulduktan sonra, restoran sahibinin yanımıza gelip kaba bir tarzla tüm masaların dolu olduğunu ve çıkmamızı söylemesiydi. Bu nedenle restoran içinde biraz gürültü koptuğunu söyleyebilirim.
 
             
              Dışardan bakınca güzel görünüyor ancak sahibi berbat

Buna rağmen  keyfimizi bozmadan gezmemize devam ettik. Yemeğimizi ise kaldığımız otelimizin restoranında daha sevecen bir ilgiyle ve keyifle yedik.

3 yorum

  • NEŞE dedi ki:

    Belçika nın en güzel şehrini en samimi şekilde anlattınız,ne iyi ettiniz..St. Bavo katedralinde şahane bir altar var,yağlıboyanın mucidi EYCK kardeşler tarafından yapılmış ve GHENT ALTARI olarak geçer,umarım görmüşsünüzdür..Ben de sizin kanal turunuzun beş saat sürenine katılmıştım ,tabii mevsim yaz dı.Keşke o lokantayı şikayet etseydiniz diyor,teşekkürlerimi sunuyorum.

  • mugeyidogan dedi ki:

    her ülke turistleri bizim kadar el üstünde tutmuyor demek ki

  • bosfor dedi ki:

    st.michael köprüsünü güzel fotoğraflamışsınız, her zamanki gibi güzel bir yazı. Genelde kendi ülkemizin turiste yaklaşımını yerin dibine batırırız ama pek çoğumuz buna benzer kabalıklarla yurt dışında karşılaşmışızdır, bence işkence odası bu mekandan daha şık, teşekkürler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*