alışmış-olduğum kültürel kodların beni şoka uğrattığı başkent: kahire’deyim…

    Ana sayfaAfrikaMısıralışmış-olduğum kültürel kodların beni şoka uğrattığı başkent: kahire’deyim…

10112010


istanbul’da havaalanındayım. birazdan egypt-air ile kahire yolculuğum başlayacak. zihnimde dolaşanlar: antik mısır uygarlığının şaheseri piramitler, bu uygarlığı tarihe armağan eden nil nehri, görece modern zamanlarda memlükler ve osmanlılar, kıptilerle birarada yaşama.
*
saatim yediyi geçiyor. hola cairo hosteldeyim. (1). tek kişilik odama yeni yerleştim. sıcak bir hava karşıladı beni. uzun zaman aradan sonra bir başka ‘kültür_şoku’ ikinci karşılayan oldu, havaalanından şehir merkezine gelirken. hiç-dinmeyen-korna-sesi bu şokun baş-aktörü.









odam


*
iki saatlik yolculukla ulaştım istanbul’dan. uçak kalkmadan önce banttan dua okunduğunu hatırlıyorum.
*
beş katlı bir binanın dördüncü katındaki hostelin balkonunda yarım litrelik heineken içiyorum şu anda. (2).
*
sorunsuz girdim yeni bir ülkeye. hostelin gönderdiği taksici m. karşıladı beni çıkışta. yaklaşık bir saatlik korkunç bir trafiğin içinden geçerek ulaşıyoruz hostele. yol boyunca pek çok ‘şahin’e rastlıyorum. çoğu taksi olarak işliyor. m. üniversite öğrencisi. mezun olunca askere gidecekmiş. üniversite mezunu olduğu için bir yıl. yoksa iki ya da üç yıl.









şahinlerden bir şahin:)


*
seksen milyon mısırlı’nın onyedi milyonu kahire’de yaşıyor. afrika’nın ve ortadoğu’nun en kalabalık şehri.
*
rehber-kitapta yine umursamadığım uyarılar turistlere: bakteri ve parazit hastalıklarına, gasp edilmeye maruz kalmamak için özel dikkat harcayın!
*
az önce ara sokaklarda dolaştım. dikkatimi çekenler: hemen hemen tüm kadınlar başörtüsü takıyor. biriki yerde rastladığım trafik lambaları herhangi bir işleve sahip değil. yine biriki yerde rastladığım trafik polisleri yayaların umurunda değil.
dükkanlardan kuran sesleri yükseliyor.
binaların çoğu eski, bakımsız. arabalar da öyle. binalar genelde renksiz. ya sıva rengi ya da tuğla.
pekçok camiye rastladığımı hatırlıyorum havaalanından gelirken. minarelerin tarzı türkiye’de, bosna’da ve malezya’da rastladıklarımdan daha farklı. ezanın ritmi de öyle. ve kesinlikle türkiye’de okunana göre, daha az bir ses düzeyinde yayılıyor şehre…
*
ilk kez afrika kıtasındayım. ve ancak bu ülkenin kültürü müslüman ve ortadoğulu. dili arapça. ‘gerçek’ afrikalı değil anlayacağın.
*
zihnimin politik kıvrımlarında dolaşan tanıdık isimler: nasır, sedat, mübarek…


11112010


bu sabah erken uyanıyorum. hostelin balkonunda kahvaltı yaptıktan sonra kahvemi içiyorum şu anda.
ilk gecem. onbir:ellide uyanıyorum. korna sesleri. iki:yirmibeş. korna sesleri. uyanıyorum. dört:sekiz. arabalardan yükselen korna sesleri. yedi:yirmibir. korna sesleri…:)
ana caddelerden birisinde değil hem de hostel. şu anda aşağıdaki dükkanlardan yükselen arapça müzik doluyor kulağıma.
*
güneydeki tarihi-şehirlerden birisi olan aswan’a turistlerin gitmesine sadece gece treniyle izin veriliyormuş. güvenlik gerekçesiyle sanırım.
*
akşamüstü şu anda. öğle yemeği olarak iki tane falafel-sandviç yedim bugün. (3). tezgahtarın falafeli ve salatayı çıplak elleriyle yuvarlak ekmeğin içine doldurmasını garipsiyorum ilk önce.
*
bu sabah biraz tembellik nedeniyle hosteli işletenler bana bir taksi ayarlıyor. piramitler için.
çocukluğumdan beri ‘görmeyi’ en çok istediğim yapılar…









nil’de…


taksici a. ile yarım saatte ulaşıyoruz giza’ya. yolda nil’in üzerinden geçen geniş bulvarda duruyoruz. palmiyeleriyle büyüleyici nil’de de fotoğrafım olsun:)
yol boyunca kimbilir kaç kez kaza tehlikesi atlatıyoruz. ne kadar çok yüksek apartmana rastlıyorum. sıvasız-boyasız tuğla bloklar.
piramitlerin bulunduğu çöl-alana giriyorum. (4). hemen herkes tur otobüsüyle gelmiş buraya. içerde dolaşan atlılar, develiler, faytonlular turist peşinde. hediyelik eşya satan çocuklar.
*
mısır’ın ‘altın çağ’ özlemleri hep eski krallık zamanına dair. ki üç büyük piramidi (keops, kefren ve mikerinos) inşa eden dördüncü hanedan bu dönemde yaşıyor.
*
pharaoh (kral) ölünce osiris’e (ölülerin tanrısı), ondan sonra tahta yeni-geçen kral ise horus’a (cennetlerin tanrısı, güneş-tanrının koruyucusu) dönüşüyor. ölen kralın bir parçası (ka) onunla kaldığı için cesedi mumyalanıyor ve ihtiyaç duyacağı herşey (ushabti) yanına bırakılıyor.









tanımayan?…


kralların cesetlerini korumak için piramitlerden önce ‘mastabas’ inşa ediliyordu.









en_keyifli fotoğraflarımdan birisi:)


giza’daki piramitlerin yaklaşık seksen yılda, yirmi-otuz bin işçiyle inşa edildiği tahmin ediliyor. günümüzden yaklaşık dörtbinbeşyüz yıl öncesinde…
*









hala ayakta…


sakkara. dünyanın en eskisi. (5).
beni buraya getiren a. giriş kapısındaki güvenlik görevlilerinin eline birkaç pound tutuşturuyor. bilet almaya gerek kalmıyor böylece.
*
dönüş yolunda rastlıyorum: yoksul mahallelerdeki insanların evlerinin birkaç metre uzağındaki dereye çöplerini boşaltmasına. seçeneksizlik
*
büfelerde hazır-yiyecek olarak en çok makarna satılıyor. soslu.
*
alçak-tavanlı minibüsler sıkış-tepiş.
kahvehanelerde çay ve nargile içen, kağıt ve bezik oynayan her yaştan erkekler.
*
yirmibeş mısır kuruşunun bile kağıdını basıyorlar bu ülkede. madenisinin yanında.
*
müslüman_manila mı desem kahire’ye?
*
giza’da beklenen büyülenmeyi yaşayamadım bugün. anlaşılan ‘olması gerektiğinden’ daha fazla bir beklenti oluşmuş bireysel tarihimde. ve onun karşılanmamasının hayal kırıklığı beni luxor’a, aswan’a gitmekten alıkoyuyor. daha önce planladığımın aksine.
doymuşluğun, tiksinmenin, küçümsemenin, modern turizm-tüketimine yönelik aşağılayıcı bakışın zirveye ulaşması mı bu?
*
‘anarşist’ bir şehir…
*
saatim ondokuz:kırkbir. bugünkü dördüncü stella. akşam yemeği olarak ‘kuşiri’ yemiştim. pirinç, makarna, nohut, yeşil mercimek ve domates sosu. küçük ama doyurucu plastik bir kabın içinde. (6).
*
‘yolculuğun asıl keyfi, herhangi bir noktaya ulaşıncaya kadar geçen süredir!’ gezgin-yargısını anımsıyorum yeniden.
ve ulaşılacak noktaların neler olacağını belirleyenin görüngüler, eşdeğer olarak ‘anıtlar’ olduğunu farkediyorum. kimbilir kaçıncı kez.
*
kamusal alanda sevgi gösterimi normal değil bu kültürde.
*
sanki bir kutlama olduğunu sanırsın işittiğin kornalardan. herkesin sol başparmağının üzerinde olduğu sürekli.
*
iki defa rastlıyorum trafik polisinin park cezası kesmesine. yüzelli pound. az değil. elindeki kağıtlardan birisinden bir parçayı gelişigüzel koparıp üzerine birşeyler yazıyor ve onu aracın camına yapıştırıyor görevli. pratik bir yöntem:)
*
yeni okudum. antik çağdaki kültürel farklılıklara ilişkin şu ilginç örneği. bir cesede kaç farklı şekilde muamele yapılabilir, bakalım:
yunanlar yakar, persler gömer, hintler camın içine koyar, iskitler yer, mısırlılar ise salamura yapar…


12112010


saatim sekiz:onbeş şu anda. bugün kurban bayramı tatili başlıyormuş. mısır’da haftasonu tatili cuma ve cumartesi.
*
saatim onbir civarında. bu sabah uzun bir kuyruğu bekledikten sonra girdiğim mısır-müzesinde bir saatten fazla dolaştım. (7). müzenin bahçesinde güneşleniyorum şimdi.
fotoğraf çekimi yasak müzede. eski, orta ve yeni krallık ayrı odalarda sergileniyor. bir dönemden diğerine sanat formunun/anlayışının değişmezliği, antik mısır’da geleneklerin gücünü gösteriyor sanırım. heykeller cepheden, renkli ve renksiz rölyefler profilden.
‘tutankhamon’ ise altın-maskı ve altın tabutlarıyla ayrı bir odada tavaf ediliyor. genç yaşında ölen bu kralın önceli amenofis. nefertiti’nin kocası. üçbindörtyüz yıl öncesinden söz ediyorum sana. tanrı amon’un dinini yok etmek için tapınaklarını kapatıyor. tek olan tanrı aton’u, yani güneş tanrısını merkeze alan yeni bir din kuruyor…
turist gruplarının rehber peşinde sürüklenirken birkaç temel parça dışında hiçbirşeyle ilgilenmemesi yine dikkatimi çekiyor.
aklıma ‘dahiyane’ bir fikir geliyor heykellerin, büstlerin, hiyeroglif rölyeflerinin önünü ‘işgal edenler’ beni kızdırdıkça: bu tür ‘popüler’ müzelere girişlerde bilgi ölçümü yapılmalı. çok-bilenler azınlık olarak belirlenmeli ve onlar ayrı olarak alınmalı içeriye. onlardan sonra da ‘sürüler’ salınmalı!
bu dünyada müze gezmekten hoşlanmayanlar var!
buraya getirilen yapıtların çoğu giza’dan, sakkara’dan.
*
yalnız_gezginler her yerde küçük bir azınlık…
*
sokak isimlerinde hem eski mısır (ramses gibi) geçmişi hem müslüman mısır dönemi bir şekilde ‘yaşatılıyor’…
*
firavunları tarih sahnesinden silen: büyük iskender…
*









salaş…


saatim öğlen ikiye geliyor. salaş bir yerdeyim şu anda. stella içiyorum. benim dışımda dokuz erkek daha oturuyor içerde. bira, çay ya da sütlü kahve içiyorlar. elbette sigarayla. masalar ve kültablaları aylardır temizlenmemiş gibi. umursamıyorum tabii ki bunu. dışarda kendi dengesinde süren bir kaos bu arada…
*
mısır’da türk dizilerinin ilgiyle izlendiğini öğreniyorum.
*
ayakkabı boyacılarının, kahve öğüten dükkanların önünden geçiyorum.
ne çok ‘selamun aleyküm’ ve ‘şükran’ dediğimi farkediyorum bu son üç günde.
*
yolun ortasındaki bir yayanın koluna çarpan araba, yanyana çarpışan ama durmayan iki araç, minibüs durmadan önce inenler/binenler…
*









kuşiri


*
alt-geçit, üst-geçit, yaya-geçidi yabancı bu caddelere.
*
‘dünyanın en az isyankar mısır halkının’ siyasal istikrarı platon’un en çok hayran oldukları arasında…
platon ayrıca, mısır sanatını ve müziğini ‘geleneksel olandan farklı formlar yaratmaya’ izin vermemesi nedeniyle övmüştür yazılarında. aynı zamanda, sayıları, geometriyi, astronomiyi, hesap-yapmayı, yazıyı kutsal kuşunun adı ibis olan tanrı theuth‘un keşfettiğini anlatıyordu…
*
heredot da yazılarında mısır’a yer vermiştir. benim ilgimi çeken ikisini paylaşayım seninle. ilki, antik tanrılarla ilgili olan. ‘oniki tanrının isimlerini ilk kesinleştirenler mısırlılardır. yunanlar bu isimleri onlardan almıştır.’ diyor tarihçi.
diğeri ise bir deney ile ilgili. psammetichos tarafından yaptırılan. en eski medeniyetin hangisi olduğunu bulmak için. bunun için yeni doğmuş iki bebek, herhangi bir insan konuşmasından uzak tutularak, söyleyecekleri ilk kelimelerinin ne olacağı saptanmaya çalışılır. ve sonuç: frigya dilinde ekmek…böylece mısırlılar ilk defa tarihte frigyalılardan sonra geldiklerini kabul ederler.


13112010


saatim ondört:onbir. büyükçe bir cafenin sigara içilmeyen küçük bir alanındayım.
bugün metroyla eski kahire’ye gittim. (8). eski ve bakımsız istasyonlar, araçlar. ortadaki iki vagon sadece kadınlara ayrılmış. diğer vagonlarda nadiren rastlıyorsun kadınlara.
istasyonda ilk denememde binmeyi başaramıyorum metroya. tren yaklaşırken istasyonun tepesindeki kırmızı ışıklar yanıp sönmeye ve bir alarm ötmeye başlıyor. sanki itfaiye aracı geliyor:) o an farkına varıyorum: ‘gürültüsüz’ yaşayamayan bir toplum buradaki…
araç durduğunda bekliyorum içerdekilerin inmesini. ama aynı anda insanlar biniyor. bu işlem göz açıp-kapayıncaya kadar tamamlanıyor. ve ben oyunun dışındayım:)
*









ilginç…


kıpti alanındayım. güvenlik barikatıyla çevrili alanda sadece turistler ve satıcılar. pekçok küçük kiliseyi geziyorum. bir mezarlıktaki haçlı taşlarda ve bazı kiliselerin duvarlarında arapça’ya rastlamak nedense bana bir çelişki olarak görünüyor. arapça’nın sanki sadece müslümanların dili olması gerektiğine dair bir yargıya sahibim anlaşılan.









alışmayan bir zihin için
çelişki olarak görünebilir…


ülke nüfusunun %onu kıpti.
*
‘sıraya girmek’, ‘sırada beklemek’ gibi fenomenlerin uğramadığı bir toplum.
*
kağıt paraların üzerinde paranın değeri hem arapça hem ingilizce yazıyor.
*
bu sıcak havada bile hem erkekler hem kadınlar muhafazakar giyimlerinde.
*
antik mısır dilinde cümle yapısının fiil, özne ve tümleç sıralamasında olduğunu, bağlaç kullanılmadığını öğreniyorum.


14112010


havaalanındayım şu anda. türkiye’ye dönüyorum.
*

harcama bilgileri:
(a) 1 euro 7.85 pound civarında.
(1) geceliği 20 dolar.
(2) 8.50 pound.
(3) 2 pound tanesi.
(4) giriş için 60 pound ödüyorum.
(5) burayı ziyaret 60 pound.
(6) değeri 3.50 pound.
(b) kuşiri’nin fiyatı gündüz vakti 3.50, akşamları 4.50 pound.
(c) markette bir litre su 3 pound.
(7) 60 pound.
(8) metro bileti 1 pound.

4 yorum

  • Zeynep dedi ki:

    sayenizde firavunların gizemli dünyası mısırı gezdik

  • NEŞE dedi ki:

    Sizin tarzınızda güzel ve etkileyici bir yazı…”Kamusal alanda sevgi gösterisi”deyiminizi artık ben de kullanıyorum izninizle…Şu andaki modern Mısır günlük hayatının II.Ramses (M.Ö 13 YY.) Çağından daha geride olduğunu düşünüyorum.Teşekkürler…

  • justinian dedi ki:

    Mısır’daki günlük hayatın gürültüsü bana Hindistan’ı hatırlattı. Zira orada da trafik tam bir kaos ve kornasız işler yürümüyor. Öyle ki; kornası arızalanan bir aracın trafiğe çıkabileceğini sanmıyorum. 🙂 Sıkmadan, madde madde bir çok bilgi veren güzel bir yazı.. Bu tarzı sevdim.

  • DEEP73 dedi ki:

    gizemli mısır ne güzel anlatmısınız ..firavunlar şehri mısır büyülü bir atmosfere sahip bence görülmeli diye düşünüyorum ..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*