Aklım Roma’da kaldı….


Roma Fiumicino havaalanına iniyoruz. Havaalanının içinden Leonardo Ekspress’e binerek şehir merkezine ulaşmak mümkün. Adam başı 14 euro. Biz dört kişi olduğumuzdan taksi ile gitmeyi tercih ediyoruz. Taksiler, şehir merkezinin neresine olursa olsun, 40 Euro’ya götürüyorlar. Valiz başına da 1 Euro alıyorlar. Akşam saatleri olduğundan sanırım iş çıkışı nedeniyle yollar kalabalık 45 dakika da şehir merkezine geliyoruz.Yolda taksici geçtiğimiz yerleri anlatıyor.


Otelimiz Via Nazionale’nin bitiminde Piazza Venezia’ya yakın merkezi bir otel. Yüksek tavanlı eski bir bina.Gece şöyle bir şehri gezip yatıyoruz.


Sabah Via Nazionale’den Piazza Delle Repubblica’ya doğru yürümeye başlıyoruz. Amacımız turizm danışma bürosu (Punti Informativi Turistici, PIT ) bulup Roma Pass kart satın almak. 25 euro karşılığında ( kredi kartı geçiyor) alabiliyorsunuz.Bu kart ile; ilk 2 müze / ören yerine ücretsiz ziyaret mümkün, şehrin toplu taşıma ağından ( tren , otobüs, metro ) kentin sınırları dahilinde yer yer kısmen dışarı alanlarda ( Roma – Lido, Roma – Viterbo Roma – Sacrofano bölümünde ) ücretsiz yararlanılabilir.Tren İtalia trenleri  ve Cotral otobüs dahil değildir. Bazı aktivite ve sergilerde indirim sağlıyor , MET seyahat  sağlık turist tıbbi işlemlerde indirimli, ek olarak  bölgesel / sanatsal / müzikal etkinlik haber ve indirimler sağlıyor, yanında harita, gezi rehberi mevcut, Galleria Borghese ve Colosseo giriş ücretleri en az pass card fiatındadır , Colosseo ‘da ayrılmış turnikelerden beklemeden geçersiniz.Biz Roma Pass’i Santa Maria Maggiore Kilisesinin yanındaki danışma bürosundan aldık.Müze ve ören yerlerinden almak mümkün.


 



Piazza delle Republica büyük bir meydan, ortada Fontana Delle Naiadi isimli dört tarafında melekler olan bir çeşme var.




Meydanda bulunan Santa Maria Degli Angeli kilisesine giriyoruz.Bu kiliseDiocletian İmparatorluk Hamamlarının bir  parçası ve Michelangelo tarafından tasarlanmış. Kilise Ortaçağ,Rönesans dönemi yapılarından. Kilisenin içinde Galileo’nun fizik deneylerinin yer aldığı bir bölüm ve güneş saati yer alıyor. Kilisenin kubbe duvarında  bulunan bir delikten güneş, tabanda çizilmiş güneş saatini yakalıyor.


 



Oradan çıkıp hedefimiz olan Colosseum’a giderken yolda görmek istediğimiz yerleri geziyoruz. Santa Maria Maggiori kilisesi ;efsaneye göre, Papa Liberius 352 yılında rüyasında Meryemin kendisine karı gördüğü yere, kilise inşaa etmesini söylediğini görür,ve ertesi sabah 5 Ağustos günü yaz sıcağında kar yağar.Böylelikle kilisenin inşaasına başlanır. Kilise  V. yy. mozaikleriyle süslüdür; absiddeki XIII. yy.dan kalma mozaikler Torriti’nin eseridir. Tavandaki altın yaldızla­rın Amerika’dan getirilen ilk altınlarla ya­pıldığı sanılır. Tavan süslemeleri çok muhteşem mutlaka görülmesi gereken bir kilise.



Yol üzerinde San Pietro in Vincoli kilisesine giriyoruz.V. yy. ortasında Valentinianus III’ün karısı Eudoxia tara­fından Aziz Petrus’un kemiklerini muha­faza etmek için yaptırılmış.XV. yy.da ye­niden inşa edildi, XVII. yy.da onarıldı. Eskiçağ dor üslûbunda yirmi sütunla süs­lü, üç sahmlı bir kilise. Julius II’nin Michelangelo tarafından yapılan, Musa’­nın dev figürüyle süslü mezarını ve Rahel ile Lea’nın heykellerini kapsar.Musa heykelinin sakalında Michelangelo’nun kendi portresinin saklı olduğu söyleniyor ki biz bulduk.


 



Colosseum‘a  ulaşıyoruz.Bu muhteşem bir yapı. Giriş kişi başı 12 Euro, ama biz Roma pass’i kullandık, çok işimize yaradı, yüzlerce metre kuyruk beklenirken biz bir anda içerideyiz.


 



Burası bir arena.Usta bir komutan olan Vespasianus tarafından M.Ö. 72 yılında yapımına başlandı ve M.S. 80  yılında Titus döneminde tamamlandı. Daha sonraki değişiklikler Domitian hükümdarlığı zamanında yapılmış. Bu alanda Roma halkının  eğlencesi  gladyatör dövüşleri yapılıyordu. 50 bin kişilik bir alan burası, seyirciler sosyal statülerine göre çeşitli katlarda otururlarmış.Papalar ve prensler mermer,traverten ve metal süslemelerini söktürüp kendi yaptıkları binalarda kullanmışlar ve geriye sadece yıkık labirentler kalmış.Bir efsaneye göre ”Colosseum ayakta kaldığı sürece Roma ayakta kalacak, Colosseum yıkıldığında Roma, Roma yıkıldığı zaman da dünya yıkılacaktır”.Bina büyüklüğü ile Roma şehrinin  simgesi olmayı hakediyor doğrusu.


 



Colleseum’un yanında Constantinus kemeri var.Rakibi Maximus’a karşı kazandığı zafer sonrasında kutlamak için yapılmış.Traianus,Hadrianus, ve Marcus Aurelius gibi imparatorların anıtlarından söktürdüğü  parçalarla yapılmış.Colosseum’un yakınında Domus Aurea (altın ev adı verilen villa)var ama biz gezemedik.



 


Oradan Roma Foruma gidiyoruz.( Colosseum bileti ile Foro Romano ve Palatino’ya girebilirsiniz) Roma Forumu, Roma şehrinin geliştiği merkezidir. Alışveriş, ibadet,adalet  her türlü yaşam için gerekli binalar burada idi,  büyük anıtsal yapıları bir arada görebileceğimiz bir yerdir. Castor ve Pollux Tapınağı,Romulus Tapınağı,Satürn Tapınağı,Vesta Tapınağı,Venus ve Roma Tapınağı,Aemilia Bazilikası ,Julia Bazilikası,Septimius Severus Kemeri,Titus Kemeri,Hostilia Mahkemesi ,Roma Senatosu‘nun yeri,Maxentius ve Konstantin Bazilikası,Tabularium,Antoninus ve Faustina Tapınağı,Urbi Göbeği,Sezar Tapınağı


Palatino tepesine çıkıyoruz. Romanın kuruluş efsanesinde yer alan iki kardeş Romus ve Romulus’un bu tepede bir mağarada doğduklarına inanılır.Domus Flavia kalıntıları, İmparator Augustus ile karısının yaşadıkları ev, Kybele tapınağı, Farnese Bahçeleri, Romulus’un kulübeleri burada görülebiliyor. Aşağıya inipCircus Maxsimus’un yanından yürüyoruz. Burası araba yarışlarının yapıldığı büyük 180.000 kişilik  bir arena. Zenginler mermer, fakirler ise ahşap oturma yerlerinde oturur müsabakaları izlerlermiş. Şu an büyük yeşil bir alan üzerinde zaman zaman konserler veriliyor.



Piazza Della Bocca’ya geliyoruz. Santa Maria in Cosmedin kilisesini görüyoruz.Şehrin barok görüntüsüne zıt sade ama renkli zemin kaplaması ile dikkat çeken bir kilise bu.Girişinde “Bocca della Verita” (Gerçeğin ağzı mozelesi) bulunur.Bu nedenle çok ziyaret edilir.12. yüzyıldaki hikayeye göre heykelin  ağzına elini sokan eğer yalanı varsa, eli kopacak mış…:(Elinizden olmaya razı iseniz uzun kuyruğu bekleyin…



 


Teatro di Marcello’nun yanından otelimize dönüyoruz.Dönerken küçük bir meydanda Piazza Mattei’de 16. yüzyıldan kalma   Fontana Delle Tartarughe çeşmesini görüyoruz. Kaplumbağalarla süslü çok güzel bir çeşme bu.



Akşam yemeği için yola çıkıyoruz.Yolda Sant’Ignazio  kilisesine rastlıyoruz.17.yüzyılda yapılmış.Orta bölüm tavan resimleri, barok resim sanatının iyi bir örneği,Aziz İgnatus’un cennete gidişinin betimlendiği göz aldanması yaratan freski,kuvvetli bir perspektifle yapılan orta bölüm, kenarlarda uçuşan figürler ile bizi sonsuz bir derinliğe götürüyor. Öylesine güçlü bir perspektif uygulanmış ki gördüğümüz figürlerin heykel mi yoksa resim mi olduğunu algılamakta zorlanıyoruz.Nefin orta bölümündeki yuvarlak taşlardan birine çıktığınızda boyama tekniğinden dolayı bütün kilisenin üzerinizde yükseldiği gibi bir hisse kapılıyorsunuz. Gördüğümüz en güzel tavan ve duvar resimleri şimdilik bu kilisede, uzun süre oturup gözümüzü tavandan alamıyoruz.Gesu kilisesi kapalıydı gezemiyoruz.



Pantheon’a geliyoruz. Mimarlık tarihinde verilen ilk ders konularından biri olan bina karşımızda duruyor…Bu tapınak esasında M.Ö 27 yılında imparator Augustus zamanında,Marcus Agrippa tarafından yaptırıldı ama M.S 80 yılında imparator Domitianus zamanında büyük bir yangında zarar gördü. Bu tapınağın  bugünkü şeklini alması 7.y.y Hadrianus zamanında olmuş.Roma mimarisinin doruk noktasına ulaştığı bir eser.Yapımında malzeme olarak Romalılara özgü bir tür beton kullanılmış, üçgen alınlıklı, sütunlu giriş bölümü Severus yada Caracalla döneminde Agrippa’nın tapınağının kalıntılarından yararlanılarak yapılmış, yedi metre yüksekliğindeki büyük giriş kapısının tunç kapı kanatları bu büyüklükteki bilinen en eski örneklerdir.Pantheon hem boyutları, hem yapımı, hemde tasarımı açısından ilginç, çapı kırküç metreyi aşan kubbesi , çağdaş kubbelerin yapılmasına değin, türünün en büyük örneği olarak kalmış.Derinliği yirmiiki metreyi geçer. Yapım yöntemi tam bilinmemekle birlikte, bu kadar uzun süre ayakta durabilmesi kullanılan beton harcının çok nitelikli oluşuna ve bu betonun içindeki dolgu malzemesinin iyi seçilmesine bağlanmakta,  yapının gövdesi, duvarlarının içine yerleştirilmiş tuğla kemerlerle güçlendirilmiş, duvarların kalınlığı altı metreyi geçmekte.Büyük bir silindire benzeyen ana bölümün içine ışık yalnızca kubbenin tepesinde bırakılmış sekiz metre çapındaki yuvarlak tepe pencerisinden gelmektedir.


Akşam yemeğini Roma’daki piazzalar içinde en çok sevdiğimiz Campo dei Fiori’de yiyeceğiz. Tarihindeki acı olaylara rağmen şimdi çiçeklerle dolu bir meydan burası. Bu meydanda,rahip filozof, Bruno 1600 yılında yakılarak cezalandırılmış. Şimdi ise aynı yerde çiçek ve sebzelerin satıldığı bir pazar var.Pazar günleri hariç hergün 13.30 a kadar açık. Akşam yemeğimizi Berlitz’in küçük Roma cep rehberinde önerilen (bu kitabı mutlaka almalısınız) La Carbonara’dayiyiyoruz.Ev yemekleri tadında lezzetler sunan  trattoria,1906 yılından bu yana açıkmış.Zeytinyağlıları mükemmel.Toskana,Sicilya,Sardunya bölgelerinin şaraplarını tadabileceğiniz bir yer.Biz şarap,5 çeşit zeytinyağlı 4 ana yemek ve 4 adet tramisu için toplam 110 Euro hesap ödedik.Tavsiye edebileceğimiz bir yer ama akşam yemeklerinde yer bulmak zor,erken gitmeniz gerekiyor.


 



Ertesi sabah erkenden otobüse biniyor ve Vatikan’a gidiyoruz.Otobüse binerken kimse birşey sormuyor ama Roma Pass cebinizde bulunsun.


St.Peter Meydanına geliyoruz.Meydan 1656-1667 yılları arasında Gian Lorenzo Bernini tarafından tasarlanmış,sanatçının en büyük eseri.Bernini 1656 dan,1667’ye kadar, tam 11 yıl içinde 284 traverten sütun,140 aziz heykelinin yer aldığı 88 yarım sütunu tamamlamış.Elipsin ortasında, Caligula’nın İS 37’de Mısır’dan getirttiği 25 mt yükseklikte kırmızı granitten bir dikilitaş var.Dikilitaş 17.yüzyıl ikiz çeşmelerinin arasına yerleştirilmiş.Buradaki iki yuvarlak kaplama taşından birinin üzerine çıkıp bakarsanız mükemmel hizalanmış dörtlü Dor sütunları tek sıraymış gibi görebilirsiniz.


 


Merdivenleri çıkıp St.Peter Bazilikası’na giriyoruz.( giriş ücretsiz ) Erkek ve kadınların diz üstünde bacağı açık bırakan şortla ve kadınların askılı kıyafetle girişi yasak. Kilisenin inşaatı 125 yıl sürmüş.Kubbesini, rönesansın yıldızı,ressam heykeltraş ve mimar Michelangelo Buonarroti tasarlamış. Kubbesi Roma’nın silüetindeki en önemli parçalardan biridir. Hristiyanlığın en büyük kilisesidir. 23,000 m²  arazi üzerine kuruludur. 60,000 kişilik kapasitesi vardır.Kilisenin dış uzunluğu 212 mt,iç uzunluğu 187 mt,kubbenin tepesine kadar yüksekliği 132 mt.Kubbenin altında,Bernini’nin büyük Baldacchino’su(sayvan)yüksek altarın üzerindedir ve sadece Papa buradan kalabalığı kutsayabilir.Sayvan ve sarmal 4 sütun,Pantheon’dan alınmış bronz kirişlerden yapılmış,her sütunun kaidesinde bu işi yaptıran papanın üç arılı amblemi bulunur (Papa 7.Urbanus).Apsiste ise Bernini’nin barok bronz ve mermerden yapılmış kürsüsü vardır. Ayrıca Bernini’nin Papa 7.Urbanus için yaptığı mezarda apsiste.



Kilise’ye girdiğinizde sağda cam bir güvenlik içinde Michelangelo’nun La Pietaheykeli durmakta.Bu heykel imzaladığı tek eseri olarak bilinir. Meryem’in kuşağının üzerinde imzası vardır.Görmekten en zevk aldığımız heykellerden biri oldu.Her taraf altın işlemelerle dolu kafanızı bu şaheseri seyrederken aşağı indiremiyorsunuz. Kilisenin kubbe (Cupola) bölümüne önce asansöre binip sonrasında  350 basamakla yada tamamını yürüyerek çıkıyorsunuz.( burası ücretli )Kubbe Michelangelo tarafından yapılmış, eğer çıkmaya karar verirseniz  bütün Roma’yı izleyebilirsiniz.Fakat bilhassa yazın aşırı sıcakta çıkmanızı tavsiye etmeyiz.


 



Kiliseden çıkıp Vatikan müzesine gidiyoruz. Kuyruk kilometrelerce uzunlukta, Roma Pass Vatikan ayrı bir ülke olduğu için geçmiyor.Bir saatten fazla bekledik. Ama sonuçta beklemenize değecek bir müzeye geliyorsunuz.( Giriş 10 euro )


 



Müze çeşitli bölümlerden oluşuyor,toplam yedi km,Mısır,Gregoryan- Etrüks,Yunan Roma Etnoloji müzesi,Havariler kütüphanesi,Borgia apartmanları, Sistina Şapeli,Rafael odaları(Raphael’in dekore ettiği dört oda),kutsal ayin üzerine tartışma,Atina okulu adlı iki muhteşem tavan freski yer alıyor.Fresklere bakarken derinlikte kayboluyorsunuz.(Üst sağdaki fotoğraf) 


 



Bu bölümler arasında giderken devasa boyutlarda resimli duvar halıları, heykeler ve tablolarla karşılaşıyorsunuz. Zaten tavan resimlerine bakmaktan boynunuz tutuluyor.Bu arada Bakırköy’deki Rodin’in Düşünen Adamının ilk örneğine rastlıyoruz.Büyük olanı Paris’te Rodin müzesindeymiş. 



Kilometrelerce yürüyüp en sonunda Sistina Şapeli’ne geliyoruz.Burada fotoğraf çekmek yasak oysaki biz tavandaki yaratılış ve duvardaki son yargılama freskini çekmeyi hayal ediyorduk.Aşağıdaki fotoğraflar yanlışlıkla çekildi.;) Şapel 1508-1512 yılları arasında Michelangelo tarafından yapılmış.Michelangelo 30 metrelik iskelenin tepesinde, dört yıl boyunca yatarak çalışır ve 1512 de freskoyu bitirir. 48-13 metrelik tavanı, toplam 524 metre kare ölçülerinde bir yeri fresklerle doldurur. 343 insan yüzü ve figürü tek başına çizer. Hastalanmış olarak iskeleden iner.Son yargı freskinde; çıplak sayılabilecek Hz. İsa adalet dağıtmakta,geleneksel kutsal figürlerden çok, haşin,ürkütücü, klasik kahramanlara benzememekte.Hz. İsa’nın alt tarafında Aziz Bartolomeus’un yüzünün derisinde sanatçının acı içinde kıvranan kendi portresinin görülebileceği söylenir.



 


Yaradılış freskinde: ışığın karanlıktan ayrılması, güneş ve ayın yaratılması, suyun kuraklıktan ayrılması, Ademin yaratılması, Havvanın yaratılması, Nuh ve tufan sahneleri yer alır.



Müzeden çok etkilenmiş olarak çıkıyoruz. Çok yorulduk Vatikan bir günümüzü dolu dolu  alıyor, ancak Vatikan’a yakın Castel Sant’Angelo’yu görmeden gitmek istemiyoruz.


 



Kale 2. yüzyılda imparator Hadrianus tarafından yapılmış.( giriş 5 euro )Her zaman Roma’nın en güvenli kalesi  olmuş, tehlike anında Papalar buraya saklanmışlar, bir tünel ile Vatikan’a bağlanıyor.Yapının altında zindanlar bulunuyor. Çıkışta çok güzel bir rampadan yararlanıyorsunuz, yorucu olmuyor.Kalenin en tepesinde başmelek Mikail’in heykeli var (altta sağda).Hadrianus mozolesi olarak yapılan yapı ,hazine,Apollon salon,Sao Paolina,sütunlu salon gibi 58 odadan oluşmuş. Odaların duvarları ve tavanları freskler ve Donna Dossi,Nicolas Poussin, Lorenzo Lotto’nun başyapıtları ile süslenmiş.Çatıdan Roma’yı izleyip fotoğraflamak mümkün. Ayrıca dinlenip Roma’yı seyredebileceğiniz güzel bir cafe de var.Opera severler burayı Puccini’nin  Tosca operasının son sahnesindeki dekor olarak hatırlayabilir,kahraman kendini bu burçlardan aşağıya atıyor.



Kalenin önündeki Hadrianus’un İ.S 134 tarihli köprüsü Sant’ Angelo  ile Tiber nehrinin üzerinden geçiyoruz. Nehrin üzerinde yirmi köprü var ama en önemlisi bu, çünkü Bernini ve onun öğrencilerinin tasarladığı İsa’nın tutkularından birinin sembolünü  taşıyan on tane  melek heykeli  bulunuyor.


 



Her günün ardından mutlaka Navona meydanına uğradık. Özellikle geceleri bir başka güzel bir meydan.Etrafı cafe ve restauranlarla çevrili ama bunlar fazla turistik tavsiye etmiyoruz.Meydanda her türlü sanatçılar  sanatlarını sergiliyor. Palyaçolar ve mim sanatçıları insanları eğlendiriyor. Küçüklü büyüklü Roma  resmi almak çok kolay. 10 eurodan başlıyor. Oturup resim yapanları seyredip vaktin nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz.


 



Navona Meydanı,(önceden Domitian stadyumu imiş)İS 79 yılında yapılmış,o zamanda eğlence merkeziymiş.17. ve 19. yüzyılda burada müthiş su törenlerine sahne olmuş.Üç önemli çeşmeyi barındırıyor. En ünlüsü ve ortada yer alan Dört Irmak Çeşmesi (Fontana dei Quattro Fiumi) Nil, Tuna, Ganj, Rio de La Plata ırmaklarıyla Afrika, Asya, Avrupa ve Amerika’yı simgeleyen olağanüstü güzellikteki bir Bernini eseri. Diğer iki çeşme, Moor Çeşmesi  ve Neptün Çeşmesi.



Akşam yemeği için yine Campo dei Fiori’yi tercih ediyoruz. Bu kez beğendiğimiz bir trattoria’ya oturuyoruz. Ravioli ve kızarmış enginar yiyiyoruz. Kızarmış enginar çok güzel ama diğer yemeklerden memnun kalmıyoruz.


Sabah Piazza Del Quirinale’den yürümeye başlıyoruz.Quirinale Roma’nın yedi tepesinden  biri, şimdi burada Cumhurbaşkanı’nın resmi konutu olan Pallazzo del Quirinale var.Meydanda ortada  Quattro Fontane çeşmesi bulunuyor.


 



Yolda Palazzo Barberini’ye uğruyoruz ama restorasyon var kapalı. Burası da Roma’nın en görkemli sanat eserlerini barındıran müzelerinden biri, aşağıya doğru yürüyüp Piazza Barberini’ye geliyoruz.Meşhur Via Veneto’nun başlangıcında olan bu meydanın ortasında Bernini’ye ait Tritone çeşmesi bulunuyor.Poseidon’un oğlu belden aşağısı balık,üstü insan şeklinde olan Triton’u,Bernini konu olarak seçmiş.Büyük bir istiridyeye oturmuş,iki eliyle tuttuğu helozon şeklinde boruyu üflemekte. Yine bu meydanda Bernini’nin Fontana  delle api çeşmesi de bulunuyor.


Via Veneto’da yürüyoruz.Fellini’nin La Dolce Vita(tatlı hayat) filminin bir çok sahnesinin çekildiği  geniş ağaçlıklı bir cadde burası. Şık cafe ve mağazalar, elçilikler,oteller var bu caddede.


 



Caddenin sonunda Borghese bahçelerine ulaşıyoruz.Çok güzel bakımlı bir bahçe burası, Roma’lılar sabah sporlarını  yapıyor. Kiralık bisikletlerle geziyorlar.Geniş taş yollardan yürüyerek Villa Borghese’ye ulaşıyoruz.


 



Giriş 8.5 euro,biz Romapass ile bedava giriyoruz.Bu barok villayı Kardinal Scipione Borghese kolleksiyonunu sergilemek amacı ile yaptırmış.Papa 5. Paulus’un yeğeni olduğundan göz diktiği eseri zorla alabiliyormuş.Müzede çok önemli eserler mevcut.*Canova’nın  yatağa uzanmış olarak tasvir edilen Paoline (Napolyonun kızkardeşi)heykeli *Lorenzo Bernini’nin David,Apollo ve Dafne,La Verita, İl Ratto di Proserpia heykelleri,*Botticelli,*Rafaello’nun azil,*Sarto,*Bronzino,*Caravaggio’nun Davud ile Golyat’ın başı,yılanın Madonnası,*Rubens,*Bernini,*Bellini,*Tiziano’nun kutsal ve dünyevi aşk,*Dossi Barocci ye ait tablolar sergileniyor. Müzedeki Bernini’ye ait heykellerin  hepsi muhteşemdi. Paoline’deki çarşaf mermer mi yoksa kumaş mı anlamak için dokunma hissi uyandırıyor o kadar gerçekçi.Müzeye kesinlikle fotoğraf makinası ve çanta sokmak yasak herşeyi dışarıda bırakıyorsunuz. İki saat sürede gezmek zorundasınız. Biz bu müzeden çok etkilendik Roma’ya gittiğinizde mutlaka buraya zaman ayırın.


 



Oradan ayrılıp Pincio bahçelerinde yürüyoruz. Burası,inanılmaz,günlerden cumartesi diye sanırım bütün Roma’lılar bu bahçelerde,yürüyen,koşan kiralık küçük arabalara binenler,herkes çok eğleniyor ama bir o kadarda şıklar. Zaten biz Roma’daki insanların şıklığına hayran kaldık. Bahçenin sonuna geliyoruz. Burası bir seyir terası,aşağıda Piazza del Popolobütün güzelliği ile karşımızda.Burası en büyük meydanlardan biri.Valadier(Napolyon’un mimarı) tarafından tasarlanmış.Meydan Via del Corso ile Piazza Venezia’ya bağlanıyor. Şehrin ana arteri Via del Corso caddesi, görmek istediğiniz pek çok yere bu caddeden sapıp kısa yürüyüşler yaparak ulaşıyorsunuz. Popolo meydanından yol üçe ayrılıyor.Via di Ripetta, Via del Corso ve Via del Babuino.Bu üç cadde şık mağazaların olduğu alışverişin kalbinin attığı yerler.


 



Gelelim meydana, meydana adını Santa Maria del Popolo kilisesi vermiş.Kilise,Neron’un ruhunun dolaştığı söylenen yeri ruhtan kurtarmak için meydanın kuzey kapısındaki mezarının üzerine yapılmış.Barok tarzda yapılmış,sağda Banker Chigi ailesi için Rafael’in yaptığı şapel bulunur.Bu şapel Bernini’nin Habakkuk,Daniel ve aslan heykellerini barındırır.Altarın solunda Cerasi şapelinde Caravaggio’nun Aziz Paulus’un hristiyan olması ve Aziz Petrus’un çarmıha gerilişi resmi bulunur. Meydanın ortasındaki dikilitaş Roma’daki en büyük dikilitaştır ve tarihi 2. Ramses dönemine kadar uzanır. Taşı Augustus Mısır’dan getirtmiştir. Kiliseninhemen yanında Porto del Popola vardır bu kapı eski Roma’ya giriş kapısıdır.Papa Pius 4.Medici  tarafından 16. yüzyılda yaptırılmış.Kapının mimarı Bigio’dur. Meydanın karşısında az önce bahsettiğim caddelere girişte birbirinin aynı ikiz kiliseler ‘Santa Maria dei Miracoli’ ve ‘Santa Maria dei Montesanto’ bulunuyor.Bunlar barok tarzı kiliselerdir.Meydanda karşılıklı Roma’nın iki ünlü cafesi Rosati ve Canova bulunuyor.


 



Via del Corso’ya giriyoruz. Ama o ne!! araba trafiği iptal edilmiş cumartesi öğleden sonra bu cadde insanlar rahat yürüyüp alışveriş yapsın diye  araç trafiğine kapatılıyor. Bu harika caddelerde salına salına alışveriş yapıyoruz, biz ve bütün Roma’lılar herkes alışveriş peşinde çok ilginç bir manzara bu.Orta fiyatlı ünlü markaları buralarda bulabiliyorsunuz ama Gucci,Valentino,Chanel,Prada gibi mağazalar bu caddeden İspanyol merdivenlerine bağlanan Via Condotti’de.Via Condotti’ye sapıyoruz mağazalara bakarak ilerliyoruz. Caddenin sonunda İspanyol merdivenlerine ulaştık.


 



İspanyol merdivenleri,Piazza di Spagna ile 16. yüzyıl kilisesi Trinità deiMonti’nin bulunduğu Piazza Trinità dei Monti’yi birleştiren yerdedir,   1723 – 25 arasında yapılan bu 138 basamaktan oluşan merdivenler , özellikle gençlerin Roma’daki en gözde mekânı, sabaha kadar burada eğlence sürmekte.



Piazza di Spagna’da, merdivenlerin başlangıç noktasındaki 1627 tarihli, barok La Fontana della Barcaccia(çirkin gemi) çeşmesi de görülmeye değer bir başka eserdir.Çeşmenin ismi yarı batmış gemi şeklinden ve bazı kısımlarından su fışkırtmasından almış,1627 yılında Pietro Bernini ve oğlu Lorenzo Bernini tarafından tamamlanmış .


Tekrar Via del Corso’ya çıkıyoruz.Bu   1.5 km uzunluğunda bir cadde caddenin ortalarına gediğinizde Piazza Colonna’ya ulaşıyorsunuz. Meydanın ortasında Marcus Aurelius sütunu var,ayrıca Palazzo Chigiburada ve burası başbakanlık konutu olarak kullanılıyor. Bir tarafında da güzel bir alışveriş merkezi var.(Galeria Albero Sordi) Piazza Colonna’yı sağımızda bırakıp sola giriyoruz ileride Fontana di Trevi(aşk çeşmesi)  bizi bekliyor.


 



Burası günün her saatinde tıklım tıklım, fotoğraf çektirmek için birbirinin üzerine çıkıyorsun, gece hangi saatte geçersen geç kalabalık aynı değişmiyor.Heykeltıraş Nicola Salvi’nin eseri, 1732 – 1762 yılları arasında inşa edilmiş. Bu Roma’nın en büyük barok çeşmesi; 26 m yüksekliğinde, 20 m genişliğinde. Eserde, deniz tanrısı Neptün midye şeklindeki bir savaş arabasında resmedilmiş. Tritonlar da arabayı çeken deniz atlarını sakinleştirmeye çalışmaktadırlar.Çeşme bulunduğu meydana göre biraz orantısız, meydan bizi hayal kırıklığına uğratacak kadar küçük, devasa çeşme adeta sokak arasında kalmış gibi. Ancak 1960 yılı yapımı La Dolce Vita (Tatlı Hayat) filmi, Trevi Çeşmesi’nin popülerliğini arttırmış.



Via del Corso’ya geri dönüyoruz, caddenin sonlarına geldik burasıPiazza Venezia. Roma’nın belki de en merkezi meydanı Piazza Venezia’dır. Piazza Venezia’yı zenginleştiren en önemli eser II Vittoriano Anıtı’dır. Birleşmiş İtalya’nın ilk kralı olan Victorio Emmanuel’i onore etmek için yapılmış hayranlık uyandıran bir  anıt, 1895 yılında Giuseppe Sacconi tarafından tasarlanmış. Saf beyaz mermerden yapılmış ve kilometrelerce öteden dahi gözlerin kendisine çevrilmesini sağlıyor.


Bu akşam Roma’daki son yemeğimizi yiyeceğiz. Hemen hergün öğlenleri çeşitli yerlerde pizzalar yedik. Enginarlısını bile yapmışlar. Gerçektende hepsi birbirinden güzel ancak bu akşam methini çok duyduğumuz ama hiç boş yakalayamadığımız Bafetto’ya gideceğiz. Kapısı her geçtiğimizde bekleyen müşterilerle doluydu .Burası Campo dei Fiori civarında.Doya doya pizza ve peynirli calzone yiyip,şarap içip toplam 50 Euro ödüyoruz.Mutlaka tavsiye ederiz.


Ertesi sabah aklımızı ve kalbimizi Roma’da bırakarak dönüyoruz.Hemen bilet aldık doğum günümüzde Roma’dayız…..





4 yorum

  • NEŞE dedi ki:

    Roma ya gidecekler artık başka rehberlere bakmasınlar,sizin yazıdan bir kopya herşeye yeterli….Benim gibi bir Roma aşığını aldı götürdü bu yazı..Trastevere deki lokantalara uğramanız şart,çok memnun kalacaksınız…

  • gezi-yurla dedi ki:

    Aslında Trastevere’ye son gece şöyle bir göz attık, zaman kalmamıştı, bir dahaki sefere dedik, gerçekten roma birkaç seferde ancak gezilebiliyor…

  • enisnuhoglu dedi ki:

    harıka bır roma anlatımı tebrık ederım.gezılecek tarıhı yerler eksıksız verılmıs..

  • arkutbay dedi ki:

    İşte Roma . Çok güzel bir Roma rehberi yazmışsınız . Benim de Roma’da favori meydanım Campo Fiori’dir . Roma’nın karmaşasından uzakta dinlendirir insanı . Teşekkürler .

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*