Agios Nikolaos – Elounda, Spinalonga Adası, Hanya Elafonisi Plajı, Elos, Girit III.Bölüm

 

Bu sabah Agios Nikolaos'a geldik. Muhteşem bir yer.Eski bir balıkçı şehri.Heraklion'a 65 km mesafede.Küçük bir körfeze kurulmuş.Voulismeni gölünün etrafında. Bu göl 1870'de açılan bir kanal ile denize bağlanmış.Anlatılanlara göre eski zamanlarda bu göle dipsiz göl olarak bakılıyormuş.Daha sonra yapılan ölçümler derinliğinin 64 m olduğunu göstermiş.

Şehre yol tepeden iniyor.Aşağıda gölün etrafına serpiştirimiş kafeler evler şahane bir manzara.Kesinlikle burada kalmak gerek.Buranın bu kadar şirin bir yer olduğunu hiçbir yerde okumamıştım.

Önce yüzelim sonra şehri gezeriz deyip buraya birkaç km uzaklıkta Elounda plajına gidiyoruz.

Deniz kum çok güzel.Epeyce bir kalıyoruz. Vakit öğleye yaklaşıyor.Çevreyi geziyoruz.Küçük küçük dükkanlar,çevreyi dolaştıran turistik tren. Balıkçı tekneleri.Bu arada dağlarda pek bitki örtüsü yok.

Sahilde bulunan bir restorana "Leonidas"a oturup dolma gibi bizim tatlardan yiyoruz.Ama bizim dolma ile aynı tadta değil.Son derece candan insanlar.

Şehre dönüp gezmeye başlıyoruz.Çarşısı yokuş.Her iki tarafta küçük turistik dükkanlar sıralanmış.Son derece sempatik satıcılar.Burada ağaç işlemeciliği çok fazla.Zeytin ağaçlarını işliyorlar.Bir satıcı bayan bizimle çok ilgileniyor.Burası hakkında bilgi veriyor.

Politikacı Agios Nikolaos'un heykeli. Arkada Mirebello Körfezi.

Venizelos Meydanı ve onun anısına dikilen bir anıt.Elefterios Venizelos, Yunanistan'ın eski başbakanı, modern Yunanistan'ın en önemli siyasetçilerinden biri. 

Zygos Kafede oturup manzaranın keyfini çıkarıyoruz.

Yeniden yola çıkıyoruz. Elounda'nın karşısında Spinalonga Adası buranın tarihi adacığı. (85 dönüm)Limandan adaya turlar var. Gidip gezebiliyorsunuz ama biz bu tura katılamadık. 16.yüzyılda Venedikliler adayı savunma noktası olarak kullanıyorlar ve buraya antik çağda yapılmış kaleyi onarmak suretiyle yeni bir kale yapıyorlar…1715'te Osmanlılar adaya yerleşiyor.Burayı Türk kenti yapıyorlar.1887'de Fransızlar bir yıllığına adayı işkal ediyorlar.Osmanlılar Girit'ten ayrılıyorlar ama adayı en son terk ediyorlar.1903 yılında buradaya cüzzamlılar yerleştiriliyorlar.Ada küçük ama önemi büyük. Cüzzamlı hastalara bakılması için kurulan hastahaneye Atina ve Giritten doktorlar geliyormuş. 1957 yılında ada boşaltılıyor.Şimdi kimse yaşamıyor.Sadece turistler ziyaret ediyorlar. Ada geceleri çok güzel bir şekilde ışıklandırılmış.

Tam karşısında Elounda'da balık restoranları ve hediyelik eşyaların satıldığı dükkanlar var.Oldukça pahalı ve anladığım kadarıyla tanınmış bir yer. Biz de burada bir balık keyfi yapalım diyoruz.Ada çok yakın.Gece ışıklandırılıyor.

Gorgona Taverneda güzel bir yemek yiyoruz.Deniz ürünlerinden oluşan.Açıkçası beklentimiz daha yüksekti. Ama cana yakın insanlar.

Ada karşıdan hoş gözüküyor ama epeyce acı yaşamış anlaşılan. Gezmenin görmenin sonu yok. Acaba ataları daha önceden bu adada yaşayıp Türkiye'ye göç etmişler var mıdır? Adanın hikayesi ilgimi bir hayli çekti. Yorgun ama mutlu otele dönüyoruz.

Bugün Hanya'ya doğru gidiyoruz.Yolumuz uzun. Yaklaşık ikibuçuk saat Hanya'ya gideceğiz. Oradan da bir saat yolculuk yaparak Dünyanın en güzel plajlarından biri olan Elafonosi'ye gitmek istiyoruz.. Yolda bir köyde dinleniyoruz.Turist yok.Masalarda buranın haritalarını gösteren kağıt örtüler var.Üç beş yunanlı kendi aralarında sohbet ediyorlar.İnanılmaz bir dinginlik var.

Kaloudiana ,Mythimna'da bir köy. En güzel börekleri ve en ucuz en zengin yemekleri burada yedik.

İkram bile nefisti. Şirin mi şirin bir yer.

Elaffonosi plajına gidebilmek için önce dağları tırmanıyorsunuz. Hatta bir geçitten sadece bir araba geçebildiği için lamba koymuşlar.

Dağlarda kendi ürünlerini satan Giritli bayanlardan bal,likör,şarap ve doğal reçeller alabilirsiniz.Bu yolları tırmandıktan sonra öyle bir yere geliyorsunuz ki cennet.Burası bir lagun.Kumu pembe. Derin bir deniz değil.Doğal koruma alanı olduğu için hiçbir tesis yapılmamış.Hafta arası olmasına rağmen çok kalabalık. Sadece şezlong için ücret alıyorlar.Bunun dışında hiç bir şey ödemiyorsunuz.Çok geniş bir plaj.Bir köşede su sporları yapılıyor.İnanılmaz güzel.Kum tepeleri zeytin ağaçları..

Aslında burada tam bir gün geçirilebilirmiş.Her yerde kum alınmaması konusunda uyarı var.Çeşitli deniz hayvanlarının kabuklarından oluşan pembe kumun değerli olması ama ben kumu su şişelerine koyanlara rastladım. Çevrede pek kalınacak yer yok ama Hanya'da bulabilirsiniz.Dönüşte beni oldukça etkileyen bir manastıra gidiyoruz.

Chrissoskalitissas Manastırı

XII.yüzyılda yaşlı bir rahip tarafından kurulmuş.Aslında manastırlar hep tepede erişilmez yerlerde olur ama burası öyle değil.Manastır ile ilgili efsaneler var.Bunlardan bir tanesi manastıra çıkılan 90 basamağın altından olması.Ama bunu sadece iyi yürekle bakan kişiler görebilirmiş. Bir rivatede göre de Osmanlılar buraya geldiklerinde rahipler tapınağın hazinelerini basamaklardan birinin altına gömmüşler.Manastırda daha önceden ayarlamak kaydıyla kalabiliyorsunuz.

Giriş parası ödüyorsunuz. Kapıdan girdiğimizde kayaların arasına yerleşmiş bitkiler tuhaf bir görünüm oluşturmuş.Dini eşyaların satıldığı bir bölüm var.Merdivenlerden çıkıldığında deniz ürkütüyor.

Manastırdan çıktıktan sonra yolda çeşitli hayvanların bulunduğu bir yere rastladık. Tekrar dağ yollarında giderken Elos diye bir köye girdik.

Yeşillikler içinde .Çok değişik ağaç ve bitki örtüsüne rastlıyoruz. Daha sonra sohbet ettiğimizde anlıyoruz ki burası doğayı koruyan ve bu konuda çeşitli aktivitelerin yapıldığı bir köymüş.Geleneksel bir köy.Herşey olduğu gibi korunmuş. Oturduğumuz restoranın sahibi iki genç kardeş bize bu konuda bilgi verdi.Bahçenin çiçeklerin içinde bir yer.Kamares restoran.Türkiye'den getirdiğim nazar boncuğunu hediye edince çok memnun oldu.Gerçi nazar boncukları Yunanistan'da her yerde.Muhteşem bir havası var.Mis gibi doğa.

Sanki evinizin bahçesi. O kadar güzel. Bazı turistler gördük anladım ki uzun zamandır burada kalıyorlar. 

Hanya'ya dönüyoruz.Ama gece görmek yetmiyor. Daha yolumuz uzun. Hanya muhteşem bir şehir.Bu durumda yeniden geleceğiz.Meydanda Vilelmine kafede  oturup şehri seyrettik. Aklımız burda kaldı geleceğiz.Ancak gece yarısı otelimize dönebildik.Bu çok yorucu bir etap oldu. Seyahatimizde tek bir noktada değil de bir kaç ayrı şehirde kalmalıymış. Hanya'da rahatlıkla kalabilirdik.Ada bir hayli büyük .Mesafeler fazla.

Fotoğraflar yazara aittir.

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*