Afrodisias: Üzerini Toprakla Örtemeyeceğimiz Şeyler Var!

Ara Güler’in hayatı nefis hikâyelerle doludur. Birkaç tanesini kendi ağzından dinleme fırsatı bulduğum için kendimi şanslı hissederim. Hepimizin paylaşmaya değer anıları vardır, galiba önemli olan anlatırken altı çizilmesi gereken şeyin ne olduğunu bilmek. Ara Güler’i televizyonda bir şeyler anlatırken izlediğimde de aynı şeyi düşünürüm. Hikayedeki önemli nokta dinleyiciye nakledilmeli, varsa çıkarılacak bir ders bunun üzerinde durulmalı. İroni, absürd ve gülmece öğelerine her zaman takılıp kalınmamalı. Ara Güler’in anlattığı hikayede mümkün olduğunca bunu atlamamaya çalıştım ve yollara bu hikayenin izini sürmek için düştüm.


 


Hikaye özetle şu: Ara Güler’in yolu Gayre’ye düşer. Daha doğrusu soluklanır Aydın’ın Geyre köyünde. Köylülerin ortak kullanım alanlarına, kullandıkları malzemeler ilişir gözüne. Sütun başlarında çay içilmekte, oymalı mermer taşlarla üzüm ezilmekte, şıra yapılmaktadır. Köylü bulduğu taşlarla kendi gündelik ihtiyacını gidermekte, 3000 yıllık mirası malzeme olarak kullandığını fark etmemektedir. Bu işte bir “terslik” olduğunu anlar ve çektiği fotoğrafları İngiltere’ye, sürekli fotoğraf gönderdiği bir arkeoloji dergisine yollar. Dergi bu fotoğraflara altı-yedi sayfa ayırır. Tarihin akışı, köylünün kaderi bu şekilde değişir. Bu taşlar toprağın altında yatan medeniyetin gün ışığına çıkması için bir yardım çığlığıdır. Bu çığlık uzun süren bir maceradan sonra derin bir “ohh” sesine dönüşür.



 


Bodrum yolundan Denizli’ye doğru ilerliyordum. Bu hikaye aklıma geliverdi. Direksiyonu bu hikaye yönüne çeviriverdim. Gördüklerimi kelimelere dökebilmem mümkün değil… Yine de çalışayım:


 


Efes’i pek çoğumuz biliriz. Efes’in önemini de gördüysek kavramışızdır. İşte size Efes’le eşdeğer bir noktadan bahsediyorum. Verimli toprakların ortasında kurulmuş zamanın en büyük heykelcilik merkezinden, üzerine köy inşa ettiğimiz, geçmişimizi talan etme alışkanlığımızın en büyük göstergelerinden İhtişamlı Afrodisias’tan. Devasa havuzu, tiyatroyu, yerleşim birimlerini geçiyorum ve karşıma “şimdiye kadar böylesini görmedim” dediğim bir hipodrom çıkıyor. Böylesi de yok gerçekten. Tarih ve arkeoloji de benimle hemfikir. Roma’nın dehşetli gösterilerini ve gladyatör dövüşlerini filmlerden izlemeyi mi yoksa burada gözlerinizle görmeyi mi tercih edersiniz? E tabii görecekleriniz hayal gücünüzün desteğini de bekleyecektir bir bakıma…




 









Bulunduğum yer Afrodisias (ya da Aphrodisias) adlı kentlerin en ünlüsü… Aydın’ın Karacasu ilçesinin Geyre köyünün yerinde uyuyan bir medeniyet…


İ.Ö. V. yy’da kurulan kent, Roma İmparatorluğu döneminde gelişmiş, İ.Ö. I. yy. ile İ.S. V. yy. arasında, önemli bir sanat, öncelikle de heykelcilik merkezi haline gelmiş, Afrodit tapınağıyla ve Afrodit adına yapılan törenlerle ün salmış.





 


1. ve 3. yy arası buradaki heykeltıraşlık okulunun ünü her yere yayılmış ve çok uzaklardan bile Aphrodisias’ın ziyaretçi almasını sağlamış. Salbakos’dan (Babadağ) çıkartılan mermerler, burada işlenip birçok yerden gelen siparişleri karşılamaya çalışmış. Heykellerinin yanı sıra bilim ve sanat alanında da eserler ortaya konulmuş.

3. yy da birçok eyaletin başkentliğini yapmış. Roma’nın bölünmesiyle kentin kaderi önce Doğu Roma, daha sonrada Bizans’ın eline kalmış.

4. yy da Hıristiyanlığın yayılmasıyla burada bir piskoposluk merkezi kurulmuş, fakat kökleri çok eskilere dayanan pagan kültürü yok edilememiş.


Özellikle 4. yüzyıl ve 7. yüzyıl da burada büyük depremler olmuş. 4. yüzyıl depremi ayrıca Afrodias’ın bulunduğu mevkide su akış mecralarını da değiştirmiş, su tahliye sisteminin kanıtları bugün de görülebiliyor. 7. yüzyıldaki depremden sonra Afrodisias bir daha tam olarak kendine gelememiş ve bakımsızlaşmaya başlamış.





Kent
7. yüzyıldan itibaren paganizmi çağrıştıran Afrodisias ismini terkederek Hristiyanlık etkisiyle Stavropolis (Haç kenti) şeklinde adlandırılmış. Bizans İmparatorluğu döneminde Karya olarak anılmaya başlamış. Geyre adı da sanırım buradan geliyor.


Aphrodisias’ta ilk kazılar 1904 yıllarında Paul Gaudin tarafından yapılmış. Ancak bugünkü ihtişamlı halini New York Üniversitesi ve kendini Afrodisias’a adayan Kenan Erim‘e ve baktığı gördüğü şeylere bakmasını bilen Ara Güler’e borçlu.


 


Bu hikayeyi Afrodisias’ı anlatmaktan çok, duyarlılığın önemine vurgu yapmak için anlattım.



Üzeri toprakla örtülü olan her şeye merak ve özlemle, üzerini toprakla örten herkese sitem ve nefretle yaklaşanlara ve yazıyı yazmamı farkında olmadan teşvik eden Justinian’a ithaf olunur…


 


Not: Bu yazıyı Sultanahmet’te Seven Hill Otel’inin çatısında yazdım. Karşımda Four Season Oteli’nin Bizans kalıntıları üzerine inşa ettiği otelin vinci, sağımda Ayasofya, arkamda Sultanahmet Cami var. Hangi kalıntıların üzerinde bu yazıyı yazıyorum, kim bilir?







 

8 yorum

  • justinian dedi ki:

    Böyle güzel bir yazının bize ulaşmasına bir şekilde vesile olduğum için gurur duydum. Afrodisyas’a sekiz sene önce gitmiş olduğumdan çoğu özelliğini unutmuştum. Hatırlamamı sağladığın için teşekkürler. Eline, emeğine sağlık.

  • ayse dedi ki:

    Bugünlerde işin meraklıları Afrodisyas’la daha ilgili çünkü ek müze açıldı.”Sebasteion-Sevgi Gönül Sergi Salonu” diye geçiyor.”Sebasteion” rahmetli Kenan Erim’in en son kazıp ortaya çıkardığı yapılardanmış.Bu yaz yolunu Geyre’ye düşürecek olanlar için yepyeni bir mekan yani…
    İyi ki Afrodisyas’ı yazmışsın bize..

  • borae dedi ki:

    Arkeoloji ile güne başlayıp arkeolojiyle günü uğurlaması gereken çok özel bir coğrafyada yaşıyoruz. Aphrodisias ise bu coğrafyanın en güzel, en estetik ve de en şanslı kentlerinden biridir. Yazın kenti baştan sona yaşatan bir festival alayı gibi geldi bana. Keyifle, yüzümde hoş bir tebessümle okudum. eline sağlık…

  • tütü dedi ki:

    Afrodisias antik şehri ve Sebasteion- sevgi Gönül Sergi Salonu bence de mutlaka görülmeli.Teşekkürler Nevra..

  • necatiekm dedi ki:

    Çok teşekkürler, harika yazı ve güzel fotoğraflar. Çok keyif aldım.

  • butun_2882 dedi ki:

    afrodisias a ben de vurulmuştum.efesten daha çok etkilenmiştim.gerçekten güzel bir yazı…

  • maliho dedi ki:

    superdi, teşekkürler

  • NEŞE dedi ki:

    Çok güzel bir yazı,Aphrodisias a da böylesi yakışır..Yıllar boyu burayı kazan Kenan Erim ABD de yaşar ve kazı mevsimlerinde Türkiye ye gelirdi,kadere bakın ki bir kazı mevsiminde de Türkiyede öldü ve vasiyeti üzerine Aphrodisias da kazı alanının hemen yanına çok sade bir mezara gömüldü,böyle bir arkeolog a da böylesi yakışmış ,değil mi?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*