Acı ve Cesaret: Terezin

“Mezarların arasında bir mezar, kim ona ayrı diyebilir / zaman ölü yüzleri süpürüyor uzun zamandır / kalbe doluyor tüm o şeytanca ve berbat ifadeler / bu çürüyen yerleri beraberimizde götürüyoruz 

Sadece gece ve rüzgarın feryadı / oturuyor mezarların köşelerinde / sadece bir parça çimen, acı otlar / Mayıs biraz çiçek getirmeden önce…” 

Jaroslav Seifert 

Prag’dan bindiğim köhne bir otobüs götürüyor beni Terezin’e. Prag’a gelmeden önce, aslında niyetim Karlovy Vary’e gitmekti. Auschwitz’i gördükten sonra dümeni Terezin’e kırdım. Bu yazı, bu gezinin bir buçuk yıl kadar gecikmiş anlatımıdır.

Dışarıdan bakınca sessiz, sakin bir kasaba gibi duruyor burası. Tarihin gördüğü en vahşi yok edişlerden birinin ara istasyonu halbuki burada bulunan kamp. Aslında ilk olarak şehri koruma maksatlı bir hisar olarak yapılmış Terezin, sonrasında Auschwitz’e gönderileceklerin toplandığı bir hapishane olmuş.

Terezin’in hemen girişinde ulusal mezarlık bulunuyor.

Mezarlığın hemen sonrasında bulunan kapıdan giriş yaptığınız kampta, 2.500 mahkum Birinci Dünya Savaşı’nda tutulmuş. İkinci Dünya Savaşı’nda ise 32.000 kişi buraya hapsedilmiş.

2.600 hayat, hastalıklar, idamlar gibi sebeplerle bu kamptan sağ çıkamamış. 5.500 kişi ise diğer kamplara sevk edildikten sonra hayatlarını kaybetmişler. Kalabalık ve daracık hücrelerde tutulmuşlar, tıpkı diğer kamplarda olduğu gibi.

Terezin ise bundan daha fazlası… Bir getto olarak düzenlenmiş “ideal Alman hayatının” dışında tutulması gereken insanlar için. 155.000 insan bu gettoya yerleştirilmiş, 35.000 kişi Terezin’de hayatını kaybetmiş. 83.000 kişi ise yine Terezin’den kamplara sevk sonrası ölmüş.

Tüm ölüm kamplarında görülmesi olağan olsa da, bir hapishanede ender görülen ünlü “çalışmak özgürleştirir” yazısı Terezin’de de bulunuyor.

Hücreler, idam köşesi gibi bölümler kanınızı donduruyor gezerken ve bir noktada bir yüzme havuzu görüyorsunuz. Zaman zaman kampların ne kadar da iyi koşullarda olduğunun propagandasını yapmak isteyen insanlar tarafından gündeme getirilen… Bu yüzme havuzu, kampa kalan “mahkumlar” tarafından yapılıyor orada yaşayan gardiyan ve ailelerinin kullanımı için. Yapımı sırasında birçok mahkum işkenceler sonucu ölüyor.

Kamp özel olarak oluşturulmuş Çek Jandarma Birliği tarafından korunmuş. Hijyen ve konaklama koşulları elbette tamamen insanlık dışı, burada kalan her dört kişiden biri kaybetmiş hayatını.

Ekim 1942’ye kadar buradan gönderilen mahkumların nereye gittiği tam olarak bilinmiyordu, yalnızca şu söyleniyordu: “Doğu’ya…” Bu tarihten sonra ise adres tekleşti: Auschwitz!

Zaten, diğer tüm kamplarda olduğu gibi burada da dış dünyanın içeride neler olduğunu bilmemesi hedefleniyordu. Mektuplar sansürlüydü, dış dünyayla iletişim cezalandırılıyordu.

Kampın dışına bugün hala ziyarete açık olan bir krematoryum yapıldı ölüleri yakmak için. Artık “kanıtlar” ortadan kaldırılmak isteniyordu. Yahudi Mezarlığı’nda bulunan bu krematoryum, ben oradayken yağan yağmurlar sebebiyle su baskınına uğradığından kapatılmıştı.

Savaşın sonlarında doğru, bir uluslararası delegasyonun kampı ziyareti gündeme geldi. Bu Hitler Almanya’sının propaganda fırsatı olarak değerlendirildi. Mahkumların erişimi olmayan bölümler inşaa edildi, hücreler geliştirildi. Bu ziyaret dışarıya bir şov olarak yansıdı: Terezin Özerk Yahudi Bölgesi… Dünya görmezden gelmeyi tercih etmişti. Tıpkı diğer kamplarda olduğu gibi

3 yorum

  • NEŞE dedi ki:

    Evet,Terezin in diğer kamplardan çok büyük farkı,burasının medya ya ve dolayısı ile dış dünyaya karşı bir ´Gösteriş Kampı´ olarak düzenlenmesi..Kütüphaneler,revirler,havuzlar,ama sonunda hep ölüm..Dachau ve Auschwitz den sonra nur-nimet gibi gözüküyor,Dachau da insan derisinden yapılmış abajur ve saçtan dokunmuş kumaş gördükten sonra Terezin hafif kalıyor…Sevgili Midgard bu hatırlatma çok iyi oldu,ara-sıra insanlığa bu işleri gösterip ´kendinize gelin..´ demek lazım,tam da Holocaust un yıldönümünde..

  • merakles dedi ki:

    Yakın tarihin kara lekelerini de bilmek ders çıkarmak açısından gerekli. Hüzünlü ve etkileyici bir yazı olmuş, emeğinize sağlık, teşekkürler.

  • arkutbay dedi ki:

    Mısralarında cırcırböceklerinin dediklerinden daha fazlası olmadığını ama güzel sözcükler aramanın kan dökmekten daha iyi olduğunu bilen adam Seifert , hatırlattığın için çok teşekkürler .

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*