8 GÜNDE BATI KARADENİZ

BATI KARADENİZ GEZİSİ  ( 2 Ağustos – 10 Ağustos )


 


Genelde yaz tatillerimizi aylar öncesinden yani kışın soğuk ve kasvetli günlerinde planlamaya çalışırım.2008 yazı içinde Batı Karadeniz’de karar kılmıştık.Ailecek gidecektik.Fakat arkadaşlarımıza bu gezi planımızdan bahsedince geziye katılacak aile sayısı 3 ‘e çıktı.Onlarında katılımıyla gezi rotası ve süresi tekrar şekillendi.
 


2 Ağustos sabahı erken saatlerde Bursa’dan  3 aile 2 araç ile  yola çıktık.İlk mola yerimiz İznik oldu.Göl kenarında neşeli bir kahvaltı yaptık.






(Gezi ekibimiz : Süleyman ve eşi Ülker ile çocukları Oğulcan ve İlkin , Kardeşim Mustafa ve eşi Demet ile  yeğenim Elif ,eşim Nurten ve oğullarımız Mert ile Yiğit.)


 



Sabah saatlerinde her yer sessiz.Yoğun geçen bir yılın sonunda tatilin ilk günü olması ,ailem ve arkadaşlarımla birlikte olmak bütün bunlara İznik gölünün muhteşem güzelliği eklenince tatil güzel başladı  diye düşündüm.








Gezi planımızda olmamasına rağmen hemen yakınımızdaki İzniğin 4 muhteşem kapısından İSTANBUL  KAPIYI gezdik.Diğerleri Lefke ( Osmaneli) Kapı, Yenişehir Kapı  ve Göl Kapı. Kapı iç içe geçmiş 3 bölümden oluşuyor.Oldukça sağlam durumda ve hala kullanılıyor.Kapının iç kısmında görülen 2 adet maskın kazıları halen devam eden tiyatrodan alındığı tahmin ediliyor.Aslında surlarda tiyatrodan getirilen pek çok parça olduğu da söyleniyor. Daha önce birkaç kez gezdiğimiz için tüm güzelliğine rağmen İznikte fazla oyalanmadık


Hedefimiz Sakaryanın Karasu ilçesiydi.Karadeniz’e buradan çıkmayı planlamıştık.Bursa’ya en yakın Karadeniz kıyısı sanırım burası idi.Karasu’yu seçmemizin bir nedeni de Sakarya nehrinin denize döküldüğü yerin burada olması idi.



1. Gün KARASU


 


Öğle saatlerinde Karasu ‘ya ulaştık ve otelimize yerleştik..Karasu çevre halkın ve sanırım Avrupa’daki gurbetçilerimizin fazlası ile rağbet ettikleri sıradan bir sahil kasabası. Akşamüzeri aracımıza güç bela bir park yeri buluyoruz ve sahilde dolaşmaya başlıyoruz.Cumartesi olmasının da etkisi ile her yer çok kalabalık.Kampingler çadırlarla dolu.Önlerinde tavla oynayan ve çekirdek yiyerek sohbet eden gruplar.Önümüze çıkan bir parkın içinden geçerek denize iniyoruz.Karadeniz şanına yakışır şekilde dalgalı ve ürkütücü.Kumsalda 2-2.5 m yüksekliğinde direkler dikkatimizi çekiyor.Üzerlerinde direğe iple bağlı can kurtaran simitleri var.Ve tabi dalgalı denize girilmemesi yönünde uyarı levhaları.Karadeniz ilk intiba itibari ile ürkütücü.


 


Ertesi sabah  oğlum  ve kardeşimle beraber  saat 06:00 da kalkarak Sakarya nehrinin  denize döküldüğü Yenimahalle’ye  gidiyoruz.









Nefis bir sabah.Yüzlerce km uzaktan doğan , pek çok yerleşim yerinden  geçerek gelen sular denize kavuşuyor.Sabah güneşi ile bu muhteşem olayı seyrediyoruz








Sonra Karasunun kumsallarında yürüyoruz.Karadeniz yine hırçın.Ama bu defa hiçte ürkütücü değil.Dolaşırken akvaryum meraklısı      ( delisi ) kardeşim birtakım bitkiler buluyor ve sevincinden deliye dönüyor.Oğlum ise kıyıya vurmuş deniz anaları ( ilk kez görüyor ) ve yengeçlerle oyalanıyor.Bense onları izleyerek sabahın ilk saatlerinin tadına varıyorum.




2. – 3. Gün  AMASRA


 


Saat 10 gibi Karasudan ayrılıyoruz.İlk mola yerimiz AKÇAKOCA.Amacımız sadece Ceneviz kalesini gezmek ve yemek yemek.









Akçakoca ilk anda dağınık bir görüntü veriyor.Ama çok yeşil .İlçenin içinden geçerek yaklaşık 3 km mesafedeki Ceneviz kalesine çıkıyoruz.Kaleden geriye fazla bir şey kalmamış.Genelde tüm kalelerde olduğu gibi yüksek bir tepede ve etrafa hakim bir konumda.İçi mesire yeri olarak düzenlenmiş ve giriş paralı.Kalenin her iki tarafında Akçakocanın şirin plajları var.Sahili ince kum ,deniz hafif yosunlu fakat temiz.Mavi bayraklı oldukları söyleniyor



Biz denize girmeden bu bölgeden ayrılarak şehir merkezine dönüyoruz.




 


Akçakoca’nın merkezinde değişik mimarisi ile dikkatleri çeken bir cami var.Akçakoca Merkez Camii.Hemen karşısında da Osmangazi ve silah arkadaşları Akçakoca Bey ve Konuralp Beyin heykelleri.Güzel bir sahil düzenlemesi yapılmış.Akçakocaya içimiz ısınıyor ve yöresel yemeklerden yemeye karar veriyoruz.Tercihimiz buranın ünlü pidesi Mancarlı Pide ve tatlı olarak ta Melengüçceği tatlısı.Her ikisi de değişik bir lezzet.Yöresel yemeklere meraklı olanlara tavsiye edilir.Mekan sahibinin anlattığına göre Melengüçceği tatlısının kökenleri ortaasya’ya kadar dayanıyormuş.İsmini ise Melen ovasında  yetiştirilen mandaların kaymağından alıyormuş.



Yolumuz uzun ve öğlen 14:00 gibi yola çıkıyoruz.  Şimdiki hedefimiz K. Ereğlisi






Yaklaşık 1 saat sonra K Ereğlisindeyiz.Güzel bir sahili var.Yeşil ve düzenli parklar yapılmış.


Sahilde oyalanmadan hemen Cehennem Ağzı Mağaralarına gidiyoruz.Giriş ücretli.2006 yılında girişe   Herakles ve 3 başlı Cehennem Köpeği Kerberos’un heykeli yapılmış.Ege ve Akdeniz de fazlası ile aşina olduğumuz mitoloji burada da karşımıza çıkıyor.


Mağaralar 3 gruptan oluşuyor.Birbirine çok yakınlar.2. mağarayı gezerken bir yetkili ile karşılaşıyoruz.İlgilendiğimizi görünce detaylı bilgi vermeye başlıyor.Onun göstermesiyle duvardaki doğal köpek başı figürünü fark ediyoruz.Bu figürlerden 2 tanesi ise tahrip edilmiş.Yine görevliden bulunduğumuz mağaranın hemen yanında bir insanın sürünerek geçebildiği bir bölümünde duvarlara oyulmuş mezarlar olduğunu öğreniyoruz.Mağaranın hemen yanında ise şu anda üstü kapatıldığı için bizim göremediğimiz bir derenin olduğunu söylüyor ve mitolojide geçen yer altı ülkesinin bu mağaralarının arkası olduğunu ve ölüleri taşıyan kayıkçının şu anda üstü kapatılan bu dereden geçerek ölüleri cehenneme taşıdığını söylüyor.Mitoloji ile uzaktan bile olsa ilgilenen biri olarak bu hikayelerin kaynağının Ereğli olduğunu duymak benim için çok şaşırtıcı idi.Bunu görevliye söylediğimizde ise kendilerinin de 5-6 sene öncesine kadar  bunu detaylı bilmediklerini fakat bu tarihlerde gelen bir Fransızın elindeki kitapları kaynak  göstererek kendilerini bilgilendirdiğini söyledi.Bana hala ilginç geliyor.Görevli olarak nitelendirdiğim kişinin görev tanımını bilmediğimi de söylemeliyim.


Zaman yetersizliği nedeniyle çocuklara göstermeyi planladığımız Uzun Mehmet Heykelini ( bizim nesil kömürü bulan kişinin hikayesini hatırlayacaktır.) ziyaret programından çıkardık.Kömürün yandığını gördüğü meşhur değirmeni maalesef sahibi yıllar önce yıkmış.Ne diyeyim yazık..K.Ereğlisinin meşhur Osmanlı çileğini mevsim itibari ile zaten tadamayacağımızı biliyorduk.Sizler uygun zamanda gelirseniz mutlaka tadın.Bildiğiniz gibi nefis kokulu bir çilek.


K.Ereğlisine daha fazla zaman ayırmak gerektiğinde hem fikir olarak hızla oradan uzaklaştık.Çünkü kapanmadan Zonguldak’taki GÖKGÖL mağarasına ulaşmak istiyorduk.



Saat tam 17:40 ta Gökgöl mağarasının önündeydik.Görevli mağaranın 18:00 de kapandığını ama uzaktan geldiğimiz için bizi 18:15 ‘e kadar  bekleyeceğini söyledi.17:45 te mağaraya girdik.Tam bir koşturmaca şeklinde mağarayı gezdik.









Mağaranın geziye açık bölümü 874 m ve fotoğraf çekimine  izin veriliyor.Yaklaşık 20 dakikada mağaranın ucuna ulaşmıştık.Geriye dönerken ise bekçinin kapıları kilitleyebileceği esprileriyle gerçek anlamda koşarak 10 dakikada kapıya ulaştık.Etkileyici bir mağara.ama sizler buraya daha fazla zaman ayırın.



Mağaranın önündeki tesiste ihtiyaçlarımızı giderdikten sonra 18:30 gibi Amasra’ya doğru yola çıktık.Hedef Amasra’ya 3-4 km mesafedeki Kuş Kayası Anıtı idi





Zonguldak’tan  Amasra’ya   kıyıdan değil Çaycuma üzerinden gittik.Yol üzerinde trafik çok rahattı.Etraf yeşillik ve manzara güzeldi.Güneş batmak üzere iken Kuş Kayası Anıtına  ulaşmıştık.








Bir tepenin yamacında yekpare bir kaya işlenerek oluşturulmuş bir anıt .Yola çok yakın.Birkaç dakikalık bir yürüyüş ile ulaşılıyor.Roma döneminde yapılmış ve Türkiye de sağlam kalan tek yol anıtı olduğu söyleniyor.Anıt  M.S. 40-50 yıllarında yapılmış.Anıtta bir imparator betimlemesi ve Roma hakimiyetini simgeleyen meşhur kartal kabartması bulunuyor.Her ikisinin de baş kısmı tahrip edilmiş.



Hava alaca karanlık olmuştu.Çok istememize rağmen Amasra’ya bakacak tepesinden bakamadan  ve Fatihin meşhur  ‘’ Lala Lala Çeşm i Cihan Bu Mu Ola ‘’ sözünü  diyemeden girdik.Otelimize yerleştik ve tüm yorgunluğumuza rağmen geç saatlere kadar etrafta dolaştık.



Ertesi sabah yine erkenden kendimi dışarı attım.( Bu kez kardeşim benden önce davranmış).Amasra tek kelimeyle beni çarptı.Sabah güneşinde ve denizin adeta kaynıyor görüntüsünde izlenimlerimi anlatsam bıktırıcı olurum diye sözü fotoğraflara bırakıyorum.



  

 



















Otelimize dönüp kahvaltı ettikten sonra çocuklarla beraber Amasra merkezde dolaşıyoruz. Etraf canlanmış.Yarım saat dolaştıktan sonra haliyle çocuklar denize girmek istiyor.Bizim de planımızda İnkumu var.Batı Karadenizin en iyi plajlarından olduğunu duymuştuk.Ve hemen yola çıktık



 


            Amasra İnkumu arası yaklaşık 30-35 km civarı.Bartın’ı da geçerek İnkumu’na ulaşıyoruz.Görüntü nefes kesici.Geniş bir kumsal , hafif dalgalı ve temiz bir deniz.Hafta içi olması nedeniyle olsa gerek plaj çok kalabalık değil.Bizim gibi çocuklu aileler için ideal bir ortam.


             Soyunup hemen denize atlıyoruz.Ve aynı hızla çıkıyoruz.Deniz BUZ gibi.Karadenizin sularıyla tanışmamız biraz soğuk oluyor..Kumsalın  ucuna yakın bir yerde  Bartın ırmağı denize dökülüyor.Burası da aslında bu nehrin deltası imiş.( Deniz  bu yüzden mi çok soğuk acaba ? )Fakat gidip görmek kısmet olmadı.


            Akşam yine Amasra’dayız.Meşhur çarşısını ve Arnavut kaldırımlı sokaklarını dolaşıyoruz.Uygun bir yer bulup Amasra’nın meşhur balık ve salatasını denemek istiyorum.Kalabalık olduğumuz için tercihler değişik.Güzel bir restoranda kimimiz balık,kimimiz Türk yemekleri veya Amasra pidesi tercih ediyor.Gelen salatalar gerçekten şanına layık.Ve masadan herkes memnun kalkıyor.



  




    


           Ertesi günü tüm grup erken kalkıyoruz.Yolumuz bu defa gerçekten uzun ve zorlu.Hedefimiz Sinop.Fakat Amasra’dan ayrılmadan müzesini geziyoruz.Küçük ama gerçekten şirin bir müze.Şimdiye kadar rastlamadığımız yabancı turist gruplarına rastlıyoruz burada.Bizim önünde 5-10 sn durduğumuz eserleri rehberleri onlara 4-5 dk anlatıyor.Kıskanıyorum ama yapacak bir şey yok.



    

           


       Ve Amasraya veda ediyoruz. Herkes buraya bir gün daha ayrılmalıydı diye hayıflanıyor. 5 Ağustos 2008 Saat 11:00 civarı.


       4. – 5. Gün SİNOP 


 


       Amasra Sinop arası yaklaşık 350 km.Bu yol üzerinde mola veya gezi için yer belirlememiştik.Sadece Gideros Koyunda  15-20 dk. durur mola için uygun bir yer buluruz diye planlamıştık.






      


             Kurucaşile’ye kadar yol çok güzel ve etraf inanılmaz yeşildi.Gideros Koyuna da Kurucaşile’yi 15 km geçince rastladık.Gerçekten cennet gibi bir yer.Çok sakin ve dingin .Küçük salaş bir lokanta da var.Kafa dinlemek için ideal.Ama bizim fazla vaktimiz yok ve hemen yola çıktık.Geç kalacağımızı tahmin ederek ( Rıfat Ilgaz’ın ziyarete yeni açılan evini gezmekten vazgeçtik.) Cide de durmadan yola devam ettik.Ve inanılmaz bir yolla karşılaştık. İnebolu’ya kadar.Yaklaşık 100 km. sürekli viraj.Virajlar yetmezmiş gibi yolda sürekli kod farkı var.Bir deniz seviyesine iniyoruz bir tepenin üzerine çıkıyoruz.Üstelik güzergah üzerinde hiçbir dinlenme tesisi veya akaryakıt istasyonu da yok. Bu güzergah üzerinde konaklama yapılmadan bir gün içinde bu kadar mesafe kat edilmesini kesinlikle tavsiye etmiyoruz.100 km ‘yi yaklaşık 3 saatte kat ettik.


             Hava karardıktan sonra Sinop’a ulaşıyoruz.Hepimiz çok yorgun ve açız.Şehrin merkezinde biraz dolaşıp  sonra Sinop’un meşhur cevizli mantısından tadıyoruz..Merkezde yarım saat daha dolaştıktan sonra Karakum mevkiindeki otelimize gidiyoruz.


             Ertesi sabah yine tek başıma erkenden kalkıp sahile iniyorum.Etraf çok sessiz ve hava harika.Güneş doğmuş ve deniz çarşaf gibi.Fakat sanki bir terslik var.Yüzüm denize dönük ve güneş sol tarafımda .Birden gün boyu üzerimden atamayacağım şekilde tersim dönüyor.Hemen otele dönüp garsondan detaylı Sinop haritası istiyorum.Olmadığını söylüyor.Ve gülerek  bana açıklama yapıyor.Burası yarımadanın Anadolu’ya yani güneye bakan kısmındaymış.Ve tabiî ki güneş yerinden doğmuş.Ama ben Sinop’tan ayrılana kadar yönümü doğrultamadım.






           Bu bakış açısında güneş soldan doğuyor.Ve karşı taraf Anadolu.


          Otelde güzel bir kahvaltı yaptıktan sonra başlıyoruz gezmeye.Zaman az ve gezilip görülecek çok yer var.




        Paşa Tabyaları                                                
        19.yy’da Ruslara karşı savunma amacı ile yapılmış.Top tabyaları ,mahzen ve koğuşlar görülebilir.Günümüzde cafe restoran olarak kullanılmaktadır.





           Sinop Kalesi: 


           Sinop Kalesi:Yapımı M.Ö. 7. yy kadar dayanır.Surların uzunluğu 2000 m civarıdır.Günümüzde bazı bölümleri ihtişamını korumaktadır.Kulelerden birinin üzerinde gördüğümüz  barda gece birkaç bira içmek  ay y    ışığında denizi seyretmek hoş olurdu diye düşünüyoruz fakat bu emelimizi gerçekleştiremiyoruz.







         Arslan Torunbey Konağı:18. yy yapısı bir konak.Bizim çok hoşumuza gitti.İçinde sergilenen eserler bakımından oldukça zengin..Etnografik bir müze işte böyle olur dedirtecek kadar güzel.






         Arkeoloji Müzesi




           Sinop Ceza Evi:  


     Tarihi Sinop kalesinin iç kale kısmında kurulmuştur.Yaklaşık 100 yıl hapishane olarak kullanıldıktan sonra 1997 yılında boşaltılarak ziyarete  açılmıştır.İç karartıcı ortamı gördükten sonra Allah kimseyi düşürmesin diyerek buradan ayrılıyoruz.Fakat biliyoruz ki hepimiz için artık ‘’ aldırma gönül aldırma ‘’şarkısı Sinop Hapishanesi ile özdeşleşti.


    


           Saat 14:30 a kadar hızlı bir şekilde Sinop merkezi gezip hiç soluklanmadan şelaleleri görmek üzere Erfeleğe doğru yola çıkıyoruz.







        


            Sinop Erfelek arası yaklaşık 35 km.Yolun son 6-7 km si oldukça bozuk.Yine de otomobille bile rahatlıkla gidilebiliyor.Erfelek şelaleleri takım şelaleleri olarak isimlendiriliyor.Sebebi ise irili ufaklı 30 civarında şelaleden oluşması. Dereye paralel ve şelalelerinde yakınından geçen bir patika var.Fakat dere içinden ve şelalelerin üzerinden yürümek çok daha zevkli.Ortam bu tür yürüyüşlerden zevk alanlar için cennet gibi.Yürüyüşe başladığımızda çocuklar ve bayanlarla bizim 1. şelaleden ileriye gidemeyeceğimiz söylendi.Fakat biz 5. şelaleye ulaşmayı başardık.Bundan sonrasının tehlikeli olabileceğini düşünerek geri döndük.Kardeşim bizden ayrılarak 14. şelaleye kadar yürüyüp geri geldi.Etrafta bizim gibi epey ziyaretçi var.Anlaşılan Erfelek Şelaleleri oldukça popüler olmuş.       


                  Şelalelerden ayrılmadan önce 1. şelalenin huzurlu sesi ile burada bulunan kır lokantasında bir şeyler yiyerek oyalanmadan tekrar Sinop’a dönüyoruz.Çünkü daha Hamsilos koyuna ve Akliman ‘a gideceğiz.




          


             Güneş batarken Akliman’a ulaşıyoruz.Yine sessizlik yine dingin bir hava.Çevreyi biraz dolaşınca etrafı ağaç çitlerle çevrilmiş tarihi mezarları fark ediyoruz.Mezar taşları günümüz Türkçesine çevrilmiş.Genellikle 17. ve 18. yy larda seferde iken vefat eden denizcilerin mezarları.Gemiler güvenli bir sığınak olan bu koya gelip ölen arkadaşlarını gömüp yakınlarına haber gönderiyorlarmış.Yakınları daha sonra gelerek mezarlarını yaptırıyorlarmış.Etrafta böyle 10 dan fazla mezar var.Etkileyici ve düşündürücü.Kıyıda pek çok küçük tekne bir iki tane de kano ve deniz bisikleti.Burada kano ile güzel bir gezinti yapılabilirdi.Bu gezide pek çok şeye olduğu gibi buna da zaman bulamamıştık.Hava daha fazla kararmadan hemen yakındaki Hamsilos koyuna geçtik.Aslında burası bir fiyort.Ve iddiaya göre Türkiye’nin tek fiyordu.










            Burası fiyort deyince aklımıza gelen Norveç gibi değil ama Türkiye ölçeğinde yine de etkileyici.Karadenizde denizin bu şekilde karaların içine nehir gibi  girmesi ilginç ve çok güzel.



            Yorgun ama günü doya doya yaşamanın zevki ile Sinop şehir merkezine dönüyoruz



         Sinop’a girerken önceki gece fark edip duramadığımız Diyojen heykelinde 15 dk.duruyoruz.Çocuklara onun felsefesinden bahsetmeye çalışıyoruz.Anladıklarını tek kelime ile özetliyorlar.Deliymiş


         


             Alışveriş ve dinlenme için şehir merkezindeyiz.Etrafta birbirinden güzel gemi maketleri satan dükkanlar.Birine girip epey bir hediye alıyoruz.Tabi bunları kırmadan Bursaya götürmek başlı başına bir soruna dönüşüyor.


Sahilde dolaşıyoruz.Etraf çok kalabalık ve hareketli.Öğreniyoruz ki  festival varmış.Kısa kordonundaki restoranlar ağzına kadar dolu.Bu haliyle bana İzmirin Kordon’unu hatırlattı.


Ertesi gün her zamanki gibi 08:00 de kalkarak kahvaltı ediyoruz.Kahvaltıda garsonlar bize sürpriz yapmış.Sinop ta yemeye fırsat bulamadığımız meşhur ‘’nokul’’ u  (üzümlü,cevizli,kıymalı veya yoğurtlu olarak yapılan bir tür börek) otelin kahvaltısında yiyoruz. Ve yola çıkıyoruz.







 








15 yorum

  • rome_o dedi ki:

    gezdikçe yazmışsınız ve bol fotoğraf eklemişsiniz ..sitedeki ilk yazınızmış ..hoş geldiniz ve ellerinize sağlık

  • abidindemir dedi ki:

    Hoşgeldiniz aramıza. Ne iyi etmişsiniz de aramıza katılmışsınız. Böyle dolu dolu Karadeniz yazısı ve fotoğraflar için teşekkürler

  • EYLÜLADA dedi ki:

    Hoşgeldiniz Zikri Bey. Bu kapsamlı ve keyifli yazı için ufkunuza sağlık… // Üzümlü-cevizli Nokul’u ben de pek severim. Ama kıymalı ya da yoğurtlu olanını hiç duymamıştım.

  • abt_smyrna dedi ki:

    Aynı yerleri gezme görme fırsatım 99 yılında olmuştu ellerinize sağlık.

  • Özlem1001 dedi ki:

    Akçakoca’nın anıt projesi ile ilgili benim de bir kere buraya yolum düşmüştü.Bunun için bir dağın tepesine çıkmamız gerekmişti ve sonunda olağanüstü manzarası bizi ödüllendirmişti…ümit ederim orayı da ziyaret etmiştirsiniz. Anlaşıldığına göre ama sizin geziniz zaten yeterli kapsamlı olmuş. Bizimle paylaştığınız için de teşekkürler …ve hoşgeldiniz!

  • ZİKO dedi ki:

    Herkese teşekkürler.Gezmeyi seven biri olarak bu siteyi bulunca çok sevindim.Yazılan yerleri ve yazı içeriklerini görünce yazmakta tereddüt ettim.Fakat istedim ki çorbada benim de tuzum olsun.
    Nokul konusunda haklı olabilirsiniz.Eşim de mantı türleri ile karıştırmış olabileceğimi söyledi.

  • abt_smyrna dedi ki:

    Sevgili Oğuz nokulu bende Abana Ayancık ve Sinop izlenimleri adlı yazımda belirtmiştim.

    YÖRESEL LEZZET “SİNOP MANTISI”
    http://www.binrota.com/PageDetail.aspx?PageID=8057

    Sinop Mantısı adıyla da anılan bu lezzete bölgedekiler nokul diyorlar.

  • cherryblossomgirl dedi ki:

    bunlar gibi güzel lezzetleri forumlarımızda turkiye basliginin altinda hangi yorenin hangi yemegi basliginda da paylasinn:))

  • cherryblossomgirl dedi ki:

    bu arada sitemize hoşgeldiniz, bu harika yazı için teşekkürler, devamını bekliyoruz sevgili ZİKO.

  • hburcu dedi ki:

    Öncelikle hoşgeldiniz. Bol fotoğraflı, uzun ve güzel bir yazı olmuş. Ellerinize sağlık.

  • cnr_mtnt dedi ki:

    çok kapsamlı ve bol fotoğraflı bir yazı olmuş.. çok güzel ellerinize sağlık..

  • tandem dedi ki:

    Bartın a geldiğinizde haber verirseniz yardımcı olurum.İnkumun da denize girdiğiniz yer fotoğrafta gördüğüm kadarıyla ptt önü orası poyraz dalgasına açık olur denizin soğukluğuna gelince o günlerde gerçekten çok soğuktu inanın kış o kadar soğuk olmaz. Ancak her sene birkaç gün bunu yapar.Aslında gidilecek çok yer var ancak sizin zamanınızın sınırlı olması buna engel olmuştur.Bir dahaki sefere diyerek yazınız için teşekkürler.

  • abt_smyrna dedi ki:

    99 senesinde deprem öncesinde İnkumu’nda yağmurla beraber denize girmiştik. Ormandan denizin maviliğine cennet o bölge…

  • süleymansakal dedi ki:

    sevgili arkadaşım.bu gezi için bizlere öncülük ettiğin için sana çok teşekkür ederim.ayrıca bu gezimizi binrota ile ölümsüzleştirdiğin için de teşekkür.bir sonraki gezi programını bekliyoruz..

  • gezgin_gurme dedi ki:

    yazınz ve fotoğraflar çok güzel düzce konuralpe gittiniz zannettim düzceye gitmemişsiniz ben yazı yazdım konuralple ilgili sizde gittiniz zannettim batı karadeniz deyince akçakoca zonguldak düzce gelir amasra sinopda giriyomuş demek ki çok güzel yazı
    gezekalın:)

ZİKO için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*