30 Yıl Sonra Sheffield no:2

Kaldığım yerden devam ediyorum. Öğrencilik sıralarında fakülte binamızdan daha çok vaktimizi geçirdiğimiz Students’ Union’a (Talebe Birliği Binası) doğru yol aldık.



Talebe Birliği Binası


 


Burası talebelerin sosyal, siyasal, kültürel, sanatsal vs. alanlarda faaliyet gösterdiği ve sadece talebelere ait bir binadır. Bir yerde “kurtarılmış bölge” desek yalan olmaz çünkü tüm idaresi talebelerin kurmuş olduğu bir örgüt tarafından yönetilir ve üniversitede okuyan her talebe doğal üyesidir. Hatta bu binaya eğer “Talebe Başkanı” izin vermezse polis bile giremez. İçinde neler var derseniz, bütün sosyal grupların ( Turkish Society, Gren Peace Society, Gay Society gibi) toplantılarını yapacağı odalar ve forumların yapıldığı konferans salonu bulunurdu. En alt katta bir pub, bilado salonu, langırtlar ki devamlı o langırt masalarının etrafındaydık. Birkaç tanede cafe ve restoran bulunurdu. Her Cuma akşamı da mutlaka disco! 30 Yıl sonra gittiğimiz bu binaya ömür boyu üyelik kartlarımızı göstererek girdik. Bizim zamanımızdan bu yana çok değişmiş bulduk. Bir kısım bölümler de yaz tatili olduğundan kapalıydı tam gezemedik ama birer “pint” bitter’ımızı içtik. ( bilmeyenler için not: pint > içine yaklaşık 450 ml sıvı alan bardakların adına deniyor, bitter de bir bira çeşidi) Sipariş verirken “pint a bitter luv, please” (bir pint bitter aşkım, lütfen) denir genellikle.





Biradan sonra çaylarımızı içip kalktık..


 


Üniversite de öğretim görevlisi olan eski dostumuz Deniz bizi karşıladı, biraz hasret giderdikten sonra akşam buluşmak üzere ondan ayrıldık.


 




Deniz’e göre hala bıyık modası geçmemiş!


 


Bizim karnımız da acıkınca, 30 yıl sonra hala açık olduğunu duyduğumuz “Uncle Sams” isimli hamburgerciye doğru yöneldik.





Uncle Sams


 


İç dekoru pek değişmemişti ama bizim zamanımızda yediğimiz hamburgerlerden pek eser yoktu maalesef. Ama yine de mutlu mesut yiyip bitirdik gelen yemekleri.





Uncle Sams


 


Yemekten sonra bir kahve içmek için dışarı çıktığımız da hafif yağmur çiseliyordu ve karşımıza çıkan bir hanım kızımızı takip ederek, kahvesi çok güzel bir caféyi bulduk.





Kahve içmeye giderken bize yol gösteren hanım kızımız J


 


Daha sonra biraz yollarda amaçsızca dolaştık ve sanki kendimi Amerika’daymışım gibi hissettim, aşağıdaki limoya bakar mısınız?



 


Tamamını fotoğrafa sığdıramamışım..


 


Şehri arşınlamaktan yorgun düşünce, kendimizi bir puba atıp “Guinness”lerimizi yudumladık. 
                                  
İlk bardağa bakış                  4. bardak bitip…                  5. bardaktan sonra ki görüş J


 


Akşam Deniz ve Ahmet arkadaşlarımızla buluşup Derbyshire da bir pub ta yemek yedik ve tabii ki de içtik.







Yemekten sonra Sheffield’e dönerken yolda gördüğüm bir tabela. Bizde olsa acaba bu sayı ne olurdu diye düşünmeden edemedim!


 


 




Gece için yapmış olduğumuz program ise yine bizim zamanımızdan kalan bir kumarhaneye gitmekti, “Napoleons”. Benim şansım fena değildi, yaklaşık 200 pound kazandım. (Ama sormayın daha sonra Londra’da gittiğim bir casino da bu kazandıklarımın hepsini verip birde üstüne biraz(!) daha verdim L)


Ertesi gün otelde yapılan mükellef bir “İngiliz kahvaltısı” ( Bacon, yumurta, domuz sosis, ızgara domates, baked beans, kızarmış ekmek ve sütlü Earl Grey çay) ndan sonra hepimizin sevdiği yeşilin, ağaçların bol olduğu Derbyshire’da ki pubları dolaşmaya karar verdik. Hüsnü arkadaş’ımızın önderliğinde “The Fox House” pubuna gittik. Pub 1823 de kurulmuş. Günümüze kadar çok el değiştirmiş.



The Fox House


1823 den bu yana sahiplerinin isimlerinin bulunduğu pano.


 


maliho, genellikle resim var pek az açıklama yapmışsın diyecek binrotalılar için bazı açıklamalar yapayım bu pub için. Callow’lu Nicolas Fox tarafından 1399 yılında ilk defa bu bölgede bir bina kurulmuş. The Fox House ilk önceleri 500 koyun sahibi olan bir çoban tarafından 2 odalı bir kulübe olarak kurulmuş. William Fox ( 1684-1773 ) ve karısı Sarah bu kulübenin orijinal halini inşa etmişler, ve böyle devam ediyor çok ilginç değil diye daha fazla bir şey söylemek istemiyorum.. Neyse burada içtiğimiz birkaç “Old Speckled Hen” biralarımızdan sonra mekânı terk edip biraz daha dolaşıp akşamı ettik.










Karnımız acıkınca da başka bir pubın önünde durduk. “Sir Willam” isimli mekanda “fish & chips” yemek için masamıza oturup yemeği beklerken tabii biralarımızı yudumladık. Özlemiş olduğumuz fish & chipsi de yedikten sonra Sheffield’e döndük. Biraz otelde dinlendikten sonra tekrar şehirde turlamaya başladık, önümüze çıkan binaya bakar mısınız, bana ilginç geldiği için sizlerle paylaşıyorum.










İngiltere’de bir adet vardır, insanlar evlenmeden önce kızın arkadaşları ve erkeğin arkadaşları ayrı ayrı son gece damat ve gelini eğlendirirler. Eğlence gayet basittir, gelin adayı evlenmeden önce son defa olmak üzere eğer birini beğenirse geceyi onunla geçirir, aynı şekilde erkekte. Buna “stag night” derler aşağıda gelin adayının arkadaşları bu geceyi kutlamak ve gelin adayına birini bulmak için yollara dökülmüşler J








Sheffield’e seyahatimiz böyle güzel dolu dolu olaylarla! geçti hepimiz çok mutlu olduk, bazı arkadaşlar Türkiye’ye dönerken ben ve 2 arkadaşım birkaç günde Londra’da kalalım dedik, bundan sonraki yazım Londra odaklı olacak.





 

5 yorum

  • necatiekm dedi ki:

    bu yazı dizisini zevkle okuyorum. devamını bekliyorum..:) Ellerinize sağlık…

  • melevijen dedi ki:

    yazınızı yüzümde bir tebessüm ve keyif alarak okudum bu güzel yazı ve paylaşım için teşekkürler

  • Zeynep dedi ki:

    bu güzel keyifli yazı ve fotoğraflar için teşekkürler

  • cise dedi ki:

    güzel bir yazı ama guinness fotoğraflarına bayıldım

  • MIYU dedi ki:

    önce hemen unutmadan 10 puanımı verdim:)) ve hemen belirteyim ki, ben sizin yazılarınızı okurken çok keyif alıyorum. Hani sanki karşılıklı oturmuşuz ve Türk kahvelerimizi yudumlarken bana fotoğrafları gösterip anlatıyorsunuz gibi :)) o kadar samimi :)) ellerinize sağlık!!! Londra yazınızı merakla bekliyorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*