1. Avrupa Turumuz -7.gece 8 gün , 4 ülke 5 şehir


Amsterdam
Üniversite yıllarında bir gece Doruk’la  yaz tatilinde nereye gideceğimizi tartışırken Antalya, Bodrum, Mısır, Roma mı ? derken karar verdiğimiz Amsterdam,Rotterm,Brüksel’den oluşan Avrupa turu zamanı gelmişti. (Karar aşaması için bakınız : Hacım yurtdışına mı gitsek ? ) Bir anlık gazla verdiğimiz kararla yaz tatilinde avrupa turu ile ilgili herşey hazırdı . Tur programı hazırlanmış, aileler ikna edilmiş , üniversitenin zorunlu stajı hakkıyla yapılmış , kısacası herşey tamamlanmış sıra eğlenmeye gelmişti. Herşey hazır derken ucak biletleri,otel rezarvasyonları falan filan . Şimdi gezgin gözüyle bakıyorum da insan hiç mi bi araştırma yapmaz nereye gidilir ? ne yapılır? ne içilir ? Kısacası hazırladık bavulu , aldık elimize biletimizi atladık uçağa. Ekonomik tatil hesapları yapıyoruz ama THY’den de vazgeçemiyoruz hani 🙂 Nasıl bir fiyat araştırması yaptıysak. Ama Allah’tan hostelde kalmaya karar verdiysek de 2 kişilik hostel odasının olduğunu okumuş öğrenmişiz.

Yola çıkmadan önce plandığımız tatil programı :












10 – 11 – 12 Eylül 2006 – Amsterdam

13 – 14 Eylül 2006 – Rotterdam

15 -16 Eylül 2006 – Brüksel

17 Eylül 2006 – Amsterdam’a oradan da İstanbul’a dönüş.


Sami Central Station

10 Eylül 2006 – Amsterdam’a gidiyoruz

Nihayet uzun süredir hayallerini kurduğumuz gün gelmişti. Yaklaşık 3 saatlik yolculuğun ardından Amsterdam Shiphol Havalanı’na indik. Shiphol Havaalanı’nın Amsterdam dışında olduğunu öğrendikten sonra başladık şehir merkezine nasıl gidebileceğimizi araştırmaya. Tabi gelmeden önce adam akıllı bakmazsan böyle olur neyse 🙂 Amsterdam – Shiphol arası çalışan trenleri bulup kısa bir yolculuktan sonra Amsterdam bizi muhteşem görüntüsüyle karşıladı. Havaalanından aldığımız beleş harita işimize yaramayınca sora sora hostelin bulunduğu yeri ve tramvay hattını öğrenip atladık tramvaya.  Hostel durağına yaklaşık 10 dakikada vardık. Durakta tek inecek biziz.Tramvay durmuş biz açılacak diye kapıya bakıyoruz kapı bize. Neyse sevabına biri kapıdaki düğmeye bastı da inebildik 🙂 Tramvayda sağlam rezil olduktan sonra başladık hosteli araştırmaya. Hostel hemen tramvay durağının karşısında bizi karşıladı. Sevinçle çıkarttık fotoğraf makinasını başladık resim çekilmeye. Kısa bir kutlamadan sonra hostele giriş yaptık. Yalnız hostelde bir gariplik vardı. Hostelin internetteki tanıtım resimlerinde  resepsiyon gayet lüks gözükse de aslında 2 m2 lik yol ortasında bir bölümdü. Hostele girişimizi tamamlayıp odamıza çıktık. Her ne kadar odanın yeni temizlendiği söylense de yatak üstünde kıldan tutunda her çeşit ? lekeye kadar kir yatakta mevcuttu. Neyse odayı tekrar temizletip bir an önce Amsterdam’ı görebilmek için dışarı çıktık.



Hollanda Evleri
En azından hostelin konumunu Amsterdam’ın merkezinde ayarlamayı becerebilmişiz. Hemen hemen her yer bulunduğumuz bölge olan Rembrandt Meydanı‘na yürüme mesafesindeydi. Rastgele gezmeye başladıktan sonra karşımıza çıkan ilk düzgün restorana girip birşeyler atırştırmaya karar verdik. Kapı kenarlarına konulan menüde domates çorbasını görünce attık kendimizi bir restorandan içeri. Lezzetli gözüken domates çorbası yanında getirilen bir lokmalık 2 tane ekmek bize yetmeyince istediğimiz ekstra ekmeği getiren garsonun surat ifadesi bize buranın yemek kültürünü anlatmaya yetti. Domates çorbasını 1 tane krakerle yiyen adamdan ne beklersin ? neyse. Sağolsun garson ekstra ekmeği de ücretlendirmiş , ekmek başına verdik 1 euromuzu , Amsterdam turumuza kaldığımız yerden devam etmeye başladık. Amsterdam’ın sahip olduğu tarihi hava insanı gerçekten etkiliyordu. Büyüleyici Amsterdam Kanalları bütün şehri sarıp sarmalamış durumda. Kanallar arasında gezinmek bize biraz da olsa Eskişehir Adalar – Porsuk‘ta gezmeyi andırıyordu. Dam Meydanı‘na geldiğimizde ise gerçekten etkilenmiştik. Meydandaki tüm yapılar sanki ilk yapıldığı günkü gibi gözüküyordu.


Şehirdeki özgürlük havası heryerde hissediliyordu. Uyuşturucu , seks ve her türlü eğlence Amsterdam’ın dünyadaki reklamıydı. Bazı bölgelerdeki Sex Shop’ların sayısı bizdeki bakkal sayıları kadardı resmen. Adım başı sex shop açıkcası bizim alışık olmadığımız bir durumdu 🙂 Ayrıca Amsterdam genelinde hakim bir Marijuana kokusunu farketmek bizim için de çok zor olmadı. Gece, gündüz,ortalık yer demeden kıyı köşede devamlı birşeyler içen insanları görmeye zamanla alışacaktık. Ayrıca gezi sırası biraz hasta olup burnu tıkalı olan Doruk’un “Hacım bu koku bana iyi geliyo burnum açılıyor ” 🙂 repliği de unutulmaz.




Amsterdam Kanalları
Dam Meydanı‘ndan Central Station’a doğru yürümeye devam ettik. İstasyona geldiğimizde sabah aldığımız 24 saatlik I Amsterdam Card‘ı kullanmaya başlamaya karar verdik . İlk olarak I Amsterdam Card sahiplerine sunulan ücretsiz kanal turu bize cazip geldi. Kanal turu şehrin tüm dokusunu yaşayabilmenin en rahat yollarından biri. Yaklaşık 1 saat süren kanal turu boyunca şehrin tüm önemli kanallarını ve bölgelerini görme şansımız oldu. Kanal turundan sonra Amsterdam sokaklarında biraz daha dolaşıp biraz dinlenmek için hostelimize döndük. Hostel girişinde bulunan onlarca Mini Card’ı görmemiş gibi toplayıp odamıza çıktık. Hostelde biraz dinlenip tekrar Amsterdam’ı keşfetmeye kaldığımız yerden devam ettik. Hostelde aldığımız mini cardların birinde Hard Rock Cafe‘den ücretsiz hediye fırsatı kuponu vardı. Biz de hemen sazan gibi atladık gittik Hard Rock Cafe’ye. Saat henüz erken olmasına karşın cafe kısmı kapanmış yalnızca shop kısmı açıktı. Buradan bir Amsterdam hatırası ve hediyemizi alıp I Amsterdam Card sahiplerine ücretsiz giriş ve oyun hakkı veren Holland Casino‘ya girdik.  Casinoda biraz merakımızı giderdikten sonra akşam yemeği için Kfc’ye gittik. Türkiye’de çok fazla olmayan Kfc de hem lezzetli hem de Amsterdam’a oranla ucuz yemeğimizi yedikten sonra Dam Meydanı’nı tekrar dolaşıp Red Light District‘e geçtik.


Red Light District hakkında önceden biraz bilgimiz olmasına karşın bölgeye girince adeta şok olduk. Tamam biraz birşeyler bekliyorduk ? ama bu kadarını da değil 🙂 Bölgede birçok kırmızı lambalı ev ve bu evlerin camlarında müşteri bekleyen hayat kadınları bulunuyor. Ara sokaklarda bayan partner dışında değişik ? partner arayanlara da hizmet veren evlerin yanısıra birçok striptiz kulübü ve sex shop bölgede yoğun olarak bulunuyor. İşin enterasan kısmı Red Light District bölgesinde erkek geziginler kadar bayan gezginler de bulunuyor , üstelik her yaştan. 70 yaşındaki bayan grubu senin ne işin var orada di mi , merak işte 🙂 Biz de merak ettik gezdik 😛 sonra günün yorgunluğunu atıp dinlenmek üzere hostelimizin yolunu tuttuk. Bu arada yolda  susayıp  büfeden 3,5 euroya aldığımız 1.5 litelik su aradan 6 yıl geçmesine rağmen öyle bir içime oturdu ki halen aklımda bak.


Sami Madame Tussauds

11 Eylül 2006 – Amsterdam’da 2.gün

İlk günkü yolculuğun ve yoğun gezi programının üzerine çekilen güzel bir uykudan sonra yeni bir güne hazırdık. İlk  amacımız aldığımız I Amsterdam Card’ı hakkıyla kullanmak. Bu yüzden ilk durağımız Dam Meydanı’ndaki Madame Tussauds Balmumu Müzesi. Madame Tussauds dünyanın en ünlü ve güzel balmumu müzelerinden. I Amsterdam Card sahipleri sıra beklemeksizin müzeye girebiliyor. Müzeye girişinizde sizi Jack Sparrow balmumu karşılıyor (2011de değişmişti). Müzede ilk olarak ziyaretçilere kısa bir sunum yapılıyor daha sonra da müzede bulunan balmumlarının üretimleri hakkında bilgiler veriliyor. Buradan itibaren müzedeki balmumlarını serbestçe gezip inceleyebiliyorsunuz. Balmumu heykellere dokunmak,  sarılıp fotoğraf çekilmek serbest. Tabi erkeklerin ilgilisi Jennifer Lopez, Beyonce vb balmumlarına , kızların ki ise James Bond , Brad Pitt gibi balmumlarına.

Madame Tussauds Müzesi’nden ayrılıp Museumplein bölgesine geçtik . Burada her ne kadar sanattan çok anlamasak ya da pek sanat adamı olmasak da I Amsterdam Card’a verdiğimiz para boşuna gidecek diye başladık bütün ünlü müzeleri hızlı hızlı gezmeye. Van Gogh Müzesi dahil bütün müzeleri gezdik , baktık baktık çıktık kısacası 🙂 Müze turundan sonra tüm Amsterdam broşülerinde görüp gitmek için heveslendiğimiz Amsterdam Dungeon‘a geldik. Burası tarihteki Amsterdam’ı size yaşatan özel bir interaktif müze. Yani içerisinde geçmiş dönem işkencelerini anlatan showlar, geçmiş dönem mahkemeleri vb atraksiyonların yaşandığı bir müze. İçeride gezerken sağlam bir ingilizceye gerek duyabiliyorsunuz. Çünkü işkence odasını gezerken bir anda kurban olabilir ya da mahkeme salonunu gezerken bir anda yargılanabilirsiniz. Tüm bu showlar sırasında da sağlam bir ingilizce konuşuluyor ve sizden de tepki vermeniz bekleniyor. Olur da o an anlamaz cevap veremezseniz karşısınızdaki sizi biraz espri malzemesi yapabilir ve diğer gezginlerin size gülmesine neden olabilir. Bütün beklentilerimize karşın Amsterdam Dungeon bizde tam bir hayal kırıklığı yaratıyor. Ödediğimiz sağlam giriş ücreti de işin cababası. Neyse olan oldu diyip Amsterdam’da gitmeyi heves ettiğimiz bir diğer durak olan Ajax Arena’ya doğru yola çıkıyoruz. Şehrin kenarında bulunan stadyuma gitmek biraz zor olsa da sora sora metro ile Amsterdam Arena’ya gitmeyi başarıyoruz. Her ne kadar Şükrü Saraçoğlu’nun büyülü atmosferi Ajax Arena’da olmasa da stadyum turu gene de ilgimizi çekti. Stadyumun her yerini dolaştık hatta çimlere kadar gezip dolaştık. Daha sonra tekrar Amsterdam merkeze dönüp  biraz dolaşıp akşam yemeği için soluğu tekrar KFC’de aldık. Yemek sonrası merkezde biraz gezinip bir cafede biraz birşeyler içtikten sonra tekrar gecelemek üzere hostelin yoluna düştük.


12 Eylül 2006 – Amsterdam’da 3.gün


Her ne kadar Amsterdam hem beni hem de Doruk’u kendisine hayran bıraksa da 2 tam gün Amsterdam gezisi için yeterli. Gezi programımızı önceden yaptığımız için mecburen 3 .günü de şehirde geçirecektik.Bu yüzden 3.günümüzde şehirde biraz daha serbest serbest dolaşmaya karar verdik. Artık şehrin hemen hemen her yerini biliyorduk. Bu yüzden rahat rahat Amsterdam sokaklarında gezdik , zaman öldürdük . Bugün gezi programımızda çok önemli bir değişiklik yaptık ve KFC’ye akşam yemeği için değil de öğle yemeği için gittik 🙂 Evet biraz zor oldu ama başardık. Neyse öğle yemeğinden sonra Amsterdam’ın görmediğimiz yerlerinde dolaşıp  akşam yemeğini hostelde yemeğe karar verdik ve marketten aldığımız nevale ile hostele dönüp afiyetle aldıklarımızı götürdük. Yemekten sonra Amsterdam’daki son gecemizin tadına varmak için tekrar başta Dam Meydanı olmak üzere Red Light District , Rembrandt Meydanı kısacası tüm önemli yerleri dolaşıp hostele geri döndük.


Rotterdam

13 Eylül 2006 – Amsterdam’dan Rotterdam’a geçiyoruz

Rotterdam avrupa turumuzda ikinci durağımız. Amsterdam’dan yaklaşık 50 dakikalık bir yolculuğun ardından Erasmus’un merkezi olan Rotterdam’a varıyoruz. Gezilecek o kadar önemli Avrupa kenti varken o zamana kadar adını yalnızca Erasmus muhabbetlerinde duyduğumuz Rotterdam’ı gezmeyi nasıl akıl ettik o da ayrı tabi 🙂 Rotterdam’a ilk adım attığımızda şehir Amsterdam’dan 180 derecelik zıt yapısıyla bizi karşıladı. Amsterdam’ın tüm güzel kanallarına,  tarihi yapısına karşın buranın bir Eskişehir‘den farkı yok desem Eskişehir’e hakaret olur .  Neyse geldik bir kere deyip eşyalarımızı bırakmak için rezarvasyon yaptırdığımız bostele doğru yola koyulduk. Bostel diyorum farkındayım çünkü kalacağımız yer su üstünde  otel olarak kullanılan küçük bir tekne. Bosteli bulduğumuzda tekne içinde bir tane bekçi köpeğinden başka kimse yoktu. Bende de Doruk’ta da moral sıfır anlayacağınız. Bostelde bizimle ilgilenebilecek kimseyi bulamayınca çaresiz bir şekilde buradan ayrıldık ve şehri eşyalarla beraber gezmeye başladık .Bu arada avantajlı olsun diyerek aldığımız Rotterdam Card’ın elimizde patlayacağını daha sonra öğrenecektik. Rotterdam iyi hoş idare eder ama ne gerek var sen kalk Türkiye’den burayı gezmeye gel . Ama oldu bi kere. Gezdikçe Doruk’ta da bende de pişmanlık git gide artıyor. Derken ikimizin içinde de o iç gıcıklayan düşünce baş gösteriyor ” Acaba Brüksel’e 2 gece önceden yani bugün mü gitsek ?” Bir anlık gazla  istasyona gidip yer bulduğumuz Brüksel trenine atladık ve Brüksel’e doğru yola çıktık.



Sami Brüksel
Sabah Rotterdam sokaklarında gariban gariban dolaşırken kendimizi bir anlık gazla Brüksel’de bulduk. İyi hoş ama ya otel ? Dışarda geceleriz , ucuza kapatırız deyip geçtik. Ama adres sorduğumuz Türk taksicinin “Sakın dışarda yatmayın pi.ler var p.çler sizi rahat bırakmazlar” lafıyla biraz karar değiştirir gibi olduk. Korktuğumuzdan değil hani ben taşta rahat yatamıyorum ondan 🙂 Brüksel garından merkeze doğru ilerledikçe karşılaştığımız olağanüstü kalabalık bizi adeta şok etti. Bu kadar insanın Brüksel’de ne işi vardı ? Çok geçmeden Brüksel Grand Place Meydanı‘nda Avrupa Birliği’nin dönem kutlamaları olduğunu, bu kutlamalar çerçevesinde de şehirde birçok etkinlik düzenlendiğini öğrendik. Kutlamaları izledikten sonra biraz şehir turu atıp başladık otel aramaya. Brüksel gezisi
için ayırttığımız hostelde yer olmadığını öğrenince başladık tüm hostelleri tek tek gezmeye. Hepsinde cevap aynı , Avrupa Birliği dönem kutlamalarından dolayı aşırı talep , yani ? oda yok. Umudumuzu kaybetmeden gezmediğimiz otel bırakmıyoruz ve rastgele 3 yıldızlı bir otelde makul fiyata yer buluyoruz. Otele giriş yapıp hemen odaya kendimizi atıyoruz. Sırtımız çantalar yüzünden resmen kopmuş. Odada biraz dinlenip yanımıza yalnızca pasaportları alıp tekrar merkeze doğru gidiyoruz. Önce akşam yemeği deyip otelin hemen yanınındaki dönerciye girip güzel bir ziyafet çekiyoruz. Şehirdeki Türk yoğunluğu ilk dakikadan kendini belli ediyordu. Yemek sonrası başta Grand Place olmak üzere tüm yakın ve önemli yerleri gezip gecelemek üzere otelimize tekrar dönüyoruz.


Sami İşeyen Çocuk Heykeli

13 Eylül 2006 – Brüksel – Paris

Güzel bir uykunun ardından fiyata dahil olan kahvaltı için hemen hazırlanıp iniyoruz. Kahvaltı o ana kadar yediğimizin en iyisi. Brüksel turuna başlamadan önce hafıza kartında yer kalmayan fotoğraf makinasını halletmemiz gerekiyor. Bütün uğraşlarımıza rağmen fotoğrafları cd ye aktaracak adam akıllı bir yer bulamadık ve mecburen fotoğrafları aktaramadan tura başladık. İlk olarak Brüksel’in simgelerinden Atomium ve Mini Europe‘a gitmeye karar verdik. Atomium etrafında biraz gezindikten sonra Atomium’a para verip çıkmaya kıyamayıp direk Mini Europe’a geçtik. Burası İstanbul Minyatürk’ün benzeri bir park. Tek farkı Mini Europe’taki yapıların Avrupa’daki ünlü yapıların minyatürleri olması. Park Avrupa Birliği’ndeki yapıları barındırdığı için haliyle Türkiye’den bir yapı yok. Burada biraz gezdikten sonra Brüksel’in merkezine geçip gezimize devam ettik. Başta İşeyen Çocuk Heykeli ve Grand Place Meydanı olmak üzere etraftaki tüm önemli yapıları gezdik. Sıra alışverişe geldi. Meydan yakınındaki tüm hediyelikçilerde fiyatlar hemen hemen aynı ve benzer şeyler satılıyor. (Bakınız : Brüksel Alışveriş Rehberi) Alışveriş sırasında Grand Place’daki Godiva’da yediğimiz beyaz çikolataya bandırılmış çileklerin tadı halen aklımda. Brüksel’de gezdik tozduk, bitti ne yapsak derken yine bir anlık gazla programımızda olmamasına rağmen Paris’e gitmeye karar veriyoruz.  Yalnız biz de biraz daha gaza gelsek Amerika’ya bile geçecekmişiz 🙂

Tatil boyunca bindiğimiz trenlerde hep ikinci sınıf bilet almamıza rağmen bütün trenler Türkiye’deki trenlere göre çok daha kaliteliydi . Bir gazla gece 10 gibi geldiğimiz Paris
garını gördüğümüzdeki şaşkınlığımızı uzun süre üzerimizden atamayacaktık. Varış noktamız olan Gare De Nord’da tam 15 tane uluslararası peron vardı.




Eyfel Kulesi
Hesapta Paris’te de dışarıda gecelemeyi düşündük ama hem Paris’te yağan sağanak yağmur hem de Paris Gare De Nord’un geceleri tekin olmayışından dolayı dışarıda kalmak yemedi , mecbur otelde kalamaya karar verdik . Nasıl ani bir kararla Paris’e gelebilmiştik hala Doruk’la inanamıyorduk. Artık bir an önce Eyfel Kulesine gitmek istiyorduk. Gardaki metro haritasını biraz inceleyip Eyfel Kulesi’nin olduğu bölgeye gidebildik. Yalnız yağmur o kadar şiddetli yağıyordu ki mecburen 15-20 dakika metro istasyonunda yağmurun azalmasını bekledik. Sonunda hayalini kurduğumuz gibi Eyfel Kulesi’ndeydik. Çok değil 1-2 ay  önce Doruk’ la bana burada olacağımız söylense herhalde sadece gülerdik. Eyfel etrfında biraz dolaştıktan sonra artık garın olduğu bölgeye geri dönmeye karar verdik çünkü saat iyiden iyiye geç olmuştu. Ne erkeklik yapmaya ne de sırılsıklam ıslanmaya gerek yok diyip garın karşısında bulduğumuz ilk otele kendimizi attık. Otel odası hiç yoktan fena değildi.


 


 


13 Eylül 2006 – Tam gün Paris


Halen Paris’te olduğumuza inanamıyorduk. Bir an önce hazırlanıp otel asansöründe görüp bedava sandığımız kahvaltı için odadan çıktık. Kahvaltıdan sonra kişi başı 7,5 euroluk gelen hesaptan sonra bir güzel kazık yediğimizi anladık ve paşa paşa ödeyip lobiye geçtik. En azından kalacak yer deyip otelde 1 gecelik yer daha ayırttık. İlk olarak Paris’in önemli gezilecek yerlerinden olan Louvre Müzesinin olduğu bölgeye geldik. Çok fazla müze adamı olmadığımız için para verip üstüne de bu kadar sıra çekilmez deyip bölgede biraz dolaştıktan sonra Şanzelize Bulvarı‘na doğru yürüdük. Şanzelize Bulvarı her ne kadar dünyanın en popüler alışveriş caddelerinden de olsa alışveriş yapmayacağımız için bize pek hitap etmiyordu.Şanzelize sonundaki Zafer Takı ise gerçekten güzel. Şanzelize’de


Hotel de Ville
biraz daha dolaşıp Notre Dame Katedrali‘ne geçtik. Katedralin üzerindeki çok detaylı işçilik ve işlemeler insanı adeta kendisine hayran bırakıyordu. Paris’in en çok hoşumuza giden noktalarından birisi de buydu. Tüm tarihi yapılar adeta yapıldığı günkü gibi saklanmıştı. Notre Dame’ı gezdikten sonra biraz hava karardı ve önceden plandığımız şekilde tekrar Eyfel Kulesi’ne doğru yola çıktık. Şimdi sıra kulenin tepesine çıkmakta ! Kule girişinde biraz sıra bekledikten sonra artık Eyfel’in en tepesindeydik. Bütün şehir gecenin ışıklarıyla ayaklarımızın altındaydı. O zamana kadar hiç bu kadar yükseğe çıkma şansım olmasa da gördüğüm manzara beni gerçekten etkilemişti. Kulede bir de Paris sokaklarında görmediğimiz kadar Türk’ü görme şansımız oldu. Zaten hal hareketlerden herkes arkadaş ben Türküm diyordu 🙂 (Eyfel hakkında detaylı bilgi için tıklayın) Eyfel üzerinden Paris bambaşka gözüküyordu. Kule üzerinde biraz zaman geçirdikten sonra gecelemek için tekrar otele döndük. Artık bize normal gelecek bir kararla sabah Lüksemburg’a geçmeye karar verip uyuduk.


snack istanbul

13 Eylül 2006 – Paris – Lüksemburg

Artık bize olağan gelecek şekilde aldığımız kararla Lüksemburg’a gitmek üzere biletimizi aldık ve tren saatini beklemeye başladık. Tren saati gelmek üzereyken bir anda trenin aslında bizim beklediğimiz Gare De Nord’dan değil de diğer tren istasyonundan kalkacak olduğunu farkettik. Yapacak birşey yok deyip bütün eşyalarımıza rağmen koşturup gittiğimiz tren istayonunda kalkmak üzere olan trenin bizim tren mi değil mi diye anlamaya çalışırken treni kaçırdık ve 3 saat sonra olan bir sonraki treni istasyonda beklemeye başladık. Sağdan soldan devamlı birşeyler aldığımızdan dolayı yanımızdaki eşyalar git gide artmıştı. Bütün bu eşyalarla Paris’te gezilmez deyip treni istasyonda beklemeye başladık. Bir sonraki trenle Lüksemburg’a geldiğimizde saat 17:30 ‘ u gösteriyordu. Lüksemburg istasyonundan çıktığımızda acaba Lüksemburg’ta hiç Türk yaşar mı diye düşünürken bizi istasyon karşısındaki  Snack İstanbul karşıladı. Snack İstanbul’da birşeyler yemek için içeri girdiğimizde çalışanlardan müşterilere kadar herkes Türk’tü. İçeride tanıştığımız Lüksemburg Tükiye Derneği Başkanı Murat Bey bize Lüksemburg hakkında bilgiler verdi. Bizi belki de en çok ilgilendirecek lafı ise “Burada hayat 18:00’de biter .”olmuştu çünkü yemekten sonra güzel bir Lüksemburg gezisi planlıyorduk ve saat de 18:00 i geçiyordu. Yemekten sonra Lüksemburg sokakaklarını gezerken Murat Bey’in ne kadar haklı olduğunu gördük çünkü merkezde bile neredeyse bütün sokaklarda in cin top oynuyordu. Bu arada kişi başı gelirin çok yüksek olduğu Lüksemburg’da hayat korktuğumuz kadar çok pahalı değildi. Hatta avrupadaki birçok yere göre ucuzdu da.Bu yüzden marketten biraz alışveriş yaptık. Lüksemburg’da gezilecek çok yer olmadığını bilsek de sonuçta biraz da olsun hareketli bir yer bekliyorduk. Etrafta biraz dolaştıktan sonra moral bozukluğu ile tekrar Amsterdam’a  doğru sabah ki dönüş uçağımıza binmek için yola çıktık.

14 Eylül 2006 – Amsterdam’dan İstanbul’a dönüyoruz

Geceyi Amsterdam Shiphol Havaalanı’nda geçirdikten sonra nihayet uçuş saatimiz gelmişti. Duty Free’de son alışverişlerimizi yaptıktan sonra uçakta yerimizi aldık. Doruk’un yanında bulunan muhabbet kurmaya eğimli yaşlı teyze yol boyunca zaman zaman bize  laf atsa da gecenin yorgunluğundan konuşacak halimiz yoktu. Arada bir teyzelere laf atıp muhabbeti  Doruk’a yıkarak yolculuğumuzu tamamladık ve memlekete dönmenin keyfine vardık. Havaalanında sorunsuz geldiğimizi haber vermek için aradığımız ailelerden gelen cümle bizden beklentiyi açıkca anlatıyordu ” Biz sizi kaybolursunuz sandık ama çok şükür geldiniz” 🙂

Özetle Avrupa Turu 1

Özetle bu gezi Doruk’la bizim beraber çıktığımız ilk yurtdışı gezisi olmasının dışında benim için hayat boyu bir bağımlılık haline gelecek farklı kültürleri görme istediğini uyandıracaktı. Ayrıca  yurtdışında ekonomik tatil mantığının kilometre taşı olacaktı.

Bu arada yazı boyunca çok fazla gezi noktaları ile bilgiler vermediğimin farkındayım. Bu yazının sadece kabataslak bir gezi yazısı olmasını istedim. Amsterdam, Brüksel , Paris ve Lüksemburg ile ilgili çok detaylı bilgileri site üzerinde sağ barda bulunan bağlantılar ile ulaşabilirsiniz.


Amsterdam’la ilgili çok detaylı bilgiler için :Amsterdam Gezisi


Brüksel’le ilgili çok detaylı bilgiler için :Brüksel Gezisi


Paris’le ilgili çok detaylı bilgiler için :Paris Gezisi  Sayfalarını gezebilirsiniz.


Avrupa Turu Boyunca Yaptığımız Harcamalar






































İstanbul – Amsterdam uçak : 490 TL

Havaalanı – Amsterdam Treni : 3,6 €

Rotterdam – Brüksel : 25 €

Gereksiz tren rezervasyonu : 26 $

I Amsterdam Card : 31.5 €

Brüksel Hotel : 43 €

Yurtdışı çıkış pulu : 70 TL

Madame Tussauds : 15.5 €

Mini Europe : 11 €

Sağlık sigortası : 35 TL

Amsterdam Arena : 7 €

Brüksel – Paris ulaşım : 41 €

Vize : 70 TL

Amsterdam Dungeon : 14 €

Paris günlük metro bileti : 5.5 €

Vize pin : 20 TL

Amsterdam – Rotterdam treni : 12 €

Paris Hostel x 2 gece : 35 x 2 : 70 euro

Duty Free Toplam : 159 €

Rotterdam ulaşım : 6 €

Paris – Luxemburg : 42 €

Amsterdam Hostel : 36 x 3 : 108 €

Rotterdam Card : 5 €

Luxemburg – Amsterdam : 34.5 €

TOPLAM : 1025 € (Harcamalara dahil edilmeyen birçok ufak masraflar olabilir. Yemek,ulaşım vb. )

Yazım Tarihi : EYLÜL 2006


Yazı Revize : OCAK 2012


gezi rehberi

7 yorum

  • NEŞE dedi ki:

    Tebessüm ederek ve size takdirler göndererek okudum…Amsterdam ı anladım da Rotterdam da ne işiniz vardı? Rotterdam Avrupa nın en büyük liman kenti ve turizm adına ne var,ben ne biliyorum diye çok düşündüm ve saatlar süren liman turumu hatırladım..Brüksel de 3 yıl yaşadım,sizin birkaç günde gördükleriniz kısa süreli bir konaklama için son derece yeterli….Zevkle okudum ,teşekkürler..

  • GezipGordum.com dedi ki:

    Yazılarıma olan ilginizden ve güzel yorumlarınızdan dolayı çok teşekkür ederim Neşe Hanım.

  • arkutbay dedi ki:

    Hacım süper olmuş gerçekten . Gezi de yazı da . O koku da her derde devadır amma sonrasında biz oteli bulmakta biraz zorlanmıştık ( sadece pasif içicilik )

  • zynpkayaoz dedi ki:

    Bayıldım Bayıldım … geziniz sizde nasıl bir ömür boyu gezme tutkusu yarattıysa, yazınız da benim, daha çok gezmeli, görmeli, daha cesur, daha keyifli gezmeli bakış açımı canlandırdı. Harika bir deneyim olmuş. Bu deneyimi paylaştığınız ve özellikle verdiğiniz bilgiler için çok teşekkürler. I Amsterdam card’ı öğrenmiş olmak, şu an planlamaya çalıştığım Amsterdam gezimi çok kolaylaştıracak sanırım (ki yazınızı okumadan önce böyle bir karttan ve diğer ayrıntılardan haberim bile yoktu).

  • GezipGordum.com dedi ki:

    arkutbay , zynpkayaoz güzel yorumlarınız için çok teşekkür ederim. Zeynep Hanım nasıl bu gezi benim için ayrı bir öneme sahipse umarım Amsterdam geziniz de çok eğlenceli geçer ve sizin için de çok eğlenceli,unutulmayacak bir gezi olur. Bu gezimizden 1 sene sonra tekrar Doruk’la beraber yaptığımız daha uzun süreli Avrupa gezimizi şu linkten okuyabilirsiniz. Saygılar .. 2.Avrupa Turumuz , 12 gün , 5 ülke ,8 şehir

  • maliho dedi ki:

    Gezmişsiniz o kadar yeri de pek mutlu olmamış ve beğenmemişsiniz gibi geldi bana yazınızdan 🙂 Yurtdışında Türk restoranı arayan ve oralarda yemek yeme işine hayret ediyorum :))

  • GezipGordum.com dedi ki:

    Aslında gezi çok eğlenceli bir deneyim oldu ama tek sıkıntı o geziye yeteri kadar araştırma yapmayıp geziden hak ettiği verimi alamadan dönmek. Bunu da insan daha çok gezdikçe anlıyor. Yoksa gezi yaptığım en zevkli gezilerden 🙂 Yemek konusunda biraz mız mız olduğumu kabul ediyorum 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*