Kendingez » Ülkeler » Türkiye » İçel » ÇATIÖREN HARABELERİ
2583
Gezdiği Yerler:Anadalou baştan başa
Bu Yazının Gösterilme Sayısı : 1348
Bu Yazıya Verilen Toplam Puan : 29

ÇATIÖREN HARABELERİ

Kategorisi: Kültür/Sanat
|
Gezi Tarihi: 01-02-2012
|
Yazı Tarihi: 04-02-2012

 

                                                  

 

            Çok yazılır, çok söylenir durur; Anadolu’da en fazla insan yaşamış yer, Eğe’den sonra şu bizim Kilikya’dır denir hep. Çeşitli kavimler gelmiş geçmiş ve hepsi de kendinden bir iz bırakmış, araştır araştır, toprağı deş deş o izlerin sonu gelmez.


           
                                                      Çatıören Harabeleri
         
Çatıören de o araştırmakla bitiremediklerimizden, yanlış oldu, hiç mi hiç araştırmadığımız eski yerleşim yerlerinden biri. O kadar ki, şehri kuranlar ve sakinleri hakkında bilgi sahibi olmadığımız gibi şehrin asıl adını da bilmiyoruz ve ona “yıkıntı” sözcüğünün karşılığı olan “ören” kelimesinin başına bir de “çatı” eklemişiz, o koca antik kent olmuş sadece bir “Çatıören”. Bir bilim insanımız çıkıp da orada bir inceleme, araştırma veya kazı yapmamış, bu kentte yaşayan halkı, insanlar bu kente hangi adı vermişler, öğrenelim ve şehri kendi adıyla analım.


         
                                 Harabelerin bulunduğu tepe
           
Evet, o asıl adını, sanını bilmediğimiz Çatıören’e son bir kez daha gittim geçen gün. Daha öncekilerde kendi adıma gezip görmüştüm hep; bu sefer aklıma geldi, “Yüzeysel de olsa, bura ile bilgileri, görüntüleri diğer tarihseverlerle neden paylaşmayayım,” dedim kendi kendime. Ola ki, onların da bu bölgeye yolları düşer, merak ederler ve Çatıören’i görmek nasip olur. Bu tarihi eserler bütün halkımızın, hatta insanlığın ortak malıysa, geçmişin derinliklerine dalıp, eskilerin ne harikalar yarattıklarını seyretmenin hazzını almak onların da hakkıdır elbette.

          
                                                Bir ev kalıntısı Bizans kemeri.
           
Çatıören’e gidebilmek için başta dağ yollarına sürmeye elverişli, altı biraz yüksek bir arabaya ihtiyaç var. Hurdaya ayırmayı düşündüğünüz bir aracınız bulunuyorsa o da olur.

            İhtiyacı olabilecekler için adresi şöyle bir tarif edeyim: Mersin’den Antalya yönüne doğru giderken, Erdemli’den sonra 20. km’de yeni adıyla Ayaş, eski adıyla Elaiussa-Sebaste’ye gelmiş olursunuz. Orada, yolun sağ tarafında bir antik tiyatro ve hamam kalıntıları göreceksiniz. Antik tiyatronun yanındaki yola sapıp, yukarı doğru 7 km giderseniz Çatıören Harabeleri’ne varırsınız. Orada “Çatıören” diye bir tabela da var zaten. Yolun ilk bir buçuk kilometresi asfalt; ben, asfalt dedim ama yine de siz arkası arkasına dizelenmiş köstebek yuvası gibi çukurlara karşı dikkatli olmalısınız.

            Tarihi eserleri gezerken her yerde karşımıza çıkan zorluklar burada da fazlasıyla var ne yazık ki. Nereye adımınızı atsanız dikenli, dikensiz çalılarla kaplıdır, aralarından yol bulup geçebilmek için epey bir cebelleşmek zorunda kalırsınız. Yüzünüzü çizip, kulağınızı parçalayan, giysilerinizi yırtan çaltı dikenleri, yılma derecesine getirecek kadar usandırır sizi. Ama bildiğim bir şey var; tarihseverler öyle azimlidirler, bu gibi zorluklar filan onları kolay kolay amaçlarından caydıramaz.

         
                                           Bizans Kilisesi

           
Çatıören’e vardığınızda karşılaşacağığınız ilk yapı bir Bizans Kilisesi olur. Kilisenin iki duvarı, apsisi ile diakonikon ve prothesis kısımları henüz ayakta. Bu yapının hemen güney tarafında ise iki roma mezarı var ama her ikisinin de yarıdan fazlası yıkılmış. 
           
                                                                       Bizans Kilisesi ve karşıda kule
          
            Çevrede bol miktarda kaya mezarı ve lahitle karşılaşırsınız.

          
                                                       Roma Anıt mezarı


          
                                                   Bir kaya mezarı

           
Çatıören Harabeleri’nin büyük bir bölümü ve en önemlileri, iki vadinin birleştiği yerde bulunan tepeciktedir. Duvarlar incelendiği zaman ta Helenistik Dönem’den tut Bizans’ın sonuna kadar burada bir şehir yaşamının olduğunu düşünebiliriz. 
              
                                                                       Hermes Tapınağı'nın giriş kısmı.

           İlk zamanlarda bir kale bile vardı belki; savunmaya çok elverişli bir yer çünkü.

              
                                            Hermes Tapınağı 

      
Çatıören’i gezerken en ilginizi çekecek yapı Hermes Tapınağı’dır. Poligonal ve yüzü düz taşlarla yapılmış, tapınağın ana kısmının dört duvarı ile giriş bölümünün iki duvarı sağlam duruyor ve görünüşe bakılırsa epey de duracak gibi. Kapının üstündeki iki taşta Hermes’in simgesi olan kanatlı pabuçlar, arkeolojideki adıyla Kerykeion’lar, fazla bir aşınmadan günümüze kadar kalabilmişler. Bu, biraz da taşın sağlamlığından kaynaklanıyor tabi. İçeri girmeden önce kapının sağ tarafındaki yazıt da doğa olaylarından pek bir etkilenmeden günümüze kadar gelebilmiş ama şimdiye kadar okunup da Türkçeye çevrilmişine hiç rastlamadım.

            
                                                     Kanatlı Pabuçlar.

           
Tapınağın batı duvarının güney-batı köşesinde bir kabartma var; biraz yıpranmış, boğa başı mı, koç başı mı ben pek ayırt edemedim ama muhtemelen boğa başı. Belki bir de siz tahmin etmeye çalışırsınız diye resmini koydum.

          
                                                                       Boğa başı kabartması

           
Tapınağın biraz güney ve karşısındaki kule, yapılış itibariyle tapınak kadar sağlam olmadığı için üstten bayağı bir kısmı yıkılmış.

 
         
                                                Kule

           
Ören yerlerinin çoğunda olduğu gibi, defineciler burayı da delik deşik etmişler. Özellikle tapınak ile kilisenin çevresinde eski ve yeni, kazılmadık yer kalmamış. Hâlbuki aynı çalışmayı kendi tarlalarında, bahçelerinde yapsalar ne biçim ürün alırlardı kim bilir.

            Ören yerini gezerken, bu bölgede sık sık rastladığımız su sarnıcı, zeytinyağı dinki ve şıhranalardan çok sayıda görebilirsiniz. Malum, Roma ve Bizans çağında Kilikya bölgesi şarabı ve zeytinyağıyla ünlüydü; imparatorluğun şarap ve zeytinyağı ihtiyacının büyük bir kısmı buradan karşılanıyordu. Sarnıçlar ise Toroslar’ın bu kısmında akarsu bulunmadığı için yağmur sularını biriktirip, içme ve kullanma amacıyla yapılmıştı.

            Tepeciğin doğuya bakan yüzünde Helenistik Dönem’den kalma bir yapının savunma gerekçesiyle yapılmış, askeri bir yapı olduğunu düşündüm. Pencereleri dışardan bakıldığı zaman bir çizgi kadar dar, ama içerden bakıldığında üçgenimsi bir şekli var, içerden dışarı çok geniş bir alanı gözetlemek mümkün; kale mazgallarının bir benzeri yani.


       
                               Savunma amaçlı yapı ve kule

           
Her gelişimde uğramadan gitmek istemediğim görkemli bir mezar vardı ve orası benim çok hoşuma giderdi; ayrılmadan bir de oraya uğrayayım, dedim. Bu kez büyük bir düş kırıklığına uğradım varınca: Mezarda, üzerinde birkaç kişinin rölyefi olan bir sunak taşı vardı ve yere yatmış bir şekilde duruyordu, bütün aramalarıma karşın onu bir türlü bulamadım. Çevrede bakmadık yer bırakmadım fakat kesinlikle yoktu. Daha önceki pek çokları gibi o da çalınmıştı anlaşılan. Bir resmini çekmemiş olmam büyük bir ihmalkârlıktı ve bunun için adeta kendime lanet okudum.

          
                                           Sunak taşı kaybolan mezar kalıntısı.

           
İçimde bir burukluk vardı Çatıören’den dönerken: Binlerce yıllık tarihi eserlerden her gün bir şeyler eksiliyordu, hep kaybediyorduk, hep bir daha dönmemecesine gidiyorlardı.

 

            Mustafa Sağlam

 

 

Yazı ile İlgili Yorumlar

- Zeynep 06-02-2012 14:14:17

ellerinize sağlık
- NEŞE 07-02-2012 14:46:36

Mustafa bey,hep yazarım ya,siz olmasanız bu bölgeler hakkında böyle detaylı bilgi edineceğimiz ne kadar az dostumuz var !! Evet,bölge çok uygarlık barındırıyor,Hitit çağında bile Kizzuwatna adı ile anılırdı ve Pudu-Hepa gibi ünlü bir kraliçenin de yurduydu...Hermes tapınağı çok ilginç,poligonal kiklopik taşlar ,eski Yunan mimarisinde de çok var,özellikle Yunanistan ın Adriyatik kıyısındaki kalıntılarda çok gördüm..Anadolu da bu tip duvar örgüsü kısıtlı gibi...Çok teşekkürler,bu bölgeden haberlerinizi bekliyorum.
- mcatullus 07-02-2012 17:47:53

Yazıya yorum yazan her iki dosta da teşekkür ediyorum. Sevgili Neşe, bu mimari tipine, bu bizim Kilikya Bölgesi'nde özellikle anıtmezar ve tapınaklarda sık sık rastlamak mümkün. Ama ne yazık ki koruyamıyoruz; defineciler ve hırsızlar tarafından hızla yok ediliyorlar.
Yurtiçi ve Yurtdışı uçak biletlerinizi www.biletbayisi.com dan alın, THY, Pegasus, Atlasjet havayollarından daha ucuza uçak bileti satın alın!
Haberler
Etkinlikler
Foto Analiz